Sabır

  • ES SABUR… “Eğer Allâh insanları zulümlerinden dolayı sorumlu tutup sonucunu hemen yaşatsaydı; (arz)üzerinde hiçbir DABBE (insan değil insan bedeni) bırakmazdı! Fakat onları hükmedilmiş bir vakte tehir ediyor… Ecelleri geldiği vakit de ne bir saat geri kalırlar, ne de öne geçebilirler” (16. Nahl: 61) Her yaratılmış olanın amacına uygun işlevini yapmasını bekleyip, o işlevini tamamladıktan sonra sonuçlarını yaşatan. Zâlimin zulmüne müsaade etmesi, yani Sabur özelliğini açığa çıkarması, hem zâlim hem mazlum yönünden yaşanacak işlevin tam hakkıyla yaşanması ve daha sonra da sonuçlarının oluşması içindir. Belânın büyüğünün açığa çıkması, zulmün büyüğünün oluşmasını gerektirir!
  • SABÛR :Sabırla, rızâsı olmayan şeylerin neticesini bekleyen.
  • Adem`in yapısında bu 99 ismin mânâsı da mevcut.. Ama, eğer Cennet ile sınırlı kalsa idi yaşamı; Cennet`den çıkma zorunluluğu O`nun başına gelmeseydi, bu defa Adem`de meselâ, “Sabır” ismi zâhir olmayacaktı, tecellî etmeyecekti…

    Ama, ne zaman ki Adem, Cennetten çıktı, dünya boyutu yaşamına indirildi; işte o anda öyle bir takım kısıtlamalarla, perdelenmelerle karşı karşıya kaldı ki, bunun neticesinde “Sabır” ismi tecelli etti.

    Cennet yaşamında, “Sabır” ismi olmaz!..

    Çünkü Cennet ehlinin her istediği şey, anında meydana gelir. Dolayısıyla “Sabır” ismine yer yoktur Cennet`de… Cennet yaşamını yaşayan varlıkta o isme yer kalmaz!…

    Bunun gibi, “Gafur“, “Afuv” ismi, “Fettah” ismi ve bunun gibi bir çok isim, eğer Adem Cennet`de yaşamına devam etseydi, ortaya çıkmayacaktı…

  • Yakîne erende sabır ne arar?..
  • Sabır, sevmediğine katlanmaktır!. Sevdiğine katlanmaz, razı olursun!. 
  • “Başarı”, Hakikatın yolunda samimiyet ve sabırla yürüyenlerin ereceği sarayın adıdır.
  • Sabır, sevmediğine katlanmaktır!. Sevdiğine katlanmaz, razı olursun!. 
  • Sabır, gâfilin kendini koruma mekanizmasıdır!… 
  • 99-SABÛR :Sabırla, rızâsı olmayan şeylerin neticesini bekleyen.
  • Herkese faydalı olmaya çalış, ama gerçeğin ilmini de sakın EHLİNDEN, gizleme !.. Sabırlı ol; bil ki her şeyin bir zamanı ve sırası vardır !.. Vakti gelmeden hiç bir şey olmaz!…
  • Alışmışım böyle yaptım!..Canım bunu seviyorum da onun için!..Seviyorum, yani duygumdan dolayı ; alışmışım, yâni şartlanmamdan dolayı; böyle yaratılmışım, benim tabiatım böyle;evet tabiatının gereği olarak!..

    Yâni netice olarak, bütün bunlar, senin varlığını meydana getiren “ilâhi isimlerin ortaya çıkışı” demek, sende mevcut olan rubùbiyetin gereği olarak, iktizâsı olarak!..

    İşte varlığının, nefsinin hakikatı, bu rubùbiyet olduğu, Hak olduğu, idrâki geldiği andan itibaren, kişiye bir başıboşluk, bir boşvermişlik gelir!..

    Bunun neticesinde de o kişi canının istediği, nefsinin istediği, tabiatının sevkettiği istikamette bütün davranışları ortaya koyar!..

    Hiçbir kayıtla kayıtlanmaz ve bu da onun bedenselliğe, tabiat zulmetine hapsolmasından, kendisini zindana, sicciyne atmasından başka bir şey getirmez.

    Bu hakikatı idrâkla beraber, ilâhi emirlere uyma hâli devam ederse, o zaman terkib tabiatının ötesinde , Allah’a vâsıl olur; ve böylece ebedi saadet onun için sözkonusu olur…Bu davranışların neticesinde “Selâm” isminin mânâsı kendisinde âşikâr olur..

    Bu ilâhi hükümlere uyma hâli , kendi tabiatının kendisini zorlamasına rağmen “Sabır” isminin kendisini de âşikâre çıkışı ile mümkündür…

    İlâhi hükümlere sabredecek, kendindeki Rubùbiyet hükmüne rağmen!..Ve bunu, nefsinden, zâtından aldığı bir kuvvetle yapacak!..Aksi takdirde, bu mümkün olmaz!..

  • Belâ nâzil olduğunda yapılacak iş, sabır; öncesinde ise, alabildiğine tedbirdir!.. Tedbir alabiliyorsan, bu takdirinde olduğu içindir!. TEVEKKÜL yazısını okuyunuz.
  • Olayların geliş çizgisini devam ettirerek gidiş doğrultusuna bakarsak, gerek Türkiye ve gerekse Dünyadaki birçok ülke boyutlarında 2000`li yıllar zorlu günler ihtiva ediyor kanaatine varırız.Eğer bu kanı gerçek ise, bu zor günlere dayanabilmek için insanlara en gerekli şey, sabır, kanaat, şükür ve elindeki imkânlarını olabildiğince çevresindekilerler paylaşmak olmalıdır.
  • Beyni iflas etmiş, düşünmesini unutmuş, emir-komuta ile denilenleri yayan yaşayan ölüler olan zombiler arasında kalmış beyin sahiplerine, iman ehline, Allah güç kuvvet, direnç, sabır ve yürek ihsan buyursun…
  • Sabredenlerdenseniz, “sizde sabreden”i hatırdan çıkartmayınız. Aksi halde sabrınız şirk olur!.
  • SABRI TAVSİYE EDECEKSİN: Elbette ki ilâhi emirlere uymanın nefse ağır geldiğini, varlığına ağır geleceğini, tabiâtına ağır düşeceğini onu zorlayacağını ve bütün bunlara sabretmek gerektiğini; bunlara sabredilmedikçe bu mücahedelerin netice vermeyeceğini; ve onun âkibetini kendi elleriyle kendine hazırladığını, ona idrâk ettirip anlatmaya çalışacaksın. Dinlemiyorsa, zaten sana ait bir şey yok!..

