Sâfiye Nefs

  • Yaşamakta olduğunuz her şey, her an, bâtınınızdaki sâfiye boyutundan kaynaklanıp; sırasıyla mertebelerden tenezzül ederek bilincinizin farkında olduğu boyutta, bazen de hiç farkında bile olmadan siz; sizden açığa çıkmaktadır! İşte bu açığa çıkışa, zâhir oluşa “Allah”tan geldi, demekteyiz!.

  • Varlığınızda tüm olup bitenler ve olacaklar daima sâfiye noktasından başlayıp; bilince doğru olarak açığa çıkmakta; buna göre çalışmaktadır!. Yâni kişi, hangi nefs-bilinç mertebesinde olursa olsun, kendisinde ve kendisinden açığa çıkan her şey, kendi sâfiye boyutundan, bulunduğu nefs mertebesine doğru akarak o bilinçte açığa çıkmaktadır her an!.

  • “Halife olma” özelliğini hissedip yaşayabilmek için tasavvufta yedi mertebe vardır. Nefsin kendini tanıma mertebeleri olan yedi mertebe…

    Avam, yani bütün beşer normal olarak “Nefs-i Emmare” diye târif edilen mertebenin gereğini yaşarlar.

    “Nefs-i Emmare”… Bedene dönük bir yaşam biçimi… Kendini beden kabul etme ve bedene dönük arzu ve istekleri yerine getirir tarzda yaşam biçimi!…

    “Nefs-i Levvame”… Kendinin bu beden olmadığını, ölümötesi yaşamın süregideceğini idrâk; ve buna karşın ilminin gereği gibi hakkını verememe, buna dönük bir yaşam biçimine girememe dolayısıyla kişide meydana gelen pişmanlıklar…

    “Nefs-i Mülhime”… Üçüncü derecesi, kişinin, kendinin bu beden olmadığı, bu bedenin ötesinde, ilâhi varlıkla kâim varlık olduğunu hissedişi, bunu ilham yollu alışı ve bu ilhamı değerlendirişi neticesindeki bir yaşam…İlham alan “nefs”, hakikatı ilham yollu algılayıp, değerlendirebilen bilinç anlamına, “Mülhime Nefs“…

    Ve, bunun gereğini yaşama halinde tatmine ulaşmış, “Mutmainne Nefs”...

    Ve, daha sonra, “Radiye Nefs”, “Mardiye Nefs” ve nihâyet “saf“laşmış nefis, “Nefs-i Safiye”…

  • Mutmainne`deki, Veli`dir.

    Râdiye`deki, Veli-i Mükemmel`dir.

    Mardiye`deki, Veli-i Kâmil`dir.

    Safiye`deki evliyâullah ise “Ulül Azm” olarak bilinir, belli bir görevi olan bu zevât ya “Müceddid”dir; “Gavs“dır ya da Kutb-ul Aktab veya Kutb-ul İrşâd`dır!..

    “Mardiye”, sıfat mertebesidir, dedik. İlâhi vasıflarla vasıflanmış kişidir…

    “Mutmainne” ve “Râdiye”, “Velâyet-i Suğra”dır.

    “Mardiye”, “Velâyet-i Kübrâ“dır. Enbiyâ velâyetinin kemâlâtından hisse alınır. Bakâ Billah mertebesidir!. Bu mertebeden evvel kimsede İlmi Ledün olmaz!..

    Bir de “Velâyet-i Uzmâ“, vardır.. Bu, “Müferridûn“un ve Rüesâ`nın velâyetidir… Bu velâyet mertebesi, Velâyeti Kübrâ`nın üst sınıfıdır; fakat Velâyeti Ulyâ`nın kapasitesine de sahip değildir

    Velâyeti Uzmâ“Ferdiyet” makâmında olanların velâyetidir. Bunlar, Gavs`ın tasarruf dairesinin dışındadırlar. “Gavsiyyet” görevini yüklenecek kemâlâta sahiptirler, fakat “Gavs” bir tane olduğu için bunlar, Gavs`ın dışındaki kişilerdir.

