DUA VE ZİKİR

Ahmed Hulûsi

Türkçe

  1. O gerçek(ölümü tadarak başlayan ikinci hayat) vuku bulduğunda.
  2. Artık onun gerçekliğini yalanlayacak olmaz!
  3. (Kimini) alçaltıcıdır,(kimini) yükselticidir!
  4. Arz(beden) şiddetli bir sarsılışla sarsıldığında,
  5. Dağlar(bedendeki organlar) hurdahaş edildiğinde,
  6. (Nihayet) dağılmış toz olduğunda.
  7. Siz üç cinse ayrıldığınızda:
  8. Ashab-ı Meymene(sağcılar, Hakk’ı bulmada isâbet etmişler),ne ashab-ı meymenedir!
  9. Ashab-ı Meş’eme(solcular, Hak’tan kozalı yaşamışlar), ne ashab-ı meş’emedir!
  10. Es Sâbikun(yakîn ile öne geçenler), sâbikundur;
  11. İşte onlar mukarrebûn’dur(Kurbiyet mertebesini yaşayanlar).
  12. Nimet cennetlerindedirler.
  13. Çoğunluğu önceki(devir)lerdendir.
  14. Azınlığı sonrakilerdendir.
  15. Mücevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler.(Buradan başlayan cennet tanımlayıcı âyetleri okurken; 13.Ra’d: 35 ve 47.Muhammed: 15. âyetlerde vurgulanan “Meselül cennetilletiy = cennettekilerin MİSALİ – TEMSİLİ” şöyle şöyledir, diye başlayan uyarı göz ardı edilmemelidir. Anlatılanlar temsil yolludur. A.H.)
  16. Karşılıklı kurulmuşlardır.
  17. Çevrelerinde ebedî gençlikleriyle hizmetliler…
  18. Kaynağında dolmuş ibrikler, sürahiler ve kâselerle…
  19. Ne başları ağrır ondan ne de şuurları bulanır!
  20. Tercih edecekleri meyve;
  21. Canlarının çektiği kuş eti;
  22. Ve Hur-i Iyn(net görüşlü {biyolojik gözün sınırlamalarıyla kayıtlı olmayan} eşler {birkaç beden}; şuur yapı olan “insan”ın özelliklerini yaşatacak, eşi olan bedenler. Tek bilincin tasarrufundaki birden çok bedenle yaşama süreci. A.H.).
  23. Saklı(sedefte büyümüş) incilerin misali gibi(Esmâ hakikatinden oluşmuş ve o özelliklerin açığa çıkışı olan insan şuurundan var olmuş Allâh yaratısı bedenler).
  24. Yaptıklarının cezası(sonucu)!
  25. Orada ne boş laf duyarlar ve ne de suç kavramı!
  26. Sadece “Selâm, Selâm” denilir(Selâm isminin işaret ettiği özellik daim olsun; anlamında).
  27. Ashab-ı Yemîn(sağcılar, iman edenler) ne ashab-ı yemîndir!
  28. Meyveleriyle sidre ağacı içinde,
  29. Meyveleri istiflenmiş muz ağacı…
  30. Yayılmış(sonsuz) gölgede,
  31. Çağlayarak dökülüp akan bir suda,
  32. Pek çok meyve(türü) içinde,
  33. (Ki o meyveler) ne tükenir ve ne de yasaklanır!
  34. Yüceltilmiş sedirler içinde(dirler).
  35. Muhakkak ki biz onları(şuurun eşi olan bedenleri yeni) bir inşa edişle inşa ettik.
  36. Onları daha önce hiç kullanılmamış türden oluşturduk!
  37. (Ki o daha önce hiç görülmemiş – kullanılmamış türden bedenler) eşlerine âşık(dünyaya birbirine düşman olarak inen, insanı maddeye yönelttiren hayvani beden karşıtı olarak, insan şuuruna sahip bilince, özelliklerini itirazsız yaşatan. A.H.) ve yaşıtlardır (bilinçle birlikte var olmuştur)!
  38. (Bunlar) ashab-ı yemîn(saîd olanlar) içindir.
  39. (Ashab-ı yemîn’in) bir kısmı evvelkilerdendir.
  40. Bir kısmı da sonrakilerdendir.
  41. Şimal(şakî olanlar; hakikati inkâr edip kozalı yaşayanlar),ne ashab-ı şimaldir!
  42. Semum(zehirleyici ateş, radyasyon) ve hamim(yakan su; gerçek dışı bilgi ve şartlanmalar) içinde,
  43. Simsiyah dumandan bir gölge(Hakikatindeki kuvveleri göremez, yaşayamaz bir hâl) içinde,
  44. (Ki o gölge) ne serindir ve ne de kerîm(cömertçe getirisi olan)!
  45. Muhakkak ki onlar bundan önce, dünyevî – şehvanî zevklerin bolluğu içinde şımarandılar!
  46. O büyük suçta(Hakikatlerini inkâr ederek onu yaşama yolunda çalışma yapmamakta) ısrar ederlerdi.