Soru

-Kur’ân ‘da bir çok Âyette sabrı tavsiye var… Ancak Efendimiz, sabır isteyen birine… “Allah’tan belâ istedin..” demiştir… Hem tavsiye var, hem de tavsiyeye uyana uyarı var… Biraz açar mısınız?..

Üstad

-Sabredilecek şey, BELÂDIR..

Belâ olmadığı zaman zaten sabredilecek bir şey yok demektir… Eğer sen talep etmeden belâ gelmişse başına SABIRLI olmayı tavsiye ediyor; çünkü bir süre sonra devran dönecek ve sana olarak gelen o olay kendiliğinden geçip gidecektir!… Ama başında bir belâ yoksa, sakın sabır isteme çünkü sabrın sende açığa çıkması için önce belâya ihtiyaç vardır ki, bu yüzden de sen sabır istersen, belâyı davet etmiş olursun; demek istiyor…

Soru

-Bakara Sûresi’nde sözedilen,”siz sizin için neyin hayır, neyin şer olduğunu bilemezsiniz..” yolundaki ifadeyle bunu nasıl bağdaştırmalıyım?

Üstad

-Esasen, Sabır, Gâfilin kendini koruma mekanizmasıdır!…

Biz genelde, nefsimize hoş gelmeyen şeyleri ŞER olarak görürüz.. Halbuki nefsimize hoş gelmeyen şeye sabredersek, o şer gördüğümüz şey bizim şuur boyutunda kendimizi daha iyi tanımamıza yol açmak için, âmiyâne tabirle yontulmamız için başımıza gelmiş bir BELÂ dır!.. Biz o andaki şartlarımıza GÖRE o olayı şer olarak, belâ olarak nitelendirirsek de daha sonraki bir aşamada onun nimet olduğunu farkedebiliriz..

Soru

-Peki bu durumda başımıza gelen her belâyı, hatta daha genel olarak her imtihanı nimet olarak değerlendirmemiz doğru mudur?

Üstad

-Gerçekte başa gelen her BELÂ bir nimettir!.. Çünkü bir arınma vesilesidir…

Onun için İ. H. ERZURUMİ;

“Deme niçin bu böyle bak sonuna; sabreyle“!… demiştir..

Soru

-Üstadım… “Şükr eden oruçsuz kimseye, sabreden oruçlunun sevabının misli verilir “Hadisinde “ŞÜKR eden oruçsuz” kişiyi nasıl anlarız?..

Üstad

Sabır da tahammül, katlanma vardır… Şükürde ise nimeti vereni görme vardır… Bahsedilen oruçta Ramazan orucu değil, yararlı oruçtur!. Yararlı orucu katlanarak tutmaktan ise nimeti vereni görerek yemek daha iyidir… anlamınadır…

 

SABIR

  • Gâfilin kendini koruma mekanizması…
  • Rızası olmayan şeylerin neticesini bekleme…

 

SABREDİLECEK ŞEY, “BEL”DIR!

Sabredilecek şey, BELÂDIR.. Belâ olmadığı zaman zaten sabredilecek bir şey yok demektir…

Gerçekte başa gelen her BELÂ bir nimettir!. Çünki bir arınma vesilesidir…

Onun için İ. H. ERZURUMİ,

“deme niçin şu şöyle bak sonuna; sabreyle“!. demiştir..

Biz genelde, nefsimize hoş gelmeyen şeyleri ŞER olarak görürüz.. Halbuki nefsimize hoş gelmeyen şeye sabredersek, o şer gördüğümüz şey bizim şuur boyutunda kendimizi daha iyi tanımamıza yol açmak için, amiyane tâbirle yontulmamız için başımıza gelmiş bir BELÂ dır!. Biz o andaki şartlarımıza GÖRE o olayı şer olarak bela olarak nitelendirirsek de daha sonraki bir aşamada onun nimet olduğunu farkedebiliriz..

Elinden geliyorsa o belâdan kurtulmanın yollarına başvurursun… Elinden gelmiyorsa oturup sabreder ve bu arada da o belânın gerçekte sende hangi konuda bir arınmaya yolaçacağını araştırırsın…

SABIR İSTERSEN,

BELÂYI DÂVET ETMİŞ OLURSUN!

Eğer sen talep etmeden belâ gelmişse başına SABIRLI olmayı tavsiye ediyor Rasùlullah Aleyhisselâm; çünkü bir süre sonra devran dönecek ve sana olarak gelen o olay kendiliğinden geçip gidecektir!. Ama başında bir belâ yoksa, sakın sabır isteme çünkü sabrın sende açığa çıkması için önce belâya ihtiyaç vardır ki, bu yüzden de sen sabır istersen, belayı davet etmiş olursun.

         

Muaz bin Cebel radıyallâhu anh naklediyor bize bu açıklamaları:

“Rasûlullâh sallallahu aleyhivesellem bir adamın şöyle dua ettiğini işitti:

– Allahım senden SABIR isterim!.

– Sen Allah’tan BELÂ istedin!. ÂFİYET iste!.

Bu çok önemli bir uyarı… Rasûl aleyhisselâmın bize işaret ettiği gerçek şu: Bir insan Allah’tan SABIR istediği zaman, farkında olmadan demektir ki, “bana belâ ver de sabredeyim”…İşte bunun için sabır istemeyi men ediyor Resûl-i Ekrem ve onun yerine “âfiyet iste” diyor!.

 

SABRI TERKETMEYEN…

Sabrı terketmeyen gerçeğe eremez!.

Benlikteysen, sabra muhtaçsın!..

Yakiyn’e erende sabır ne arar?..

 

“SABIR” ESMASI

Sabırla, rızası olmayan şeylerin neticesini bekleme.

 

CENNET YAŞAMINDA “SABIR” İSMİ OLMAZ!

 Âdem`in yapısında bu 99 ismin mânâsı da mevcut. Ama, eğer Cennet ile sınırlı kalsa idi yaşamı; Cennet`ten çıkma zorunluluğu O`nun başına gelmeseydi, bu defa Âdem`de meselâ, “Sabır” ismi zâhir olmayacaktı, tecellî etmeyecekti..

Ama, ne zaman ki Âdem, Cennetten çıktı, dünya boyutu yaşamına indirildi; işte o anda öyle bir takım kısıtlamalarla, perdelenmelerle karşı karşıya kaldı ki, bunun neticesinde “Sabır” ismi tecelli etti.

