MUHAMMED MUSTAFA 2

Ahmed Hulûsi

O gece Efendimiz AleyhisSelâm Hazreti Âli’ye şu emri verdi:

− Bu gece benim yatağımda yatıp uyu, yâ Âli!.. Şu yeşil abaya da sarın!.. Sana düşmanlarından hiçbir zarar gelmeyecek…

Ve Efendimiz, Hazreti Âli’yi yatağına yatırdıktan sonra gece yarısını beklemeye koyuldu… Tam gece yarısı olduğunda Mekkeli müşriklerin temsilcileri Efendimiz AleyhisSelâm’ın evinin önünde toplandılar… Onların toplanmasından sonra Efendimiz AleyhisSelâm YâSiyn Sûresinin ilk dokuz ayetini okuyarak başlarına toprak saçıp dışarı çıktı… Bu âyetlerin meâli şöyle idi:

Yâ Siiin (Ey Muhammed)!

Ve Kur’ân-ı Hakiym (ve bildirdiği Hikmet dolu Kur’ân)!

Kesinlikle sen Rasûllerdensin.

Sırat-ı müstakim üzeresin.

Aziyz ve Rahıym’in sende tafsilâtlı olarak açığa çıkardığı ilim ile!

Ataları uyarılmamış, bu yüzden (hakikatlerinden, Sünnetullâh’tan) kozalı olarak yaşayan bir toplumu uyarman için.

Andolsun ki onların çoğunluğuna o söz (Cehennem, insanların ve cinlerin çoğuyla dolacaktır; sözü) Hak olmuştur! Bu sebeple onlar iman etmezler!

Muhakkak ki biz onların boyunlarında, çenelerine kadar dayanmış boyunduruklar (şartlanma ve değer yargıları) oluşturduk! Artık (onlar kendi hakikatlerini göremezler) başları yukarı doğru kalkıktır(benlikleriyle yaşarlar)!

Onların önlerinden bir set (geleceği göremezler) ve arkalarından bir set (geçmişlerinden ders almazlar) oluşturduk da böylece onları bürüdük… Artık onlar görmezler.” (36.Yâsiyn: 1-9)

Efendimiz AleyhisSelâm doğruca Hazreti Ebu Bekir es Sıddîk’ın evine gitti ve orada kısa bir süre dinlendi…

Artık sokaklarda kimsecikler kalmamıştı… Efendimiz AleyhisSelâm:

− Haydi yâ Eba Bekir!.. buyurdu…

Oturdukları yerden kalktılar, Hazreti Sıddîk dağarcığı eline aldı ve beraberce arka odaya geçtiler… Bu oda çöle bakıyordu… Önce Efendimiz AleyhisSelâm, arkasından da Hazreti Sıddîk yavaşça pencereden dışarıya atladılar…

İstikamet Sevr Dağındaki Athal isimli ufak mağaracık…

Birkaç günlük olan Ay, az evvel batmış, önlerini aydınlatma vazifesi, sadece yıldızlara kalmıştı… Fakat onlar da pek tesirli olamıyorlardı ki… İki dost, ancak birbirlerini seçebiliyorlar karanlıkta… Sessiz fakat süratli adımlarla yürümekteler Sevr mağarasına doğru….

Bir müddet böylece yürüdüler, yürüdüler… Aşağı yukarı bir saat olmuştu yola çıkalı… Demek takriben bir saatlik yolları daha var…

Hazreti Sıddîk, şöyle bir arkasına baktı:

− Yâ Rasûlullâh, Mekkeliler hiç tahmin etmezler, bizim şimdi Medine’nin aksi istikametinde olduğumuzu… Mutlaka, onlar bizi Medine menzilli kuzeydeki yolda ararlar şimdi…

Yol da bir türlü bitmek bilmiyor… İkinci saatte dolmak üzere artık… Ama onlar da Sevr Dağının eteğine ulaştılar ve yavaş yavaş tırmanmaya başladılar… Bu tip ufak mağaralara “gar” diyorlar… Önce Hazreti Sıddîk, sonra da Rasûlü Ekrem güçlükle girdiler içeri… Yarın günlerden Cuma olacaktı.

Bütün geceyi Rasûlü Ekrem’in evi etrafında nöbet beklemekle geçirip, O’nun dışarı çıkacağı an’ı bekleyen müşrikler, O’nu öldürmek için gittikçe sabırsızlanıyorlardı… Nihayet gün doğduktan sonra Rasûlü Ekrem’in kapısı açılmış ve hepsinde heyecan son haddine yükselmişti…

Fakat dışarı çıkanın, Rasûlü Ekrem yerine, amcası oğlu Âli olduğunu görünce, dehşetten donakaldılar… Zira içeri girdiğini gözleriyle gördükleri hâlde, ve bütün gece evin dört bir tarafında nöbet bekledikleri hâlde, Rasûlü Ekrem ortadan kaybolmuştu… Bütün müşrikler deli gibi etrafı aramaya başladılar…

Bir zaman sonra, Hazreti Bilâl’in eski efendisi Ümeyye’nin başkanlığı altında, bir grup teşkil eden üç dört Kureyşli ile onların kılavuzu, çöle açılan iki kişinin ayak izini buldular ve Sevr Dağına gelmekte olan bu izleri takiben, yola koyuldular…

Şüphesiz ki, Cenâb-ı Allâh, kendi yolunda yürüyen, kendi rızası için çalışan kullarının yardımcısıdır…

İşte bunun ispatlarından biri daha…