  47. “Ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, gerçekten yeni bir bedenle yaşama devam edecek miyiz = bâ’s olunacak mıyız?” derlerdi.
  48. “Evvelki atalarımız da mı?” derlerdi.
  49. De ki: “Muhakkak ki evvelkiler de sonrakiler de,”
  50. “Bilinen bir sürecin buluşma vaktinde elbette toplanacaklardır!”
  51. Sonra muhakkak ki siz ey(Hakikati) yalanlayıcı sapkınlar…
  52. Elbette(siz) zakkum ağaçlarından (kendinizi yalnızca beden kabullenmenin sonucu meyvelerinden)yiyeceksiniz.
  53. Karınlarınızı ondan dolduracaksınız.
  54. Onun üstüne yakıcı sudan içeceksiniz.
  55. Hastalığı dolayısıyla suya doymak bilmeyen develer gibi içeceksiniz onu.
  56. Din(sistemin – Sünnetullâh’ın gerçekliğinin fark edildiği) gününde, onların nüzûlü(onlarda açığa çıkacak olan) işte budur!
  57. Biz, yarattık sizi! Tasdik etmeyecek misiniz?
  58. Akıttığınız meniyi gördünüz mü?
  59. Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratanlar biz miyiz?
  60. Aranızda ölümü biz takdir ettik ve bizim önümüze geçilmez!
  61. Size bedel olarak benzerlerinizi(yeni bedenlerinizi) getirelim ve sizi bilemeyeceğiniz şekilde (yeniden) inşa edelim diye (ölümü takdir ettik).
  62. Andolsun ki ilk neş’eti(yaratışı) bildiniz… Peki derin düşünmeniz gerekmez mi?
  63. Ekmekte olduklarınızı gördünüz mü?
  64. Onu yeşerten siz misiniz yoksa biz miyiz?
  65. Eğer dileseydik onu elbette kuru – cansız bitki kılardık da, şaşar kalırdınız!
  66. “Muhakkak ki ziyandayız!”
  67. “Hayır, biz(geçinmekten) mahrumlarız”(derdiniz).
  68. İçmekte olduğunuz o suyu gördünüz mü?
  69. Onu beyaz bulutlardan siz mi inzâl ettiniz yoksa inzâl ediciler biz miyiz?
  70. Eğer dileseydik onu acı(bir su) kılardık… Şükretmeniz gerekmez mi?
  71. Çakarak(ağaçtan) çıkardığınız o ateşi gördünüz mü?
  72. Onun ağacını siz mi inşa ettiniz yoksa inşa ediciler biz miyiz?
  73. Onu, çölde yaşarmışçasına bilgisizlere bir hatırlatma ve bir yararlanacakları şey kıldık!
  74. Öyleyse tespih et ismi Aziym Rab olan namına!
  75. Yıldızların yer aldığı(Esmâ’mın açığa çıktığı) evren olarak yemin ederim!
  76. Bilseniz, gerçekten bu çok azametli bir yemindir!
  77. Şüphesiz ki O(evren), Kur’ân-ı Kerîm’dir(“OKU” yabilene çok değerli “OKU”nandır).
  78. Görülemeyen bir Bilgi’dedir!(Dalga {wave} okyanusu olan evrensel data ve dahi holografik esasa göre beyindeki data.)
  79. Ona(Bilgiye), (şirk pisliğinden – hayvaniyetinden) arınıp, tâhir olanlardan başkası dokunamaz!
  80. Rabb-ül âlemîn’den tenzîldir(insan bilincinde tafsile indirme).
  81. Şimdi siz bu olayımızı mı hafife alıp, önemsemiyorsunuz!
  82. Yaşam gıdanız yalanlamanız mı oldu?
  83. İşte(can) boğaza geldiğinde!
  84. O zaman siz(çaresiz) bakakalırsınız!
  85. Biz ona sizden daha yakınızdır, fakat görmezsiniz.
  86. Eğer siz yaptıklarınızın sonucunu yaşamayacaksanız;
  87. Eğer sözünüzde sadıksanız, onu(ölümü) geri çevirsenize(Sünnetullâh yoksa yapın bunu)!
  88. (Herkes ölümü tadacaktır) lâkin mukarrebûndan (kurb ehli)ise;
  89. Ravh(Rahmânî tecelli ile yaşam),Reyhan (Esmâ tecellileri seyri) ve Nimetler Cenneti vardır.
  90. Eğer Ashab-ı yemîn’den ise;
  91. (Eğer öyle ise): “Ashab-ı yemîn’den senin için bir Selâm var”(denilir).
  92. Eğer(o can) sapık inançlı(hakikati) yalanlayıcılardansa;
  93. (İşte ona) başından aşağı kaynar sular dökülür!
  94. Cahîm’in(yakıcı şartlar) ateşine maruz kalır!
  95. Muhakkak ki bu Hakk-el Yakîn’dir(bilfiil yaşanacak gerçek)!
  96. Öyleyse tespih et ismi Aziym Rab olan namına!