Cennet yaşamında, “Sabır” ismi olmaz!

Çünkü Cennet ehlinin her istediği şey, anında meydana gelir. Dolayısıyla “Sabır” ismine yer yoktur Cennet`te.. Cennet yaşamını yaşayan varlıkta o isme yer kalmaz!

 

SİZDE SABREDENİ HATIRDAN ÇIKARTMAYINIZ!

Sabredenlerdenseniz, sizde sabredeni hatırdan çıkartmayınız. Aksi halde   sabrınız,  ‘’şirk’’ olur!.

BAKARA 2-45 (Varlığınızdaki Esma kuvvesine dayanarak) sabredin ve ona yönelerek (salat ile) yardım isteyin. Allah`a haşyet duymayanın benliğine kesinlikle bu iş ağır gelir!

BAKARA 2-153 Ey iman edenler, hakikatinizin açığa çıkartacağı sabır (dayanma kuvvesi) ve salat (hakikatiniz olan Esma mertebesine yönelişin getirisi olan müşahede ile) yardım isteyin. Muhakkak ki Allah sabredenlerledir (Es Sabur Esma`sıyla-maiyet sırrı).

BAKARA 2-155 Biz benliğinizi, korkacağınız bir şey ile, açlıkla, malınızı, canlarınızı (canınız gibi sevdiklerinizi), çalışmalarınızın mahsulü olan şeyleri eksiltmekle sınarız. Bu olaylara karşı sabredenleri (tepki koymayıp olayın nasıl sonuçlanacağını bekleyenleri) müjdele!

AL-U iMRAN 3-17 (Onlar) sabredenlerdir, sadıklardır, kanitlerdir (kulluğunun idrakıyla boyun eğmişlerdir), (muhtaçlara) bağışlayanlardır, seher vakti eksikliklerinden dolayı istiğfar edenlerdir.

EN’AM 6-34 Andolsun ki, senden önce de Rasuller yalanlanmıştı… Yardımımız gelinceye kadar yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine sabrettiler… Allah kelimelerini (vadettiği sözlerini) değiştirecek yoktur… Andolsun ki, irsal olunanların (Rasullerin) haberlerinden bir kısmı sana gelmiştir.

ARAF (A’RAF) 7-87 Şayet sizden bir grup, getirdiğim hakikate iman etmiş, bir grup da iman etmemişse; aramızda Allah hükmedinceye kadar sabredin… O, en hayırlı hükmedendir.

ARAF (A’RAF) 7-128 Musa kavmine dedi ki: “Allah`tan (Uluhiyeti dolayısıyla hakikatinizden; nefsinizi oluşturan El Esma`sındaki kuvveden) yardım isteyin ve sabredin… Muhakkak ki o yeryüzü, Allah`ındır… Kullarından dilediğini ona mirasçı kılar… Gelecek, korunanlarındır!”

ARAF (A’RAF) 7-137 Hor görülüp güçsüz bırakılmış topluluğu, içinde bereketler oluşturduğumuz yeryüzünün doğularına ve batılarına mirasçı kıldık… Rabbinin israiloğullarına olan o en güzel sözü, sabretmeleri sonucu yerine geldi. Firavun ve halkının yapageldikleri şeyleri ve dikip yükselttiklerini de yerle bir ettik!

ENFAL 8-46 Allah`a ve Rasulüne itaat edin, birbirinizle zıtlaşmayın; (yoksa) korkuya kapılırsınız ve rüzgarınız (kuvvetiniz) gider… Sabredin… Muhakkak ki Allah “Es Sabur” isminin özelliğiyle sabredenlerledir.

ENFAL 8-65 Ey Nebi! iman edenleri harbe teşvik et! Eğer sizden sabreden yirmi (kişi) olursa, iki yüze galip gelirler… Şayet sizden yüz (kişi) olursa, hakikat bilgisini inkar edenlerden bine (kişiye) galip gelirler… Onlar anlayışsız bir topluluktur!

ENFAL 8-66 Şu an Allah sizden yükünüzü hafifletti, çünkü biliyor ki sizde zayıflık var… (O halde) sizden dayanan yüz olursa, iki yüze galip gelirler… Sizden bin olursa, Allah`ın izniyle (Bi-iznillah), iki bine galip gelirler… Allah sabredenlerle beraberdir.

YUNUS 10-109 (Rasulüm) sana vahyolunana tabi ol ve Allah hükmü açığa çıkana kadar sabret… O, en hayırlı Hükmeden`dir.

HUD 11-11 Sabreden ve yararlı çalışmalar yapanlar bunun dışındadır. işte onlara bağışlanma ve büyük mükafat vardır.

HUD 11-49 işte bunlar Gayb haberlerindendir! Bunları sana vahyediyoruz… Bundan önce ne sen bunları biliyordun ne de halkın… O halde sabret… Muhakkak ki gelecek korunanlarındır.

HUD 11-115 Sabret… Muhakkak ki Allah ihsan sahiplerinin mükafatını zayi etmez.

YUSUF 12-18 Üstünde yalandan sürdükleri taze kan bulunan gömlek ile geldiler… (Babaları) dedi ki: “Hayır (öyle olduğunu sanmıyorum)! Nefsleriniz sizi (kötü) bir işe yönlendirmiş! Bana güzellikle sabretmek düşer bundan sonra… Sizin anlattıklarınıza karşı sığınağım Allah`tır!”

YUSUF 12-83 (Babaları) dedi ki: “Hayır (öyle olduğunu sanmıyorum)! Nefsleriniz sizi (kötü) bir işe yönlendirmiş. Bana güzellikle sabretmek düşer bundan sonra… Umulur ki, Allah onların hepsini bana getirir… Muhakkak ki O, Alim`dir, Hakim`dir.”

YUSUF 12-90 (Kardeşler) dediler ki: “Aa! Sen, evet sen gerçekten Yusuf`sun?”… (Yusuf) dedi ki: “Ben Yusuf`um ve bu da kardeşimdir… Gerçekten Allah bize lütfu ihsanda bulundu… Zira kim korunur ve sabreder ise, muhakkak ki Allah iyilik yapanların karşılığını boşa çıkarmaz.”

