İNSAN VE SIRLARI 1

Ahmed Hulûsi

Kur’ân-ı Kerîm’de sürekli olarak;

“Biz size çeşitli misallerle anlatıyoruz, bütün bunları hâlâ tefekkür etmeyecek misiniz, düşünmeyecek misiniz, bunlardan ibret almayacak mısınız?” gibi ikazlar yer almaktadır.

İlâhî isimlerin terkip şekliyle bizde var olması ve bu mânâların, belirli ölçülerle bizde aşikâre çıkması şunu gösterir…

Bizdeki bu isimlerin mânâları, çok daha geniş şekilde ortaya çıkabilir!.. Bu kadarıyla olduğuna göre, bunun çok daha geniş boyutlusu da olabilir!..

Bu isimlerin mânâlarının aşikâre çıktığı her mahalde, Allâh Zâtı ve Sıfatıyla da mevcuttur! Ve o mahalden o isimleri izhar ettirirken, dilerse başka isimlerin mânâlarını da aşikâre çıkartır, ortaya koyar!..

Peki, senin aklın, şuurun dediğin şey, netice itibarıyla bu isimlerin mânâlarının dayandığı Zâta gider ise; ve sen bunu idrak eder isen; bu takdirde, kendinde aşikâre çıkmayan isimlerin mânâlarını da aşikâre çıkarmak gücü var mıdır, yok mudur?

Elbette ki vardır!..

Öyle ise, senin, tabii yaşantının meydana getirdiği fiillerin ötesinde; ilâhî hükümler olan Allâh’ın emirlerine ve yasaklara uyman şartı ile Allâh’a yakîn elde etmen mümkündür!..

Senin tabiatın, duyguların, şartlanmaların, alışkanlıkların diye söylenen şeyler, senden, yapının tabii neticesi olarak ortaya çıkar!.. Bu da belli bazı isimlerin mânâlarının o anda sende fiile dönüşmesi ile oluşur.

Şimdi ise, tabii olarak senden çıkanlara ters düşen başka fiillere yönelirsen, bu fiilleri tatbik etmek suretiyle, bu fiillerin karşılığı olan isimlerin mânâlarını da ortaya çıkartmış olursun! Bunun başka bir yolu yoktur!..

Bir misale girelim burada; herhangi bir yerde oturuyorsun, konuşuyorsun. Oturduğun sırada ezan okunuyor, öğle namazı veya ikindi namazı vakti geldi!.. Senin tabii terkibin ya da şartlanman, o anda seni konuşmaya veya bulunduğun yerde oturmaya sevkeder!.. O anda, kalkıp da namazı kılmak veya camiye gitmek sana ters düşer!.. Oysa, senin terkibine ve tabiatına ters düşen o hareketi yapman, senin tabiatına karşı, tabii terkibinin istek ve arzularına karşı bir irade gücünü ortaya koymanı sağlar!..

İnsanların cehennemde azap çekmelerinde en büyük faktör, kendilerindeki irade gücünü kullanmayışlarıdır!.. Bunun temelini de beyinlerinde “MÜRİYD” isminin zayıf açılmış olması teşkil eder. “MÜRİYD” isminin zikri, irade sıfatını güçlendirir. İrade gücünün kullanılması da tatbiki ilme bağlıdır!

İlim, iradeyi tahrik eder; ancak birçok insan, bazı şeyleri bilir, fakat tatbik etmez! İşte bu da kendisindeki irade noksanlığı, irade zafiyetidir!..

“Canım istedi” diyoruz. Canım istedi, kelimelerinin karşılığı olan mânâ; “Benim yapımı meydana getiren terkip, beni bu şekilde davranmaya itiyor” demektir! Canın öyle istediği için yaptığın her fiil, seni izafî kişiliğin bataklığına bir adım daha batırır!..

Bir fiili yapıyorsun. Ne ile yapıyorsun?.. Bir şartlanma ile yapıyorsun!.. Şuur var mı orada?.. Yok!.. Şuur, derken neyi kastediyoruz?.. Allâh’a vâsıl olma, Allâh’ı yaşama anlamında bir şuur!..

Senin davranışının altında böyle bir şey var mı? Yok! Olmadığına göre, sen o anda terkibinin tabiatı istikametinde bir davranış ortaya koyuyorsun; ki bu da senin cehennemde derinliklere doğru bir adım daha atmandır!..

Allâh’ın ahlâkına yönelmeyip, Allâh’ın ahlâkıyla ahlâklanmayıp; sende zuhur eden belli isimlerin meydana getirdiği “hulk” yani “huy” ile ahlâklanmandandır bu!..