Türkçe ve Arapça

Euzü Billahi mineş şeytanir racim1

BismillahirRahmânirRahiym2

1-) İzâ vekâ`atil vâkı`atü;
O gerçek (ölümü tadarak başlayan ikinci hayat) vuku bulduğunda.

2-) Leyse livak`atiha kâzibeh;
Artık onun gerçekliğini yalanlayacak olmaz!

3-) Hafıdatün Râfi`atün;
(Kimini) alçaltıcıdır, (kimini) yükselticidir!

4-) İzâ rüccetil`Ardu recca;
Arz (beden) şiddetli bir sarsılışla sarsıldığında,

5-) Ve büssetilcibalü bessa;
Dağlar (bedendeki organlar) hurdahaş edildiğinde,

6-) Fekânet hebâen münbessâ;
(Nihayet) dağılmış toz olduğunda.

7-) Ve küntüm ezvâcen selâseh;
Siz üç cinse ayrıldığınızda:

😎 Feashabül meymeneti mâ ashabül meymeneh;
Ashab-ı Meymene (sağcılar, Hakk`ı bulmada isâbet etmişler), ne ashab-ı meymenedir!

9-) Ve ashabül meş`emeti mâ ashabül meş`emeh;
Ashab-ı Meş`eme (solcular, Hak`tan kozalı yaşamışlar), ne ashab-ı meş`emedir!

10-) Ves sabikunes sabikun;
Es Sâbikun (yakîn ile öne geçenler), sabikundur;

11-) Ülâikel mukarrebun;
İşte onlar mukarrebûn`dur (Kurbiyet mertebesini yaşayanlar).

12-) Fiy cennatin na`ıym;
Nimet cennetlerindedirler.

13-) Sülletün minel`evveliyn;
Çoğunluğu önceki (devir)lerdendir.

14-) Ve kaliylün minel`ahıriyn;
Azınlığı sonrakilerdendir.

15-) Alâ sürurin mevdûnetin;
Mücevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler. (Buradan başlayan cennet tanımlayıcı âyetleri okurken; 13.Ra`d: 35 ve 47.Muhammed: 15. âyetlerde vurgulanan “Meselül cennetilletiy = cennettekilerin MİSALİ – TEMSİLİ” şöyle şöyledir, diye başlayan uyarı göz ardı edilmemelidir. Anlatılanlar temsil yolludur. A.H.)

16-) Müttekiiyne aleyha mütekabiliyn;
Karşılıklı kurulmuşlardır.

17-) Yetufü aleyhim vildanün muhalledûn;
Çevrelerinde ebedî gençlikleriyle hizmetliler…

18-) Biekvabin ve ebâriyka ve ke`sin min ma`ıyn;
Kaynağında dolmuş ibrikler, sürahiler ve kâselerle…

19-) Lâ yusadda`ûne anha ve lâ yünzifun;
Ne başları ağrır ondan ne de şuurları bulanır!

