İNSAN VE SIRLARI 1

Ahmed Hulûsi

Peki Rubûbiyet mertebesi neresidir?.. Nerede, Rab hükmünü icra eder?..

Şehâdet âlemi dendiği zaman, bazılarının anladığı gibi, biz sadece madde âlemini anlamayız!.. Melekût âlemi denen melekler âlemi de gene bu Efâl âlemi içine girer. Yani Esmâ âlemi dışında kalan âlem, Efâl âlemidir!..

Bu şehâdet âlemine, ruhlar âlemi denilen âlem, melekler âlemi denilen âlem, cinler âlemi denilen âlem girer; hepsi de Efâl âlemi hükmündedir!..

Efâl âlemi içinde mevcut bulunan varlıkların hepsinin, Rabbi Allâh’tır!..

Kısacası âlemlerin Rabbi, Allâh ismiyle işaret edilendir! Allâh, Rabb-ül âlemîndir!.. Bütün âlemleri meydana getiren, yöneten, bütün âleme tasarruf eden, bütün bu varlıkların varlığını meydana getiren “Rab”dır. Rubûbiyet mertebesidir!..

Buradaki “Rab”lık kavramı… “Rab”lıkla kasıt nedir? “Rab”lığı meydana getiren, “Rab”lık mefhumunu meydana getiren şey, Esmâ mertebesidir; yani Rubûbiyet mertebesi dediğimiz mertebe, Esmâ mertebesidir. İlâhî isimler diye bilinen, Esmâ ül Hüsnâ diye bilinen isimlerin müsemması, Rubûbiyet mertebesidir!..

Bütün âlemler, ilâhî isimlerin mânâlarının aşikâre çıkışından başka bir şey değildir; ve âlemlerde, ilâhî isimlerin mânâlarından başka bir şey yoktur.

Ancak bu aşikâre çıkış, bütün isimlerin mânâlarının bir terkip hükmüyle aşikâre çıkışıdır.

Fiiller mertebesinde, mânâlar mertebesinin aşikâre çıkışı, terkibiyet hükmüyledir. Burayı iyi anlamak lazım…

İsimler mertebesi dediğimiz mertebede, bütün isimler tüm hâldedir. Bir bütün hâlindedir!.. Yani, isimler arasında bir tefrik yoktur. Esmâ mertebesinde, tarif sadedinde, varlık Tektir denir. Bütün mânâlar kendinde mündemiç olan tek bir varlık!.. Bu tek bir varlıkta, bütün mânâlar, tek bir mânâ hâlinde mevcuttur.

Bu mânâlar aşikâre çıktığı zaman, çıkış şekline göre terkipler hükmüyle ortaya çıkar! İşte bu terkipler hükmüyle aşikâre çıkışı da çokluk kavramını meydana getirir!.. Çokluğu meydana getirir ama, kesretin aslı, vahdettir!.. Yani, çokluğu meydana getiren isimler ayrı ayrı isimler olmasına rağmen, aynı varlığın isimleri olması hasebiyle aynı, tek bir varlıktır.

Şimdi burada bir misal verelim. Mesela bir kişiyi ele alalım; bu kişide çeşitli vasıflar var, diyoruz. Cömertlik, zekâ, korkaklık, asabiyet vs… Bu ayrı isimlerle kastettiğimiz vasıflar hep aynı kişiye ait mânâlar değil mi?.. Bu mânâların çokluğu o kişinin çokluğuna mı delalet eder?.. Hayır, bilakis tekliğine delalet eder; aynı kişinin değişik yönleridir! Kendinde mevcut bulunan değişik mânâlarıdır!

Bunun gibi, isimler, değişik isimler olmasına rağmen, tek bir mânâ ve tek bir varlıktır! İşte Esmâ mertebesi dediğimiz mertebede, bu isimlerin mânâları tek bir mânâ olarak mevcuttur! Efâl mertebesi dediğimiz mertebede -ki bu mertebeye dediğimiz gibi melek, cin, insan ve diğer bütün mahlûkat girer- varlıklar bu isimlerin, yani bu mânâların değişik ölçülerle bir araya gelişiyle ortaya çıkar.

Mesela insan dediğimiz varlıkta, bu 99 ismin mânâsını çeşitli zamanlarda çeşitli ölçülerde görebiliriz. Bir hayvan dediğimizde 99 ismin mânâsını değil de 70 ismin mânâsını veya bir maden dediğimizde 30 ismin mânâsını görebiliriz.

