Velâyet

  • “Velâyet”,nefs“in bilinç yollu hakikatını kavradıktan sonra, takdir edilen ölçüde ve dilenilen şekilde gereğini yaşama hâlidir!.. Allah isimleri arasında “VELΔ isminin anlamının kişinin esmâ formülünde ağırlık kazanmasının sonucudur.

  • Fenâ-i Zât`la birlikte Nefs, kendini beden kabul etme fikrinden arınmaya başlar. Bunun neticesinde de “Fenâfillah”a girer; ki “Fenâfillah”, esas “Mutmainne”de başlar; velâyet mertebesidir!.

  • İşin hakikatına ermek, velâyet sırlarına vâkıf olmak, Allah`a yakîn elde etmek için, ne pahasına olursa olsun, Nefs`in bilincini arındırması ve bedenin tabiatına tâbi olmaktan kendini kurtarması zorunludur!.

  • “Velâyet”, Hakikatını bilmek ve gereğini yaşamaktır.

  • Velâyet, Allah’ı tanıma işidir. Allah’ı tanımanın ise tek yolu “Vahdet” sırrına ermektir. Şükür, rıza, fakr, muhabbet ancak “vahdete” götüren basamaklardır.

  • Bilinç sıçraması ile kendini “akl-ı kül” mertebesindeki kavrayış kapasitesi içinde bulursan bir üst boyutta, senin tüm değer yargıların, varlığa, yaşama, mevcudata bakış açın değişir!.işte buna, eskiler; “Velâyet” mertebesi, “Allah`a yakin” mertebesi demişlerdir…

  • İlâhi kudret ortaya çıktığı zaman “ölmeden evvel ölme” hâli “yakîn”e tekâbül eden şekliyle oluşur; ki bunun sonucunda kişi bilinci itibariyle var olan bir varlık olduğu idrâkına ererek, beden bağımlılığından kendini soyutlar; ki bunun sonucu da “mutmainne nefs” bilinci olarak velâyet hâlidir!.

  • Esas itibariyle, “Velâyet“, “Allah” adıyla işaret edilenin “Esmâ mertebesi”ndeki (isimlerle işaret edilen özellikler boyutu) “el VELΔ isminin özelliğinin birim kapasitesi kadarıyla açığa çıkmasından ibarettir.

    Velâyet” ebedîdir… “Nübüvvet” işleviyse dünya yaşamıyla sınırlı bir işlevdir!

    Rasûl“lük mertebesi “velâyet“in zirvesidir.

    1994 yılında yayınlanan, bugün “BİLİNCİN ARINIŞI” adıyla okumakta olduğunuz kitabımda “velâyet” konusunda çok önemli bilgiler nakletmiştim. Velâyet mertebeleri ve detayları hakkındaki geniş bilgiyi oradan okuyabilirsiniz.

    Velâyet” temelde ikiye ayrılır.

    1. Velâyeti ÂmmeNübüvvet getirisine hakkıyla uymak suretiyle oluşan arınmanın oluşturduğu, halkın tâbiriyle, zâhir âlimlerinde açığa çıkan velâyet…

    2. Velâyeti HassaRisâlet kaynağından açığa çıkan “hakikat“e “iman” edip, bunu yaşayarak “yakîn“e erenlerin (ikân); veya bunun da ötesi “kurb” yapılarında açığa çıkanların “velâyet“i…

  • İnsanlık bir piramit gibi düşünülürse eğer, o piramidin zirvesindekiler “Rasûl“lerdir.

  • EL VELİYY… Birimde kendi hakikatini tanıma ve gereğini yaşama özelliğini açığa çıkaran. Velâyetin ve onun kapsamındaki üst düzey yaşam özellikleri olan Risâlet ve Nübüvvetin kaynağı. Velâyetin en üst mertebesi olan Risâlet ve bir altı olan Nübüvvet kemâlâtını irsâl eden. Risâlet kemâlâtının zuhuru sonsuza dek geçerli ve işlevli iken, Nübüvet kemâlâtının işlevi yalnızca dünya yaşamında geçerlidir. Nebi, âhiret yaşamında da o kemâlâtla yaşar, ancak işlevi bitmiştir dışa dönük olarak! Risâlet işlevi ise velâyet getirisi üzere devam eder sonsuza dek, velîlerdeki gibi.