20-) Ve fakihetin mimma yetehayyerun;
Tercih edecekleri meyve;

21-) Ve lahmi tayrin mimma yeştehun;
Canlarının çektiği kuş eti;

22-) Ve hûrun `ıyn;
Ve Hur-i Iyn (net görüşlü {biyolojik gözün sınırlamalarıyla kayıtlı olmayan} eşler {birkaç beden}; şuur yapı olan “insan”ın özelliklerini yaşatacak, eşi olan bedenler. Tek bilincin tasarrufundaki birden çok bedenle yaşama süreci. A.H.).

23-) Keemsâlil lü`lüilmeknun;
Saklı (sedefte büyümüş) incilerin misali gibi (Esmâ hakikatinden oluşmuş ve o özelliklerin açığa çıkışı olan insan şuurundan var olmuş Allâh yaratısı bedenler).

24-) Cezâen Bimâ kânu ya`melûn;
Yaptıklarının cezası (sonucu)!

25-) Lâ yesme`une fiyha lağven ve lâ te`siyma;
Orada ne boş laf duyarlar ve ne de suç kavramı!

26-) İllâ kıylen Selâmen Selâma;
Sadece “Selâm, Selâm” denilir (Selâm isminin işaret ettiği özellik daim olsun; anlamında).

27-) Ve ashabül yemiyni mâ ashabül yemiyn;
Ashab-ı Yemîn (sağcılar, iman edenler) ne ashab-ı yemîndir!

28-) Fiy sidrin mahdud;
Meyveleriyle sidre ağacı içinde,

29-) Ve talhın mendud;
Meyveleri istiflenmiş muz ağacı…

30-) Ve zillin memdud;
Yayılmış (sonsuz) gölgede,

31-) Ve mâin meskûb;
Çağlayarak dökülüp akan bir suda,

32-) Ve fâkihetin kesiyretin;
Pek çok meyve (türü) içinde,

33-) Lâ maktu`atin ve lâ memnu`atin;
(Ki o meyveler) ne tükenir ve ne de yasaklanır!

34-) Ve furuşin merfu`ah;
Yüceltilmiş sedirler içinde(dirler).

35-) İnna enşe`nahünne inşâen;
Muhakkak ki biz onları (şuurun eşi olan bedenleri yeni) bir inşa edişle inşa ettik.

36-) Fece`alnahünne ebkâra;
Onları daha önce hiç kullanılmamış türden oluşturduk!

37-) `Uruben etraba;
(Ki o daha önce hiç görülmemiş – kullanılmamış türden bedenler) eşlerine âşık (dünyaya birbirine düşman olarak inen, insanı maddeye yönelttiren hayvani beden karşıtı olarak, insan şuuruna sahip bilince, özelliklerini itirazsız yaşatan. A.H.) ve yaşıtlardır (bilinçle birlikte var olmuştur)!

38-) Liashabilyemiyn;
(Bunlar) ashab-ı yemîn (saîd olanlar) içindir.

39-) Sülletün minel`evveliyn;
(Ashab-ı yemîn`in) bir kısmı evvelkilerdendir.

40-) Ve sülletün minel`ahıriyn;
Bir kısmı da sonrakilerdendir.

41-) Ve ashabüşşimâli mâ ashabüşşimâl;
Ashab-ı Şimal (şakî olanlar; hakikati inkâr edip kozalı yaşayanlar), ne ashab-ı şimaldir!

42-) Fiy semumin ve hamiym;
Semum (zehirleyici ateş, radyasyon) ve hamim (yakan su; gerçek dışı bilgi ve şartlanmalar) içinde,

43-) Ve zıllin min yahmum;
Simsiyah dumandan bir gölge (Hakikatindeki kuvveleri göremez, yaşayamaz bir hâl) içinde,

44-) Lâ bâridin ve lâ keriym;
(Ki o gölge) ne serindir ve ne de kerîm (cömertçe getirisi olan)!

45-) İnnehüm kânu kable zâlike mütrefiyn;
Muhakkak ki onlar bundan önce, dünyevî – şehvanî zevklerin bolluğu içinde şımarandılar!

