KENDİNİ TANI

Ahmed Hulûsi

u terkip dediğimiz şey nedir? Ve nasıl oluşuyor?..

Bunu eğer teknik olarak izah etmek gerekirse, özetle şöyle anlatacağız…

Bir cam ele alalım… Bu cam dediğimiz şey, hamur hâlinde oluşur. Bu cam hamurunu eriyik hâlindeyken düşünün… Sonra o hamura renk katın… O renk daha sonra sâbit hâle geldi, camda… Sonra o renkli camı aldık, herhangi bir ışık kaynağının önüne koyduk. Güneş’ten gelen ışık esasında renksiz!.. Fakat o camdan geçerek, camın arkasına o camın rengiyle renklenmiş olarak vurdu.

Şimdi, burada dikkat edilecek husus şu…

Gelen, ışıktır ve renksizdir. Fakat camdan geçerken renklenmiş ve arkaya renkli olarak vurmuştur.

Renk, gelen ışığa değil, o camın karışımına aittir. Hamuruna aittir. Hamurunda mevcut olan şeydir, vurduğu yerde, yansıdığı yerde meydana gelen renk, o camın terkibinde oluşmuş olan renkten dolayıdır.

Ancak, burada şunu gözden kaçırmamak lazım…

O camın terkibinde, yapısında mevcut olan renk de gene ışınların meydana getirdiği renktir. Dolayısıyla o terkip gene belli bir ışıkla oluşmuştur. Onun dışında değildir.

Bizim varlığımız, bu varlığın dışında oluşup da buraya gelmiş bir varlık değildir!.. Allâh’ın ilmî varlığı bünyesinde bir varlıktır.

Dolayısıyla var oluşumuz, Allâh’ın İLMİ ile var olan bir varlıktır. Allâh olmasaydı o takdirde biz zaten olamazdık!.. Yani, “biz” dediğimiz şeyler, Allâh’ın varlığı ile kaîm varlıklardır Ve O’ndaki mânâlar, bizim hamurumuzda açığa çıkmıştır.

Dolayısıyla, bizim varlığımız, O’ndaki mânâların belli bir formül altındaki hamuru olduğu için, buna “terkip-bileşim” diyoruz!..

Bu terkibi oluşturan öğeler, Allâh’ın Esmâ-i ilâhîsidir… Yani, 99 ismi de bizim bileşimimizde, hamurumuzda mevcuttur. Ama, kimi isim güçlü olarak, kimi isim zayıf olarak…

İşte, bu bileşimimizde mevcut olan mânâlar, genetik kartımızdaki yazılı veriler, özellikler, beynimizin oluşma sürecinde, çeşitli takım yıldızlardan gelen kozmik ışınımların beynimizde oluşturduğu açılımlarla ortaya çıkmıştır!

Böylece oluşan beynimiz, yani terkipsel yapımız, daha sonra çeşitli takım yıldızlardan gelen ışınların yönlendirmesiyle belli kararlar, duygular, düşünceler oluşturur.

Bu nokta; kişi ile ilâhî yapı arasındaki farkın fark edilmesi noktasıdır.

İlâhî yapıda renksiz ve sınırsız olan mânâlar, terkipsel yapıda ortaya çıktığı zaman, “yaradılış denen mânâları meydana getirir… Yani, yaratılmışlık noktası, ilâhî mânâların terkipsel bir hâl alması ile birlikte başlar.

Hangi varlık bir terkipsel yapıya sahip ise, o varlık yaratılmıştır!..

Melek olsun, cin veya insan olsun; ya da hayvan, nebat, maden cinsinden olsun fark etmez!.. Çünkü bunların tümü de isimler bileşimi olan yapılardır. İlâhî Esmâ terkipleridir.

Ama, bunları meydana getiren orijinal mânâlar ve bu mânâların sahibi olan Allâh, yaradılmışlık anlamından münezzehtir!.. Çünkü, bir terkip değildir O!..

İşte, biz bu noktayı, çok iyi anlamak mecburiyetindeyiz!..

Sen, O mutlak varlıktan meydana gelmiş bir mânâ ve bir bileşim olman itibarıyla; O’nun varlığı dışında hiçbir şey “sen”de mevcut değildir!.. “Sen”in, O’nun dışında özel bir varlığın, cevherin, özün yoktur.

Fakat, O’ndaki mânâların bileşimiyle oluşman ve ortaya çıkman itibarıyla da “sen” bir yaradılmışsın!..

“Allâh her şeyi yoktan var etmiştir!..”

Mânâsı; “yok” iken “var olan bütün birimlerin varlığının, İlâhî isimlerin değişik bileşimler oluşturması suretiyle meydana gelmesi dolayısıyladır.

Bu konu, ilâhiyat konusunun, en ince noktalarından birisidir.

Yani, senin bir yönünle yaradılmış olman; bir yönünle de Allâh’ın varlığı ile kaîm bir varlık olman;Ulûhiyet mertebelerinin özelliklerinin holografik sistem üzere “sen”de var olma noktası…

Bileşimi meydana getiren o mânâların, orijinal varlığa ait olması; sende mevcut olan bu terkibi meydana getiren mânâlarının orijinalinin de sende olmasını gerektirir, özü, cevheri itibarıyla… Holografik esasa dayalı bir biçimde!

Zira, varoluş dıştan içe değil; içten dışadır!..

Ve, işte sen!.. Zât’ın itibarıyla, O’sun!.. Çünkü, “ZÂT” bölünmez, parçalanmaz, cüzlere ayrılmaz ve cüzlerden oluşmamış SINIRSIZ TEK’tir!.. Mânâların itibarıyla ise, mânâlar bir terkip şeklinde sende mevcut olduğu için, yaratılmışsın!.. Bu terkip var olmadan evvel, senin izafî-göresel, birimsel varlığın da mevcut değildi…

“Allâh var idi ve O’nunla beraber başka bir varlık yok idi!..”

Ve senin, terkipsel yapının derinliğine girersek, özüne girersek, zaten orada terkipsel mânâlar kaybolacağı için, öz kalacağı için, şu mânâ çıkar:

“An içre sadece Allâh vardır; ve O’nun dışında hiçbir varlık yoktur!..”

“Yani, Allâh var idi ve O’nunla beraber hiçbir şey yok idi; el an da öyledir” açıklamasını, boyutsal derinliklere inme olmadan anlayabilmek mümkün değildir!..

Bunun basit izahını şöyle yapabiliriz…

Seni atomik bir mikroskobun altına koyduğumuz zaman, senin birimsel, izafî, kişisel varlığın kalkar, salt atomlardan ibaret bir yapı kalır.

Bunun gibi, bileşiminin özüne girecek bir mikroskop elde edersek, bir bakış zumlaması, bir basîret elde edersek, bunun neticesinde görürüz ki, varlıkta var olan sadece Allâh’tır!.. O’nun ne içinde, ne dışında, ne arkası ve ne de önünde hiçbir varlık yoktur!..

İşte bu bakışı edinirsek, İhlâs Sûresi’nin hakikatini, basîretimizle müşahede ederiz…

Eğer, bu mânâları çok, çok iyi anlayabilirsek, mesele bizim için çözülür. Aksi takdirde, mânâmızın, bileşimimizin getirdiği kavgalardan, tartışmalardan kendimizi kurtaramayız!..

 

AHMED HULÛSİ

13 Eylül 1994

Antalya