DUA VE ZİKİR

Ahmed Hulûsi

Türkçe

1. Yâ Siiin (Ey Muhammed)!

2. Ve Kur’ân-ı Hakiym (ve bildirdiği Hikmet dolu Kur’ân)!

3. Kesinlikle sen Rasûllerdensin.

4. Sırat-ı müstakim üzeresin.

5. Aziyz ve Rahıym’in sende tafsilâtlı olarak açığa çıkardığı ilim ile!

6. Ataları uyarılmamış, bu yüzden (hakikatlerinden, Sünnetullâh’tan) kozalı olarak yaşayan bir toplumu uyarman için.

7. Andolsun ki onların çoğunluğuna o söz (Cehennem, insanların ve cinlerin çoğuyla dolacaktır; sözü) Hak olmuştur! Bu sebeple onlar iman etmezler!

8. Muhakkak ki biz onların boyunlarında, çenelerine kadar dayanmış boyunduruklar (şartlanma ve değer yargıları) oluşturduk! Artık (onlar kendi hakikatlerini göremezler) başları yukarı doğru kalkıktır (benlikleriyle yaşarlar)!

9. Onların önlerinden bir set (geleceği göremezler) ve arkalarından bir set (geçmişlerinden ders almazlar) oluşturduk da böylece onları bürüdük… Artık onlar görmezler.

10. Onları uyarsan da uyarmasan da birdir; iman etmezler!

11. Sen ancak Zikre (hatırlatılan hakikate) tâbi olan ve gaybı olarak Rahmân’dan haşyet duyanı uyarırsın. Onu bir mağfiret ve kerîm bir bedel ile müjdele!

12. Kesinlikle biz, evet yalnız biz ölüleri diriltiriz! Onların yaptıklarını ve meydana getirdikleri eserleri yazarız! Biz her şeyi İmam-ı Mubiyn’de (beyinlerinde ve ruhlarında) ihsa ettik (tüm özellikleriyle kaydettik)!

13. Onlara o şehir halkını örnek ver… Hani oraya Rasûller gelmişti.

14. Hani onlara iki (Rasûl) irsâl ettik de o ikisini de yalanladı lar… Bunun üzerine bir üçüncüsü ile güçlendirdik de: “Doğrusu biz size irsâl olunanlarız” dediler.

15. Dediler ki: “Siz bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsiniz… Rahmân da hiçbir şey inzâl etmedi… Siz ancak yalan söylüyorsunuz.”

16. (Rasûller) dediler ki: “Rabbimiz biliyor ki, gerçekten biz size irsâl olunanlarız.”

17. “Bize ait olan sadece apaçık tebliğdir.”

18. Dediler ki: “Kuşkusuz sizde uğursuzluk olduğunu düşünüyoruz… Andolsun ki, eğer vazgeçmezseniz, kesinlikle sizi taşlayarak öldüreceğiz ve elbette size bizden feci bir azap dokunacaktır.”

19. Dediler ki: “Sizin uğursuzluğunuz sizinledir… Eğer (hakikatinizle) hatırlatılıyorsanız bu mu(uğursuzluk)? Hayır, siz israf eden bir toplumsunuz.”

20. Şehrin uzak tarafından koşarak bir adam geldi: “Ey halkım, Rasûllere tâbi olun” dedi.

21. “Sizden bir karşılık istemeyen; kendileri hakikat üzere olanlara tâbi olun!”

22. “Beni (böylece) fıtratlandırana nasıl kulluk etmem? O’na rücu ettirileceksiniz.”

23. “O’nun dûnunda tanrılar mı edineyim! Eğer Rahmân bir zarar açığa çıkarmayı irade ederse, onların şefaati bana ne yarar sağlar ne de bir şeyden korur…”

24. “O takdirde muhakkak ki ben apaçık bir dalâlet içinde olurum!”

25. “Gerçekten ben sizde de açığa çıkan Rabbe iman ettim; beni dinleyin!”

26. (Ona): “Cennete dâhil ol!” denildi… Dedi ki: “Halkım hâlimi bileydi!”

27. “Rabbimin beni mağfiret ettiğini ve benim ikramlara nail olanlardan olduğumu…”

28. Ondan sonra onun halkının üzerine semâdan hiçbir ordu inzâl etmedik, inzâl ediciler de değildik.

29. Sadece tek bir sayha oldu; onlar hemen sönüverdiler!

30. Hüsran şu kullara! Kendilerine bir Rasûl gelmeye görsün, hep Onun bildirdiğiyle alay ederlerdi.

31. Görmediler mi ki onlardan önce nice kuşaklar helâk ettik ki; gidenlerin hiçbiri geri dönmeyecek onlara!

32. Elbette hepsi, toptan zorunlu hazır bulunacaklar.

33. Ölü arz da onlar için bir işarettir! Onu dirilttik, ondan ürünler çıkardık da ondan yiyorlar…

34. Orada hurma ağaçlarından, üzümlerden bahçeler oluşturduk, orada pınarlar fışkırttık.

35. Onun getirisinden ve ellerinin ürettiklerinden yesinler diye… Hâlâ şükretmezler mi?

36. Subhan’dır; arzın (bedenin) oluşturduklarından, nefslerinden (bilinçlerinden) ve daha bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri (gen sarmallarını) yaratan!

37. Gece de onlar için bir işarettir! Ondan gündüzü (ışığı) çekeriz de hemen onlar karanlık içinde kalırlar.

38. Güneş de kendi yörüngesinde akar gider! Aziyz, Aliym’in takdiridir bu!

39. Ay’a gelince, ona konak yerleri takdir ettik… Nihayet kadim urcun (kuruyup incelen eski hurma dalı) gibi görülür.

40. Ne Güneş, Ay’a yetişir; ne de gece gündüzü geçer! Her biri ayrı yörüngede yüzerler.

41. Bizim onların zürriyetlerini o dopdolu gemilerde yüklenip taşımamız da onlar için bir işarettir!

42. Onlar için onun misli, binecekleri şeyleri yaratmış olmamız!

43. Eğer dilesek onları suda boğarız da, ne imdatlarına yetişen olur ve ne de kurtarılırlar!

44. Ancak bizden bir rahmet olarak ve yalnızca belli bir süre nasiplenmeleri için ömür vermemiz hariç.

45. Onlara: “Önünüzdekinden (karşılaşacaklarınıza karşı) ve arkanızdakinden (yapmış olduklarınızın sonuçlarından) korunun ki rahmete eresiniz” denildiğinde (yüz çevirirler).