46-) Ve kânu yusırrune alelhınsil `azıym;
O büyük suçta (Hakikatlerini inkâr ederek onu yaşama yolunda çalışma yapmamakta) ısrar ederlerdi.

47-) Ve kânu yekûlune eizâ mitna ve künna türaben ve ızâmen einna lemeb`usûn;
“Ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, gerçekten yeni bir bedenle yaşama devam edecek miyiz = bâ`s olunacak mıyız?” derlerdi.

48-) Eve abaunel`evvelun;
“Evvelki atalarımız da mı?” derlerdi.

49-) Kul innel`evveliyne vel`ahıriyn;
De ki: “Muhakkak ki evvelkiler de sonrakiler de,”

50-) Lemecmu`ûne ilâ miykati yevmin ma`lum;
“Bilinen bir sürecin buluşma vaktinde elbette toplanacaklardır!”

51-) Sümme inneküm eyyühed dâllûnel mükezzibun;
Sonra muhakkak ki siz ey (Hakikati) yalanlayıcı sapkınlar…

52-) Leâkilune min şeçerin min zakkûm;
Elbette (siz) zakkum ağaçlarından (kendinizi yalnızca beden kabullenmenin sonucu meyvelerinden) yiyeceksiniz.

53-) Femâliune minhel butûn;
Karınlarınızı ondan dolduracaksınız.

54-) Feşâribune `aleyhi minel hamiym;
Onun üstüne yakıcı sudan içeceksiniz.

55-) Feşâribune şürbelhiym;
Hastalığı dolayısıyla suya doymak bilmeyen develer gibi içeceksiniz onu.

56-) Hazâ nüzülühüm yevmed diyn;
Din (sistemin – Sünnetullâh`ın gerçekliğinin fark edildiği) gününde, onların nüzûlü (onlarda açığa çıkacak olan) işte budur!

57-) Nahnu haleknaküm felevlâ tusaddikun;
Biz, yarattık sizi! Tasdik etmeyecek misiniz?

58-) Eferaeytüm ma tümnûn;
Akıttığınız meniyi gördünüz mü?

59-) Eentüm tahlükunehu em nahnül hâlikun;
Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratanlar biz miyiz?

60-) Nahnü kadderna beynekümül mevte ve ma nahnü Bi mesbukiyn;
Aranızda ölümü biz takdir ettik ve bizim önümüze geçilmez!

61-) Alâ en nübeddile emsaleküm ve nünşieküm fiy ma lâ talemun;
Size bedel olarak benzerlerinizi (yeni bedenlerinizi) getirelim ve sizi bilemeyeceğiniz şekilde (yeniden) inşa edelim diye (ölümü takdir ettik).

62-) Ve lekad alimtümün neş`etel`ulâ felevlâ tezekkerûn;
Andolsun ki ilk neş`eti (yaratışı) bildiniz… Peki derin düşünmeniz gerekmez mi?

63-) Eferaeytüm ma tahrüsûn;
Ekmekte olduklarınızı gördünüz mü?

64-) Eentüm tezre`ûnehu em nahnüzzari`un;
Onu yeşerten siz misiniz yoksa biz miyiz?

65-) Lev neşau lece`alnahu hutamen fezaltüm tefekkehun;
Eğer dileseydik onu elbette kuru – cansız bitki kılardık da, şaşar kalırdınız!

66-) İnna lemuğremun;
“Muhakkak ki ziyandayız!”

67-) Bel nahnu mahrumun;
“Hayır, biz (geçinmekten) mahrumlarız” (derdiniz).

68-) Eferaeytümül mâelleziy teşrebun;
İçmekte olduğunuz o suyu gördünüz mü?

69-) Eentüm enzeltümûhu minelmüzni em nahnül münzilun;
Onu beyaz bulutlardan siz mi inzâl ettiniz yoksa inzâl ediciler biz miyiz?

70-) Lev neşau ce`alnahu ücâcen felevla teşkürun;
Eğer dileseydik onu acı (bir su) kılardık… Şükretmeniz gerekmez mi?

71-) Eferaeytümün narelletiy turun;
Çakarak (ağaçtan) çıkardığınız o ateşi gördünüz mü?

