MESAJLAR

Ahmed Hulûsi

Değerli dostlarım…

Allâh’ın lütfettiği bilgileri, 1965 yılında yazdığım ilk kitaptan bu yana geçen 35 yıllık süreç içinde, yazabileceğim ölçülerle sizlerle paylaştım.

Bugün görebildiğim kadarıyla, bizim ilk defa açıkladığımız değerlendirmeler ve bakış açıları, “DİN”e en tutucu ve şekilci yaklaşanlardan, en aydın görünenlere kadar, hemen her çevrede yer almaya başladı; her ne kadar o görüşün altındaki imzadan söz edilmese de…

Samimi olarak “DİN”i değerlendirmeye çalışanlara şu görüşümü son kez belirteyim ki…

İslâm Dini’ni gerçekten samimiyetle benimsiyorsanız, geçmişin şartları içinde oluşmuş yorumları bir yana koyarak, Hz. Muhammed (aleyhisselâm)’dan bize intikâl eden verileri günümüz şartları ve bilgileri ışığında yeniden değerlendirmeye alınız.

DİNDE REFORM OLMAZ!… Çünkü Din, “ebeden değişmez Sünnetullâh” üzerine bina olmuştur.

DİNİ ANLAMADA REFORM ise çağımızda zaten başlamıştır…

Ancak bu reform, çeşitli çevrelerde söylendiği şekliyle yani dine lokalize yaklaşımlarla asla gerçekleşmez!

Bilmem ne şûralarının, “falanca filanca konular bugüne nasıl uyarlanır” yaklaşımı yanlıştır; asla bu türden yaklaşımlarla “Din”i anlamada reform meydana gelmez.

“Dini anlamada REFORM”un gerçekleşmesi için, konunun kesinlikle en başından ele alınarak, “DİN”i temelden ANLAYIŞIN yeniden yapılandırılması zorunludur.

Dini kabullenmek, ya “gökte tanrı” ve onun yolladığı postacı-elçi peygamber ve fermannamesi kitap anlayışına ve temeline göre yapılandırılırya da Kurân’ın açıkladığı “ALLÂH”, “RASÛL” ve buna dayalı, sistemi açıklayan “KİTAP”, anlayışıyla olay değerlendirilip; her konu bu anlayışa göre yerli yerine oturtulur.

“DİN”, “gökte tanrı var yerde postacı – elçi peygamberi” kabulüne dayalı şekilde ele alınıp; sorunlara lokalize çözümler arayışı ile anlayış reformuna çalışılırsa, kesinle bilelim ki, ortaya çıkan ucube, hiçbir aklı başında insan tarafından üzerinde düşünülmeye, tartışılmaya değer bulunmayacaktır!

“Kurân’ın RUHU” esas alınmadan ortaya konulacak bütün yaklaşımlar, “göktanrı”nın fermannamesinekelime ve harf bazında şekilci ve mantık-akıl dışı yaklaşımlar getirecektir. Bu da bazı akılsızların, iman akılsızca yaklaşımdır (!?)savına pâye vermekten başka bir şey sağlamayacaktır.

Fark edelim ki…

İslâm Dini, bir kabile veya aşirete, tanrı manitu ya da ilâh anlayışı edindirip; onları sopa korkusuyla yola getirmek amacıyla, bir tanrı peygamberi tarafından topluma tebliğ edilmemiştir!

“İslâm DİNİ”, Allâh indîndeki “DİN”dir ve insanlığın tek kurtuluş reçetesidir!.. Evrenin, insanı ilgilendiren kadarıyla, boyutsal sistemini açıklamaktadır!

Ne var ki, ahmakların bu gerçeği kavrayabilmesi mümkün değildir!

Öte yandan, maalesef, Türkiye’de en aydın kesimler dahi, henüz, “İslâm DİNİ”ni temelden ele almak ve her boyutuyla akıl ve mantık eşliğinde, ilim ışığında değerlendirebilmek noktasına ulaşamamışlardır. 

“DİN”, hiçbir zaman ne, neden, niçin, nasıl sorgulama ve araştırmalarıyla değerlendirmeye alınmamakta; falanca demişse öyledir “MUKALLİTLİĞİYLE”, düşüncesiz kabul edişler yaşanmaktadır!

Konulara yaklaşımlar, bunların tümünde, lokalize yaklaşımlardır; olay temelden ele alınmamaktadır.

Tıpkı körlerin filin çeşitli organlarını tutup, ele gelen şekle göre filin yapısı hakkında hüküm vermeleri gibi!

Yüzde 99’u müslüman toplum” aldatmaca ve masalıyla hiçbir yere gidilemeyecektir! Bu kendi kendini aldatmaktan ve avunmacadan başka bir şey değildir!

Kesin olarak bilelim ki…

“İMAN”, TAKLİT KABUL ETMEZ!

Kimse, “iman” gereken konuları bilinçli olarak, idrak ederek kabul etmedikçe, “mümin” olmaz! Taklidî kabuller kişiye âhirete dönük olarak, hiçbir yarar sağlamayacaktır.

Tanrı-manitu-ilâh anlayışıyla gerçekte ne İslâm Dini kabul edilmiştir, ne de “iman” oluşmuştur.

Bütün bu konular topluma en açık ve anlaşılır şekilde açıklanmadan; bu gerçek kavranılmadan “DİNİ anlamada reform” da asla oluşmaz.

Gerçekte müslüman toplumların ihtiyacı olan şey, ilimdir. Müslümanlar, “uyarıcı” – “mehdi”ler ve konfeksiyon kurtuluş reçeteleri beklemeyi terk edip, ilme yönelmek, sorgulamak, düşünmek ve gerçekleri kavramak zorundadırlar.

İnsanlar, samimi bir şekilde sorgulayarak, araştırarak “DİN”in gerçeğini ve dayandığı SİSTEM ve DÜZENİ yani “Sünnetullâh”ı kavramadıkları takdirde, enti püften meselelerle, boş tartışmalarla ömür tüketecekler, sonunda da hüsrandan başka bir şey yaşamayacaklardır!

Sözlerime son vermeden önce şunu da vurgulamış olayım ki, tek bir kitabım okunmakla, anlatmak istediğim SİSTEM kesinlikle anlaşılmaz.

Ahmed Hulûsi’nin bakış açısını öğrenmek için, tüm kitaplarının okunması zorunludur…

Zira, tüm kitaplar, aslında, “İSLÂM DİNİ” adıyla bildirilen Allâh yaratısı SİSTEM ve DÜZENİ, günümüz anlayışı ve diliyle açıklayan, tek bir kitabın değişik bölümleri hükmündedir. Ve…

Topluma gereken kadarıyla da düşünce ve değerlendirmelerim, bakış açım kitap ve kasetlerimde mevcuttur.

Milyonlarca okuyucusu olmuş bir yazar olmak şerefiyle, bugün artık yazı hayatıma ara veriyor; elimden beynimden geleni yapmanın; Allâh’ın lütfuyla fark ettirdiği gerçekleri topluma yansıtmanın vicdanî rahatlığı içinde, köyüme çekiliyorum!

Web sitemde yayınlamış olduğum “Mesajlar”ımı da bu kitapla size ulaştırdıktan sonra, internet çalışmalarıma da ara vermiş oluyorum.

Elbette ki her bilenin üstünde ondan daha iyi bilen mevcuttur.

Yazdıklarımızın fevkindekini bilip yaşayanların elini saygıyla öper; bilmeyenleri de sevgiyle kucaklayarak; herkese “Allâh selâmı” temenni ederiz.

Allâh muinimiz olsun.

AHMED HULÛSİ
22.5.2000
North Carolina – USA