RA’D – RAD 13-22 Yine onlar Rablerinin vechini (cennet yaşamı olan rabbani kuvvelerin açığa çıkışı yaşamını) arzulayarak, sabrettiler (mevcut şartlarına); salatı ikame ettiler ve kendilerinde açığa çıkardığımız yaşam gıdasından gizli ve açık olarak bağışta bulundular… Yaptıkları yanlışları (arkasından yapacakları) güzel fiillerle yok ederler… işte onlarındır geleceğin vatanı!

RA’D – RAD 13-24 Selamun aleyküm (Selam ismiyle işaret edilen kuvvesi sizde açığa çıksın) sabretmenizin sonucu… Son vatan ne güzel! (“Vatan sevgisi imandandır” hadisinde işaret edilen “vatan” budur. A.H.)

İbrahim 14-5 Andolsun ki biz Musa`yı: “Kavmini karanlıklardan Nur`a çıkar ve onlara Allah hükmünün fark edileceği gelecekteki sonsuz süreci hatırlat” diye mucizelerle irsal ettik… Muhakkak ki bunda çok sabreden ve çok şükreden herkes için elbette ayetler vardır.

İbrahim 14-12 Hem bizi hakikate giden yola yönlendirmişken ne diye Allah`a tevekkül etmeyelim ki? Bize eziyet etmenize elbette sabredeceğiz… Tevekkül edenler Allah`a tevekkül etsinler (hakikatlerindeki El Vekil isminin gereğini yerine getireceğine iman etsinler).

İbrahim 14-21 Hepsi Allah için, her yönleriyle, topluca ortadadırlar! Zayıflar, büyüklük taslayanlara: “Gerçekten biz, size tabi olanlar idik… (Şimdi) Allah`ın azabından bir şeyi bizden savabilir misiniz?”… (Büyüklenenler) dediler ki: “Eğer Allah bize hidayet etseydi, elbette biz de size hidayet ederdik… (Şimdi) sızlanıp feryat etsek de yahut sabretsek de bize eşittir… (Zira) bizim kaçış yerimiz yoktur.”

NAHL 16-42 Onlar ki, sabrettiler ve Rablerine tevekkül ederler.

NAHL 16-96 Sizin indinizdeki tükenir… Allah indindeki ise bakidir… Sabredenlere gelince, elbette onların yaptıklarının sonucunu, yapmakta olduklarından daha güzeli ile karşılarız.

NAHL 16-110 Sonra, muhakkak ki Rabbin, belaya maruz bırakıldıktan sonra hicret edenlerin; sonra mücahede edenlerin ve sabredenlerin (yanındadır)… Daha sonra (da) Rabbin muhakkak ki Gafur`dur, Rahim`dir.

NAHL 16-126 Şayet kötülüğün sonucunu yaşatacaksanız, size yapılan azabın benzeri ile sonucunu yaşatın… Eğer sabrederseniz, elbette bu sabredenler için daha hayırlıdır.

NAHL 16-127 Güven ve dayan! Senin sabrın, yalnızca Allah`ladır! Onlar üzerine mahzun olma! Kurmakta oldukları tuzaklarından sıkıntı duyma!

KEHF 18-28 O`nun vechini dileyerek, sabah-akşam Rablerine dua edenlerle beraber, nefsine (bilincine) sabret! Dünya hayatının süslü gösterilen şeylerine yönelip de, onlardan ilgini kesme! Şuuru kozası içinde bizi hatırlamaktan mahrum bırakılmış; asılsız kabullerine tabi olup, işi yapması gerekenin ötesindeki olan kimseye itaat etme!

KEHF 18-69 (Musa) dedi: “inşaAllah beni sabreder bulacaksın; herhangi bir işinde sana itiraz etmem.”

KEHF 18-82 Duvara gelince: O, şehirde iki yetim oğlanın idi… Onun altında, onlara (iki yetim çocuğa) ait bir hazine var idi… Ve babaları da salih idi… Bundan dolayı Rabbin diledi ki, o iki çocuk buluğ çağına ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar… Ben bu işleri kendi hükmümle yapmadım! işte senin sabretmeye katlanamadığının tevili (içyüzü) budur.

TAHA 20-130 Onların dediklerine sabret… Güneş`in doğuşundan önce de, batışından önce de Rabbinin Hamdi olarak (sende Hamd`i açığa çıkaranı hissederek) tespih et! Gecenin bir kısmında (yatsı) ve gündüzün ortasında (öğle) da tespih et (hakikatinin yaşanması işlevini açığa çıkararak) ki; rıza (seyir) halini yaşayasın.

ENBiYA 21-85 ismail, idris ve Zülkifl… Hepsi sabredenlerdendi.

HAC 22-35 Onlar ki, “Allah” anıldığında o anlam şuurlarında haşyet oluşturur… Kendilerine isabet edenlere sabredenler ve salatı ikame edenlerdir… Kendilerini beslediğimiz yaşam gıdalarından, başkalarına da bağışlarlar.

MU’MiNUN 23-111 Muhakkak ki sabretmelerinin karşılığını onlara bugün Ben verdim… Ki onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

FURKAN 25-20 Senden önce irsal ettiğimiz Rasuller de yemek yerler ve çarşılarda gezip dolaşırlardı! Sizleri birbiriniz için bir sınav objesi kıldık… Sabredecek misiniz? Senin Rabbin Basir`dir.

FURKAN 25-75 işte onlar, (dünya-bedensel yaşam şartlarına) sabretmeleri nedeniyle gurfe (yüksek köşk-üst seviyede yaşam boyutu) ile mükafatlandırılırlar! Orada tahiyye (hayat) ve selam (Esma kuvvelerinin tahakkuku) ile karşılanırlar.

KASAS 28-54 işte onlara sabrettikleri için bunun karşılığı iki kere verilir… Bunlar, kötülüğü güzel davranışla yok ederler ve beslediğimiz yaşam gıdalarından karşılıksız bağışlarlar.

KASAS 28-80 Kendilerine ilim verilenler ise dedi ki: “Yazıklar olsun size! iman edip imanının gereğini uygulayanlara, Allah`ın vereceği karşılık daha hayırlıdır… Ona da ancak sabredenler kavuşturulur!”

ANKEBUT 29-59 Onlar ki sabrediyorlar ve Rablerine tevekkül ediyorlar (nefslerinin hakikatindeki El Vekil isminin özelliğine iman edip işlevine güveniyorlar)!

RUM 30-60 O halde sabret! Muhakkak ki Allah`ın vaadi Hak`tır! ikana ulaşmamışlar (vaadimizin gerçekleşmesi sürecinde) seni hafife alamayacaklardır!