46. Onlara Rablerinin işaretlerinden bir delil gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.

47. Onlara: “Allâh’ın sizi beslediği yaşam gıdalarınızdan Allâh için karşılıksız bağışlayın” denildiğinde hakikat bilgisini inkâr edenler, iman edenlere dedi ki: “Dileseydi Allâh, kendisinin doyuracağı kimseyi mi yedirip doyuralım? Siz ancak apaçık bir dalâlet içindesiniz.”

48. Derler ki: “Eğer sözünüzde sadıksanız, bu tehdidiniz ne zaman (gerçekleşecek)?”

49. Onlar tartışırlarken, kendilerini yakalayacak bir tek çığlıktan (beden sur’una üfleniş) başkasını beklemiyorlar?

50. O zamanda ne bir vasiyete güçleri yeter ve ne de ailelerine dönebilirler!

51. Sur’a nefholunmuştur! Bir de bakarsın ki onlar kabirleri hükmünde olan bedenlerinden çıkmış, Rablerine (hakikatlerini fark etme aşamasına) koşuyorlar!

52. (O vakit) dediler ki: “Vay bize! (Dünya) uykumuzdan kim bizi yeni bir yaşam boyutuna geçirdi? Bu, Rahmân’ın vadettiğidir ve Rasûller doğru söylemiştir.” (Hadis: İnsanlar uykudadır, ölümü tadınca uyanırlar!)

53. Sadece tek bir sayha (İsrafil’in sur’u) oldu… Bir de bakarsın ki onlar toptan huzurumuzda hazır kılınmıştır.

54. O süreçte hiçbir nefse en ufak bir şey zulmedilmez…Yaptıklarınızdan başkası ile cezalandırılmazsınız(yaptıklarınızın sonuçlarını yaşarsınız)!

55. Gerçek ki o süreçte, cennet ehli cennet nimetleriyle meşgûl ve bunun keyfini çıkarmaktadırlar.

56. Onlar ve eşleri gölgeler içinde tahtlar üzerinde yaslanmışlardır.

57. Onlar için orada meyveler vardır… Onlar için keyif alacakları şeyler vardır.

58. Rahıym Rab’den “Selâm” sözü ulaşır (Selâm ismi özelliğini yaşarlar)!

59. “Ey suçlular! Bugün ayrılın!”

60. “Ey Âdemoğulları… Size ahdetmedim mi (bildirip bilgilendirmedim mi!) şeytana (bedene – hakikatinden habersiz bilince) kulluk etmeyin, muhakkak ki o sizin için apaçık bir düşmandır?”

61. “Bana kulluk edin (hakikatin gereğini hissedip yaşayın)! Sırat-ı müstakim budur” (diye?).

62. “Andolsun ki (kendinizi yok olup gidecek beden zannınız) sizden pek çok cemaatleri saptırdı! Aklınızı kullanmadınız mı?”

63. “İşte bu vadolunduğunuz cehennemdir!”

64. “Hakikatinizi inkârınızın karşılığı olarak şimdi yaşayın sonucunu!”

65. O süreçte ağızlarını mühürleriz; yaptıkları hakkında elleri konuşur ve ayakları şahitlik eder bize.

66. Dileseydik gözlerini silme kör ederdik de yolda (öylece) koşuşurlardı… Fakat nasıl görebilecekler (bu gerçeği)?

67. Dileseydik mekânları üzere onları mesh ederdik (bulundukları anlayış üzere onları sâbitlerdik) de artık ne ileri gitmeye güçleri yeterdi ve ne de eski hâllerine dönebilirlerdi.

68. Kimi uzun ömürlü yaparsak onu yaratılışı itibarıyla zayıflatırız. Hâlâ akıllarını kullanmazlar mı?

69. O’na şiir öğretmedik! O’na yakışmaz da! O ancak bir hatırlatma ve apaçık bir Kurân’dır!

70. Tâ ki diri olanı uyarsın ve hakikat bilgisini inkâr edenler üzerine de o hüküm gerçekleşsin.

71. Görmezler mi ki, eserlerimiz arasında onlar için kurban edilebilir hayvanlar yarattık… Onlara mâliktirler.

72. Onları (en’amı) bunlara boyun eğdirdik… Hem binekleri onlardandır ve hem de onlardan kimini yerler.

73. Onlarda kendileri için menfaatler ve içecekler vardır… Hâlâ şükretmezler mi?

74. Belki kendilerine yardım olunur ümidiyle Allâh dûnunda tanrılar edindiler!

75. (Tanrılar) onlara yardım edemezler! (Aksine) onlar, tanrılara (hizmete) hazır duran ordudurlar!

76. O hâlde onların lafı seni mahzun etmesin… Muhakkak ki biz onların gizlediklerini de açıkladıklarını da biliriz.

77. İnsan görmedi mi ki biz onu bir spermden yarattık… Bu gerçeğe rağmen şimdi o apaçık bir hasımdır!

78. Kendi yaratılışını unuttu da bize bir misal getirdi: “Çürümüş hâldeki şu kemiklere kim diriltip hayat verecek?” dedi.

79. De ki: “Onları daha önce inşa eden diriltip hayat verecektir! ‘HÛ’ Esmâ’sıyla her yaratışı Aliym’dir.”

80. O ki, sizin için yeşil ağaçtan bir ateş oluşturdu… İşte bak ondan yakıyorsunuz!

81. Semâları ve arzı yaratan, onların benzerini Esmâ’sıyla yaratmaya Kaadir değil midir? Evet! “HÛ”; Hâllak’tır, Aliym’dir.

