DUA VE ZİKİR

Ahmed Hulûsi

Türkçe

  1. Arz(beden), şiddetli bir sarsıntı ile sarsıldığında;
  2. Arz, ağırlıklarını dışarı çıkardığında,
  3. İnsan(bilinç, bedene bakarak):“Buna ne oluyor?” diyerek (panik yaşadığında),
  4. İşte o süreçte haberlerini söyler.
  5. Rabbinden ona vahiy ile.
  6. O gün insanlar, gruplar hâlinde çıkar ki çalışmalarının sonucunu görsünler!
  7. Kim bir zerre ağırlığınca bir hayır yaparsa, onu görür.
  8. Kim de bir zerre ağırlığınca bir şerr yaparsa, onu görür.

Türkçe ve Arapça

Euzü Billahi mineş şeytanir racim1

BismillahirRahmânirRahiym2

1-) İzâ zülziletil Ardu zilzaleha;
Arz (beden), şiddetli bir sarsıntı ile sarsıldığında;

2-) Ve ahrecetilArdu eskaleha;
Arz, ağırlıklarını dışarı çıkardığında,

3-) Ve kalel İnsanu ma leha;
İnsan (bilinç, bedene bakarak): “Buna ne oluyor?” diyerek (panik yaşadığında),

4-) Yevmeizin tühaddisü ahbâreha;
İşte o süreçte haberlerini söyler.

5-) Bienne Rabbeke evha leha;
Rabbinden ona vahiy ile.

6-) Yevmeizin yasdurun Nasu eştaten li yürav a`malehüm;
O gün insanlar, gruplar hâlinde çıkar ki çalışmalarının sonucunu görsünler!

7-) Femen ya`mel miskale zerretin hayren yerah;
Kim bir zerre ağırlığınca bir hayır yaparsa, onu görür.

😎 Ve men ya`mel miskale zerretin şerren yerah;
Kim de bir zerre ağırlığınca bir şerr yaparsa, onu görür.

www.ahmedhulusi.org

1İnsandaki vehim kuvvesinin şartlanmalarla “yok”u var, “var”ı yok olarak düşünmesi sonucu; insana kendini Allâh Esmâ`sı dışında bağımsız bir varlık ve beden kabul ettiren; bunun sonucu olarak da gökte bir tanrı kabulüne yönlendiren, taşlanmış şeytanî vesveselerden, Hakikatim olan Allâh Esmâ`sının koruyucu kuvvelerine sığınırım.

2İsmi Allâh olanın, hakikatim olan Rahman ve Rahıym Esmâ`ları özellikleriyle…

Arapça

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

1 اِذَا زُلْزِلَتِ الْاَرْضُ زِلْزَالَهَا 
2 وَاَخْرَجَتِ الْاَرْضُ اَثْقَالَهَا 
3 وَقَالَ الْاِنْسَانُ مَا لَهَا 
4 يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ اَخْبَارَهَا 
5 بِاَنَّ رَبَّكَ اَوْحٰى لَهَا 
6 يَوْمَئِذٍ يَصْدُرُ النَّاسُ اَشْتَاتًا لِيُرَوْا اَعْمَالَهُمْ 
7 فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ 
8 وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ 

Hazreti Rasûlullâh, kısa sûrelerden bazıları hakkında şöyle buyurmuştur:

“İzâ zülzilet Kurân’ın yarısına denktir!.. ‘Kul HUvAllâhu EHAD’ üçte birine denktir… ‘Kul yâ eyyühel kâfirûn’ dörtte birine denktir.”

Bu hadîs-î şerîfde anlatılmak istenen husus anlayabildiğimiz kadarıyla, şudur:

Kur’ân-ı Kerîm başlıca iki ana tema üzerine inşa edilmiştir:

1. Tapılacak bir tanrı olmayıp; Allâh’ın Vahdâniyetini ve Vahdetini fark edip idrak etmek ve elden geldiğince gereğini yaşamak.

2. Ölümü tatmak suretiyle başlayacak yeni düzen için dünya hayatı sırasında birtakım çalışmalar yapma mecburiyeti ve kişinin müspet ya da menfi kendisinden meydana gelen her zerre miktarı bile olsa fiilinin neticesiyle kesinlikle karşılaşacağı gerçeği…

İşte yukarıda bahsi geçen “Zelzele Sûresi” ikinci maddenin tam bir özeti mahiyetinde olduğu için, anladığımız kadarıyla, Kur’ân-ı Kerîm’in yarısına denk olarak nitelendirilmiştir.

Bilgi:

Zelzele Sûresi’nin ilk okunduğu anda anlaşılan en zâhir mânâsı yukarıda ifade ettiğimizdir… Ne var ki, bu sûrede sadece bu mânânın anlatıldığını sanmak, sadece yedide biri su üstünde görülen buzdağını, gördüğünden ibaret zannetmek gafletine benzer!..