72-) Eentüm enşe`tüm şecerateha em nahnülmünşiun;
Onun ağacını siz mi inşa ettiniz yoksa inşa ediciler biz miyiz?

73-) Nahnu ce`alnaha tezkireten ve metâ`an lilmukviyn;
Onu, çölde yaşarmışçasına bilgisizlere bir hatırlatma ve bir yararlanacakları şey kıldık!

74-) Fesebbıh Bismi Rabbikel `Azıym;
Öyleyse tespih et ismi Aziym Rab olan namına!

75-) Felâ uksimu Bi mevâkı`ın nücum;
Yıldızların yer aldığı (Esmâ`mın açığa çıktığı) evren olarak yemin ederim!

76-) Ve innehu lekasemün lev talemune azıym;
Bilseniz, gerçekten bu çok azametli bir yemindir!

77-) İnneHU leKur`ânun Keriym;
Şüphesiz ki O (evren), Kur`ân-ı Keriym`dir (“OKU”yabilene çok değerli “OKU”nandır).

78-) Fiy Kitabin meknun;
Görülemeyen bir Bilgi`dedir! (Dalga {wave} okyanusu olan evrensel data ve dahi hologramik esasa göre beyindeki data.)

79-) Lâ yemessuHU illel mutahherun;
Ona (Bilgiye), (şirk pisliğinden – hayvaniyetinden) arınıp, tâhir olanlardan başkası dokunamaz!

80-) Tenziylün min Rabbil âlemiyn;
Rabb-ül âlemîn`den tenzîldir (insan bilincinde tafsile indirme).

81-) EfeBi hazel hadiysi entüm müdhinun;
Şimdi siz bu olayımızı mı hafife alıp, önemsemiyorsunuz!

82-) Ve tec`âlune rizkaküm enneküm tükezzibun;
Yaşam gıdanız yalanlamanız mı oldu?

83-) Felevlâ izâ beleğatil hulkum;
İşte (can) boğaza geldiğinde!

84-) Ve entüm hıyneizin tenzurûn;
O zaman siz (çaresiz) bakakalırsınız!

85-) Ve nahnu akrebü ileyhi minküm ve lâkin lâ tubsırun;
Biz ona sizden daha yakınızdır, fakat görmezsiniz.

86-) Felevlâ in küntüm ğayre mediyniyn;
Eğer siz yaptıklarınızın sonucunu yaşamayacaksanız;

87-) Terci`ûneha in küntüm sadikıyn;
Eğer sözünüzde sadıksanız, onu (ölümü) geri çevirsenize (Sünnetullâh yoksa yapın bunu)!

88-) Feemma in kâne minel mukarrebiyn;
(Herkes ölümü tadacaktır) lâkin mukarrebûndan (kurb ehli) ise;

89-) Feravhun ve reyhanün ve cennetü na`ıym;
Ravh (Rahmânî tecelli ile yaşam), Reyhan (Esmâ tecellileri seyri) ve Nimetler Cenneti vardır.

90-) Ve emma inkâne min ashâbil yemiyn;
Eğer Ashab-ı yemîn`den ise;

91-) FeSelâmün leke min ashâbilyemiyn;
(Eğer öyle ise): “Ashab-ı yemîn`den senin için bir Selâm var” (denilir).

92-) Ve emma in kâne minel mükezzibiyneddâ(aaa)lliyn;
Eğer (o can) sapık inançlı (hakikati) yalanlayıcılardansa;

93-) Fenüzülün min hamiym;
(İşte ona) başından aşağı kaynar sular dökülür!

94-) Ve tasliyetü cahıym;
Cahîm`in (yakıcı şartlar) ateşine maruz kalır!

95-) İnne hazâ lehuve hakkul yakıyn;
Muhakkak ki bu Hakk-el Yakîn`dir (bilfiil yaşanacak gerçek)!

96-) Fessebbih Bismi Rabbikel `Azıym;
Öyleyse tespih et ismi Aziym Rab olan namına!

www.ahmedhulusi.org

1İnsandaki vehim kuvvesinin şartlanmalarla “yok”u var, “var”ı yok olarak düşünmesi sonucu; insana kendini Allâh Esmâ`sı dışında bağımsız bir varlık ve beden kabul ettiren; bunun sonucu olarak da gökte bir tanrı kabulüne yönlendiren, taşlanmış şeytanî vesveselerden, Hakikatim olan Allâh Esmâ`sının koruyucu kuvvelerine sığınırım.