82. Bir şeyi irade ettiğinde, O’nun hükmü, ona “Kün = Ol!”dan (olmasını istemesinden) ibarettir!.. (O şey kolaylıkla) olur.

83. Her şeyin melekûtu (Esmâ kuvveleri) elinde olan (tedbirâtın bu mertebede oluştuğuna işaret) Subhan’dır… O’na rücu ettirileceksiniz.

Türkçe ve Arapça

Euzü Billahi mineş şeytanir racim1

BismillahirRahmânirRahiym2

1-) Yaa, Siiiiyn;
Yâ Siiin (Ey Muhammed)!

2-) VelKur`ânilHakiym;
Ve Kur`ân-ı Hakiym (ve bildirdiği Hikmet dolu Kur`ân)!

3-) İnneke leminelmurseliyn;
Kesinlikle sen Rasûllerdensin.

4-) `Alâ sıratın müstekıym;
Sırat-ı müstakim üzeresin.

5-) Tenziylel AziyzirRahıym;
Aziyz ve Rahıym`in sende tafsilâtlı olarak açığa çıkardığı ilim ile!

6-) Litünzire kavmen mâ ünzire abâühüm fehüm ğafilûn;
Ataları uyarılmamış, bu yüzden (hakikatlerinden, Sünnetullâh`tan) kozalı olarak yaşayan bir toplumu uyarman için.

7-) Lekad hakkalkavlü alâ ekserihim fehüm lâ yu`minun;
Andolsun ki onların çoğunluğuna o söz (Cehennem, insanların ve cinlerin çoğuyla dolacaktır; sözü) Hak olmuştur! Bu sebeple onlar iman etmezler!

😎 İnna ce`alnâ fiy a`nakıhim ağlâlen fehiye ilel`ezkani fehüm mukmehun;
Muhakkak ki biz onların boyunlarında, çenelerine kadar dayanmış boyunduruklar (şartlanma ve değer yargıları) oluşturduk! Artık (onlar kendi hakikatlerini göremezler) başları yukarı doğru kalkıktır (benlikleriyle yaşarlar)!

9-) Ve ce`alna min beyni eydiyhim sedden ve min halfihim sedden feağşeynahüm fehüm lâ yubsırun;
Onların önlerinden bir set (geleceği göremezler) ve arkalarından bir set (geçmişlerinden ders almazlar) oluşturduk da böylece onları bürüdük… Artık onlar görmezler.

10-) Ve sevaün aleyhim eenzertehüm em lem tünzirhüm lâ yu`minun;
Onları uyarsan da uyarmasan da birdir; iman etmezler!

11-) İnnema tünziru menittebe`azZikre ve haşiyer Rahmâne Bilğayb* febeşşirhu Bimağfiretin ve ecrin keriym;
Sen ancak Zikre (hatırlatılan hakikate) tâbi olan ve gaybı olarak Rahmân`dan haşyet duyanı uyarırsın. Onu bir mağfiret ve kerîm bir bedel ile müjdele!

12-) İnna nahnu nuhyilmevta ve nektübü ma kaddemu ve asârehüm* ve külle şey`in ahsaynâhu fiy imamin mubiyn;
Kesinlikle biz, evet yalnız biz ölüleri diriltiriz! Onların yaptıklarını ve meydana getirdikleri eserleri yazarız! Biz her şeyi İmam-ı Mubiyn`de (beyinlerinde ve ruhlarında) ihsa ettik (tüm özellikleriyle kaydettik)!

13-) Vadrib lehüm meselen ashabel karyeti, izcaehel murselun;
Onlara o şehir halkını örnek ver… Hani oraya Rasûller gelmişti.

14-) İz erselna ileyhimüsneyni fekezzebuhüma fe`azzezna Bisâlisin fekalû inna ileyküm murselun;
Hani onlara iki (Rasûl) irsâl ettik de o ikisini de yalanladılar… Bunun üzerine bir üçüncüsü ile güçlendirdik de: “Doğrusu biz size irsâl olunanlarız” dediler.

15-) Kalu mâ entüm illâ beşerun mislüna ve mâ enzelerRahmânu min şey`in in entüm illâ tekzibun;
Dediler ki: “Siz bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsiniz… Rahmân da hiçbir şey inzâl etmedi… Siz ancak yalan söylüyorsunuz.”

16-) Kalu Rabbüna ya`lemu inna ileyküm lemurselun;
(Rasûller) dediler ki: “Rabbimiz biliyor ki, gerçekten biz size irsâl olunanlarız.”

17-) Ve ma aleyna illelbelağul mubiyn;
“Bize ait olan sadece apaçık tebliğdir.”

18-) Kalû inna tetayyerna Biküm lein lem tentehu lenercümenneküm ve leyemessenneküm minna azâbün eliym;
Dediler ki: “Kuşkusuz sizde uğursuzluk olduğunu düşünüyoruz… Andolsun ki, eğer vazgeçmezseniz, kesinlikle sizi taşlayarak öldüreceğiz ve elbette size bizden feci bir azap dokunacaktır.”

19-) Kalu tairuküm me`aküm* ein zükkirtüm bel entüm kavmün müsrifun;
Dediler ki: “Sizin uğursuzluğunuz sizinledir… Eğer (hakikatinizle) hatırlatılıyorsanız bu mu (uğursuzluk)? Hayır, siz israf eden bir toplumsunuz.”

20-) Ve cae min aksalmediyneti racülün yes`a, kale ya kavmit tebi`ul murseliyn;
Şehrin uzak tarafından koşarak bir adam geldi: “Ey halkım, Rasûllere tâbi olun” dedi.

21-) İttebi`û men lâ yes`elüküm ecren vehüm mühtedun;
“Sizden bir karşılık istemeyen; kendileri hakikat üzere olanlara tâbi olun!”