LOKMAN 31-17 Ey evladım… Salatı ikame et… imanına uygun olanla hükmet, kötü davranışlardan vazgeçir. Sana isabet eden şeye de sabret! Muhakkak ki bunlar, azmetmeyi gerektiren işlerdendir.

SECDE 32-24 Onlardan, sabrettiklerinde, emrimizle hakikate erdiren önderler oluşturduk! Onlar işaretlerimize ikan sahibi oldular!

AHZAB 33-35 Muhakkak ki islam`ı kabul etmiş erkekler ve islam`ı kabul etmiş kadınlar, iman eden erkekler ve iman eden kadınlar, itaat eden erkekler ve itaat eden kadınlar, sadık (sözünü yerine getiren) erkekler ve sadık kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, huşu eden (hakikati fark etmenin getirisi olan hassasiyet hali) erkekler ve huşu eden kadınlar, tasaddukta bulunan (sadaka-zekat veren) erkekler ve tasaddukta bulunan kadınlar, orucu yaşayan erkekler ve orucu yaşayan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allah`ı çok zikreden (hatırlayan) erkekler ve zikreden kadınlar var ya, işte Allah onlar için bir mağfiret ve Azim bir ecir hazırlamıştır.

SEBE’ 34-19 Rabbimiz, sefer alanımızı uzat-yay dediler ve nefslerine zulmettiler… Biz de onları anlatılan ibretlikler kıldık ve onları darmadağın ettik… Muhakkak ki bu olayda çok sabreden ve çok şükreden herkes için elbette işaretler vardır.

SAFFAT 37-102 (Oğlu ismail) Onunla birlikte yürüme olgunluğuna ulaşınca, (İbrahim) dedi ki: “Ey oğulcuğum! Muhakkak ki ben seni uykuda görüyorum ve ben seni kurban ediyorum… Bak bakalım sen ne dersin bu işe?”… (Oğlu) dedi ki: “Ey babacığım… Emrolunduğun şeyi yap! inşaAllah beni sabredenlerden bulacaksın.”

SAD 38-17 Onların dediklerine sabret ve kuvvet sahibi Davud`u zikret (hatırla)… Muhakkak ki O, evvab (hakikatine dönen) idi.

ZÜMER 39-10 De ki: “Ey iman eden kullarım, Rabbinizden (yaptığınız her şeyin sonucunu kesinlikle yaşatacağı için) korunun! Bu dünyada güzellikler, iyilik yapanlar (mümin-kafir fark etmez) içindir… Allah`ın arzı (Esma`sını açığa çıkarma alanı) geniştir… Sadece sabredenlerde bunun karşılığı hesapsız açığa çıkarılır.”

MÜ’MiN – MUMIN 40-55 Sabret! Muhakkak ki Allah`ın vaadi haktır! Yanlışların için istiğfar et! Akşam ve sabah Rabbinin hamdi olarak tespih et!

MÜ’MiN – MUMIN 40-77 Sabret! Muhakkak ki Allah`ın vaadi Hak`tır! Onlara vadettiğimizin bazısını sana göstersek de yahut (görmeden) seni vefat ettirirsek de (farketmez); (nasıl olsa) onlar bize rücu ettirilecekler.

FUSSiLET 41-35 (Bu özelliğe) sadece sabredenler kavuşturulur… (Bu sabıra da) sadece büyük nasip sahipleri kavuşturulur.

ŞURA 42-33 Eğer dilerse, rüzgarı durdurur da (rüzgarın gücü ile akıp gidenler, denizin) üzerinde durup kalırlar… Muhakkak ki bunda çok sabreden ve çok şükreden herkes için elbette işaretler vardır.

ŞURA 42-43 Kim de sabreder ve bağışlarsa, muhakkak ki bu, azmi gerektiren işlerdendir.

AHKAF 46-35 Rasullerden Ulül Azm`ın sabrettiği gibi (sen de) sabret; onlar için acele etme! Tehdit edildikleri şeyi gördükleri (ölümü tattıkları) süreçte, sanki gündüzden bir saatten fazla (Dünya`da) kalmamış gibi olurlar! Belağ (bu yeterli bir tebliğdir)! inancı bozuklar toplumundan başkası mı helak edilecek!

MUHAMMED 47-31 Andolsun ki biz, sizden mücahitler (Allah yolunda mücahede edenler) ve sabredenler bilininceye kadar, sizi (belalarla) deneyeceğiz… Haberlerinizi duyuracağız!

HUCURAT 49-5 Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette onlar için daha hayırlı olurdu! Allah Gafur`dur, Rahim`dir.

KAF 50-39 Onların dediklerine sabret! Güneş`in doğuşundan önce de gurubundan önce de Rabbinin Hamdi olarak (işlevini yerine getirip) tespih et!

TUR 52-16 Yaşayın ateşte! Artık ister sabredin ister sabretmeyin; size fark etmez! Siz yaptıklarınızın sonuçlarını yaşamaktasınız!

TUR 52-48 Rabbinin hükmüne sabret! Muhakkak ki sen gözetimimizlesin! (Gece) kalktığında Rabbinin Hamdi olarak tespih et…

KAMER 54-27 Muhakkak ki biz, onlara bir sınav objesi olarak dişi deve irsal ettik… Artık onları gözetle ve sabret.

KALEM 68-48 Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi (Yunus Nebi) gibi olma! Hani O, gamla dolu halde yönelmişti.

MEARiC 70-5 O halde güzel bir sabır ile sabret.

MÜZZEMMiL 73-10 Onların dediklerine sabret ve onlardan güzel bir ayrılış ile ayrıl!

MÜDDESSiR 74-7 Rabbin için sabret!

iNSAN 76-24 O halde Rabbinin hükmüne sabret ve onlardan hiçbir isyankara yahut inatla inkar edip gerçeği örtene uyma!

FECR 89-16 Fakat onu bela ile deneyip geçimini daraltır ise: “Rabbim beni alçaltıp zelil kıldı” der (isyan eder, sabretmez)!

BELED 90-17 Sonra da iman eden, birbirlerine sabrı yaşamayı tavsiye eden ve merhameti tavsiye eden kimselerden olmaktır.

ASR 103-3 Ancak (hakikatlerine) iman edip imanın gereğini uygulayanlar, birbirlerine Hak olarak tavsiye edenler ve birbirlerine Sabrı tavsiye edenler hariç!

BAKARA 2-153 Ey iman edenler, hakikatinizin açığa çıkartacağı sabır (dayanma kuvvesi) ve salat (hakikatiniz olan Esma mertebesine yönelişin getirisi olan müşahede ile) yardım isteyin. Muhakkak ki Allah sabredenlerledir (Es Sabur Esma`sıyla-maiyet sırrı).

