Yüksek Frekans

  • Melekler aslında, orijin yapı olarak suretsiz ve şekilsiz varlıklardır. Ancak, meleğin işlevi ile bağlantılı bir frekansı vardır!. Yani, melekler, belirli çok çok yüksek frekanslardır, titreşimlerdir!. Ve, bu titreşimlerin ihtiva ettiği anlamlar söz konusudur.

    Bu frekans, her hangi bir şekilde kişinin beynine ulaştığı zaman; beyin onu, kendi veri tabanına göre tarar ve kendi veri tabanındaki en yakın frekansa uygun şekilde değerlendirir, deşifre eder!. Yani, o frekansa uygun, hayâli sureti meydana getirir. Böylece beyinde belirli bir suret oluşur.

  • Enerji… Bilimin bugün bile tespit etmekten âciz kaldığı yüksek frekanslı (titreşimli) dalgaların, devamlı dönüşümlerle en basit atom olan tek çekirdekli ve elektronlu hale dönüşmesi, bunun diğer atomlara dönüşmesi ve böylece, birin çok hâline ilk geçişi; sonra moleküllerin ve nihâyet basit maddelerin ortaya çıkışı… Sonra, iki ayrı asidin bir hayat adını ve şeklini alarak hücrelere dönüşmesi ve nihâyet evrenin en gelişmiş hücreler topluluğu olan insan beyninde zirveye çıkış… Ve zirvedeki bu beynin, zamanla tekrar inişe geçerek nihâyet toprağa dönüşü.
  •  Tümel akıl, bir birimin bir mânânın oluşmasını irade ettiği anda; o birim o varoluş gayesini gerçekleştirecek enerji olarak hayata atılmış olur… O birimin burada kaderi sözkonusudur…
  • Bazı birimler ta insanlığa kadar ulaşır… Bazıları ise daha evvelki noktalardan dönüşe geçerler… O birim, insan olmak üzere varolmuş ise, enerji-ışın atom-molekül-hücre yapılarından geçerek yâni bu dönüşümleri tamamlayarak nihayet insan halini alır.

    Bu geçiş safhalarının her birinde, o birimin gayesi, sadece içinde bulunduğu aşamayı tamamlayabilmektir…

    Meselâ, salt enerji hâlinde iken, bu hâli tamamlayıp çok yüksek frekanslı bir dalga boyu olmayı diler… Bu olduktan sonra, daha yoğunlaşmayı diler ve nihâyet dönüşümler onu atom olma hâline getirir… Atom sürecinin bir sonrası maddeleşmesidir… Maddeleşmeden sonra nebatlaşmağa geçer… Nebatlaşmanın sonu insan olması mukadder olanlar için insanların yediği hayvanlardan olmaktır… Ondan sonrası ise hayvanlık ve nihâyet insan vücuduna geçiştir… İnsan vücuduna geçtikten sonra ise, hedef bir sperm olabilme aşamasına gelebilmektir. Sperm olduktan sonraki en büyük aşama ise bir yumurta ile birleşerek, nihâyet insanlığa ilk adımı atabilmektir…

  • İNSAN ve SIRLARI” isimli kitabımızda detaylı bir şekilde izah ettiğimiz üzere, insan beyni, dinde “melek” diye tanımlanan ve “nur” yapılı olarak târif edilen son derece yüksek frekanslı ışınsal varlıklar tarafından belli bir programlamaya tabi tutularak, “ALLAH“ın isimlerinin çeşitli formüller şeklinde açığa çıkmasını sağlarlar…

  • Bizim müşahedemize, Cenâb-ı Hakk`ın bizde izhar etmiş olduğu ilme göre…

    İnsan bedenini saran sinir sisteminde akmakta olan bioelektrik gibi, dünyanın yüzeyi altında da akan “negatif” ve “pozitif” radyasyon akımları, kanalları mevcuttur.