  • Üstün aklı ise Uranüs meydana getirir. Uranüs`ün getirdiği feyz eğer Şiron`un da nuruyla desteklenmişse, o kişi velâyet mertebelerinde yüksek derecelere gider. Bunlara ilâveten Plüton`un da uygun açıyla kişinin din evinde yer alması ise “müceddid“lik görevine imkan sağlar…

  • “Târifiye”, “irfan” anlamındadır… Yani, “Mâarifi Billah”a âgâh olan ve bu mârifetin gereklerini zâhirde yaşayan; gerekiyorsa yaşatan anlamındadır.. Velâyetin en üst basamağı “Nübüvveti târifiye”ye dayanır!.

  • Halkın “evliyadan” sandığı kişilerin yüzde 99`u, henüz “mutmainne”ye adım atmamış ve dolayısıyla gerçekte “velâyet” mertebesini kazanmamış olan “mülhime” ehli olan “ârif“lerdir!.

  • Velâyetin ilk basamağı, girişidir Nefs-i Mutmainne bilincindeki idrâk ve yaşam…

  • Velâyet`iki yönü vardır:

    Velâyeti ilâhiyei Muhammeddiyei külliyei Bâtına Velâyeti Zâhire.

  • Velâyet asıldır, daimîdir; hükmü sonsuza dek geçerlidir!.
    Nübüvvet ise geçicidir; dünya hayatı ile sınırlıdır; velâyet ile kâimdir!.

  • “Risâlet” hem dünya hem ölümötesi yaşam için geçerli olan bir işlevdir.

    Her “nebi”, her “rasûl” ve her “velî” varlığını “velâyet” hakikatından alır..

    Her “nebi” zâhiri itibariyle “nebi”, bâtını itibariyle “velî”dir.

    Geçmişteki her “Rasûl”, zâhiri itibariyle “nebi” olabilir veya olmayabilir; bâtını itibariyle “veli”dir.

    Her “velî” varlığını ve kemalâtını “velâyet”inden alır…

  • “Velayet” babadan oğula geçen saltanat değil; kişinin Hakikatı olan “Allah” adıyla işaret edileni yaşamasının sonucudur.

    “Velâyet” kemalatının dayandığı hakikatın, bir “nebi” veya “rasûl”de tenezzülât hükmüyle açığa çıkan ilmine “vahiy”, velayet kemâlatının uruç hükmüyle bir “veli”de açığa çıkışına da “ilham” denilir.

  • “Ârif”in iyi bir mertebesi vardır; ama, yine de, elde edemedikleri elde ettiklerinin yanında hesaba gelmez!..

    Her yerde ve şeyde Hak`kı görmesine rağmen; bir Hak vardır, bir de kendisi. Nazarında çok Tek’e dönüşmüştür ama; bir O Tek vardır, bir de kendisi!.. Çokluktan çıkmış, çiftliğe girmiştir!..

    Hâlâ nazarında bir “O” vardır, bir de “O“nu tesbit eden kendisi!… Yani, diğer bir deyişle “şirki hafî” veya açık deyimiyle “gizli şirk” devam etmektedir.

    Bu hâl “mülhime” nefs mertebesinin hâlidir.

    Burada bahsedilen “Ârif”tir; “Ârif-i billah” değildir.

    3. nefs mertebesinde olana “ârif“; irfanına, “mârifet” denilir.

    6. nefs mertebesinde olana “Ârif-i billah” irfanına da “Mârifeti billah” denilir ki aralarındaki fark hadsiz hesapsızdır.

  • Birincisinde henüz “velâyet” tahakkuk etmemiştir; çünkü “velâyet” 4. basamak olan “mutmainne“de başlar.

    İkincisindeki “velâyet” ise, kümmelîne ait aktâbiyettir ki, “dörtler”, “yediler” gibi zevâtı kirâmın nefs hâlidir.

  • “SIDDIKİYET“, velâyet mertebeleri içinde en üst mertebedir ki, onun üstünde sadece “nübüvvet” vardır..

