MUHAMMED MUSTAFA 2

Ahmed Hulûsi

Kureyşliler bir türlü hazmedemediler, Bedir’de almış oldukları büyük mağlubiyeti!..

Bu hezimetin öcünü almak üzere, Ebu Süfyan kumandasında son derece teçhizatlı üç bin kişilik bir ordu teşkil ettiler.

Görüldüğü gibi Bedir’deki ordu mevcudunun üç misli olan bu ordu, Medine üzerine hareket etti… Medine’nin yakınındaki Uhud dağı yanına gelen müşrik ordusu Şevval ayının yedinci günü karargâh kurdu. O zaman için çok önemli bir kuvvetti bu…

Bu durum üzerine, Rasûlü Ekrem gene her zamanki gibi bir harp meclisi kurdu ve bu mecliste sahabenin ileri gelenlerinin fikirlerini aldı.

Rasûlü Ekrem, görmüş olduğu bir rüya dolayısıyla, harbin, Medine’nin dışına çıkılmaksızın, müdafaa savaşı tarzında yapılmasının iyi olacağı kanaatinde olduğunu açıkladı.

Bu fikir, Hz. Ebu Bekir es Sıddîk tarafından da beğenilmişti.

O da kalkarak bunun gerekçelerini izah etti ve Rasûlü Ekrem’in ileri sürdüğü tarzda savaş yapılmasının daha yerinde olacağını söyledi…

Bu arada ashabtan bazıları dahi aynı fikri müdafaa ettiler…

Fakat Hz. Hamza ve Bedir savaşına katılmamış bulunan sahabe, meydan harbine taraftar olduklarınısöyleyerek, bu hususta çok ısrar ettiler.

Bu durumda, Rasûlü Ekrem onları kırmayarak, bin kişilik bir ordu teşkil etti ve Uhud dağına hareket edildi…

Ancak, yolun yarısına gelindiği zaman, üç yüz kişilik bir münafıklar grubu, meydan savaşı yapmanın doğru olmayacağını öne sürerek, ters yüzü şehre geri döndüler.

Böylece müslümanların kuvveti yedi yüz kişiye düşmüş oldu…

Harp sahasına gelindiğinde, kısa bir süre mola verildikten sonra, Rasûlü Ekrem arka taraflarına düşen geçidi müdafaa etmeleri için elli kişiyi vazifelendirdi; ve her ne pahasına olursa olsun, kendisi çağırmadığı müddetçe buradan ayrılmamalarını söyledi.

Harp çok şiddetli başladı!..

İlk aşamada, müslümanlar çok sert bir hücumla müşriklerin hepsini dağıttılar.

Fakat daha sonra kaçmakta olan putperest Kureyşlileri takip etmeyerek, ganimetleri paylaşmaya koyuldular!..

Arkadaşlarının ganimetleri paylaştığını gören geçit bekçilerinden kırk ikisi de dayanamayarak, ganimetten hisselerini almak üzere, geçidi terk edip, onların yanına gittiler…

Bu hâl üzerine, bilahare müslüman olup Rasûlü Ekrem’den “Allâh’ın kılıcı ünvanını alacak olan Velid’in oğlu Halid, derhâl müşriklerin bir kısmını topladı ve geçitte kalan sekiz kişiyi de şehîd ederek, arka taraftan müslümanlara hücum etti… Kaçmakta olan diğerleri de, haber aldılar ve Ebu Süfyan kumandasında önden saldırdılar…

Bu ikinci aşamada, müslümanlar ansızın gelen düşman kuvvetlerini görünce şaşırdılar; güç belâ kendilerini toparlamaya çalıştılar. Ne yazık ki bir netice alınamadı!..

Putperest Kureyşliler, karargâha kadar ilerlemişler Rasûlü Ekrem’in tâ yanına kadar gelmişlerdi…

Müslümanlardan bir kısmı canını kurtarmak için şehre kaçarken, diğer bir kısmı da Uhud’a tırmanıyordu.

Canla başla savaşan Hz. Ebu Bekir es Sıddîk, Hz. Ömer el Faruk ve Hz. Âli gibi birkaç kişi kalmıştı geride savaşa devam eden… Onlar da dağınık bir hâlde idiler savaşın şiddetinden!..

Derken yaklaşan birisi, attığı taş parçası ile Rasûlü Ekrem’in sağ alt iki dişini kırdı!..

Bir başkası, alnını yardı…

Bir diğeri de bir kılıç darbesi ile elmacık kemiğini yaraladı ve bu arada kırılan miğferin iki halkası da yanağına battı…

Bu darbe şiddetiyle at üstünden yere yuvarlanan Rasûlü Ekrem, zırhının da ağırlığı sebebiyle bir an için ayağa kalkamadı.

Bunu gören müşrik, “Muhammed’i öldürdüm” diye haykırmaya ve koşmaya başladı…

Zaten morali bozuk olan müslümanlar, bu sözleri de işitince, büsbütün yıkıldılar ve kaçmaya başladılar!..

Tam o sırada, oradan geçmekte olan bir müslüman, Rasûlü Ekrem’in sağ olduğunu görerek:

− Ey Müslümanlar!.. Geriye dönün!.. Rasûlullâh sağdır!.. Yaşıyor işte!.. Burada!.. Geriye dönün, toplanın!..

Diye avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı.

Bu müjdeyi işiten Hz. Sıddîk, Hz. Ömer, Hz. Âli ve daha birkaç kişi oraya toplanarak bir müdafaaya giriştiler topluca…

Onları gören yirmi kadar sahabe de yanlarına geldi ve sayıları otuza yükseldi.