    Velâyet-i Kübra“dan sonra bir de “Velâyet-i Ulyâ” vardır!. Bu da “Sâfiye nefs” bilincinin velâyetidir…

    Mardiye`den sonra, “Sâfiye” gelir. Nefs`in tam bir Öz yaşam hâlidir… “Halife” durumunda olan kişidir… İnsan-ı Kâmil, Gavs, Kutb-ül Aktab ve Kutb-ül İrşâd bu mertebedeki şahıslardır!.

  • “Bilincin arınışı sonunda” dediğimiz, ya da “Nefsin tezkiyesi” diye bilinen özbilinç noktasında yani “Sâfiye Nefs” boyutunda kendini tanıyabilme durumuna işaret eden bir uyarı vardır:

    “Allah`ın ahlâkı ile ahlâklanınız”!..

    Bu mertebedeki bakışa İsa Aleyhisselâm da şöyle işaret etmiştir:

    Sen insan gibi düşünüyorsun, Allah gibi değil”!.

  • -Haşyet, Mardiye’de mi hissedilir?

    Mutmainne’de onun ilk hâlleri hissedilir, yaşanır. Râdiye’de kemâle erer. Mardiye’de tam haşyet yaşanır. Mardiye’de ve Sâfiye’de belli olur.

  • Altının safiyeti ve değeri,  ateşte belli olur.

  • Nefsin mertebeleri diye biliriz yedi mertebeyi…
    Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmaine, Radiye, Mardiye ve Safiye!.
    Bu konuyu “KENDİNİ TANI” kitabında da detaylı anlatmıştık…

  • 7.kat bilinciyle, “Nefsi Sâfiye”de diye tanımlanan insan… Cevizin yağında gizli kuvvet misali, insanın ve varolan herşeyin özü!.. “Özde biriz” tanımlamasıyla vurgulanan “bir”lik noktası!.. Her şeyin “şey”sizlik hâli!.

  • NEFS” kelimesiyle anlatılan ve “nefis” diye de bilinen hep bu “kişilik şuuru“dur…

    “Bireysel bilinç“in orijinal hâli, “Nefsi Sâfiye“dir…

    “Nefsi Sâfiye” işaret edilen “kozmik bilinç“, şartlanmalardan, şartlanmaların oluşturduğu değer yargılarından ve değer yargılarından doğan duygulardan oluşan perdelerle ve varsayım kabulle “kendi özünden” uzak düşmüş ve nihayet “nefsi emmare” denilen en alt bilinç seviyesine düşmüştür…

    “Nefs”, “benlik” bilincidir!… Şartlanmalarından arındığı ölçüde “benliğini” çok daha öz boyutlarda bulup hisseder ve böylece de “ALLAH`a yaklaşmış” olur…

  • Önce, isterseniz geçen haftalarda çıkan son iki yazının konusunu hatırlayalım…

    Bâtın”ın, zâhirde gizli olduğunu… Sâfiye’nin, emmârede, kabın rengine göre açığa çıktığını… Tüm mertebelerin, aslında tek bir mertebe olup; “Ganî” orijinin, zâhirin şekil ve kalıbına büründüğünü…

    Güneş ışığının tek renk olmasına rağmen, prizmayla çok renkliliğinin açığa çıkması gibi; Sâfiye’nin de, alt bilinç tezâhürlerinde renklenmesi olayını…

    Elektriğin, ampulün camının renginde görünmesini… ve dahi ortaya koymak istediğini ortaya koyduğunu… anlatmıştık!.

    Bunları göz önünde tutarak eğilelim konuya…

  • Muhakkikler, beden, nefs, kalp, ruh, sır, hafî, ahfâ diye bir tasnif yapmışlar…

    Gene bu muhakkikîn, nefs mertebelerini de Emmâre, Levvâme, Mülhime, Mutmainne, Râdiye, Mardıye veSâfiye diye tasnif etmiş ve sıralamış kendilerine ulaşan bilgiye ve müşahedelerine dayanarak…

    Bunlardan ne anlıyoruz biz?

    Bir merdiven yedi basamaklı… Teker teker çıkacağız bu basamakları!!!.

    Bunları çeşitli yükseklikte merdiven basamakları yerine; dıştan içe-öze sıralanan ve bir sonraki bir öncekini kuşatan boyutlar olarak düşünsek?

