MUHAMMED MUSTAFA 1

Ahmed Hulûsi

Müslümanlar ile müşrikler arasında amansız bir mücadele Mekke’de devam ederken; Orta Doğu’da da Doğu Roma İmparatorluğu ile İran’lılar arasında muazzam bir çatışma devam etmekteydi… Nihayet bu çatışma bir gün İran’lıların büyük bir zaferi ile neticelendi… İran’lılar büyük bir muvaffakiyete ermişlerdi… 

Mekkeli müşrikler bu haberi alınca son derece sevindiler ve bunu kutlamaya başladılar… Sevinçten ne yapacaklarını bilmiyorlardı… Müşrikleri bu derece sevindiren, uzak hâdisenin sebebi şu idi: 

Roma İmparatorluğu ehli kitaptı… Yani dejenere de edilmiş olsa bir mukaddes kitaba bağlı idiler ve Allâh’a inanıyorlardı… Buna karşı İran’lılar ise kitabı kabul etmeyen, Rasûle inanmayan putperestler, mecusiler idi… 

İşte bu savaş sonunda putperestlerin, ehli kitabı yenmesi, Mekkeli müşrikleri sevindirmiş ve kendilerinin de bir gün müslümanlara galabe edeceklerini yaymaya başlamışlardı… 

Müşriklerin iddiası şöyle idi: 

− Siz müslümanlar, ehli kitapsınız… Hristiyanlar da ehli kitaptır… Buna mukabil İranlılar ümmîdir… Ve biz de ümmîyiz! İran’lılar ümmî oldukları için ehli kitap olan Hristiyanları yendiler… Demek oluyor ki, biz ümmî olan Mekkeliler de siz ehli kitap olanları yenecektir… 

Müslümanlar bu çıkan sözlerden son derece üzgün bir hâle düşmüşlerdi… Müşriklere karşı bir türlü verecek cevap bulamıyorlardı… İşte bu sırada Rûm Sûresi adını taşıyan sûrenin baş tarafı inzâl oldu… 

“Elif, Lâm, Mim… 

Rum (Bizanslılar), mağlup oldu!

Yakın bir bölgede… Onlar (Rum) bu yenilgiden sonra, galip geleceklerdir.

Birkaç sene içinde… Başından sonuna hüküm Allâh’ındır! O zaman iman edenler sevinir (Allâh’ın bildirdiği gerçekleştiği için).

Allâh yardımıyla… Dilediğine zafer verir! “HÛ”; Aziyz’dir, Rahıym’dir.

Allâh’ın vaadi (bu)! Allâh, vaadinden dönmez! Ne var ki insanların ekseriyeti bilmezler.” (30.Rûm: 1-6)

Bu âyetlerden anlaşılacağı üzere, Rumların bir gün gelip kendilerini yenen İran’lılara galebe edeceğinden bahsediliyordu… Efendimiz AleyhisSelâm bu âyetlerin inzâlinden sonra, yanında bulunanlara açıklayınca, Hazreti Ebu Bekir bunu derhâl ezberleyip Mekke’nin yüksekçe bir yerinde bütün müşriklere okudu… Ve ardından şöyle konuştu: 

− Rumlar birkaç yıl sonra mutlaka İran’lıları yenecektir! 

Orada bulunan müşriklerin azgınlarından Übey bin Halef ise bu söze karşı çıktı: 

− Uyduruyorsun! Mâdemki öyle, gel bahse girelim… 10 genç deve ortaya koyup, 3 senesine bahse girelim… Mâdemki kendine güveniyorsun, bunu kabul et?.. 

Hazreti Ebu Bekir iddiayı kabul etti… Daha sonra doğruca Efendimiz AleyhisSelâm’ın yanına gidip olanları anlattı… Efendimiz AleyhisSelâm, Hazreti Ebu Bekir’i dinledikten sonra şöyle buyurdu: 

− Âyette geçen (birkaç sene) sözünden gaye 10 seneye kadar olan seneler demektir… Bu sebeple müddeti uzat, deve sayısını da arttır… 

Bu buyruk üzerine Hazreti Ebu Bekir, tekrar Übey bin Halef’in yanına gitti ve anlaşmalarındaki üç senelik süreyi 9 seneye, 10 genç deveyi de 100 e çıkardı… 

Aradan bir süre geçince, Hazreti Ebu Bekir’in Mekke’den hicret meselesi çıktı ve o zaman oğlu Abdurrahman’ı yerine halef gösterdi… Daha sonra da Uhud harbi öncesinde Hazreti Ebu Bekir’in oğlu harbe çıkan Übey’e engel olup kendisi öldüğü takdirde yerine halef göstermesini istedi… Bunun üzerine Übey de yerine mirasçılarından birini vekîl gösterdi… 

Derken Übey, Uhud savaşında öldü… Bundan sonra da 9 yıllık süre doldu… Sürenin dolmasından hemen önce ise Rumlar ani bir saldırı ile hücuma geçmişler ve İran’lıları perişan etmişlerdi… 

Bu hâdise üzerine Hazreti Ebu Bekir 100 deveyi Halef’in mirascısından aldı ve Efendimiz AleyhisSelâm’ın buyruğu ile onları fakirlere dağıttı… Bu mucizenin zuhurunu gören bazı müşriklerin ise müslüman olduğu bize ulaşan rivayetler arasında görülmektedir… 

Bu arada Hazreti Ebu Bekir’in Mekke’den hicret etmek istemesi hâdisesi var ise de, bu daha ziyade Hazreti Ebu Bekir’in kendi özel hayatı ile alâkadar olduğu ve ondan da “Hz. Ebu Bekir ES SIDDÎK” adlı kitabımızda bahsetmiş olduğumuz için burada bahsetmemeyi tercih ediyoruz…