ZİNÂ KONUSUNDA GÖRÜŞLERİMİZ

YAZILAR

Ahmed Hulûsi

TEMPO BAŞLIK ATTI KAPAKTA:
A.H. BÖYLE BUYURDU: ZİNA GÜNAHLARIN EN HAFİFİ

Konuya açıklık getirelim…

Bu başlığa neden olan ifade Ahmed Hulûsi’nin yıllar önce yayınlanmış olanOkyanus Ötesinden isimli kitabından alınmıştır.

Okyanus Ötesindeki metni nakletmeden  önce Zina konusundaki net görüşümüzü belirtelim.

Zina, muhakkak ki Kebâir diye isimlendirilmiş büyük günahlardandır.

Ne var ki, bundan çok daha büyük günahların olabileceğini ifade sadedinde “bunun kadar küçük günaha BENZEYEN şey görmedim” denilmiştir İbni Abbas tarafından.

Zina konusunda İbni Abbas hadisinin Arapça’sında “ma raeytü şey’en eşbehe bil-Lemem”(küçük günaha benzeyen bir şey görmedim) diye geçer… yani esas olarak tanımlama “Zina,  küçük günaha benzeyendir”. Anlamındadır.

Burada anlatılmak istenilen, zinanın önemsiz olduğu anlamı değil; insanlara zarar veren bazı fiillerin (gıybet gibi, sigara gibi), davranışların bazı büyük günahlardan daha önemli olduğunu vurgulamaktır. Zina büyük günahlardandır!. Ne var ki, hadislerde de belirtildiği üzere sonuçta 2 kişi arasındadır. Allah diler cezalandırır diler bagışlar. İnsanlara zarar verip kul hakkı getiren bir çok fiil ise bu günahlar kadar veya daha fazla günah ihtiva etmektedir.

Dolayısıyla, A. H. “zina küçük günahtır”, fetvası vermiyor; zinadan daha büyük, insanlara zarar veren yapılmaması doğru olan fiiller  olduguna dikkat çekmek istiyor!.

Mesela Kurân’da “fitne/fesad kıtalden (adam öldürmekten) daha şiddetlidir/büyüktür” deniliyor… Şimdi buradan, “kıtal= adam öldürmek” önemli bir şey değil, hükmü mü çıkar?… Ya da “tercih sana kalmış, bunlardan birini tercih et” mi, denilir… sanki bunları yapmak zorundaymışın veya bunlardan biri tavsiye ediliyor, kolaylaştırılıyor gibi…. oysa burada “gıybet” ya da “sigara”  O KADAR ZARARLI Kİ; kesinlikle uzak durun, denmektedir…

Bu konudaki Hadisler ve Gazalî’nin yorumu şöyledir:

İbni.Abbas r.a. Ebu Hüreyre r.a. yoluyla şöyle rivayet eder: Nebi s.a.v.den şu rivayetinden daha küçük bir günaha benzer hiç bir şey görmedim: “Allah ademoğluna zinadan nasibini takdir etmiştir…hiç şüphesiz ademoğlu mukadder olan bu akibete erişecektir…. imdi göz zinası bakmaktır, dil zinası görüşmektir… nefsin de temenni ve iştihası vardır… tenasul uzvu ise ya ya bunları tasdik eder veya yalanlar”… Buhari’nin Diyanet tarafından basılan Tecrid tercümesi 12.cild, sayfa 323, hadis no:2132

“Gıybetten sakının; çünkü gıybet zinadan daha şiddetlidir. Kişi zina edip tevbe eder de, [bir daha yapmazsa], Allahü teâlâ onun tevbesini kabul eder. Gıybet edilen, gıybet edeni affetmedikçe, affolmaz.” [İbni Ebid-Dünya, Deylemi, Taberani, Beyheki, Tergib ve Terhib, İ. Şarani, İ. Gazali

Beyhaki abu said ve cabir r.a.lardan…

“Rasulullah buyurdu ki: “Gıybet zinadan daha şiddetlidir”… dediler ki “ya Rasulalah, nasıl gıybet zinadan daha şiddetli olur?”… Hz.Rasulullah buyurdu ki: “Muhakkak ki adam zina yapar da (sonra) tevbe eder; bunun üzerine Allah onun tevbesini kabul eder… Gıybet eden ise, sahibi(giybet edilen) onu bağışlamadıkça, bağışlanmaz”.

Evet Zina konusu kadar veya tüm çevre insanlara zarar vermesi itibariyle ondan daha da büyük önemi olan sigara konusuna adı geçen sohpette nasıl değinmiş Ahmed Hulusi şimdi de onu görelim:

26 Haziran 1998 tarihli sohbet OKYANUS ÖTESİ isimli kitaptan:

-Arkadaşlar iman konusunun neresindeyiz? Bunu düşündünüz mü hiç?…

İslâm Dini’ni ve imân bilgisini müslümanların pek çoğundan iyi bilen Hırıstiyan müsteşrikler (araştırmacılar) acaba bu bilgiyle müslüman , mümin midirler?

Vicdanımızın bize, “sen imanlısın” demesi önemli mi?…

Yoksa, amelimiz mi imanımızın göstergesi?…

Meselâ, sigara içen biri, sigaranın beynine ve dolayısıyla âhıretine zarar vermekte ve kendine zulmetmekte olduğuna imanlı mıdır, sigaraya devam ettiği sürece?..