    Şayet sizin kurmuş olduğunuz ev ya da işyeri veya çiftlik negatif radyasyon akım kanallarından birisi üzerine isabet ederse, o evde başınız hastalık ve sıkıntıdan kurtulmaz. işyerinizde daima işler ters gider. Çiftliğinizde kaza-belâ eksik olmaz, hayvanlarınız barınmaz vesaire…

    Aynı şekilde şayet eviniz, iş yeriniz ya da çiftliğiniz pozitif radyasyon akım kanallarından biri üzerine isabet ederse. Bu defa da eviniz son derece huzurlu olur. Dışardan çoğu zaman evinize kaçarsınız. işyeriniz son derece verimli, bereketli olur. Çiftliğiniz, hayvanlarınız kezâ öyle.

    İşte bu anlattığımız akım kanallarına batıda özellikle İngiltere`de de «ley» hatları deniliyor. “Negatif” olanlarına da «kara akım hatları» tâbiri kullanılıyor.

    Burada bir önemli noktaya da dikkatinizi çekmek istiyorum…

    Bu dalgalara “pozitif” veya “negatif” tâbirlerini kullanmamız, bize GÖREdir!… Bize yarar sağlaması itibariyle “pozitif”, bize yarar sağlamaması itibariyle de “negatif” deyimini kullanmaktayız… Oysa bu dalgaların kendi yönünden bir “negatif”lik ya da “pozitif”lik gibi bir ayrıcalıkları yoktur!. Yalnızca pek çok yüksek frekanslı dalgalardan daha düşük frekanslı dalgalara kadar uzanan dalga türleridirler..

    Biz Kudüs, Medine ve Mekke’deki alanların yaydıkları yüksek frekanslı dalgalara “pozitif” demişiz.. Esasen bu dalgalara Din-tasavvuf lisanında da “cemâl” veya “celâl nurları” ismi verilmiştir!..

    Bize göre “Pozitif” olarak nitelenen ışınımın nispeten daha düşük frekanslı olanlarına “cemâl nuru”; daha yüksek frekanslı olanlarına da “celâl nuru” denilir…

    Ancak dikkat edile ki… Burada anlatılan, bize çok yararlı olan bu ”cemâl ve celâl nurları” ile “mutlak cemâl ve celâl nurları” arasındaki fark, sanki kibrit ateşi ile Güneş arasındaki fark gibidir!… Gözden kaçmaya!

    İnsanların dahi “celâlli” ya da “cemâlî” diye tanımlanması, beyinlerinin yaydığı bu dalgalar dolayısıyladır.. Yani, kiminin beyninin yaydığı dalgaların frekansı, kimine göre daha çok daha yüksektir, ki biz onlara “celâlli bir kişiliği var” deriz!.

  • İşte dünyanın bedeni içindeki, “pozitif” enerji hatlarının kesişip sanki bir enerji santralı gibi yayın yaptığı en önemli merkez, Mekke`de bulunan Kâbe-i Muâzzama`nın altıdır ve bunun uzantısı da Arafat Dağı`nın altıdır!..

    Keşif sahiplerinin keşif yoluyla gördüğü bu gerçeğe Seyyid Abdülaziz Ed Debbağ da «El İbrîz» isimli eserinde değinmiş ve Kâbe`den göğe yükselmekte olan bir «nur» sütunundan, adı geçen eserinde bahsetmiştir!..

    Bu noktadaki çok güçlü pozitif enerji dolayısıyla Harem-i Şerîf`teki tüm insanların beyinleri öylesine etkilenip, öylesine güçlü bir faaliyet içine girmektedirler ki bunu anlatabilmemiz mümkün değildir.

    Nitekim bu gerçek dolayısıyla Kâbe çevresinde kılınan namaz için Rasûlullâh salla`llâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

    Kâbe`de kılınan iki rek`ât namaz, dünyanın başka mescîtlerinde kılınan namazdan 100 bin defa daha sevaplıdır!..

    Zira Kâ’be çevresinde yapılan her ibadet sırasında, yeraltından yayılan “celâl nurları” yani çok yüksek frekanslı dalgalar dolayısıyla, beyin kat rekât güçlü dalga üretimi yapmakta; hem bunu ruha güçlü olarak yüklemekte; hem de dışa dönük bir biçimde yayınlamaktadır.