Bildin ki, senin varlığın, “Hakk”ın varlığıdır!.. Sende ki fiillerin hepsi “Hakk”ın fiilleridir!.. Bunu bilmen, seni cennete sokmaz!..

Çünkü;

“İNSAN İÇİN YALNIZCA ÇALIŞMALARININ (kendisinden açığa çıkanların) SONUCU OLUŞACAKTIR! ONUN ÇALIŞMASININ SONUCU DA YAKINDA GÖRÜLECEKTİR!” (53.Necm: 39-40) hükmü vardır!..

Şu Dünya’da, nasıl buradan kalkıp, içeri gidip, mutfaktan yiyecek bir nesneyi alıp yemedikçe karnın doymuyorsa; yani bir fiilî işlem olmadıkça, bedenden onun karşılığı olan bir fiilî gelişme hâsıl olmuyorsa; aynen bunun gibi, kişi ölüm ötesi hayatta, aynı şekilde, fiillerinin oluşturduğu neticelerle yaşayacaktır!..

Şu anda burada, bu Dünya’da Allâh’a vâsıl olamıyorsan, öldükten sonra da Allâh’a vâsıl olman imkânsızdır!.. Dünya’da yaşarken ilâhî hakikatlere erememiş, idrak edememiş isen, bu öldükten sonra da asla mümkün olmaz!.. Çünkü ruhun, Dünya’da beyinle ne kadar yükleme yapılmışsa onunla kalır! Beyin gittikten sonra ruhunun yeni kayıt alması imkânsızdır.

İşte ispatı:

“KİM BU DÜNYADA ÂM (hakikati göremeyen) İSE O, GELECEK SONSUZ YAŞAMDA DA ÂMÂDIR (kördür)!..” (17.İsra’: 72)

Bir kişi, iyilik yapar kötülük yapmaz, doğru söyler!.. Ama buna rağmen muhakkak cehenneme uğrayacaktır… Cehennemde uzun bir süre kalacaktır!.. Çünkü bu hareketleri, tabii terkibinin neticesi olarak yapar!.. Şuurlu olarak yapmaz!.. Kendisindeki isimler, zuhura çıkış anında, bu fiilleri meydana getirir!..

Allâh’ı tanıma yolunda bir çalışması yoksa, hâlâ izafî varlığı söz konusuysa, onun bu konudaki “bilgisi”hiçbir şey sağlamaz ona!..

Bir kişi düşünelim; varlığının “Allâh”ın varlığı olduğunu; kendisinden çıkan bütün fiillerin Allâh’ın fiilleri olduğunu, varlıkta her şeyin “Hak” olduğunu; “Hakk”tan gayrı hiçbir şeyin var olmadığını biliyor!..

Öte yandan normal günlük yaşamında, günlük olaylarda fiillerini yaparken, kendini Ziya gibi, rahmetli Ayhan gibi hissediyor!.. Kendini Ayhan olarak hissetme hâli olduğu sürece, o kişi “gizli şirk” içindedir!..

Kendini, bir kişi olarak hissettiği sürece; “TEK”in bakışıyla varlığı seyredemediği sürece, o kişi “şirki hafî”içindedir. Kendini bir kişi olarak hissettiği hâlde işlediği her fiil, bir gâfilin amelinden farksızdır!

Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem) Hz. Ebu Bekir (radıyallâhu anh)’a şöyle açıkladı gizli şirk mevzunu:

 Yâ Ebu Bekr… Şirk sizde karıncanın ayak sesinden daha gizlidir!.. Bir adamın “Allâh diledi de ben diledim” demesi şirktir!.. Ve bir adamın “Falan kişi olmasaydı, filan beni öldürecekti!..” demesi şirktir.

Sana şirkin büyüğünü küçüğünü okumamla, Allâh’ın senden gidereceği duayı göstereyim mi?..

Her gün üç defa şöyle dersin:

“Allâhümme inniy eûzü bike en üşrike bike Şey’en ve ene â’lem ve estağfiruke limâle lâ â’lem.”

Suyûtî’nin Câmii Kebîr’inde naklettiği bu Rasûlullâh uyarısı, bize “gizli şirk” ya da diğer deyişle “şirki hafî”nin ne olduğunu idrak ettirmesi yönünden çok önemli bir işarettir.

Esasen, tasavvuf bütünüyle “gizli şirk”in ortadan kalkması; gizli şirki doğuran, zannındaki “Ben varım”şartlanmasının kalkması çalışmalarından başka bir şey değildir.

Tevhid ise, senin zannında, şartlanmalardan ve beş duyu kaydından dolayı oluşmuş “izafî varlıklar”hayalinden kurtulup, varlıkta Tek ALLÂH’tan başka bir şey olmadığına şehâdet etmen ile gerçekleşir…

 

Birinci cildin sonu…