MUHAMMED MUSTAFA 2

Ahmed Hulûsi

Ka’b bin Eşref, Medine yahudilerinin en azgınıydı… Müslümanlar ve Rasûlullâh AleyhisSelâm için akla hayale gelmedik iftiralarla şiirler düzenliyor ve hicv ediyordu…

Bedir gazasından sonra iyice azmış ve müşriklerin hezimetine çok üzülerek, uzun uzun ağıtlar, mersiyeler okumuştu…

İşte Ka’b’ın bu iyice azgınlığından sonra bir gün Rasûlullâh AleyhisSelâm ashaba sordu:

− Ka’b bin Eşref’i içinizden kim öldürebilir ki? Zira o Allâh ve Rasûlü’ne eziyet etmiştir…

Ashabtan Muhammed bin Mesleme tâlip oldu:

− İster misin onu ben öldüreyim yâ Rasûlullâh?..

Efendimiz AleyhisSelâm tasdik etti:

− İsterim ya!..

Bunun üzerine Mesleme huzurdan ayrıldı ve birkaç gün bu işin hazırlığını yaptı… Muhammed bin Mesleme (r.a.), nihayet Ka’b’ın müslüman olan süt kardeşi Ebu Naile, Ubad bin Bişr gibi bazı arkadaşlarıyla görüşüp beraberce, Ka’b’ın öldürülmesine karar verdiler…

Ancak onun yanına bir oyunla gitmeleri gerekiyordu. Bunun için aralarında bir çare buldular ve doğruca Rasûlullâh AleyhisSelâm’ın huzuruna vardılar… Ve anlatıp meseleyi müsaade istediler:

− Yâ Rasûlullâh, Ka’b’ı sevindirmek için hakkınızda, aleyhinizde bazı şeyler söylemek icap edecek… Acaba böyle bazı şeyler söylememize müsaade eder misiniz?..

Efendimiz onlara müsaade verdi:

− Hatırınıza ne gelirse söyleyebilirsiniz!..

Bundan sonra Muhammed bin Mesleme huzurdan çıktı ve doğruca Ka’b’ın yanına gitti. Ve ona şöyle konuştu:

− Bu adam (Rasûlullâh) bizden sadaka istedi… Çok ağır vergiler tahsis etti!.. Ben de bu yüzden ödünç bir şeyler almak üzere sana geldim!..

Ka’b’ın ağzına lâyık bir fırsat doğmuştu!.. Hemen atıldı:

− Elbette ya!.. Muhakkak olan sizin sıkıntılarınızı dertlerinizi daha da çoğaltacak…

Muhammed bin Mesleme devam etti:

− Ne yapalım bir kere O’na tâbi olmuş bulunduk!.. O’nu birden bırakamıyoruz!.. Bakacağız bakalım, sonu nasıl gelir!.. Şimdi biz senden bir iki deve yükü kadar hurma istiyoruz?.. Acaba bize ödünç olarak bu miktar hurmayı verebilir misin?..

Ka’b eline geçen fırsatı kaçırmak istemezdi:

− Peki verebilirim, ancak bana ne rehin bırakacaksınız?.. İbni Mesleme ile arkadaşları sordular:

− Ne istersin bizden rehine olarak?.. Ka’b ağır bir şart ileri sürdü:

− Kadınlarınızı!..

Hiç olur muydu bu?..

− Kadınlarımızı sana nasıl rehine verebiliriz ki?.. Bugün Arabın en güzel sîması sensin!.. (Kadınlarımızın gönlü sana akıverir de, başımıza iş açarız!..)

Ka’b başka bir ağır teklifte bulundu:

− Öyle ise oğullarınızı rehine bırakın!..

Bu da gerçekten berbat bir teklifti!..

− Oğullarımızı sana nasıl rehine bırakabiliriz ki?.. Sonra onlara bir iki deve yükü hurmaya rehin olundu diye sövülür de, bize ebedî bir leke olur!.. Ancak, bak istersen sana silahlarımızı, zırhlarımızı rehine bırakalım?.. Ha?..