    Buzun neresinde hidrojen ve oksijen atomları?. Beynin neresinde akıl?… Emmârenin neresinde Sâfiye?…

  • Verin…

    Karşılık beklemeden verin…

    Gerekirse diyetlerini de verin!

    “Ben”inizi de verin!

    Allah ahlâkıyla ahlâklanmak için sahip olduğunuz ne varsa verin!.

    Zaten alacaklar; mertlik yiğitlik sizde kalsın; verin!.

    Çıplak geldik; çıplak gideceğiz!…

    Dünyalığınızı verin; ahretliğinizi verin!. Yaksa da yana yana verin!

    Altıncı bilir, altın yanmadan saflaşmaz!.

    Kurban”dan bahseden âyetteki “nusûk” da, gümüşün saflaşması için arıtılması işlemi anlamına geliyor..

    Bize teklif edilen belli…

    Saf”laş… “Sâfiye” ye ulaş!.

    Bunun için yaratıldı iseniz, bir dem gelecek bu kolaylaşacak; gerekenleri yapacaksınız; saflaşacaksınız, sâfiyeye ulaşacaksınız!.

    Ama bu belki de kolay olmayacak; çok zorlanacaksınız!…

    Üzerinizdeki fazlalıkları vermek, bunca yıl çalışıp emek vererek sahip olduklarınızı dağıtmak, hele hele karşılıksız olarak uzatmak çok ağır gelecek ve yanacaksınız!. Belki de yanıyorsunuz!. Ama bilin ki bu yanış hayrınıza!. Çıplak geldik, çıplak gideceğiz, verin kurtulun “BEN”inizi bile!

  • Bir esmâ terkîbi ile kayıtlı varlıklar söz konusudur evrendeki tüm boyutlarda ve katmanlarda..

    Bu mânâların sûretleri ve sûretlerin oluşturduğu yapıların kaydından kurtulmuş, “Hiç”lik deryasında varlığını yitirmek sûretiyle, “Hiç” olmuş; böylece de “hep” durumundakilerdir “Nefsi Sâfiye” durumundakiler!…

    “Hiç” olmak sûretiyle, “Hep”liğini yaşayan, “AHAD”ın ilmindeki varlıklardır…

  • Velâyet, “Mutmaine” de başlar en dar kapsamlı müşahededen… Risâlet ile son bulur en kapsamlı hâli “Sâfiye” ile…

  • El Velî” isminin işaret ettiği anlamlardan bir anlamın kişinin fıtratına göre açığa çıkışından sonra, korkulacak veya hüzün duyulacak hiçbir şey kalmaz o yaşam algılaması içinde… Ama “Haşyet” kapısı ebeden açıktır!.

    Kul, ebeden kuldur, kesinlikle kul, “Allah” olmaz; hangi mertebede olursa olsun; bunun aksi bir anlayış, tümden cehalettir!.. Esasen, mertebeler de…  Neyse ileriye gitmeyelim!

    Burada farkedilmesi gereken önemli bir incelik de şudur…

    “Huşû”nun nedeni, “rububiyet” gerçeği değil; “Ekber”iyet nurlarının kişiye açılmaya başlamasıdır.

    Bu durum da kişiyi, “Kahhâr“iyet  gerçeği ile yüzleştirir!. Sonuç, “Ahadiyet” sıfatının bilinçte açığa çıkışıdır. Bu mertebenin zâhiri (dışa dönük yönü) “mardiye” bilinci; bâtını (içe dönük yönü – hissedişi) ise “sâfiye” hâlidir” yaşantısı “â`mâ“iyettir!.

    Tüm bu olaylar, hep esmâ mertebesinin tecellileridir ki, “Zâti” denen “sıfatlar” dahi, gene bu “esma mertebesi tecellileri” şeklinde açığa çıkar.

    Bizim öğrendiklerimize göre olay böyledir.

Lâ Sohbeti

Üstad Ahmed Hulûsi’nin 2008 yılında yaptığı bir sohbet.