  • Cibrîl isimli “ışınsal” varlığın, Hazreti Rasûlullah`ın beynine yolladığı ışınsal impuls, onda büyük bir “SIKIŞMA” duygusu oluşturmuş, ve bu olay sonunda beyinde açılan ek kapasite ile de “Nebilik kemâlâtı” kendisinde açığa çıkmıştır…

    Dikkat buyrula… açığa çıkmıştır; diyoruz; o anda oluşmuştur, demiyoruz!…

    Çünkü, kişi doğuştan o istidada sahip değilse, sonradan gelen tesirler “Nebilik” kapasitesini meydana getiremez… Sonradan yapılan çalışmalar ve elde edilen özellikler kişide ancak “velâyet” kemâlâtının ortaya çıkmasına yol açabilir…

  • Velâyet uruç yolludur bilinen anlamıyla. Gerçekte velâyetin üst mertebesi olan Risâlet ise irsal yolludur. Velâyetin üst kademesi olan, “El VELΔ isminin işaret ettiği anlamın açığa çıkışıyla meydana gelen Risâlet, kişide Rasûllük olarak değerlendirilir.

  • Eğer herhangi bir fiîl terkibiyet “hükmünden” çıkmıyorsa ki; Nebi ve Rasûllerden meydana gelen bütün fiîller terkibiyet hükmünden çıkmaz, çünkü velâyette “ölmeden önce ölme” dediğimiz hal var; “Ölmeden evvel ölmek” dediğimiz hal ile birlikte fiîl, artık kişiye bağlanmaz, Allah`a bağlanır!..

  • Velâyetin de kemâl dereceleri var: “Veli-i Mükemmel” var, “Veli-i Kâmil” var, “Veli-i Mukarreb” var!… Yüksek kemâlât dereceleri…

  • Velâyet” mertebesi, “Mutmainne nefs“te oluşur takdirinde olan için!..

  • Bilinçsizce Allah Velisine uzatılan dil, kişinin tüm Velâyet nurlarından mahrûm kalması sonucunu getirir!…

  • **

    Mürşide bağlanmak, Yunus’un Taptuk’a bağlanışı gibi kimi zaman 40 yıla kadar varan nefis terbiyesini gerektiren bir iştir!. Mürşid yanında yatıp-kalkmadıkça, her dem onun terbiyesi altında nefsini terbiye etmedikçe; Muhammedî ahlâk ile ahlâklanmadıkça; vermek ve paylaşmak için insanların içine girmek her demlik fiilin haline gelmedikçe velâyet yolu açılmaz!.

  • Şuursal şehitlik” ise, “Zen”de, “ölürsen ölmeden, ölünce ölmezsin” cümlesiyle ifade edilen; bizim kaynağımızda “ölmeden önce öl” şeklinde ifadesini bulan; “kendini şuur boyutunda tanımak ve gereğini yaşamak” diye açıklık getirebileceğimiz olaydır. Buna “velâyet” mertebesi; yani, “Velisi “Allah” olan; yâni, hakikatinin gerektirdiği şekilde yaşayan da denir.

  • Öğrendiklerini “tekrarlamak” ve eskilerin anlattıklarını “yinelemek” velâyet değildir; Velâyet, kişiye özgü bir yaşam hâlidir!. “Velâyet” konusunun detaylarını “Bilincin Arınışı” isimli kitabımızda yazmıştık. İsteyenler oradan okuyabilirler.

  • Bazıları, velâyetin ilk basamağında yaşanan “mi`râc” olayını, işin sonu sanır; oysa daha işin kapısıdır o yaşantı. O kapıdan geçildikten sonra işin hakikati yaşanmaya başlanır Rasûller haricindekiler için.

Soru

-Bu ehlullah aynı zamanda zâhirde Rasûlullah`ın sülbünden gelenler midir?

Üstad

-Zâhiren çoğunluğu öyledir; ama istisnalar da vardır…

Esasen ancak o genetik taban o kemâlâtı getiriyor…

Genetik veri tabanı, velayette yüksek kemâlâtlar için çok önemli…

 

Soru

-Muttakînin âhirete ikân sahibi oluşu, bu zümrenin velâyet mertebesine adım attığının göstergesi değil midir?..