Bu teklife Ka’b’ın da aklı yatmıştı…

− Olur!.. Kabul!.. İbni Mesleme öbür gece gelsin ve emanetleri bırakarak istediği hurmaları alsın!..

Tayin edilen vakitte İbni Mesleme, Eşref bin Ka’b’ın içinde oturduğu, etrafı surlarla çevrilmiş eve yahut başka bir deyimle kaleye geldi… Yanında bu defa Ka’b’ın süt kardeşi Naile de bulunuyordu… Kalenin yanına geldikleri zaman dışardan seslendiler… Ka’b onların sesini duyunca içeriye girmeleri için izin verdi:

Sonra da misafirlerini karşılamak üzere odasından çıkarak aşağıya, onların yanına doğru yürüdü…

Karısı arkasından seslendi:

− Bu saatte karanlıkta nereye çıkıyorsun böyle?.. Ka’b cevap verdi:

− Bu gelen İbni Mesleme ile süt kardeşim Naile’dir!..

Onlara biraz yardım edecektim de onun için geldiler…

Kadının sezisi kuvvetli idi:

− Emin ol ben öyle bir ses işitim ki, ondan kan damlıyordu!.. Yani şerrli bir sesti… Ka’b itiraz etti:

− Hayır bu İbni Meseleme ile Naile’dir… Hem şunu bilmelisin ki, cömert olan insan, gece vakti kılıç darbesine çağırılsa bile, muhakkak o çağırıya icabet eder!.. Kaçmaz!..

Sonra aşağıya indi gelenleri karşıladı…

İbni Mesleme yanında gelen Ebu Abs bin Cebr, Haris bin Evs ve Abbad bin Bişr’i de kaleden içeriye sokmuştu… Ve gelirken onlara şöyle talimat vermişti:

− Ka’b geldiği zaman ben onun saçlarının ne güzel koktuğunu söyleyerek, saçlarını koklarım. Sonra da size koklatmak isterim… Ben onun başını tuttuğum zaman siz de kılıçlarınızı çekip Ka’b’ın üzerine saldırır ve kılıçlarınızı tepesine sırtına vurursunuz…

Ka’b gerçekten, onların yanına geldiği zaman güzel kokular saçıyordu… Yanlarına yaklaştığı zaman İbni Mesleme ona doğru yürüyerek konuştu:

− Bu kadar güzel kokuyu ömrümde duymamıştım!.. Ne güzel bir koku!..

Ka’b kadınlarla çok ilgili olduğu için böyle şeylere de çok dikkat ediyordu… İzahat verdi öğünerek İbni Mesleme’ye:

− Ne sanıyorsun?.. Arabın en asil ve en güzel kadınları sînemde yaşıyor!..

İbni Mesleme yanına yaklaşarak sordu:

− Şu saçlarını yakından koklamama müsaade eder misin?.. Ka’b iftiharla başını uzattı:

− Elbette!.. Koklayın bakalım!.. Nasıl? İbni Mesleme kokladı… Sonra arkadaşlarına koklattı…

Ve bu arada bağırdı:

− Haydi!.. Vurun!.. İndirin kılıçlarınızı!..

Zaten onun demesine kalmadan arkadaşları kılıçlarını indirmeye başlamışlardı… Ka’b bu arada korkunç bir çığlık attı, kılıçları yiyince… Sonra iniltiyle yere yıkıldı…

Evden kadınlar ve bazı uşaklar fırlarken, müslümanlar işlerini bitirmişiler, yahudilerin en şerrlilerinin işini bitirmişlerdi… Son süratle Ka’b’ın kafasını keserek Rasûlullâh AleyhisSelâm’ın huzuruna getirdiler…

Daha sonra Rasûlü Ekrem’in huzuruna gelen yahudiler, Ka’b’ın katilini şikayet ederek onu öldürenlerin cezalandırılmasını istediler… Ancak Efendimiz onlara Ka’b’ın yapmış olduklarını birer birer anlattı ve kendisine bu davranışlarda bulunmaması için defalarca ihtar edilmiş olduğunu belirtti…

Böylece İslâm’ın büyük düşmanlarından yahudi şairi Ka’b da temizlenmiş oldu…