  • Kâ’be ’nin altındaki enerji merkezinden, oldukça yüksek frekanslı bir dalga yayılmaktadır… “Celâl nurları” diye isimlenen bu nurlar, hem insanlarda şiddet ve celâl hâli oluşturmakta; hem de insanlardaki o ana kadar açığa çıkmamış özelliklerin beyinden dışa vurmasına yol açmaktadır!.

    Oraya gitmeden önce, normal kendi hâlinde yaşayan bir kısım insanların, oradan döndükten sonra, hiç de o güzelliklere uymayan bir yaşam biçimi içine girmesi; hatta Dinî değerleri bir yana bırakarak beşeriyetin doğal gereklerine ve sonuçlarına göre yaşam sürdürmeye başlaması işte beyni etkileyen bu yüksek radyasyon dolayısıyladır. Bu yüksek frekanslı dalgalar, onun ikincil kişiliğini oluşturan merkezleri güçlendirerek günlük yaşamının bu doğrultuda açığa çıkmasına sebep olur!.

    Nasıl ki, bir balon sönükken üzerindeki defolar belli olmaz, fakat şişirilince ortaya çıkarsa…

    Aynı şekilde, oradaki yüksek frekenslı dalgaların beyin faaliyetini arttırması dolayısıyla da herkesin ikincil özellikleri orada ortaya çıkmaktadır!. Ve böylece çok iyi tanıdığınızı sandığınız yakınınızın orada içyüzünü görmeye başlarsınız!.

    Bu çok yüksek enerji dolayısıyladır ki, Mekke’de insanlar çok “celâl”li saatler yaşarlar ve olaylarla karşılaşırlar!..

    Oraya gidenlerin de bildiği üzere, Mekke halkı genelde sert, hırçın ve celâlli insanlardır!. Bunun sebebi bizim tespitlerimize göre Kâ’be altındaki çok yüksek frekanslı dalgalardan, yani radyasyondan, ya da mecazî anlatımla “celâl nurlarının” tesirlerinden ileri gelir!.

    Misâl vermek gerekirse, Anadolu’nun herhangi bir yerine göre, Kâ’be ‘de yayılan dalgalar yüzbin defa daha yüksek frekanslı yani kuvvetli dalgalardır!.. İşte bu yüzden “Kâ’be ‘de kılınan namaz başka yerlerde kılınan namazdan 100.000 defa daha sevaplıdır”; ve de “Kâ’be ‘de düşündüklerinizden mesûl olursunuz”!.

    İşte bu yüksek frekanslı ışınım, yani “celâl nurları”, o dalgalarla haşır-neşir olarak büyüyen insanların bahsi geçen özelliklere sahip olması sonucunu getirir!..

    Gene bizim müşahedemize göre…

    Hazreti Rasûlullah Aleyhisselâm’ın, nübüvvet görevinin başlamasından hicretine kadar geçen yaklaşık onüç yıllık evresinde, Mekke’de kendisine inananların sayısının 40-50’ye ulaşabilmesinin nedenlerinden önde gelen bir sebep de bu husustur.

    Mekke’deki bu yüksek frekanslı dalgalar, genel istidat ve kâbiliyet ile programlanmış insanlarda, konuya karşı bir direnç oluşturmuş, bu yüzden de O’nun getirdiklerini inkâr etmişlerdir..

  • Şimdi gelin bu RÖNTGEN yani x-ray IŞINLARI üzerinde duralım biraz…

    Hepimizin de bildiği gibi, Röntgen ışınları bizim bedenimizden geçmekte bir film üzerine vücudumuzun çeşitli organlarına ait tesbitler yapabilmektedir…

    Hattâ bu geçiş sırasında, tıbbın da bildiği gibi, çeşitli hücrelerde ve organlarda bir kısım tahribat dahi meydana getirmektedir!… Ve bu yüzden de hamile kadınların alt bölümü ile yeni doğan çocuklara röntgen çektirilmemesi tavsiye edilmektedir.