22-) Ve maliye lâ a`budülleziy fetareniy ve ileyHİ turce`ûn;
“Beni (böylece) fıtratlandırana nasıl kulluk etmem? O`na rücu ettirileceksiniz.”

23-) Eettehızü min dûniHİ aliheten in yüridnir Rahmânü Bidurrin lâ tuğni `anniy şefa`atühüm şey`en ve lâ yunkızûn;
“O`nun dûnunda tanrılar mı edineyim! Eğer Rahmân bir zarar açığa çıkarmayı irade ederse, onların şefaati bana ne yarar sağlar ne de bir şeyden korur… “

24-) İnniy izen lefiy dalâlin mubiyn;
“O takdirde muhakkak ki ben apaçık bir dalâlet içinde olurum!”

25-) İnniy amentü BiRabbiküm fesme`ûn;
“Gerçekten ben sizde de açığa çıkan Rabbe iman ettim; beni dinleyin!”

26-) Kıyledhulil cennete, kale ya leyte kavmiy ya`lemun;
(Ona): “Cennete dâhil ol!” denildi… Dedi ki: “Halkım hâlimi bileydi!”

27-) Bima ğafere liy Rabbiy ve ce`aleniy minel mükremiyn;
“Rabbimin beni mağfiret ettiğini ve benim ikramlara nail olanlardan olduğumu… “

28-) Ve ma enzelna alâ kavmihi min badihi min cündin minesSemâi ve ma künna münziliyn;
Ondan sonra onun halkının üzerine semâdan hiçbir ordu inzâl etmedik, inzâl ediciler de değildik.

29-) İn kânet illâ sayhaten vahıdeten feizâ hüm hamidun;
Sadece tek bir sayha oldu; onlar hemen sönüverdiler!

30-) Ya hasreten alel `ıbad* ma ye`tiyhim min Rasûlin illâ kânu Bihi yestehziun;
Hüsran şu kullara! Kendilerine bir Rasûl gelmeye görsün, hep Onun bildirdiğiyle alay ederlerdi.

31-) Elem yerav kem ehlekna kablehüm minelkuruni ennehüm ileyhim lâ yerci`ûn;
Görmediler mi ki onlardan önce nice kuşaklar helâk ettik ki; gidenlerin hiçbiri geri dönmeyecek onlara!

32-) Ve in küllün lemma cemiy`un ledeyNA muhdarun;
Elbette hepsi, toptan zorunlu hazır bulunacaklar.

33-) Ve ayetün lehümül Ardulmeytete, ahyeynâhâ ve ahrecnâ minha habben feminhu ye`külun;
Ölü arz da onlar için bir işarettir! Onu dirilttik, ondan ürünler çıkardık da ondan yiyorlar…

34-) Ve ce`alna fiyha cennatin min nehıylin ve a`nabin ve feccerna fiyha minel `uyun;
Orada hurma ağaçlarından, üzümlerden bahçeler oluşturduk, orada pınarlar fışkırttık.

35-) Liye`külu min semerihi ve ma amilethü eydiyhim* efelâ yeşkürun;
Onun getirisinden ve ellerinin ürettiklerinden yesinler diye… Hâlâ şükretmezler mi?

36-) Subhanelleziy halekal ezvace külleha mimma tünbitül Ardu ve min enfüsihim ve mimma lâ ya`lemun;
Subhan`dır; arzın (bedenin) oluşturduklarından, nefslerinden (bilinçlerinden) ve daha bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri (gen sarmallarını) yaratan!

37-) Ve ayetün lehümülleyl* neslehu minhünnehare feizâhüm muzlimun;
Gece de onlar için bir işarettir! Ondan gündüzü (ışığı) çekeriz de hemen onlar karanlık içinde kalırlar.

38-) VeşŞemsü tecriy limüstekarrin leha* zâlike takdiyrul `Aziyzil `Aliym;
Güneş de kendi yörüngesinde akar gider! Aziyz, Aliym`in takdiridir bu!

39-) VelKamere kaddernahü menazile hattâ `ade kel`urcunil kadiym;
Ay`a gelince, ona konak yerleri takdir ettik… Nihayet kadim urcun (kuruyup incelen eski hurma dalı) gibi görülür.

40-) LeşŞemsü yenbeğıy leha en tüdrikel Kamere ve lelleylü sabikun nehar* ve küllün fiy felekin yesbehun;
Ne Güneş, Ay`a yetişir; ne de gece gündüzü geçer! Her biri ayrı yörüngede yüzerler.

41-) Ve ayetün lehüm enna hamelna zürriyyetehüm fiyl fülkil meşhun;
Bizim onların zürriyetlerini o dopdolu gemilerde yüklenip taşımamız da onlar için bir işarettir!

42-) Ve halaknâ lehüm min mislihi ma yerkebun;
Onlar için onun misli, binecekleri şeyleri yaratmış olmamız!

43-) Ve in neşe` nuğrıkhüm felâ sariyha lehüm ve lâ hüm yünkazûn;
Eğer dilesek onları suda boğarız da, ne imdatlarına yetişen olur ve ne de kurtarılırlar!

44-) İllâ rahmeten minNA ve meta`an ilâ hıyn;
Ancak bizden bir rahmet olarak ve yalnızca belli bir süre nasiplenmeleri için ömür vermemiz hariç.

45-) Ve izâ kıyle lehümütteku ma beyne eydiyküm ve ma halfeküm le`alleküm turhamun;
Onlara: “Önünüzdekinden (karşılaşacaklarınıza karşı) ve arkanızdakinden (yapmış olduklarınızın sonuçlarından) korunun ki rahmete eresiniz” denildiğinde (yüz çevirirler).

46-) Ve ma te`tiyhim min ayetin min âyâti Rabbihim illâ kânu `anha mu`ridiyn;
Onlara Rablerinin işaretlerinden bir delil gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.