Nitekim bu arada Hz. Hamza da -Allâh ondan da razı olsun- şehîd olmuştu.

Daha sonra müslümanların sayısı yeni gelenlerle yetmişe, yüze yükseldi.

Bu arada İbni Nadir -Allâh ondan da razı olsun- ismindeki bir ashabın misli görülmemiş bir şekilde savaştığı görülüyordu. Daha sonra cesedi, almış olduğu seksen küsur yara dolayısıyla tanınmamış; ancak kızkardeşi parmak uçlarından teşhis edebilmişti bu şehîdi…

Müslümanların tekrar toparlanışı ve hücuma geçişi, zaten oldukça muazzam bir zâyiat vermiş bulunan müşrikleri büsbütün korkuttu.

Ebu Süfyan:

− Bu günlük bu kadar yeter!..

Diyerek, ordusunu topladı ve harp sahasını terk ettiler.

Rasûlü Ekrem, onların geri dönmesinden endişe ederek buyurdu ki:

− Düşmanları ardı sıra kim takip eder?..

Bu vâki davet üzerine, başta Ebu Bekir es Sıddîk olmak üzere, ashabı kiramın yetmiş kadar ileri geleni, onları takip etti… Böylece bu savaş da dinsizlerin savaş meydanından kaçması ile son bulmuş oldu.

Ancak bu arada daha önce görmüş olduğumuz gibi, Rumlar Farsları yenmiş, Hz. Ebu Bekir es Sıddîk da bahsi kazanmıştı.

Fakat henüz yüz deveyi almamıştı. Aksi gibi, bahse girmiş olduğu Übeyy de Uhud savaşında ölmüştü…

Bunun üzerine Hz. Sıddîk, Übeyy’in vârislerine müracaat ederek, onun mirasından yüz deveyi aldı ve Rasûlü Ekrem’e getirdi. Rasûlü Ekrem de Hz. Ebu Bekir es Sıddîk’a:

− Yâ Eba Bekr!.. Bu develeri sen de sadaka olarak muhtaç olanlara dağıtıverirsin… buyurdu.

Hz. Sıddîk, develeri muhtaçlara dağıtalı epeyce bir zaman olmuştu…

Rasûlü Ekrem, yanında Ebu Derda -Allâh ondan da razı olsun- ve daha birçok sahabesi olduğu hâlde oturmaktaydı ki; aniden Hz. Ebu Bekir es Sıddîk gözüktü.

Elbisesinin eteklerini diz kapaklarına kadar toplamış, telaşlı bir hâlde koşa koşa geldi…

Rasûlü Ekrem, onun bu hâlini görünce yanındakilere tebessüm ederek:

− Herhâlde arkadaşınız birisiyle çekişmiş olacak buyurdu.

Zaten Hz. Ebu Bekir es Sıddîk’ı ne zaman görse, çehresi mütebessim bir hâl alırdı Rasûlü Ekrem’in. Hatta en sıkıntılı, üzüntülü vakitlerinde bile, yanına O gelince bu hâli kayboluverirdi… Hz. Sıddîk heyecanlı bir vaziyette geldi.

− Es Selâmü Aleyküm yâ RasûlAllâh!..

− Ve Aleyküm Selâm ve Rahmetullâhi ve Berekatuhu yâ Eba Bekr!.. Nedir bu telaşın böyle?..

− Yâ RasûlAllâh, benimle Hattaboğlu arasında bir münazaa vuku buldu. Fakat bu münakaşada ben Ömer’e karşı ileri gitmiştim. Sonra pişman oldum da Ömer’den kusurumun affını diledim; ama Ömer bundan kaçındı!.. Ben de huzurunuza geldim.

− Allâh seni mağfiret etsin yâ Eba Bekr!.. Allâh seni mağfiret eylesin yâ Eba Bekr!..

Buyurdu üç kere Rasûlü Ekrem…

Bu arada Hz. Ömer de, bu dargınlıktan nedamet getirmiş, Hz. Sıddîk’ın evine gitmişti:

− Eba Bekr burada mı?.. Sualine:

− Hayır, evde yok!.. Cevabını aldı.

Bunun üzerine doğruca Rasûlü Ekrem’in yanına gelip, selâm verdi… Fakat, Rasûlü Ekrem’in sîması, Hz. Ömer’i görünce değişmeye başladı…

Hz. Ebu Bekir es Sıddîk, Rasûlü Ekrem’in sîmasının değiştiğini görünce, kendisi yüzünden Hz. Ömer’e darılmasından korktu ve Rasûlü Ekrem’in önünde diz çökerek:

− Yâ RasûlAllâh, vallâhi bu işde ben, Ömer’den daha fazla ileri gitmiştim… dedi iki kere…

Bunun üzerine, Rasûlü Ekrem orada bulunanların hepsine birden hitap etti:

− Şüphesiz ki Cenâb-ı Allâh beni, size Rasûl göndermişti…

Bunu size tebliğ ettiğim zaman hepiniz beni yalanlamıştı… O zaman sadece EBA BEKR inanmıştı benim Rasûlullâh olduğuma… Ve benim uğrumda canını, malını feda etti…

Bunları söyledikten sonra iki kere tekrar buyurdu bu sözleri:

− Şimdi Ashabım!.. Siz, bu Azîz Dostumu, bu nispetiyle bu hususiyetiyle bana bağışlarsınız değil mi?..

O günden sonra, Rasûlü Ekrem’in Hz. Ebu Bekir es Sıddîk hakkında izhar eylediği bu tâzim üzerine, hiç kimse O’nu incitmedi…