Üstad

-Muttakî sınıfı evliyâdır denemez!.. Veli, takvâ sahibidir!..

 

Soru

-Vahdeti Vücûd görüşü veya “ilmin malûma tâbi oluşu”, Ahadiyet sıfatının velâyet kemâlâtı ile algılanışından mı ortaya çıkıyor?

Üstad

-Velâyet kemâlâtının sınırlarından ileri geliyor.. “Vâhidiyet” sıfatının müşahedesinden ileri geliyor…

 

Soru

-Üstadım, sâlih bir rüyayı gören sâlih kişi velâyet mertebelerinin üst kademelerinde yer alan kemâlât ehli midir.?.

Üstad

-Sâlih kişi tâbiri çok yüksek bir kemalâtı anlatır… Ben kendim için salih bir kişi diyemem… Dolayısıyla sâlih kişiler hakkında fazla bilgim yok!..

 

Soru

-İmam Gazali:”Külli aklın feyiz saçmasıyla VAHİY; Külli Ruh`un feyiz saçmasıyla da İLHAM doğar…”diyor.. ne demektir?…..

Üstad

-Kişide külli ilmin açığa çıkması yönüyle; fıtratındaki ilham alma yeteneğinin açıklaması…

Nebîlerde açığa çıkan “Vahiy”,Akl-ı Kül boyutunun ilminin açığa çıkması; Rasûllerde velâyetleri kanalından Ruh-u Âzâm’dan alınan ilmin adının “İlham” olmasıdır.

Sonuçta her ikisi de aynı Tek kaynaktan olmasına rağmen,birincisi zâhire dönük ilmin adı ve aracısı; ikincisi ise, bâtına dönük ilmin adı ve aracısıdır.

 

Soru

-Üstadım.. “124 bin Nebî vardır. Bunların 313 ü Rasûl’dur… “Hadisince, Dua ve Zikirde geçen ,..ala Muhammedin ve Ademe ve Nuhın ve İbrahime ve Musa ve İsa…. diye bahsedilen Nebîlerin 313 Rasûlden ayıran özellikleri nedir?

Üstad

-Kimi Nebîdir, Rasûl değildir; kimi de Rasûldur, Nebî değildir… Bazıları hem Rasûldür, hem Nebî… Bazıları da bizler gibi ne Rasûldür, ne Nebî…. Aksesuar!…

Nebî ; dini yani sistemi anlatarak,insanların ölümötesi gerçeklere hazırlanması için görev almış kişidir.

Rasûl ise; velâyet hakikatinden gelen,varlığın hakikatı ilmine elçilik yapan zâttır.

KEHF 18-44 işte fark edileceği üzere, velayet (El Veli isminin zuhuru) yalnızca, Hak olan Allah`a aittir (velayet yaşamını yaşatan Allah`tır)! O mükafat verici olarak da hayırlıdır, sonucu yaşatıcı olarak da.


ENBiYA 21-105 Andolsun ki Zikir`den (önceki hatırlatıcı bilgilerden sonra) sonra Zebur`da (Hikmetler Bilgisi) da yazdık ki: “Arza (bedende Esma kuvveleriyle tasarrufa), Benim salaha ermiş kullarım (velayet hakikati) varis olur!”

Kavram hakkında henüz bir not alınılmadı.

Bencil

Anlamı Cimri, kendi ihtiyacı olmadığı halde, elindekiyle başkasının bir muhtacın ihtiyacını karşılamıyandır. Kendine biriktirici, fakat dağıtmayıcıdır!.. Hele k…

Oku »

Nikâh

Anlamı Allah Rasûlü’nün nikâhını kim kıymıştı? “İmam” kime denir; ne anlama gelir; bunu biliyor musunuz?. Önemli olan İmamın ya da sütçünün nikâh kıyması değild…

Oku »

Bakâbillah

Anlamı Allah`ın, kendi isimlerinin mânâlarını seyretmeyi dilemesiyle, kendisinin ve tüm mevcûdat diye bildiğinin meydana geldiğini anladığı zaman, kişi otomatik…

Oku »