47-) Ve izâ kıyle lehüm enfiku mimma razekakümullâhu, kalelleziyne keferu lilleziyne amenû enut`ımü men lev yeşaullahu at`ameh* in entüm illâ fiy dalâlin mubiyn;
Onlara: “Allâh`ın sizi beslediği yaşam gıdalarınızdan Allâh için karşılıksız bağışlayın” denildiğinde hakikat bilgisini inkâr edenler, iman edenlere dedi ki: “Dileseydi Allâh, kendisinin doyuracağı kimseyi mi yedirip doyuralım? Siz ancak apaçık bir dalâlet içindesiniz.”

48-) Ve yekûlûne meta hazâlva`dü in küntüm sadikıyn;
Derler ki: “Eğer sözünüzde sadıksanız, bu tehdidiniz ne zaman (gerçekleşecek)?”

49-) Ma yenzurune illâ sayhaten vahıdeten te`huzühüm ve hüm yahıssımun;
Onlar tartışırlarken, kendilerini yakalayacak bir tek çığlıktan (beden sur`una üfleniş) başkasını beklemiyorlar?

50-) Felâ yestetıy`une tavsıyeten ve lâ ilâ ehlihim yerci`ûn;
O zamanda ne bir vasiyete güçleri yeter ve ne de ailelerine dönebilirler!

51-) Ve nüfiha fiysSuri feizâhüm minel`ecdasi ilâ Rabbihim yensilun;
Sur`a nefholunmuştur! Bir de bakarsın ki onlar kabirleri hükmünde olan bedenlerinden çıkmış, Rablerine (hakikatlerini fark etme aşamasına) koşuyorlar!

52-) Kalu ya veylena men beasena min merkadinâ* hazâ ma ve`ader Rahmânu ve sadekalmurselun;
(O vakit) dediler ki: “Vay bize! (Dünya) uykumuzdan kim bizi yeni bir yaşam boyutuna geçirdi? Bu, Rahmân`ın vadettiğidir ve Rasûller doğru söylemiştir.” (Hadis: İnsanlar uykudadır, ölümü tadınca uyanırlar!)

53-) İn kânet illâ sayhaten vahıdeten feizâhüm cemiy`un ledeyNA muhdarun;
Sadece tek bir sayha (İsrafil`in sur`u) oldu… Bir de bakarsın ki onlar toptan huzurumuzda hazır kılınmıştır.

54-) Felyevme lâ tuzlemü nefsün şey`en ve lâ tüczevne illâ ma küntüm ta`melun;
O süreçte hiçbir nefse en ufak bir şey zulmedilmez… Yaptıklarınızdan başkası ile cezalandırılmazsınız (yaptıklarınızın sonuçlarını yaşarsınız)!

55-) İnne ashâbel cennetil yevme fiy şüğulin fâkihun;
Gerçek ki o süreçte, cennet ehli cennet nimetleriyle meşgul ve bunun keyfini çıkarmaktadırlar.

56-) Hüm ve ezvacühüm fiy zılâlin alel`erâiki müttekiun;
Onlar ve eşleri gölgeler içinde tahtlar üzerinde yaslanmışlardır.

57-) Lehüm fiyha fâkihetün ve lehüm ma yedde`un;
Onlar için orada meyveler vardır… Onlar için keyif alacakları şeyler vardır.

58-) Selâmün kavlen min Rabbin Rahıym;
Rahıym Rab`den “Selâm” sözü ulaşır (Selâm ismi özelliğini yaşarlar)!

59-) Vemtazul yevme eyyühel mücrimun;
“Ey suçlular! Bugün ayrılın!”

60-) Elem a`had ileyküm ya beniy Ademe en lâ ta`budüş şeytan* innehu leküm `adüvvün mubiyn;
“Ey Âdemoğulları… Size ahdetmedim (bildirip bilgilendirmedim) mi şeytana (bedene – hakikatinden habersiz bilince) kulluk etmeyin, muhakkak ki o sizin için apaçık bir düşmandır?”

61-) Ve enı`buduniy* hazâ sıratun müstekıym;
“Bana kulluk edin (hakikatin gereğini hissedip yaşayın)! Sırat-ı müstakim budur” (diye?).

62-) Ve lekad edalle minküm cibillen kesiyra* efelem tekûnu ta`kılun;
“Andolsun ki (kendinizi yok olup gidecek beden zannınız) sizden pek çok cemaatleri saptırdı! Aklınızı kullanmadınız mı?”

63-) Hazihi cehennemülletiy küntüm tu`adun;
“İşte bu vadolunduğunuz cehennemdir!”

64-) Islevhel yevme Bima küntüm tekfürûn;
“Hakikatinizi inkârınızın karşılığı olarak şimdi yaşayın sonucunu!”

65-) Elyevme nahtimü alâ efvahihim ve tükellimüna eydiyhim ve teşhedü ercülühüm Bimâ kânu yeksibûn;
O süreçte ağızlarını mühürleriz; yaptıkları hakkında elleri konuşur ve ayakları şahitlik eder bize.

66-) Velev neşâu letamesna alâ a`yünihim festebekussırata feenna yubsırun;
Dileseydik gözlerini silme kör ederdik de yolda (öylece) koşuşurlardı… Fakat nasıl görebilecekler (bu gerçeği)?

67-) Velev neşau lemesahnahüm alâ mekanetihim femesteta`u mudıyyen ve lâ yerci`ûn;
Dileseydik mekânları üzere onları mesh ederdik (bulundukları anlayış üzere onları sâbitlerdik) de artık ne ileri gitmeye güçleri yeterdi ve ne de eski hâllerine dönebilirlerdi.

68-) Ve men nu`ammirhu nünekkishü fiylhalk* efelâ ya`kılun;
Kimi uzun ömürlü yaparsak onu yaratılışı itibarıyla zayıflatırız. Hâlâ akıllarını kullanmazlar mı?

69-) Ve ma allemnahüş şi`re ve ma yenbeğıy leh* in huve illâ zikrun ve Kur`ânun mubiyn;
O`na şiir öğretmedik! O`na yakışmaz da! O ancak bir hatırlatma ve apaçık bir Kurân`dır!