AL-U iMRAN 3-142 Yoksa siz zannetiniz mi ki Allah, içinizden o mücahede edenleri (azim ve kararlılıkla hakikati yaşamak için mücadele edenleri) belli etmeden, bu yolda sabırla devam edenleri ortaya çıkarmadan, cenneti yaşayacaksınız!

LOKMAN 31-31 işaretlerinden size göstermek için, Allah nimeti olarak gemilerin denizde akıp gittiğini görmedin mi? Muhakkak ki bunda pek sabırlı ve çok şükreden herkes için elbette dersler vardır.

SAD 38-44 Eline bir demet al da onunla vur ki sözün yerine gelsin! Biz Onu sabırlı bulduk… Ne güzel kuldu! Muhakkak ki O, evvab (hakikatini sıkça yaşayan) idi.

FUSSiLET 41-24 Sabırla katlansalar bile (bir gün geçer diye), Nar onların yaşam ortamıdır! Eğer (mazeret ile Rablerini) razı etmek isteseler, onlar mazeretleri kabul edilip razı olunanlardan olmazlar!

FUSSiLET 41-35 (Bu özelliğe) sadece sabredenler kavuşturulur… (Bu sabıra da) sadece büyük nasip sahipleri kavuşturulur.

MEARiC 70-5 O halde güzel bir sabır ile sabret.

iNSAN 76-12 Onlara sabırlarını cennet ve ipek ile cezalandırdı!

  • En geniş anlamıyla kulluk, birimin, varoluş gayesinin gereğini yerine getirmesidir..

    “Eğer kulum, bana ellerini kaldırır da dua ederse, ben o elleri boş olarak geri çevirmekten hayâ ederim.”

    Evet, bu bir Hadîsi Kudsî.

    Bu konudaki bir başka Hadîs-i Kudsî de şöyle:

    “Ey âdem oğlu, dua senden icabet benden; istiğfar senden, bağışlamak benden; tövbe senden, kabul etmek benden; şükür senden, fazlasıyla vermek benden; sabır senden, yardım benden… Ne istedin ki benden sana vermedim.”

    İşte bu Hadîsi Kudsîyi destekleyen Ayet-i Kerîme:

    “BANA DUA EDİN, İCABET EDEYİM”

    Bu konuya açıklık getiren diğer bir hadîs-i kudsî de şudur:

    “Ben, kulumun zannı üzereyim. Artık dilediği gibi düşünsün!..”

  • Muaz bin Cebel Radı’yallâhu Anh naklediyor bize bu açıklamaları:

    “Rasûlullâh Salla’llâhu Aleyhi ve Sellem bir adamın şöyle duâ ettiğini işitti:

    – Allah’ım senden SABIR isterim!..

    – Sen Allah’tan BELÂ istedin!.. ÂFİYET iste!..”

    Bu çok önemli bir uyarı… Rasûl Aleyhi’s-Selâm’ın bize işaret ettiği gerçek şu:Bir insan Allah’tan SABIR istediği zaman, farkında olmadan demektir ki, “bana belâ ver de sabredeyim”…İşte bunun için sabır istemeyi men ediyor Rasûl-i Ekrem ve onun yerine “âfiyet iste” diyor!..

  • Evet, KADER mevzûunda açıklamaya çalıştığımız bu bilgileri gene Hazreti Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den nakledilen şu Hadîs-i KUDSî`ler ile noktalayalım…(4)

    KİM RAZI OLMAZSA BENİM KAZAMA VE KADERİME, BENDEN BAŞKA RAB ARASIN!… (Beyhakî veibn-i Neccar Enes radıyallâhu anhdan nakletmiştir).

    Ebû Hind ed-Dârî radıyallâhu anh’ın Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemden rivayetine göre Allahü Teâlâ şöyle buyurmuştur:

    -KİM HÜKMÜNE (kazama) RAZI OLMAZSA VE BELÂMA SABRETMEZSE, BENDEN BAŞKA RAB ARASIN!.. (Taberânî)

3207 – Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), (ölen) çocuğu için ağlamakta olan bir kadına rastlamıştı:

“Allah`tan kork ve sabret!” buyurdu: Kadın (ızdırabından kendisine hitab edenin kim olduğuna bile bakmadan):

“Benim başıma gelenden sana ne?“ dedi. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) uzaklaşınca, kadına:

“Bu Resulullah idi!“ dendi. Bunun üzerine, kadın çocuğun ölümü kadar da söylediği sözden dolayı (utanıp) üzüldü. (Özür dilemek için) doğru aleyhissalâtu vesselâmın kapısına koştu: Ama kapıda bekleyen kapıcılar görmedi, doğrudan huzuruna çıktı ve:

“Ey Allah`ın Resulü, (o yakışıksız sözü) sizi tanımadan sarfettim (bağışlayın!)” dedi. Aleyhissalâtu vesselam:

“Makbul sabır, musibetle karşılaştığın ilk andakidir” buyurdu.”

Buhari; Cenâiz 43; 7, 32, Ahkâm 11; Müslim, Cenâiz 14, (626); Ebu Dâvud, Cenâiz 27, (3124); Tirmizi, Cenâiz 13, (987); Nesâi; Cenâiz 22, (4, 22).

3208 – Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)`ı şunları söylerken işittim:

“Kendisine bir musibet gelen müslüman Allah`ın emrettiği: “İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râci`ün, allahümme ecirni fi musibeti vahluf li hayran minhâ. “Biz Allah`ınız ve ancak O`na döneceğiz. Bana bu musibetim için ücret ver. Ve bana bunun arkasından daha hayırlısını ver“ derse Allah o musibeti alır ve mutlaka daha hayırlısını verir.”

Ümm-ü Seleme der ki: “Ebu Seleme (radıyallahu anh) vefat ettiği zaman ben: “Ebu Seleme`den daha hayırlı olan hangi müslüman var? Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)`a ilk hicret eden hâne, onun hânesiydi“ dedim. Ben bunu söyledikten sonra Allah, onun yerine bana Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)`ı verdi. Şöyle ki: Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), bana Hâtib İbnu Ebi Belte`a`yı göndererek kendisi için beni istetti. Ben: “Benim (küçük) bir kız çocuğum var, ayrıca ben kıskanç bir kadınım. (Resulullah`ın ise birçok hanımı var, imtizacsızlıktan korkarım)“ diye cevap verdim. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm):

“Kız çocuğuna gelince, Allah`a dua ederiz, onu kendisinden müstağni kılar, kıskançlığı için de Allah`a gidermesini dua ederim“ buyurdular.“

MüsIim, Cenâiz 3, (918); Muvatta; Cenâiz 42, (1, 236); Ebu Dâvud, Cenâiz 22, (3119); Tirmizi, Da`avât 88; (3506).