2İsmi Allâh olanın, hakikatim olan Rahman ve Rahıym Esmâ`ları özellikleriyle…

Arapça

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

1 اِذَا وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُ 
2 لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ 
3 خَافِضَةٌ رَافِعَةٌ 
4 اِذَا رُجَّتِ الْاَرْضُ رَجًّا 
5 وَبُسَّتِ الْجِبَالُ بَسًّا 
6 فَكَانَتْ هَبَاءً مُنْبَثًّا 
7 وَكُنْتُمْ اَزْوَاجًا ثَلٰثَةً 
8 فَاَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَا اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ 
9 وَاَصْحَابُ الْمَشْپَمَةِ مَا اَصْحَابُ الْمَشْپَمَةِ 
10 وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَ 
11 اُولٰئِكَ الْمُقَرَّبُونَ 
12 فٖى جَنَّاتِ النَّعٖيمِ 
13 ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّلٖينَ 
14 وَقَلٖيلٌ مِنَ الْاٰخِرٖينَ 
15 عَلٰى سُرُرٍ مَوْضُونَةٍ 
16 مُتَّكِئٖينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِلٖينَ 
17 يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَ 
18 بِاَكْوَابٍ وَاَبَارٖيقَ وَكَاْسٍ مِنْ مَعٖينٍ 
19 لَا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنْزِفُونَ 
20 وَفَاكِهَةٍ مِمَّا يَتَخَيَّرُونَ 
21 وَلَحْمِ طَيْرٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ 
22 وَحُورٌ عٖينٌ 
23 كَاَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ الْمَكْنُونِ 
24 جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ 
25 لَا يَسْمَعُونَ فٖيهَا لَغْوًا وَلَا تَاْثٖيمًا 
26 اِلَّا قٖيلًا سَلَامًا سَلَامًا 
27 وَاَصْحَابُ الْيَمٖينِ مَا اَصْحَابُ الْيَمٖينِ 
28 فٖى سِدْرٍ مَخْضُودٍ 
29 وَطَلْحٍ مَنْضُودٍ 
30 وَظِلٍّ مَمْدُودٍ 
31 وَمَاءٍ مَسْكُوبٍ 
32 وَفَاكِهَةٍ كَثٖيرَةٍ 
33 لَا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ 
34 وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍ 
35 اِنَّا اَنْشَاْنَاهُنَّ اِنْشَاءً 
36 فَجَعَلْنَاهُنَّ اَبْكَارًا 
37 عُرُبًا اَتْرَابًا 
38 لِاَصْحَابِ الْيَمٖينِ 
39 ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّلٖينَ 
40 وَثُلَّةٌ مِنَ الْاٰخِرٖينَ 
41 وَاَصْحَابُ الشِّمَالِ مَا اَصْحَابُ الشِّمَالِ 
42 فٖى سَمُومٍ وَحَمٖيمٍ 
43 وَظِلٍّ مِنْ يَحْمُومٍ 
44 لَا بَارِدٍ وَلَا كَرٖيمٍ 
45 اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُتْرَفٖينَ 
46 وَكَانُوا يُصِرُّونَ عَلَى الْحِنْثِ الْعَظٖيمِ 
47 وَكَانُوا يَقُولُونَ اَٸِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَ 
48 اَوَ اٰبَاؤُنَا الْاَوَّلُونَ 
49 قُلْ اِنَّ الْاَوَّلٖينَ وَالْاٰخِرٖينَ 
50 لَمَجْمُوعُونَ اِلٰى مٖيقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ 
51 ثُمَّ اِنَّكُمْ اَيُّهَا الضَّالُّونَ الْمُكَذِّبُونَ 
52 لَاٰكِلُونَ مِنْ شَجَرٍ مِنْ زَقُّومٍ 
53 فَمَالِؤُنَ مِنْهَا الْبُطُونَ 
54 فَشَارِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ الْحَمٖيمِ 
55 فَشَارِبُونَ شُرْبَ الْهٖيمِ 
56 هٰـذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ الدّٖينِ 
57 نَحْنُ خَلَقْنَاكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ 
58 اَفَرَاَيْتُمْ مَا تُمْنُونَ 
59 ءَاَنْتُمْ تَخْلُقُونَهُ اَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ 