İmandan AMAÇ, İMANIN GEREĞİ OLAN AMEL MİDİR?…

İmanın gereği olan AMEL yoksa, iman mevcut olabilir mi?…

Sigara için biri, “ben sigaranın zararlarına iman ediyorum” dese dahi, böyle bir imânı var mıdır?

O zarara iman etmiş biri, sigaraya devam edebilir mi?.. Ediyorsa, o konuda imânı hâlâ var olabilir mi?…

Her konuda gerçekçi olalım ve ne karşımızdakini, ne de kendimizi aldatmayalım!…

İman ehlinden mümine bilerek zarar gelmez” diyor Allah Rasûlü!.

Eğer çevremize veya kendimize bilerek zarar veriyorsak, bu durumda ne kadar imânlı olabiliriz?

Anlayışı kıtlara kapı açıyorum:

(Buhari Tecrid tercümesi 2132 nolu Hadise göre) Zinâ en hafif günahlardandır; iki kişi arasında kalması ve beyne direkt zararı olmaması yönünden!…

Ama sigara kişinin hem kendisine hem de çevresine bilerek zulmetmesidir ki, bu zinâdan çok daha büyük günahtır!…

Bir günahın büyüklüğü, kişinin âhıretine verdiği zararla ölçülür…

Kimsenin ne kendi beynine ne de başkasının beynine zarar verme hakkı yoktur!.

Meselâ sigaranın zararına imân diye bir konu sözkonusu olamaz!… Çünkü artık o, iman boyutunu aşmış, îkan noktasına ulaşmıştır!… Çünkü bu zarar bilimsel olarak, madden tespit edilmiştir!..

Öyleyse, ister sigara yollu, ister başka fiillerle kendisine veya çevresine bilerek zarar veren kişinin imanından ne kadar sözedilebilir?

Allah, bizi çevremize ve kendimize(kendisine) yararlı olalım diye mi yarattı; yoksa kendimize ve çevremize zarar verelim diye mi yarattı?

İman, bizi çevremize yararlı ameller konusunda yönlendirmiyorsa, o imân ne kadardır bizde?

Sigaranın misâlini her konuya yayalım..

İmân, bizi her konuda insanlara yararlı olmaya, onlara birseyler kazandırmaya yönlendirmek isterken; biz onlara yararlı olmak yerine zararlı oluyorsak, “bu mümindir” baskılı elbiseyle dolaşsak, imanlı sayılır mıyız acaba?

Önce çok önemli noktayı fark edelim…

İman, amaç mıdır, araç mıdır?

Bunun cevabını verebilmek için su soruyu soralım…

Niçin imân?

İstenen bir hususun elde edilmesi için gereklidir imân!..

Yani, imân bir ARAÇtır!.

O araçla elde etmek istediğiniz şeye ulaşırsınız…

Dünyada yaşarken, Allah Rasûlü olan Zât’a imân edenler, elbette ki onun bildirdiği güzelliklere erişmek için gerekenleri yapmayı kabul edenlerdir…

Allah Rasûlü’ne, “ben sana iman ettim” demek, “seni gördüğüm için elbette ki kişiliğine imân ediyorum” demek değildir…

Benim ölümötesi yaşamda istediğim iyi şartları bana temin etmek üzere yapmamı istediklerinin gerekli olduğunu idrâk edemesem bile, onları yapmam gerektiğine iman ediyorum; demektir.

Allah Rasûlü’nün dediklerini yapmadıktan sonra, “iman ediyorum” demek hiç bir şey getirmez insana…

Çünkü amaç, iman ediyorum demek değil; iman edilen doğrultusunda fiilleri ortaya koyarak, o fiillerin sonucuna ulaşmaktır!.

“İmân ediyorum” demek; “böyle olduğuna inanıyorum dolayısıyla bu fiillerle bu neticeyi elde edeceğimi kabulleniyorum. Bunları yapmazsam semeresini de elde edemeyeceğimi kabullendim.“ demektir.

Seni istediğin sonuca ulaştırmayacak fiiller içindeyken, o konuya iman ettiğini söylemen, yalnızca kendini aldatmak, kandırmaktır ve sonucu da hüsrândır!

Allah Rasûlü’nün senin imânına ihtiyacı yoktur!.

Meleklerin de senin imânına ihtiyacı yoktur!.

Kısaca, hiç bir yaratılmışın ve de Yaratanının senin imânına ihtiyacı yoktur!.

İmâna sen muhtaçsın!.

Niye?…

Kafan yeterli derecede çalışıp, o konudaki gerçeği, sistemi idrâk edemediğin için, söylenene iman yollu yaklaşıp onun gereği fiilleri ortaya koyarak neticede, elde etmek istediğine ulaşmak için!..

Yani netice şudur ki… İmân, idrâk edemediğin konuda aklının stop etmesi dolayısıyla durmayıp ilerlemene devam için gereklidir!..

Soru

-Ama imâna akıl ile varılmaz mı esas olarak; yani insanın mantığına kabul ettirerek imân etmesi gerekmez mi?..

Üstad

-Aklı olmayanın imanı da olmaz!

Aklın yetmediğine iman gerekir…

Aklın ihâtası içinde kalana zaten imân gerekmez, o yakîn hükmündedir ve o durumdaki aklın konusu ikandır, imanı geçmiştir.

İmanın gereğini uygulamak dahi gene akıl işidir…

Kişinin aklı yaşamına hâkim olacak düzeyde değilse, o zaman kişi imânın gereklerini yerine getiremez.