KURÂN’IN SIRRI

Ahmed Hulûsi

Ağırlıklı olarak “Hakikat ilmi” yönüyle açıklamaya çalıştığımız Kur’ân-ı Kerîm çözümü, maalesef bazı anlayışlarda her şeyin insanda başlayıp bittiği anlayışını oluşturmuştur.

İnsanın Hakikati itibarıyla tüm yazdıklarımız elbette ki tüm hakikat ehli tarafından paylaşılan şeylerdir.

Ne var ki…

Her şey bundan ibaret değildir.

İçinde yaşadığımız Evren’de, Galaksi’mizde, hatta Güneş Sistemi’mizde, beş duyuya dayalı bilimin henüz tespit edemediği ama şartlanmasız objektif düşünen beyinlerin son derece makûl gördüğü sayısız değişik türlerin varlığı inkâr edilemez!

İnsanın hakikatini oluşturan oluşum mekanizması-sistemi muhakkak ki diğer türlerde de olabilir.

Kur’ân-ı Kerîm’e göre ise bunlar vardır!

Gerek İbrahim (a.s.), gerek Lût (a.s.) ve gerekse Hazreti Meryem olaylarında “Rasûller” olarak tanımlanan bu tür varlıkların olaylarını defalarca görüyoruz.

Ayrıca Cibrîl adıyla işaret edilen ve “melek – kuvve” olarak tanımlanan varlığın da, beynin ürettiği hayal mahsulü bir varlık olmayıp; algılama sistem ve kapasitemizin ötesindeki bir tür olduğunu; ancak ona dair görüntülerin beynin işleyiş mekanizması sonucu olarak oluştuğunu rahatlıkla ifade edebiliriz. Keza diğer isimlerle anılan “melek”lerin de!

Beynin çalışma mekanizmasını henüz kavramaya başlayıp dile getirdiğimiz bu süreçte şimdilik bu konuda daha fazla konuşmanın uygun olmayacağını söyleyebilirim.

Şunu da eklemeliyim ki ki, inanıyorsanız samimiyet ve dürüstlüğüne, Başta Abdülkerîm el Ciylî veMuhyiddini Arabî olmak üzere pek çok hakikat ehli zevât, bu türlerle bilemeyeceğimiz bir şekilde iletişim kurmuşlardır. Bunlardan başka şu âyet de dikkat çekicidir:

Ma kâne liye min ılmin Bil Meleil A’la iz yahtesımun;

“Mele-i Âlâ’daki tartışma hakkında ilme sahip değilim.” (38.Sâd: 69)

Ayrıca “Mele-i Â’lâ” diye isimlenen bir kısım varlıklar ve bazı işlevleri hakkında, İlâhiyat Profesörü Hayreddin Karaman tarafından dilimize çevrilmiş “Şah veliyyullâh Dehlevî”nin çok ünlü eseri “Hüccetullahil Baliga”da da çok enteresan açıklamalar mevcuttur.

Rasûlullâh AleyhisSelâm’ın “Beni Refik-i Â’lâya arkadaş et” şeklindeki duası ehline büyük ışık tutar bu konuda!

Dolayısıyladır ki…

Olayın yalnızca içsel boyutuna kapanıp, dışsal – evrensel boyutundan da perdeli olmamak gerekir düşüncemize göre.

Bu arada 40 yıl önce yazmış olduğumuz “RUH İNSAN CİN” kitabında vurguladığım gibi, günümüzde pek çok cinnî olayların “melekî ilişkiler” gibi pazarlanmasına karşı da uyanık olmak gerekmektedir.

 

18 Haziran 2010