60 نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقٖينَ 
61 عَلٰى اَنْ نُبَدِّلَ اَمْثَالَكُمْ وَنُنْشِئَكُمْ فٖى مَا لَا تَعْلَمُونَ 
62 وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النَّشْاَةَ الْاُولٰى فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ 
63 اَفَرَاَيْتُمْ مَا تَحْرُثُونَ 
64 ءَاَنْتُمْ تَزْرَعُونَهُ اَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ 
65 لَوْ نَشَاءُ لَجَعَلْنَاهُ حُطَامًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ 
66 اِنَّا لَمُغْرَمُونَ 
67 بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ 
68 اَفَرَاَيْتُمُ الْمَاءَ الَّذٖى تَشْرَبُونَ 
69 ءَاَنْتُمْ اَنْزَلْتُمُوهُ مِنَ الْمُزْنِ اَمْ نَحْنُ الْمُنْزِلُونَ 
70 لَوْ نَشَاءُ جَعَلْنَاهُ اُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ 
71 اَفَرَاَيْتُمُ النَّارَ الَّتٖى تُورُونَ 
72 ءَاَنْتُمْ اَنْشَاْتُمْ شَجَرَتَهَا اَمْ نَحْنُ الْمُنْشِؤُنَ 
73 نَحْنُ جَعَلْنَاهَا تَذْكِرَةً وَمَتَاعًا لِلْمُقْوٖينَ 
74 فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظٖيمِ 
75 فَلَا اُقْسِمُ بِمَوَاقِعِ النُّجُومِ 
76 وَاِنَّهُ لَقَسَمٌ لَوْ تَعْلَمُونَ عَظٖيمٌ 
77 اِنَّهُ لَقُرْاٰنٌ كَرٖيمٌ 
78 فٖى كِتَابٍ مَكْنُونٍ 
79 لَا يَمَسُّهُ اِلَّا الْمُطَهَّرُونَ 
80 تَنْزٖيلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمٖينَ 
81 اَفَبِهٰذَا الْحَدٖيثِ اَنْتُمْ مُدْهِنُونَ 
82 وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ اَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ 
83 فَلَوْلَا اِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ 
84 وَاَنْتُمْ حٖينَئِذٍ تَنْظُرُونَ 
85 وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلٰـكِنْ لَا تُبْصِرُونَ 
86 فَلَوْلَا اِنْ كُنْتُمْ غَيْرَ مَدٖينٖينَ 
87 تَرْجِعُونَهَا اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ 
88 فَاَمَّا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُقَرَّبٖينَ 
89 فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعٖيمٍ 
90 وَاَمَّا اِنْ كَانَ مِنَ اَصْحَابِ الْيَمٖينِ 
91 فَسَلَامٌ لَكَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَمٖينِ 
92 وَاَمَّا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُكَذِّبٖينَ الضَّالّٖينَ 
93 فَنُزُلٌ مِنْ حَمٖيمٍ 
94 وَتَصْلِيَةُ جَحٖيمٍ 
95 اِنَّ هٰـذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقٖينِ 
96 فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظٖيمِ 

Bilgi:

Hazreti Rasûlullâh (s.a.v.) bu sûreyle alâkalı olarak şöyle buyurmuştur:

“Her gece Sûre-i Vâkıa’yı okuyan kişiye ebediyen fakirlik isâbet etmez.”

Eskiden pek çok kimse akşam ile yatsı arasında, Yâsiyn, Feth, Vâkıa, Mülk (Tebâreke) ve Nebe (Amme) sûrelerini okumayı âdet edinmişti. Bunun o kadar çok faydası vardır ki, benim bunları anlatmam asla mümkün değildir.

Dileriz ki, bir yarım saatinizi akşamları bu beş sûreyi okumaya ayırasınız… Günün kendinize harcadığınız 24 saatinden bir yarım saatiyle, ölüm ötesi yaşama hazırlık yapasınız, ruhaniyetinizi güçlendiresiniz. Allâh, hepimize bunu kolaylaştıra.