İSLÂM

Ahmed Hulûsi

“OKU”mak sözcüğünün ne anlam taşıdığını dün anlatmaya çalıştım… Bugün de “OKU”nması gereken SİSTEMin ne olduğunu açıklamaya gayret edeceğim…

Elimizde ve tercihimiz olmayan, eşitliğe dayanmayan bir özellikler bütünü olarak Dünya üzerinde meydana gelmiş bulunuyoruz… Ne doğduğumuz yer, ne ırkımız, ne sülalemiz, ne ana-babamız ve ne de cinsiyetimiz bizim tercihimiz değildir! Kesinlikle başlangıcında eşitlik olmayan bir yarışın içinde bulunuyoruz!

Değiştiremeyeceğimiz bir geçmiş ve oluş sonrasında, elimizden geldiğince yönlendirebildiğimizi düşündüğümüz bir gelecekle karşı karşıyayız! Doğa adını verdiğimiz, Allâh’ın yaratmış olduğu sistemde ise mazerete ve duyguya kesinlikle yer yok!

Aslan, ceylanı ya da bufaloyu yakaladığı zaman, onun tüm haykırışlarına ve karşı koymasına rağmen, hiç ACIMADAN canlı canlı onu yemeye başlıyor! Elimizden düşen bir bardak, ne mazeret öne sürerse sürsün, bu geçerli olmuyor ve üzerine düştüğü mermer onun parçalanmasına yol açıyor! Daima güçlü güçsüzü yok ediyor!

Kurban Bayramı denilen Hac Bayramında kesilen koyunlara acıma nutukları atarken; kasaptan dışarı çıkmıyor, etsiz sofradan zevk almıyor; kuzu ya da tavuksuz yemek yemiyoruz! Balığa çıkarak, güya stres atıyor; zevk için denizde öldürmeye devam ediyoruz!

Kısacası, güçlünün güçsüzü yok ettiği, kuvvetlinin zayıfı yiyip bitirdiği SİSTEM ve DÜZEN içinde yaşıyoruz! Bu her boyutta ve katmanda ve âlemde böylece cereyan etmede!

İşte böyle bir SİSTEM VE DÜZEN içinde Allâh Rasûlü Hz. Muhammed insanlara şu kesin gerçeği anlatmaya, kavratmaya çalışıyor…

İnsanın, Dünya’nın, galaksinin ötesinde bir Tanrı yoktur; her şeyi kendi ilminde kendi güzel isimlerinin özellikleriyle yaratmış olan SADECE ALLÂH vardır! Dolayısıyla, insanlar tapınma amacıyla ötedeki bir tanrıya yönelirlerse bu boşa emektir! “Hakikat”ten gâfil olma sonucunu doğurur bu durum!

İnsan, bu sistem içinde iki ana çalışma yönüyle karşı karşıyadır;

1. Kendi “Hakikati” olan ALLÂH’ı tanımak…

2. Varoluş boyutu, yapısı ve özellikleri sebebiyle birtakım çalışmalar -ibadetler- yapmak suretiyle kendisini ölüm ötesi yaşama hazırlaması…

Sistem, birimin doğal yapısının ve kapasitesinin sonuçlarını yaşaması esasına göre çalışmaktadır!

Kim ne yaparsa onun sonuçlarını yaşar! Bu “Allâh Sistemi”nin sonucudur!

İşte bu sebepledir ki Kur’ân-ı Kerîm’de şu hüküm vurgulanmaktadır:

“KİM BİR ZERRE AĞIRLIĞINCA BİR HAYIR YAPARSA, ONU GÖRÜR. KİM DE BİR ZERRE AĞIRLIĞINCA BİR ŞERR YAPARSA, ONU GÖRÜR.” (99.Zilzâl: 7-8)

Yani, kim karşılaşacağı şartlara, ortama ve o ortamın canlılarına karşı kendini hazırlarsa, bunun sonucunda o zarar görmez! Kim de karşılaşacağı şartlara kendini hazırlamazsa, bunun sonuçlarına katlanmak zorunda kalır!

Allâh Rasûlü, ölüm ötesi yaşam şartlarını insanlara bildirmiş; ve o şartlara göre insanların kendilerini hazırlamaları zorunluluğunu tebliğ etmiştir!

İnsanlar, birine tapınma amacıyla değil; Allâh’ın yaratmış olduğu sistem ve düzen gereği olarak birtakım çalışmalar -ibadetler- yapmak suretiyle kendilerini ölüm ötesi yaşam koşullarına hazırlamak mecburiyetindedirler!

Dolayısıyladır ki bizler, öncelikle Din denilen ALLÂH SİSTEMİ’nin ne olduğunu çok iyi öğrenmek ve idrak etmek mecburiyetindeyiz! Ki böylece neyin neden teklif edilmiş olduğunu kavrayıp, yapılması bizim için hayatî önem taşıyan çalışmalardan geri kalmayalım…

Bilelim ki…

“İslâm Dini”nde önerilmiş bulunan bütün çalışmaların, teknik, bilimsel, yapısal gerekçeler ile otomatik olarak oluşacak sonuçları vardır! Yapılan tekliflerin hiçbirisi havadan konulmuş karakûşi hükümler değildir!

Sistemin gereği ve sonucu olan çalışma şekilleridir ibadetler ve biz artık ALLÂH İNDÎNDEKİ SİSTEM VE DÜZENİ ÇOK İYİ ANLAMAK ZORUNDAYIZ!