70-) Liyünzire men kâne hayyen ve yehıkkal kavlü alel kâfiriyn;
Tâ ki diri olanı uyarsın ve hakikat bilgisini inkâr edenler üzerine de o hüküm gerçekleşsin.

71-) Evelem yerav enna halaknâ lehüm mimma `amilet eydiyna enamen fehüm leha mâlikûn;
Görmezler mi ki, eserlerimiz arasında onlar için kurban edilebilir hayvanlar yarattık… Onlara mâliktirler.

72-) Ve zellelnâhâ lehüm feminha rekûbühüm ve minha ye`külun;
Onları (en`amı) bunlara boyun eğdirdik… Hem binekleri onlardandır ve hem de onlardan kimini yerler.

73-) Ve lehüm fiyha menâfi`u ve meşarib efelâ yeşkürun;
Onlarda kendileri için menfaatler ve içecekler vardır… Hâlâ şükretmezler mi?

74-) Vettehazû min dûnillâhi âliheten le`allehüm yünsarun;
Belki kendilerine yardım olunur ümidiyle Allâh dûnunda tanrılar edindiler!

75-) Lâ yestetıy`une nasrehüm ve hüm lehüm cündün muhdarun;
(Tanrılar) onlara yardım edemezler! (Aksine) onlar, tanrılara (hizmete) hazır duran ordudurlar!

76-) Felâ yahzünke kavlühüm, innâ na`lemu ma yüsirrune ve ma yu`linun;
O hâlde onların lafı seni mahzun etmesin… Muhakkak ki biz onların gizlediklerini de açıkladıklarını da biliriz.

77-) Evelem yeral`İnsanu enna halaknâhu min nutfetin feizâ hüve hasıymun mubiyn;
İnsan görmedi mi ki biz onu bir spermden yarattık… Bu gerçeğe rağmen şimdi o apaçık bir hasımdır!

78-) Ve darebe lena meselen ve nesiye halkah* kale men yuhyiyl`ızame ve hiye ramiym;
Kendi yaratılışını unuttu da bize bir misal getirdi: “Çürümüş hâldeki şu kemiklere kim diriltip hayat verecek?” dedi.

79-) Kul yuhyiyhelleziy enşeeha evvele merretin, ve HUve Bikülli halkın Aliym;
De ki: “Onları daha önce inşa eden diriltip hayat verecektir! `HÛ` Esmâ`sıyla her yaratışı Aliym`dir.”

80-) Elleziy ce`ale leküm mineş şeceril`ahdari naren feizâ entüm minhü tukıdûn;
O ki, sizin için yeşil ağaçtan bir ateş oluşturdu… İşte bak ondan yakıyorsunuz!

81-) Eveleyselleziy halekasSemâvati vel`Arda BiKâdirin alâ en yahluka mislehüm* belâ ve “HU”vel Hallâkul Aliym;
Semâları ve arzı yaratan, onların benzerini Esmâ`sıyla yaratmaya Kaadir değil midir? Evet! “HÛ”; Hâllak`tır, Aliym`dir.

82-) İnnema emruhû izâ erade şey`en en yekule lehu kün feyekûn;
Bir şeyi irade ettiğinde, O`nun hükmü, ona “Kün = Ol!”dan (olmasını istemesinden) ibarettir!.. (O şey kolaylıkla) olur.

83-) Fesubhanelleziy BiyediHİ melekûtü külli şey`in ve ileyHİ turce`ûn;
Her şeyin melekûtu (Esmâ kuvveleri) elinde olan (tedbirâtın bu mertebede oluştuğuna işaret) Subhan`dır… O`na rücu ettirileceksiniz.

www.ahmedhulusi.org

1İnsandaki vehim kuvvesinin şartlanmalarla “yok”u var, “var”ı yok olarak düşünmesi sonucu; insana kendini Allâh Esmâ`sı dışında bağımsız bir varlık ve beden kabul ettiren; bunun sonucu olarak da gökte bir tanrı kabulüne yönlendiren, taşlanmış şeytanî vesveselerden, Hakikatim olan Allâh Esmâ`sının koruyucu kuvvelerine sığınırım.

