HZ. MUHAMMED NEYİ OKUDU

Ahmed Hulûsi

Eğer siz, herhangi bir çevrede yaşıyorsanız; o çevrede en rahat, en iyi, en huzurlu şekilde yaşayabilmek; geleceğe dönük birtakım tehlikelerden kendinizi koruyabilmek; ileriye dönük birtakım güzel şeyleri edinebilmek için; öncelikle içinde yaşadığınız ortamın şartlarını ve o çevrenin yaşam sistemini iyi kavramanız zorunludur…

Ki böylelikle, o şartlara göre tedbirler alabilesiniz; aldığınız tedbirlerle gelecekte başınıza gelme ihtimali bulunan tehlikelerden korunabilesiniz… Gelecekte, sayısız güzel şeyleri elde edebilesiniz…

İşte kısaca ve en asgari şartlarıyla “OKU”mak bunun için zorunludur!..

“OKU”ma işlemini yapabilecek istidat ile yaratıldığı; yaradılışında “OKU”mak kendisine kolaylaştırıldığı için; yani “Nebi olarak yaratılmış olduğu içindir ki”; Hz. Muhammed (aleyhisselâm), belli bir yaşa geldiğinde henüz “OKU”yamamanın sıkıntılarını duymaya başlamış ve neticede bu yüzden de Hıra tepesindeki mağarada düşünceye çekilmişti…

İçinde yaşadığı doğal ALLÂH Sistemi, herkesin de bildiği gibi şuydu…

İnsanlar, rastgele bir ana-babadan doğuyor ve büyüyorlardı… Bedenin gereği yenip-içiliyor, bedenin doğası gereği, cinsellik gideriliyor; ve nihayet dünyadan gelmiş her şey dünyada bırakılıp ortadan kaybolunuyordu!.. Oysa…

Ölüm ötesinde yaşam devam ediyor muydu?..

İnsanları yukarıdan idare eden tanrı var mıydı?..

Ölüm ötesi yaşamda, bu dünyada yaptıklarımızın hesabını verme söz konusu muydu?..

Şayet böyle bir şey var ise, bu yukarıdaki tanrıya mı olacaktı?..

Böyle bir tanrı var ise, neredeydi?.. Ne kadardı?..

Biz O’nun yanında ne kadardık?…

Bizi nasıl, nerede, neden yaratmıştı?..

Bize ihtiyacı mı vardı?.. İhtiyacı yoksa niçin bizi yaratmıştı?..

Muhakkak ki bu Dünya üzerinde yalnız değiliz, Cinler de var!.. Peki onlarla bizim kesişme noktamız nedir?.. Onların bizi etkileme olanakları var mıdır ve varsa ne kadardır, nasıldır..?

Ve daha bunlar gibi pek çok sorular, o devirde de insanların aklını meşgûl ediyordu…

Elbette ki bütün bu soruların en başında geleni de “TANRI” kavramı idi…

Neydi… Neredeydi… Nasıldı… Var mıydı… Yok muydu… Çok muydu..?

İşte muhtemelen böylesine düşünceler içinde yüzerken Hz. Muhammed, o meşhur olağanüstü olayla karşılaştı; Cebrâil isimli melek kendisiyle iletişim kurdu ve içinde yaşamakta olduğu tüm “SİSTEMİ OKUMASI” gerektiğini tebliğ etti; ve bunun için gerekli olan özelliğin, varlığında mevcut olan RABBANÎ kudret ve ilimle ortaya çıkacağını vurguladı!

Cebrâil, 23 sene süreyle Hz. Muhammed’e “DİN”in yani SİSTEMİN ne olduğunu vahyetti…

DİN; Allâh indînde, İSLÂM’dır!

Peki, İSLÂM nedir?..

“FITRAT”tır!

Peki…Sistem’in FITRATI nedir?

Sistemin Fıtratına gelmeden önce “Din”i anlayalım!..