Herkesin bir notası var, bir bilinç seviyesi var. Bu sohbette Üstad Ahmed Hulûsi, nefs mertebelerinin müzik notaları ile olan benzerliğini anlatıyor.

Beyin, sayısız dalgalar alır ve sayısız dalgalar yayar. Bugünkü bilimin eriştiği verilere göre, bizim madde ve madde ötesi olarak algıladığımız herşey dalgalardan meydana gelmiştir. Buna göre daha evvelden bahsedildiği gibi, biz bir dalga okyanusunda yaşamaktayız. Evren bir dalga okyanusudur. Bu dalga okyanusu algılayan cihazlara göre, GÖRE madde olarak vardır. Nasıl atomaltı boyut mevcutsa, aynı şekilde üst madde olarak isimlendirdiğimiz bir başka boyutun içinde yaşıyoruz ki, bedendeki hücrelerin içinde yaşayanların yapısına nispetle, insan bedeninin yapısı neyse, o üst madde diye tanımlanan boyutun varlığına göre de biz aynı durumdayız…

BAKARA 2-26 Allah kesinlikle bir sivrisinek kanadı veya ondan da ufak bir şeyi misal vermekten kaçınmaz. imanın gereğini yaşayanlar bunun Rablerinden kaynaklanan bir Hak olduğunu bilirler. Bu gerçeği inkar edenler ise, (misali anlatımları değerlendirmeyip) “Allah, acaba bununla ne demek istedi” derler. Bu anlatım çoğunun (fıtratlarının elvermemesinden dolayı) sapmasına yol açar; bir çoğunu da gerçeğe hidayet eder. Allah, onunla (bu tür anlatımla) safiyetini yitirmişlerden başkasını saptırmaz!

BAKARA 2-99 Andolsun ki biz sana apaçık deliller verdik; onları aslındaki safiyeti (şuurunda) bozulmuş olanlardan başkası inkar etmez.

MERYEM 19-13 Ve ledünnümüzden bir ruhani hayat ve bir safiye (zekat) verdik… Korunma konusunda çok hassastı!

MERYEM 19-19 (Ruh) dedi ki: “Ben Rabbinin Rasulüyüm! Sana safiye bir oğul hibe etmek için açığa çıktım.”

MERYEM 19-31 Nerede olursam olayım beni bereketli kıldı… Salatı (sürekli Rabbime yönelik yaşamayı) ve safiyeyi hükmetti, Hayy olduğum sürece!

MERYEM 19-55 Ailesine salatı yaşamayı ve safiyeti emrederdi. Rabbinin indinde mardiye (şuurunda-tecelli-i sıfat) idi.

NEML 27-59 De ki: “Hamd, Allah`a aittir… Selam, kullarından seçip safiyetine kavuşturduğu içindir… Allah mı daha hayırlı yoksa ortak koştukları mı?”

SAFFAT 37-40 Allah`ın ihlasa (samimiyete, safiyete) erdirilmiş kulları (azaptan) müstesna.

SAD 38-46 Doğrusu biz onlarda, gerçek vatanlarını (hakikat boyutunu) hatırda tutarak yaşama safiyetini açığa çıkardık.

SAD 38-47 Kesinlikle Onlar bizim indimizde seçilmiş Mustafalar`dı (süzülüp arındırılmış-saflaştırılmış-safiye).

MÜZZEMMiL 73-12 Muhakkak ki bizim yanımızda enkal (güçlü bağlar, zincirler) ve cahim (cehennem, yakıcı ateş) vardır. NOT: Ünlü Kur`an yorumcusu imam Razi, gelecek yaşamdaki azabın bu sembolizmini izah ederken şunları söyler: “Bu dört durum, kişinin hayattayken yaptıklarının ruhi sonuçları olarak görülebilir. “Ağır prangalar”, ruhun önceki maddi ilgilerine ve bedeni zevklerine mahkumiyetinin devam etmesinin bir sembolüdür. Bunların gerçekleşmesinin imkansız hale geldiği o gün, bu prangalar ve zincirler, yeniden dirilen insan kişiliğini (nefs) yücelik ve safiyet katına çıkmaktan alıkoyar. Ardından, bu ruhi prangalar “ruhi ateşlere” sebebiyet verir; çünkü kişinin beden zevklerine güçlü bir eğilim duyması, onlara erişmenin imkansızlığı ile birleştiğinde, ruhi olarak şiddetli bir “yanıp tutuşma” duygusu oluşturur, “yakıcı alev” in (cahim) anlamı budur. Günahkar, bu durumda, arzuladığı şeylerden kopmanın acısını ve yoksunluğun boğucu baskısını boğazında hisseder; bu da “boğaza takılan yiyecek” ifadesinin karşılığıdır. Ve sonunda, bu şartlardan dolayı, Allah`ın nuruyla aydınlanmaktan ve kutsanmış kişilerle bir arada olmaktan yoksun kalır; “şiddetli azap” ifadesinin anlamı budur. Ama yine de bilin ki, Kuran`ın bu ayetlerinin anlamının bu söylediklerimden ibaret olduğunu iddia ediyor değilim…”