2İsmi Allâh olanın, hakikatim olan Rahman ve Rahıym Esmâ`ları özellikleriyle…

Arapça

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

1 يس
2 وَالْقُرْاٰنِ الْحَكٖيمِ
3 اِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلٖينَ
4 عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ
5 تَنْزٖيلَ الْعَزٖيزِ الرَّحٖيمِ
6 لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا اُنْذِرَ اٰبَاؤُهُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ
7 لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلٰى اَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
8 اِنَّا جَعَلْنَا فٖى اَعْنَاقِهِمْ اَغْلَالًا فَهِىَ اِلَى الْاَذْقَانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ
9 وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ اَيْدٖيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَاَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ
10 وَسَوَاءٌ عَلَيْهِمْ ءَاَنْذَرْتَهُمْ اَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
11 اِنَّمَا تُنْذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِىَ الرَّحْمٰنَ بِالْغَيْبِ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَاَجْرٍ كَرٖيمٍ
12 اِنَّا نَحْنُ نُحْيِ الْمَوْتٰى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَاٰثَارَهُمْ وَكُلَّ شَیْءٍ اَحْصَيْنَاهُ فٖى اِمَامٍ مُبٖينٍ
13 وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلًا اَصْحَابَ الْقَرْيَةِ اِذْ جَاءَهَا الْمُرْسَلُونَ
14 اِذْ اَرْسَلْنَا اِلَيْهِمُ اثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ فَقَالُوا اِنَّا اِلَيْكُمْ مُرْسَلُونَ
15 قَالُوا مَا اَنْتُمْ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا وَمَا اَنْزَلَ الرَّحْمٰنُ مِنْ شَیْءٍ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا تَكْذِبُونَ
16 قَالُوا رَبُّنَا يَعْلَمُ اِنَّا اِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ
17 وَمَا عَلَيْنَا اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبٖينُ
18 قَالُوا اِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهُوا لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُمْ مِنَّا عَذَابٌ اَلٖيمٌ
19 قَالُوا طَائِرُكُمْ مَعَكُمْ اَئِنْ ذُكِّرْتُمْ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ
20 وَجَاءَ مِنْ اَقْصَا الْمَدٖينَةِ رَجُلٌ يَسْعٰى قَالَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَلٖينَ
21 اِتَّبِعُوا مَنْ لَا يَسْپَلُكُمْ اَجْرًا وَهُمْ مُهْتَدُونَ
22 وَمَا لِىَ لَا اَعْبُدُ الَّذٖى فَطَرَنٖى وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
23 ءَاَتَّخِذُ مِنْ دُونِهٖ اٰلِهَةً اِنْ يُرِدْنِ الرَّحْمٰنُ بِضُرٍّ لَا تُغْنِ عَنّٖى شَفَاعَتُهُمْ شَيْپًا وَلَا يُنْقِذُونِ
24 اِنّٖى اِذًا لَفٖى ضَلَالٍ مُبٖينٍ
25 اِنّٖى اٰمَنْتُ بِرَبِّكُمْ فَاسْمَعُونِ
26 قٖيلَ ادْخُلِ الْجَنَّةَ قَالَ يَا لَيْتَ قَوْمٖى يَعْلَمُونَ
27 بِمَا غَفَرَ لٖى رَبّٖى وَجَعَلَنٖى مِنَ الْمُكْرَمٖينَ
28 وَمَا اَنْزَلْنَا عَلٰى قَوْمِهٖ مِنْ بَعْدِهٖ مِنْ جُنْدٍ مِنَ السَّمَاءِ وَمَا كُنَّا مُنْزِلٖينَ
29 اِنْ كَانَتْ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَا هُمْ خَامِدُونَ
30 يَا حَسْرَةً عَلَى الْعِبَادِ مَا يَاْتٖيهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا كَانُوا بِهٖ يَسْتَهْزِٶُنَ
31 اَلَمْ يَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ اَنَّهُمْ اِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ
32 وَاِنْ كُلٌّ لَمَّا جَمٖيعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ
33 وَاٰيَةٌ لَهُمُ الْاَرْضُ الْمَيْتَةُ اَحْيَيْنَاهَا وَاَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّا فَمِنْهُ يَاْكُلُونَ
34 وَجَعَلْنَا فٖيهَا جَنَّاتٍ مِنْ نَخٖيلٍ وَاَعْنَابٍ وَفَجَّرْنَا فٖيهَا مِنَ الْعُيُونِ
35 لِيَاْكُلُوا مِنْ ثَمَرِهٖ وَمَا عَمِلَتْهُ اَيْدٖيهِمْ اَفَلَا يَشْكُرُونَ
36 سُبْحَانَ الَّذٖى خَلَقَ الْاَزْوَاجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنْبِتُ الْاَرْضُ وَمِنْ اَنْفُسِهِمْ وَمِمَّا لَا يَعْلَمُونَ
37 وَاٰيَةٌ لَهُمُ الَّيْلُ نَسْلَخُ مِنْهُ النَّهَارَ فَاِذَا هُمْ مُظْلِمُونَ
38 وَالشَّمْسُ تَجْرٖى لِمُسْتَقَرٍّ لَهَا ذٰلِكَ تَقْدٖيرُ الْعَزٖيزِ الْعَلٖيمِ
39 وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتّٰى عَادَكَالْعُرْجُونِ الْقَدٖيمِ
40 لَا الشَّمْسُ يَنْبَغٖى لَهَا اَنْ تُدْرِكَ الْقَمَرَ وَلَا الَّيْلُ سَابِقُ النَّهَارِ وَكُلٌّ فٖى فَلَكٍ يَسْبَحُونَ
41 وَاٰيَةٌ لَهُمْ اَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ
42 وَخَلَقْنَا لَهُمْ مِنْ مِثْلِهٖ مَا يَرْكَبُونَ
43 وَاِنْ نَشَاْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَرٖيخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنْقَذُونَ
44 اِلَّا رَحْمَةً مِنَّا وَمَتَاعًا اِلٰى حٖينٍ
45 وَاِذَا قٖيلَ لَهُمُ اتَّقُوا مَا بَيْنَ اَيْدٖيكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
46 وَمَا تَاْتٖيهِمْ مِنْ اٰيَةٍ مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِمْ اِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِضٖينَ
47 وَاِذَا قٖيلَ لَهُمْ اَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ قَالَ الَّذٖينَ كَفَرُوا لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا اَنُطْعِمُ مَنْ لَوْ يَشَاءُ اللّٰهُ اَطْعَمَهُ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا فٖى ضَلَالٍ مُبٖينٍ
48 وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰـذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ
49 مَا يَنْظُرُونَ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً تَاْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ
50 فَلَا يَسْتَطٖيعُونَ تَوْصِيَةً وَلَا اِلٰى اَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ
51 وَنُفِخَ فِى الصُّورِ فَاِذَا هُمْ مِنَ الْاَجْدَاثِ اِلٰى رَبِّهِمْ يَنْسِلُونَ
52 قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَنْ بَعَثَنَا مِنْ مَرْقَدِنَا هٰـذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمٰنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ
53 اِنْ كَانَتْ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَا هُمْ جَمٖيعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ
54 فَالْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْپًا وَلَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
55 اِنَّ اَصْحَابَ الْجَنَّةِ الْيَوْمَ فٖى شُغُلٍ فَاكِهُونَ
56 هُمْ وَاَزْوَاجُهُمْ فٖى ظِلَالٍ عَلَى الْاَرَائِكِ مُتَّكِؤُنَ
57 لَهُمْ فٖيهَا فَاكِهَةٌ وَلَهُمْ مَا يَدَّعُونَ
58 سَلَامٌ قَوْلًا مِنْ رَبٍّ رَحٖيمٍ
59 وَامْتَازُوا الْيَوْمَ اَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ
60 اَلَمْ اَعْهَدْ اِلَيْكُمْ يَا بَنٖى اٰدَمَ اَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبٖينٌ
61 وَاَنِ اعْبُدُونٖى هٰـذَا صِرَاطٌ مُسْتَقٖيمٌ
62 وَلَقَدْ اَضَلَّ مِنْكُمْ جِبِلًّا كَثٖيرًا اَفَلَمْ تَكُونُوا تَعْقِلُونَ
63 هٰذِهٖ جَهَنَّمُ الَّتٖى كُنْتُمْ تُوعَدُونَ
64 اِصْلَوْهَا الْيَوْمَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ
65 اَلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلٰى اَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَا اَيْدٖيهِمْ وَتَشْهَدُ اَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
66 وَلَوْ نَشَاءُ لَطَمَسْنَا عَلٰى اَعْيُنِهِمْ فَاسْتَبَقُوا الصِّرَاطَ فَاَنّٰى يُبْصِرُونَ
67 وَلَوْ نَشَاءُ لَمَسَخْنَاهُمْ عَلٰى مَكَانَتِهِمْ فَمَا اسْتَطَاعُوا مُضِیًّا وَلَا يَرْجِعُونَ
68 وَمَنْ نُعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِى الْخَلْقِ اَفَلَا يَعْقِلُونَ
69 وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنْبَغٖى لَهُ اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْاٰنٌ مُبٖينٌ
70 لِيُنْذِرَ مَنْ كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِرٖينَ
71 اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا خَلَقْنَا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ اَيْدٖينَا اَنْعَامًا فَهُمْ لَهَا مَالِكُونَ
72 وَذَلَّلْنَاهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَاْكُلُونَ
73 وَلَهُمْ فٖيهَا مَنَافِعُ وَمَشَارِبُ اَفَلَا يَشْكُرُونَ
74 وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لَعَلَّهُمْ يُنْصَرُونَ
75 لَا يَسْتَطٖيعُونَ نَصْرَهُمْ وَهُمْ لَهُمْ جُنْدٌ مُحْضَرُونَ
76 فَلَا يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْ اِنَّا نَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ
77 اَوَلَمْ يَرَ الْاِنْسَانُ اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ نُطْفَةٍ فَاِذَا هُوَ خَصٖيمٌ مُبٖينٌ
78 وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِىَ خَلْقَهُ قَالَ مَنْ يُحْيِ الْعِظَامَ وَهِىَ رَمٖيمٌ
79 قُلْ يُحْيٖيهَا الَّذٖى اَنْشَاَهَا اَوَّلَ مَرَّةٍ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلٖيمٌ
80 اَلَّذٖى جَعَلَ لَكُمْ مِنَ الشَّجَرِ الْاَخْضَرِ نَارًا فَاِذَا اَنْتُمْ مِنْهُ تُوقِدُونَ
81 اَوَلَيْسَ الَّذٖى خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِقَادِرٍ عَلٰى اَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُمْ بَلٰى وَهُوَ الْخَلَّاقُ الْعَلٖيمُ
82 اِنَّمَا اَمْرُهُ اِذَا اَرَادَ شَيْپًا اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
83 فَسُبْحَانَ الَّذٖى بِيَدِهٖ مَلَكُوتُ كُلِّ شَیْءٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

