SİSTEMİN SESLENİŞİ 2

Ahmed Hulûsi

“Biz sizi imtihan ederiz…” ile başlayan cümleler…

Başlarız düşünmeye… Kim bu bizi imtihan eden?.. Neden bu imtihan denen olayları oluşturup, bizi de içine atıveriyor!

Sanki, kazanıp kazanmayacağımızı bilmiyor mu?..

“Hakkındaki hükmüm bu!” dese yukarıdaki; bizde itiraz edecek mecâl mi var?..

Kazanamazsak ne olur?..

Ne zaman veya ne zamana kadar imtihan?!.

Uzayıp giden bir yığın soru yumağı düşünebilen beyin için…

Biz sanıyoruz ki…

Yukarıdaki biri, bizim için bir şeyler düzenledi, biz Dünya’ya gelmeden birkaç saat evvel!..

Sanıyoruz ki…

Güneş, bizim için doğup batıyor!!!

Mevsimler, bizim için değişip duruyor!..

Buğday, bizim için yeşerip, koyunlar bizim için kuzuluyor!..

Felekler, Dünya üzerinde yaşayan bu fakîr için yaratılmış ve dönmede!

Yıldızlar, süpernovalar benim için yaratılmış galakside; benim için patlayıp duruyor!

Yağmurlar benim için yağıyor; bitkiler benim için doğup yeşerip yayılıyor!

“Geç anladım taşın sert olduğunu!..

Ateş insanı boğar; su yakarmış!!!

İnsan yaşamın gerçeklerini(?)…

Benim yaşıma (54) gelince anlarmış!??”

Uydurma, uyarlama; anlayışımı insanlara sergileme!..

Akıllı adamlar benim yorumlarıma güvenmiyorlar…

Dünya, onların hatırına dönüyor; Güneş, onların hatırına ışık-ısı yayıyor!

Onlar kendi çabalarıyla para kazanıp; kendi özgür irade ve akıllarıyla bu mertebeleri elde ediyorlar!

Güneş yılı itibarıyla yeryüzünde ortalama sekiz saniye yaşayan insanoğlu; kendini yeryüzünün hâkimi görmeyi bırakın bir yana, göklerin hâkimi olmaya çabalıyor; hayvanî duygularından arınamadan!

Tahakküm, zorlama!.. Tam zeki hayvanlara yakışan duygu!

İnsan olmanın sınavı ise yaşam boyu devam…

Evet, nereden geliyor bu sınav ve kim düzenliyor soruları?..

İnsansılar…

İnsanlar…

Sınavlar insanlar için!..

Sorular; kendini içinde bulduğu olaylar!..

Sınıf geçme şartı, sorulara doğru cevap verebilmek…

Doğru cevaplar, RASÛL’den ulaşmış bizlere… Kitap’ta yazılı…

İnsana yakışan temel prensipler bildirilmiş!

Sen, olaylar içinde bulmuşun kendini, bilinçlendiğin günden bu yana… Hususi biri, olayları senin için düzenlemiyor!..

Yaratan, “Sistem”i yaratmış… “Kendini tanı; kendindeki beni bul ve “Ben”imle yaşa; Bana yakışır şekilde”demiş… “Benim ahlâkımla ahlâklan” demiş…

Her dem, bir olayla karşı karşıyasın!

Güneş, senin için doğup batmıyor; yağmur, senin için yağmıyor!

Sen olayların içinde buldun kendini, elinde olmayan bir zaman ve ortamda… Olaylar kendi yolunda akmaya devam edecek!

Sen…

Ya karşılaştığın olaylar içinde, RASÛL’ün haber verdiği şekilde, kendi hakikatine yakışan bir biçimde; ilmin gereği olan davranışlar ortaya koyarak, hakikatine bir adım daha yaklaşacak; yakîninin meyvelerini derleyeceksin…

Ya da… İlmi ve aklını bir yana koyup; şartlanmaların, ilkel değer yargıların, duyguların istikametinde davranışlar ortaya koyacak; sahiplik düşüncesi ve duygusuyla yaşamına yön verip, sonuçta pişmanlıkları oynayacaksın! Boşa geçen, değerlendiremediğin zamanı, yapman gerekirken yapmadıklarını sonradan asla telâfi edemeyeceksin!

Karşına her dem gelen, her olay, ilminin imtihanıdır!

Ya, doğru cevabı vereceksin, doğru cevap seni başka sorulara aktartacak; ya da yanlış cevap seni daha başka sorularla karşılaştıracak!

Doğru veya yanlış, cevaplayıp geçtiğin soruya tekrar dönme şansın yok!

Sistem acımasız!

Sistem kesin!

Sistem katı!

Sistem senin için yaratılmamış!.. Sen, sistem içinde buldun kendini!

“Felekleri senin için yarattım”ın muhatabı, Hakikat-i Muhammedî; NOKTA!

Senin-benim et-kemiğim ise, ancak kurda kuşa yem!

Haddini bilmeyene bildirecek, toprak altına girildiğindeki yaşam!

İnsan, yarınki rahatını olduğu gibi; ölüm ötesi yaşam rahatını da düşünebilecek asgari akla sahip olandır!

İnsansı ise, laf salatası ile ömrünü sürdürür; ancak “ötekiler”in sofrasına salata olacak beyniyle!

Bakıyorum boşa geçen 54 senelik geçmişime… Ne elde var, ne avuçta!

Zâhirim muhtaç; bâtınım muhtaç!

Zâhirim fakîr; bâtınım fakîr!

Hâlâ fark edememişim sistemi hakkıyla!

Hâlâ anlamamışım taşın sert olduğunu!

Hâlâ mucize, kerâmet bekliyorum!

Güneş’in benim için, batıdan doğmasını; şeytanın şeytanlığını, deccalin deccalliğini benim için bırakmasını istiyor, bekliyorum!

Sistem sesleniyor hâl diliyle her an bana; ama kulaklarım sağır olmuş, duymuyor!.. Gözlerim kör olmuş görmüyor!.. Kalbim sanki mühürlenmiş, algılamıyor sistemin gerçeklerini!

Ekmeden, biçilmediğini!

Ne ekersen, onu biçeceğini!

Pahasını vermeden, hiçbir şey alamayacağını!

“İnsan” etiketli mahlûkatı insanların, asla “insan” olarak değerlendirmediğini!

“Ötekilerin” insanlara hiçbir düşmanlıkları olmamasına rağmen; ortamlarına gelen kuvvesiz insan ruhlarına, timsahın bir ördeğe, aslanın bir ceylana, insanın bir kuzu yada tavuk veya balığa yaklaşır gibi yaklaşacağını, bir türlü fark edip kavrayamıyor, hissedemiyorum!

Oysa bunlar, sistemin gerçekleri!

“ALLÂH Adıyla İşaret Edilen”in yaratmış olduğu “Sistem”in gerçeklerini fark edebilenler, uyarıyorlar bizleri…

Sistemin gerçeklerine her ters düşüşümüzde, bir kez daha yanmamıza rağmen, el an ısrar ediyoruz o gerçeklere göre yaşamamakta!

Sonra da öteye dair mucize beklentileri içine giriyoruz yeniden!

Kaybettiklerimizi, yitirdik! Bari bundan sonraki sınavları verebilsek!..

 

10.5.1999