3209 – Ebu Sinân anlatıyor: “Oğlum Sinan`ı defnettiğimde kabrin kenarında Ebu Talha el-Havlani oturuyordu. Defin işinden çıkınca bana:

“Sana müjde vermeyeyim mi?“ dedi. Ben:

“Tabii, söyle!“ dedim.

“Ebu Musa el-Eş`ari (radıyallahu anh) bana anlattı“ diye söze başlayıp Resulullah`ın şu sözlerini nakletti:

“Bir kulun çocuğu ölürse, Allah meleklere şöyle söyler:

“Kulumun çocuğunu kabzettiniz mi?”

“Evet” derler.

“Yani kalbinin meyvesini elinden mi aldınız?“ Melekler yine:

“Evet” derler. Allah tekrar sorar:

“Kulum (bu esnâda) ne dedi?“

“Sana hamdetti ve istircâda bulundu“ derler. Bunun üzerine Allah Teâla hazretleri şöyle emreder:

“Öyleyse, kulum için cennette bir köşk inşa edin ve bunu Beytu`l-hamd (hamd evi) diye isimlendirin.“

Tirmizi; Cenâiz, 36; (1021).

3210 – Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Allah Teâla hazretleri şöyle demiştir: “Ben kimin iki sevdiğini almışsam ve o da sevabını umarak sabretmişse, ona cennet dışında bir mükafaat vermeye razı olmam.“

Tirmizi, Zühd 58, (2403).

Derim ki: “Bu hadisi Buhari de tahric etti. Ondaki ibare şöyle: “Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)`ın şöyle söylediğini işittim: “Allah Teâla hazretleri buyurdu ki: “Ben kulumu iki sevdiğiyle imtihan edersem o da sabır gösterir (ve sevap umarsa) onlara bedel cenneti veririm.“ (Buradaki “iki sevdiği“ ile gözlerini kastediyor.“ Doğruyu Allah bilir.”)

Buhari, Marzâ 7.

3211 – Abdullah İbnu Amr İbni`I-Âs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Mü`min kul, arz ahalisi içindeki has sevdiği (evladı) elinden alındığı zaman sabreder ve mükâfaat umarsa Allah o kulu için cennetten aşağı bir mükâfaata razı olmaz.”

Nesai, Cenaiz 23, (4, 23).

3212 – Atâ İbnu Ebi Rabâh rahimehullah anlatıyor: “İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) bana:

“Sana cennet ehlinden bir kadın göstermeyeyim mi?“ dedi. Ben de: “Evet göster!“ dedim.

“İşte dedi, şu siyah kadın var ya, o, Resulullah`a gelip: “Ben saralıyım, (nöbet gelince) üstümü başımı açıyorum, Allah`a benim için dua ediver (hastalıktan kurtulayım)“ dedi. Aleyhissalâtu vesselâm; “Dilersen sabret, sana cennet verilsin, dilersen sana şifa vermesi için Allah`a dua edivereyim“ dedi. Kadın: “Öyleyse sabredeceğim, ancak üstümü başımı açmamam için dua ediver“ dedi. Resulullah da ona öyle dua etti.“

Buhari, Marzâ 6; Müslim, Birr 54; (2576).

3213 – Atâ İbnu Yesâr rahimehullah anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kul hastalandığı zaman Allah Teâlâ hazretleri ona iki melek gönderir ve onlara: “Gidin bakın, kulum yardımcılarına ne diyor bir dinleyin!” der. Eğer O kul, melekler geldiği zaman Allah`a hamdediyor ve senalarda bulunuyor ise, onlar bunu, her şeyi en iyi bilmekte olan Allah`a yükseltirler. Allah Teâla hazretleri, bunun üzerine şöyle buyurur: “Kulumun ruhunu kabzedersem; onu cennete koymam kulumun benim üzerimdeki hakkı olmuştur. Şâyet şifâ verirsem, onun etini daha hayırlı bir etle, kanını daha hayırlı bir kanla değiştirmem ve günahlarını da affetmem üzerimde hakkı otmuştur.“

uvatta, Ayn 5, (2, 940).

3214 – Habbab İbnu`l-Eret (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselâm) Kâ`be`nin gölgesinde‚ bir bürdeye yaslanmış otururken, gelip (müşriklerin yaptıklarından) şikâyette bulunduk:

“Bize yardım etmiyor musun, bize dua etmiyor musun?“ dedik. Şu cevabı verdi:

“Sizden. önce öyleleri vardı ki, kişi yakalanıyor, onun için hazırlanan çukura konuyor, sonra getirilen bir testere ile başının ortasından ikiye bölünüyordu. Bazısı vardı, demir taraklarla taranıyor, vücudunda sadece et ve kemik kalıyordu. Bu yapılanlar onları  dininden çeviremiyordu. Allah`a kasem olsun Allah bu dini tamamlayacaktır. Öyle ki, bir yolcu devesine bindimi San`a`dan kalkıp Hadramevt`e kadar gidecek, Allah`tan başka hiçbir şeyden korkmayacak, koyunu için de sadece kurttan korkacak. Ancak siz acele ediyorsunuz.”

Buhari, Menâkıbu`l- Ensâr 29, Menâkıb 25, İkrâh 1; Ebu Dâvud, Cihâd 107, (2649); Nesâi, Zinet 98, (8, 204).

3215 – Üsâme İbnu Zeyd (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)`ın kızı (Zeyneb), babasına birisini göndererek “Oğlum ölmek üzere, son nefesini verirken yanında hazır ol“ diye rica etti. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm); adamı geri çevirirken:

“Selamımı söyle ve şunu hatırlat: Alan da Allah`tır, veren de Allah`tır. Her şeyin O`nun yanında muayyen bir eceli vardır. Sabretsin ve Allah`ın (sabredenlere vereceği) mükâfaatı düşünsün!“

Buhari, Cenâiz 33, Marzâ 9, Kader 4, Eymân 9, Tevhid 2, 25; Müslim, Cenâiz 11, (923); Ebu Dâvud, Cenâiz 28, (3125); Nesâi, Cenâiz 22, (4, 21, 22).