Bu hususa bir misal oluşturması için bu sûrenin iki ayrı mânâsından daha açıklayabileceğimiz ölçüler içinde söz etmeye karar verdik… Umarım bu hususların derinliğini düşünmemize faydalı olur…

Birinci iç mânâ…

“Arz” tâbiri Dünya ve yeryüzü olarak anlaşıldığı gibi, aynı zamanda tasavvuf ehli tarafından kişinin “bedeni”olarak da anlaşılır… İşte bu yönüyle konuyu ele alırsak; bu sûrenin bildiğimiz klasik ölüm öncesini anlattığını kolaylıkla fark edebiliriz…

“Kişi ölümü tadınca kıyameti kopar” hükmünce; kıyamet ahvalini anlatan Zelzele Sûresi, kişinin kıyameti olan ölüm hâlini burada şöyle anlatıyor kabul edilebilir…

  1. Beden, sinir sistemindeki biyoelektrik gücün kesilmesiyle şiddetli bir sarsıntı ile sarsılıp, tükenişe gittiğinde;
  2. Beden içindeki gizli ağırlık noktası olan RUH’u, yani holografik ışınsal bedeni serbest bırakıp dışarıya saldığında;
  3. Kendinde hiçbir değişiklik olmaksızın, bedeninde olan bu değişikliği hissedip, görüp, yaşayıp, kendini RUH bedeniyle tanımaya başlayan insan büyük bir hayret, şaşkınlık ve telâş içinde buna ne oluyordediğinde…

4 – 5. Rabbinin vahyi sonucu olarak beden, bütün özelliklerini ve çalışma sistemini, hâlini ve âkıbetini, kişinin kendisiyle neler yapabileceğini ve artık kendisi olmaksızın, neler elde etmekten mahrum kalacağını, bedenli yaşamın kendisi için geçmişte ne kadar büyük bir nimet olduğunu açıklar lisanı hâl ile…

  1. İşte ölümü tadış anı olan o bedenleri terk anını yaşayan insanlar, tüm yaptıklarının ve neticelerinin görülmesi için yeni bir bedenle bâ’s olarak, biyolojik bedenlerinden çıkarak kişisel kıyametlerini yaşarlar…
  2. Kim zerre ağırlığında bile olsa, yani en önemsiz gördüğü düşünce ve fiillerinin sonucu olan hayrı, kitaplarında yazılı olarak ve eserlerini karşılarında görürler…
  3. Kim zerre kadar kötü bir düşünce ya da fiil gerçekleştirmişse, bunu da kitabında ve kendi beyin dalgalarından forme olmuş biçimde karşılarında görürler!..

Evet, bu açıklamaya çalıştığımız husus, kişinin, bildiğimiz fizik-biyolojik yapısıyla ilgili olan kıyametiyle alâkalı olan husus idi…

Şimdi de bazı kişilerde gerçekleşen “ÖLMEDEN ÖNCE ÖLMEK” diye tanımlanan başka bir bâtınî anlam ile Zelzele Sûresi’ndeki mânâyı yorumlamaya çalışalım…

  1. Mevcudat şiddetli bir sarsıntı ile sarsılıp basîretinde dağılmaya başladığında… Varlığın aslının, orijininin, Hakk’ın Esmâ’sı olduğunu müşahede ederek; bu hakikatin ortaya çıkması sonucu, zâhir görüntü, basîretinde parçalanıp yok olmaya yüz tuttuğunda…
  2. Mevcudatın özündeki Hakk’ın varlığı, yani, o mevcudatı var gösteren Allâh isimlerinin mânâları, sırları bâtınken zâhir olmaya başladığında;
  3. Ve insan, tüm mevcudatta var sandığı varlıkların bir serap gibi yok olup, Hakk’ın varlığı yanında bunların yok hükmünde olduğunu müşahede etmeye başladığında büyük bir hayret ve şaşkınlık içinde, buna ne oluyor böyle ki, her şey yok olup, sadece Allâh vechi Bakıy kalıyor, dediğinde…
  4. Mevcudat, kendisindeki bütün Esmâ mânâlarını o basîreti açılmış kişiye açıklamaya başlar… Her bir birimin hangi Allâh isminin mânâsını açığa çıkarmak üzere var olmuş olduğunu haber verir… Ve anlar ki böylece insan, gayrı bildiği, hep O’nun Esmâ’sının eseriymiş!..
  5. Ki bütün bunlar Rabbinden vahiy ile meydana gelir, Rubûbiyet mertebesinin hükümleri tüm mevcudatta vahiy yollu aşikâr olur… Ve kişi bunu da fark eder!..
  6. İşte bu ölmeden önce ölmüş insanlar, daha önce neleri nasıl yapmış olduklarını apaçık görecekler ve bunların altındaki sırları da fark etmeye başlayacaklardır.
  7. Kimden zerre kadar hayırlı bir fiil meydana geldiyse onu ve dolayısıyla neticesini görecek…
  8. Kimden de zerre kadar şerr meydana geldiyse onu da tespit edecektir.

Elbette bunun da derinliğinde daha başka mânâlar mevcut ki, bunların yeri bu kitap olmadığı için bu mânâlara değinmiyoruz.

Allâh cümlemizi, yüzeyde, şekilde, görünüşte kalma belâsından korusun; görünenlerin ardına geçmeyi, iç mânâları, derinlikli anlamları müşahede etmeyi nasip etsin…

Ancak, bizler için, sadece bu sûrelerin Arapçasını okumak yeterli olmayıp, hiç olmazsa bir Kur’ân meâlinden istifâde ederek son derece dar kapsamlı da olsa, ana hatları ile ne anlatılmak istendiğini bilmemiz gerekir.

Zira, Kurân’da, “BİZ BU KURÂN’I ANLAYASINIZ DİYE” ifadesi mevcuttur… Derinliğine vukuf, elbette herkese müyesser olmaz. Ama, hiç değilse kaba çizgilerle de olsa, Kur’ân-ı Kerîm’i ana hatlarıyla anlamak ve ondan sonradır ki “İman ediyorum Kurân’da bildirilenlere” demek daha yerinde olur… Yoksa elbette ki, insanın bilmediği bir şeye iman etmesini istemek, mantığın aşırı zorlanması demektir.