Fakat her insanın, bir diğerinden farklı olması; her birinin terkibinin, değişik isimlerin, değişik ağırlıklarla ortaya çıkmasından dolayıdır. İşte bu isimler, mânâlar o kişinin Rabbidir ve bu mânâların Allâh’a ait olması hasebiyle de o kişinin Rabbi Allâh’tır!..

Kişinin Rabbi, o kişinin kişiliğini meydana getiren ilâhî isimler terkibidir!.. Bu ilâhî isimlerin mânâlarının Allâh’a ait olması hasebiyle de kişinin Rabbi Allâh’tır!..

Yani “Rab” ayrı, “Allâh” ayrı gibi, iki ayrı şeyden kesinlikle söz etmiyoruz; böyle bir şeyi kesinlikle anlamayalım!..

Allâh’ın isimlerinin mânâlarının müşahede edildiği mertebe, Rubûbiyet mertebesidir ve bu mânâların neticelerinin Efâl âleminde ortaya çıkışını sağlamakta olan da Rab’dır!..

Bu arada bu konu ile ilgili olarak, Hak ve halk, Rab ve abd gibi tâbirler üzerinde de duralım bilvesile, yeniden… Bir başka yönüyle…

“Hak” nedir?.. İlâhî isimlerin bütünü olan mertebenin adıdır! Yani bütün isimlerin küll hâlinde bulunması hasebiyle, yani Esmâ mertebesi itibarıyla Allâh’a “Hak” ismiyle de hitap edilir. Zaten bizim genel olarak din hakkındaki bütün konuşmalarımız ya Efâl mertebesindendir, “Rabbanî” bir konuşmadır; veyahut Esmâmertebesinden olur, “Hakkanî” bir konuşma olur!.. Bunun ötesindeki konuşmalarımız zaten çok çok enderdir!

Esmâ mertebesinden olan konuşma nasıl olur? İlâhî isimlerin mânâları hakkında olan konuşmalar, “Hakk”a ait Hakkanî konuşmalardır!.. İlâhî isimlerin mânâları konuşulduğu zaman Hakk’tan söz edilmiş olur.

“Halk”; bir mânâda halkolmuş, yaratılmış, eskiden yokken, sonradan var edilmiş mânâsınadır. Yani netice olarak, ilâhî isimlerin terkibiyet hükmüyle aşikâre çıktığı andaki hâlin adı “halk” olur.

Abd”; “varoluşunun gereği olan kulluğu yerine getiren” demektir. Genel mânâda “kul”, “köle”anlamınadır. Bu kul, köleden kasıt da; bağlı olduğu yere karşı, bağlı olduğu yerin istek ve arzularını yerine getiren demektir. Dolayısıyla “Rab” varsa, bu Rabbin Rubûbiyetinin gereği olarak, muhakkak “abd” da olacaktır!.. “Abd” varsa muhakkak ki bunun bir “Rab”bi vardır.

“ALLÂH ismiyle işaret edilen nedir?” sualinin cevabına geldiğimiz zaman…

Zâtı itibarıyla her türlü fikir, düşünce, idrak, tahayyül gibi konuların hepsinden münezzeh olan; benliği itibarıyla kendinden gayrının varlığı söz konusu olmayan; kendi bildirdiği isimlere müsemma olan ve nihayet bütün âlemleri yoktan vareden ve o âlemleri kendisiyle kaîm kılan…

Bu sualin en güzel cevabı Kur’ân-ı Kerîm’de “İhlâs” Sûresi’ndedir.[1]

Şimdi Zât, Sıfat, Esmâ ve Efâl mertebeleri yönüyle tarif yaptık. Bunlardan birini söylemediğin zaman, mutlaka bir eksiklik vardır tarifte!..

Her an, bu dört mertebesiyle müşahedeye devam etmek zorundadır kişi!.. Hangi mertebeyi inkâr edersen, o mertebenin varlığı ve hakikati, O olması hasebiyle, O’nu inkâr etmiş olursun!

Veya hangi mertebesi itibarıyla, sadece o mertebeyi ele alırsan, o yönü ile O’nu kayıt altına almış olursun!.. Ya öteye atmak veya sadece buraya has kılmak gibi bir durum çıkar!..

Ama sende, eğer belli bir şartlanma hâli, belli bir terkibiyet hâli söz konusu ise, mutlaka, bu tarifte sana göre, öteye atma veya buraya hazır kılma gibi bir anlam çıkar. O ise hiçbir mahalde, mekânla kayıtlı olmaz!



[1] Bunun ile ilgili açıklamayı “Hz. MUHAMMED’İN AÇIKLADIĞI ALLÂH” isimli kitabımızda bulabilirsiniz.