BAKARA 2-130 İbrahim milletinden (varlığın-ın hakikatine iman etmişlerden), kendini bilmez akılsızlardan başka kim yüz çevirebilir ki! Andolsun ki biz Onu dünyada seçtik-saflaştırdık ve sonsuz gelecek sürecinde de salihlerdendir.

AL-U iMRAN 3-42 Hani melekler Meryem`e şöyle demişti: “Ya Meryem, muhakkak ki Allah seni saflaştırıp (hakikatini hissettirip) seçti, seni (şirk-ikilik necasetinden) tertemiz kıldı ve dünyadaki (o çağdaki) bütün kadınlardan üstün kıldı!”

NiSA 4-146 Ancak (yanlışını idrak ederek) tövbe edenler, tutumlarını doğrultanlar, hakikatleriyle Allah`a sarılanlar, din anlayışlarını Allah için saflaştıranlar müstesna… Onlar iman ehli ile beraberdirler. Allah iman ehline azim mükafat verecektir.

MU’MiNUN 23-4 Onlar arınmak-saflaşmak (zekat) için ne gerekirse yaparlar;

NEML 27-3 Onlar ki, salatı (Allah`a yöneliş ile mi`racı yaşama) ikame ederler ve arınıp saflaşmak için varlıklarından verirler; işte onlar sonsuz geleceklerine kesin yakin elde etmişlerdir.

RUM 30-39 insanların, malları artsın amacıyla riba almak üzere verdiğiniz şey, Allah indinde artmaz! Vechullahı isteyerek zekat (tezkiye, saflaştırma) olarak verdiğinize gelince; işte onlar kat kat arttıranların ta kendileridir!

SAD 38-47 Kesinlikle Onlar bizim indimizde seçilmiş Mustafalar`dı (süzülüp arındırılmış-saflaştırılmış-safiye).

CUMUA 62-2 O ki, ümmiler içinde kendilerinden Rasul ba`s etti ki, onlara O`nun işaretlerini okuyan, onları saflaştıran ve onlara Kitabı (hakikat ve Sünnetullah BiLGisi) ve Hikmeti (oluşum sistemi bilgisi) öğretsin. Oysa onlar daha önce apaçık bir inanç sapıklığı içindeydiler.

NAZiAT 79-18 De ki: Arınıp saflaşmaya ne dersin?

A’LA 87-14 Arınıp saflaşan, gerçekten kurtulmuştur!

 

Kavram hakkında henüz bir not alınılmadı.

Abdest

Anlamı Abdest almak temizlik gayesi ile getirilmiş bir hüküm olsa idi. «Elini toprağa sür de sonra topraklı elinlesuratını, kollarını sıvazla»; der mi idi?.. Ab…

Oku »

Basar

Anlamı ”Basar”, gözbebeğidir. Bilinç, basireti Allah’ın “İlim Sıfatı”ndan alır!Basar da Allah’ın “Zâhir” esmâsından aldığı şekilde hükmünü icra eder. “Kalb gözü…

Oku »

Kerâmet

Anlamı Felsefe, daha önce de izah ettiğimiz gibi ise iman nurunu esas almaksızın, sırf akıl gücü ile yapılan çalışmalardır. Bir kişi tasavvufa yani iman nurunu…

Oku »