“DİN”, “ALLÂH”[1] özel ismiyle işaret edilen varlığın ne olduğunu anlamak ve bunu kavrayıp tasdik etmek ile başlar…

“DİN” kelimesi altında işaret edilen SİSTEMİ çok iyi, ve de ÇELİŞKİLER çıkartmayacak bir biçimde kavramak önemlidir!..

Bunun için de gerekli olan şey, “DİN”i geniş kapsamlı tetkik etmektir…

Bu konuda araştırması olmayan ana-babadan; ya da Kur’ân kursu bitirip, sadece ezbere Arapça Kur’ânokumasını bilip, okuduğunun mânâsından bile haberi olmayan kişilerden “DİN” öğrenilmez!..

Bu yanlışı vurgulayan şu atasözünden mutlaka ibret almalıyız:

“Yarım hoca dinden; yarım doktor candan eder!”

Bu sebepledir ki önemli ve doğru olan şey, neyi, niye yaptığını bilmek ve ölüm ötesi yaşam gerçeğini fark ederek ona göre hayatını değerlendirmektir…

Kesinlikle fark edelim ki, insan yaşamındaki en önemli şey ölüm ötesi yaşam gerçeğidir! Şayet ölüm ötesi yaşam gerçeğini idrak edemiyorsak, buna gereği gibi hazırlanamıyorsak, yaşamımızdaki en büyük zulmü kendimizden görüyoruz, demektir…

Dünya’da neye sahip olursanız olunuz; hangi mevkiye gelmiş, hangi etikete sahip olmuş olursanız olunuz, neticede bunlardan sıyrılıp, sadece ruhunuzdaki kudret ve bilincinizdeki ilimle, bambaşka bir boyutun bilmediğiniz türleri arasına gideceksiniz…

Akıllı olduğunu düşünen bir kişinin şu anda, şuuru yerinde iken bu konuyu araştırması ve anladıklarına göre de bu konuda bir tedbir alması icap etmez mi?

“Var olan hiçbir şey yok olmaz!” prensibinden hareketle olaya bakarsak…

Bedeninizin tüm değişmelerine ve parçalarının kesilmelerine rağmen; kendisinin bütün bunlardan etkilenmediği bir “BİLİNCİNİZ” yani “şuurunuz”; “ben” diye isimlendirdiğiniz varlığınızı algılamaktasınız…

 

[1] Hz. Muhammed (aleyhisselâm)’ın, “ALLÂH” ismiyle bize ne anlatmak istediğini geniş bir biçimde Hz. MUHAMMED’in AÇIKLADIĞI ALLÂH adlı kitabımızda yazmıştık…

***

“BEN”; bedendeki değişimlerden ve kesilmelerden etkilenmediğine göre, bu demektir ki “bilinç” maddi bir şey değildir… Ve mevcuttur!.. Var olan hiçbir şey yok olmadığına göre, eskilerin, “kalp” veya “gönül” diye isimlendirdiği “ben” dediğiniz “bilinciniz”, “bedenin kullanım dışı kalmasıyla” asla yok olmayacaktır!.. Bu takdirde sizi nasıl bir yaşam beklemektedir…

Bunu hiç düşündünüz mü?

İşte, ölüm ötesi yaşam gerçeğini; neye, nasıl hazırlanmak gerektiği konusunu ele alan saha, “DİN”sahasıdır…

Ve, her düşünebilen kişi, er ya da geç bu sahaya girmek mecburiyetindedir…

Önce şu kesin ve çok korkunç gerçeği fark edelim…

Doğada asla duygusallığa yer yoktur!..

Allâh’ın yarattığı bu muhteşem mekanizma programlandığı tarzda, hiç duygulara yer olmaksızın, bütün haşmetiyle çalışmaktadır! Bu yüzdendir ki;

Ölüm ötesi yaşamda “mazeret” kavramı mevcut değildir!..

Herkes, yaptıklarının doğal sonucuyla otomatik olarak karşılaşacaktır!

Bu sebeple sizin, ben annemden-babamdan şöyle duymuştum da onun için boş verdim; ben falanca hocadan şöyle duydum, dedikleri aklıma yatmadı da onun için üstünde durmadım; demeniz mazeret olmaz ve asla sizi kurtarmaz!