3216 – Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ebu Talha`nın bir oğlu hastalandı. Sonunda Ebu Talha evde yokken vefat etti. Çocuğun öldüğünü bilmiyordu. Hanımı, çocuğun öldüğünü görünce, (çocuğun defni için gerekli) hazırlığı yaptı, onu evin bir kenarına koydu. Ebu Talha (akşam olup)eve gelince: “Çocuk nasıl oldu?” diye sordu. Hanımı, “Sükûnete erdi, istirahate kavuşmuş olmasını umarım” (diye yuvarlak bir) cevapta bulundu. Ebu Talha hanımının doğru söylediğini zannetti.

Sonra hanımı, akşam yemeğini getirdi. Yatağını hazırladı. (Sonra kocası için süslendi. Ebu Talha temasta bulundu.) Sabah olunca Ebu Talha gusletti. Evden çıkacağı zaman hanımı çocuğun ölümünü haber verdi. Ebu Talha, Resulullah aleyhissalatu vesselam`la sabah namazı kıldı. Sonra kadının yaptığını bir bir anlattı. Resulullah aleyhissalatu vesselam:

“Allah gecenizi hakkınızda mübarek kılmış olsun” buyurdular. Sonra onlara (Allah Teâla Hazretleri) dokuz evlat verdi, hepsi de Kur`an`ı okudular.”

Buhari, Cenaiz 42, Akika 1.

3217 – Kâsım İbnu Muhammed anlatıyor: “Hanımım vefat etmişti. Bana, Muhammed İbnu Ka`b el-Kurazi, ta`ziye (baş sağlığı dilemek) maksadıyla uğradı. Ve şunu anlattı:

“Beni İsrail`de fakih, alim, abid, gayretli bir adam vardı. Onun çok sevdiği karısı vefat etmişti. Onun ölümüne adam çok üzüldü, öyle ki, bir odaya çekilip kapıyı arkadan kapattı, yalnızlığa çekildi, kimse yanına giremedi. Onun bu halini, Beni İsrail`den bir kadın işitti. Yanına gelip: “Benim onunla bir meselem var, kendisine bizat sormam lazım” dedi. Halk oradan çekildi. Kadın kapıda kalıp:

“Mutlaka görüşmem lazım” dedi. Birisi adama seslendi:

“Burada bir kadın var, senden birşeyler sormak istiyor, “mutlaka bizzat görüşmem lazım, bizzat sormam lazım” diyor. Herkes gitti kapıda sadece o kadın var ve ayrılmıyor.” İçerdeki adam:

“O`na müsaade edin gelsin” dedi. Kadın yanına girdi. Ve:

“Sana bir şey sormak için geldim” dedi. Adam:

“Nedir o?” deyince, kadın anlattı:

“Ben komşumdan iâreten bir gerdanlık almıştım. Onu bir müddet takındım ve iâreten kullandım. Sonra onu benden geri istediler. Bunu onlara geri vereyim mi?” Adam:

“Evet, vallahi vermelisin!” dedi. Kadın:

“Ama o epey bir zaman benim yanımda kaldı. (Onu çok da sevdim)” dedi. Adam:

“Bu hal senin, kolyeyi onlara iâde etmeni daha çok haklı kılıyor, zira onu iare edeli çok zaman olmuş” demişti(ki, bu cevabı bekleyen kadın) atıldı:

“Allah iyiliğini versin! Sen Allah`ın sana önce iâre edip, sonra senden geri aldığı şeye mi üzülüyorsun? O, verdiği şeye senden daha çok hak sahibi değil mi?” dedi. Adam bu nasihat üzerine içinde bulunduğu duruma baktı (ve kendine geldi). Böylece Allah, kadının sözlerinden adamın istifade etmesini sağladı.”

Muvatta, Cenaiz 43, (1, 237).

3218 – Ebu Musa (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “İşittiği şeyin verdiği ezaya aziz ve celil olan Allah`tan daha sabırlı kimse yoktur. Çünkü O`na şirk koşulur, evladlar nisbet edilir. O, yine de onlara afiyet ve rızık vermeye devam eder.”

Buhari, Edeb 71, Tevhid 3; Müslim, Sıfatu`l-Münafıkin 49, (2803).

3219 – İbnu Mes`ud radıyallahu anh anlatıyor: “Ben, peygamberlerden (aleyhimüsselam) birinin acıklı bir hikayesini anlatmış olan Resulullah aleyhissalatu vesselam`ı şu anda sanki tekrar seyrediyor gibiyim. Demişti ki: “Kavmi ona şiddetle vurup yaralamıştı. O hem akan kanlarını siliyor, hem de: “Allahım, kavmimi mağfiret et, çünkü onlar bilmiyorlar” demişti.”

Buhari, İstitabe 4, Enbiya 50; Müslim, Cihad 105, (1792).

3220 – Abdurrahman İbnu`l-Kasım anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Benim (yokluğumdan hasıl olan) musibet, müslümanları musibetlerinde teselli etmelidir.”

Muvatta, Cenaiz 41, (1, 236).

Bir başka rivayette şöyle denmiştir: “Kim bir musibete uğrarsa, benim yokluğum sebebiyle maruz kaldığı musibetini hatırlasın. Çünkü bu, en büyük musibettir.”

3221 – Yahya İbnu Vessab, Resulullah aleyhissalatu vesselam`ın Ashabından bir yaşlıdan naklediyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “İnsanlara karışıp onların ezalarına katlanan müslüman, onlara karışmayıp, ezalarına katlanmayandan hayırlıdır.”

Tirmizi, Kıyamet 56, (2509); İbnu Mace, Fiten 23, (4032).

Tahammül

Katlanmak

Kavram hakkında henüz bir not alınılmadı.

Besmele

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ Anlamı BismillâhirRahmânirRahıym; İsmi Allâh olanın, hakikatim olan Rahman ve Rahıym Esmâ`ları özellikleriyle… (“B”…

Oku »

Nâsût Âlemi

Anlamı Nâsût âlemi, bildiğimiz beş duyuya hitâb eden madde âlemidir. Melekût âlemi ise beş duyu ile algılayamadığımız soyut varlıklar âlemidir. Meleklerin çeşit…

Oku »

Sabr

ES SABUR… Her yaratılmış olanın amacına uygun işlevini yapmasını bekleyip, o işlevini tamamladıktan sonra sonuçlarını yaşatan. Zâlimin zulmüne müsaade etmesi, y…

Oku »