Bilgi:

Yâsiyn Sûresi’ni okumanın faydaları hakkında birçok Rasûlullâh buyruğu mevcuttur ki, size bunlardan sadece birkaçını nakletmek istiyorum:

“Gece yatmadan evvel Yâsiyn okumayı âdet edinen kişi, gece öldüğü takdirde ŞEHÎD olarak ölür.”

“Yâsiyn Sûresi’ni çokça okuyunuz; çünkü onda on bereket vardır:

1. Aç kimse okursa karnı doyar;

2. Çıplak kimse okursa, giyinir;

3. Bekâr okursa, kısmeti açılır, evlenir;

4. Korkan kimse okursa, korktuğundan emin olur;

5. Dünya işinden üzülenin üzüntüsü zail olur;

6. Yolculuk hâlinde olan, yol sıkıntısından kurtulur;

7. Kaybı olan, kaybettiğine kavuşur;

8. Ölüm hâlinde okunduğunda, sıkıntılar kaybolur;

9. Susuz okuduğunda, susuzluğunu giderir;

10. Hasta okuduğunda, eceli gelmemişse, şifa bulur.”

“Kur’ân-ı Kerîm’in kalbi Yâsiyn Sûresi’dir. Allâh ve âhireti dileyerek bir kimse Yâsiyn’i okursa, Allâh kendisini mutlaka bağışlar. Ölülerinize Yâsiyn okuyunuz.”

“Şüphesiz ki her şeyin bir kalbi vardır… Kurân’ın kalbi de Yâsiyn Sûresi’dir. Kim Yâsiyn’i okursa, Allâh, Yâsiyn’i okuması sebebiyle, içinde Yâsiyn olmayan 10 hatim sevabı verir.”

Her gün veya her Cuma günü Yâsiyn okunabileceği gibi, bir sıkıntısı olanın yedi Yâsiyn okuyup, bu sûre hürmetine sıkıntısından azât olmayı dahi Allâh’tan isteyebilir.

Ayrıca gene hâcet için kırk bir Yâsiyn okuyup, bunun hürmetine Allâh’tan duanın kabulünü talep etmek de denenmiş yollardandır. Diğer taraftan altı kişi bir araya gelerek yedişer Yâsiyn okumak suretiyle kırk biri tamamlayıp, ardından topluca dua edebilirler.

Yâsiyn Sûresi’ni okumanın herkesin çok iyi bildiği faydalarını daha fazla sıralamamıza gerek yoktur.