Ya, ölüm ötesi yaşama inanmıyor olabilirsiniz, bu takdirde dilediğinizce yaşarsınız!..

Ya da, ölüm ötesi yaşamı kabul ediyorsunuzdur; bu takdirde de evde, okulda, camide duyduğunuz aklınıza yatmayan söylentileri bir yana bırakıp, işin gerçeğini araştırmak mecburiyetindesiniz!..

Ve bunu kendiniz için yapmak zorundasınız!.. Çünkü söz konusu olan gelecek, sizin geleceğiniz ve yaşamınız!

Öyle ise öncelikle yapılması zorunlu işlem, araştırmaktır!..

Nebi niçin gelmiştir?.. Ne önermektedir?.. Niçin önermektedir?..

İşte bu suallerin cevaplarını araştırmaya başladığınız zaman, zaten “SİSTEMİ” de deşifre etmeye de başlamışınız demektir…

“Din” olayına derinliksiz ve lokal yaklaşan bazıları; “DİN”in bir sisteme dayanmadığını söylemekte ve dolayısıyla da, farkında olmadan “DİN”in, yukarıdaki bir tanrının “karakuşi hükümleri” olduğunu savunmak durumunda kalmaktadırlar!..

Şuurun, algılama aracı akıldır… Aklın muhatabı ise, ya mantığa dayanan sistemdir ya da mantıksız olaylar saçmalığı!..

Varlığın her boyutunda algıladığımız kesinlikle bir düzen, bir nizam ve dolayısıyla bir SİSTEMDİR!..

Kur’ân-ı Kerîm bir SİSTEMİ anlattığı içindir ki, defalarca:

“HÂLÂ DÜŞÜNMEYECEK MİSİNİZ?..”

“HÂLÂ AKLINIZI KULLANMAYACAK MISINIZ?..”

“BU KURÂN’I DÜŞÜNMENİZ VE ANLAMANIZ İÇİN BOYUTUNUZA İNDİRDİK…”

Tarzında uyarılarda bulunmaktadır…

Sırası gelmişken izah edelim…

Kur’ân-ı Kerîm’deki anlamıyla “İNZÂL”; “Boyutsal iniş” ya da “Boyutumuza adapte ediş” olarak anlaşılır…

Aksi takdirde, klasik öğretideki şekliyle anlamaya kalkarsak; yani “İNZÂL”BOYUTSAL değil de mekânsalanlamda “indirme” olarak anlarsak; bu defa Kur’ân-ı Kerîm’in uzaydaki falanca mekândan buraya geldiğini,kabul etmiş oluruz!!!

Eğer, Kur’ân-ı Kerîm bir SİSTEMİ anlatmayan ve akıl-mantıkla anlaşılır yanı olmayan kitap olsaydı, zaten yukarıda işaret ettiğimiz âyetlere gerek olmazdı!

Ayrıca, akılla yaşayan şuurlu varlıklara, mantıksızlığı, sistemsizliği, kaosu anlatan bir kitabı yollamak dahi pek akıllıca bir şey olmazdı!

Allâh’ın yarattığı bu muhteşem mekanizma öylesine mükemmel bir “SİSTEM”dir ki, hiçbir noktasında tek bir çelişki ya da uyumsuzluk yoktur!

Şayet bazı hususlarda uyumsuzluk, ya da çelişki gibi algılanan konular varsa, bu algılayanın basîretinin o konuyu geniş kapsamlı irdeleyemeyişinden ileri gelmektedir…

Evet, bu hususu da böylece vurguladıktan; sistemi neden ve nasıl daha iyi anlayabileceğimizi açıklayan İKRA âyetlerinin mânâsını da kavradıktan sonra; hemen akabinde “nâzil” olduğu belirtilen FÂTİHASûresi’nin anlamı ve işaret ettiği gerçekler üzerinde duralım…

Elbette ki, bu konuda bize bağışlanan anlayış ölçüsünde…