    Oysa biz bedenimizden geçen ve hatta bize zarar veren bu RÖNTGEN IŞINLARININ vücudumuzdan geçişinden tamamen habersiz bulunuyoruz!.. Ki bu ışınların dalgaboyu yaklaşık olarak santimetrenin 100 milyonda biri kadardır…

    Peki şimdi sorarız:

    İnsan, Röntgen ışınlarının dahi varlığını ve vücudundan geçtiğini beş duyusuyla tesbit edemezken, acaba nasıl olur da daha yüksek frekanslı dalgaların varlığını inkâr eder?.. Yahut böyle birşey olmaz, der?..

    VE DAHİ, BİLEMEDİĞİ FREKANSTAKİ O DALGALARIN MÂHİYETİNİ iNKÂR MÂNÂSINA GELEN, YAPISININ BU ÇEŞİT DALGALARDAN MEYDANA GELDİĞİ AÇIKLANAN BİR TAKIM YARADILMIŞLARI inkâr EDER ?..

  • Kâbir âleminde de kişi, bir tür rüya gibi, dünyada edindiklerinin getirisini otomatik olarak seyretmekte ve yaşamaktadırlar. Bazen zevkle, bazen kabûslar şeklinde!

    Artık dünya ile iletişimi kesilmiştir… Yalnızca, dünyadakilerin kendisi hakkındaki yönlendirilen düşüncelerini ve dualarını, anladığı kadarıyla Kurânsal mesajlarını almaktadır… Fakat bütün bunlar onu uzun süreli meşgul etmemektedir. Bu tıpkı, tek yönlü çalışan bir receiver(alıcı) gibi olmaktadır. Ruhun beyninde oluşan dalgalar, bizim beynimizin alma kapasitesinin çok üstünde olan yüksek frekanslı dalgalar olduğu için, onların alınması insanlar tarafından mümkün olmamaktadır. İnsan beyinleri bazı şartlarda, en fazla cin boyutundakilerin dalgalarını değerlendirebilmektedirler.

  • Her gezegen veya yıldızın canlıları başka başka türlerdir ve değerleri de birbirlerinden son derece farklıdır..

    -Kim bu “Delfyalı“lar ?.. Yani ne biçim şeyler ?… Biz biliyoruz ki, Jüpiter, gaz kitle yıldızıdır… Madde yapısı yoktur !.. Yâni, elle tutulur bir yanı yoktur, demek istedim…

    – Evet, doğru biliyorsun… Ama, “Delfyalı”ların da zaten madde bedenleri yoktur !..

    – Peki onlar bizi biliyorlar mı ?..

    -Onlar için sizler görünmezsiniz… Ama onlar sizleri biliyorlar!..

    -Pardon anlayamadım..? Hem bizleri göremediklerin söylüyorsun, hem de bizi bildiklerini ifade ediyorsun..?

    -Elbette !… Onlar, sizleri, yaymakta olduğunuz beyin dalgalarınızdan değerlendirirler… Onlar da , son derece yüksek frekanslı dalgalardan oluşan “akbeden”lerdir !..

    Akbeden.. ? Bu da ne demek ?.. Hiç duymadım bu kelimeyi daha önce !..

    -Sırf iyilik güzellik, olumluluk gibi fikir dalgalarından oluşmuş mikrodalga diyebileceğimiz bir tür beden !..

    Sanki beyaz ile şeffaf arasında bir beden… Bu sebeple “akbeden“liler de deriz “Delfyalı” lara…

Kavram hakkında henüz bir not alınılmadı.

Halife-i Tam

Konu hakkında bilgiler Ahmed Hulûsi “HALİFE-İ TAM” (Abdullah ismiyle tanınan, “Abdiyyet sırrı”na ermiş kişi). Abdullah isminin, “Hil…

Oku »

Hakikat-ı Ahmediye

Konu hakkında bilgiler Ahmed Hulûsi  Soru -Hakikatı Ahmediyet makamını izhar eden bir birimin ilmi ne yönlüdür.?.. Üstad -Hakikatı Ahmediye izhar edilmez!… Edil…

Oku »

Sabr

ES SABUR… Her yaratılmış olanın amacına uygun işlevini yapmasını bekleyip, o işlevini tamamladıktan sonra sonuçlarını yaşatan. Zâlimin zulmüne müsaade etmesi, y…

Oku »