İSLÂM

Ahmed Hulûsi

Ben, “ALLÂH” isminin anlamını ve “İSLÂM DİNİ”ni, hakkımda takdir olunan kadarıyla açıklamak için çalışıyorum… “Müslümanlığın” savunucusu değilim!

Ben de dâhil, müslümanlardaki anlayış yanlışlarından, yorum hatalarından doğan isâbetsiz düşünce ve davranışların hiçbiri “İslâm Dini”ni bağlamaz!

“Allâh”ın yaratmış olduğu evrensel sistem ve düzene yani “İslâm Dini”ne göre, her birim, içinde olduğu yapının, özelliklerin ve ortaya koyduğu davranışın sonuçlarını yaşayacaktır!

Mazeretin kesinlikle geçerliliği yoktur!

Sistemin işleyişinde duygusallığa asla yer yoktur!

Geçen geçmiştir; geçmişin telâfisi ise hiçbir şekilde mümkün değildir; ancak içinde bulunduğunuz an’ı değerlendirebilirsiniz! Sistemde asla geri dönüş yoktur! Hele ölüm adı verilen olayla bu bedeni terk edip; “ruh” adı verilen, beyninizin ürettiği yeni bedenle, kabir âlemi veya berzah denen boyutta yaşama başladıktan sonra; tekrar Dünya’ya geri gelip yeniden bir bedene girerek tekâmül edileceğini sanmak çok önemli bir yanılgıdır! Çünkü yaşam hep ileriye gitmektedir; hiç geri dönüş yoktur!

Reenkarnasyon niçin geçerli değildir?..

Ruh, dün de açıkladığım gibi, geçmişte, ezelde bir yerlerde yaratılmış da sonra gelip bu bedene girecek olan bir şey değildir ki; daha sonra da tekrar geri dönüp başka bir bedene girsin!

Var olan her insanın beyni, ana rahminde 120. günden başlayarak tüm yaşamı boyunca kendi ruhunu inşa eder! Bu yüzden de, ölümle bir bedenden ayrılan ruhun, başka bir boş beden bulup onun içine girmesi, diye bir şeyden bahsedilemez!..

Ruhun tekâmül amacıyla yeniden Dünya’ya dönerek bedenlenmesi görüşü tamamıyla tâ Şamanlıktan, Göktürk’lükten gelen, göktanrı ve yerde de bizler anlayışından kaynaklanan, madde ve ruh ikilemi ile yaşamı değerlendirmekten,yani düalizmden; ve dahi bedenleri yöneten ruhlar varsayımından doğan görüştür!

Ne ruh Dünya’ya tekâmül için geri gelme şansına sahiptir, ne de ruhlarla görüşülür!.. Ne de uzayın derinliklerinden gelmiş canlılar vardır bizim gibi bedenli, ki onlarla görüşülebilsin!.. Ve ne de, ben filanca evliyanın ruhuyum, diyerek insanlara görünen, konuşan varlıkların gerçekliliği![1]

Çeşitli isimler ve görüntüler altında insanların bazılarına kendilerini tanıtan ve “Cin” adıyla da bilinen şeytanlar, özellikleri gereği insanlara hükmetmek isterler! Bu vasıfları dolayısıyla da Kur’ân-ı Kerîm’de onlara “şeytan” denilmiştir!

Şeytan denen bu cinler, insanları kandırmak için her kılığa, sûrete bürünüp kendilerini uzaylı, evliya ve hatta peygamber diye tanıtarak; önce birini kendilerine tâbi kılarlar, sonra da ona inanan binlerce saf iyi niyetli insanı! Oluşturdukları en önemli itikadî sapma, reenkarnasyon fikridir… Cin tabanlı, hemen her bilgi kaynağında bu görülür!

Falcılığın her türünün esası tamamıyla cinciliğe dayanır! Medyum; cinlere aracılık edenlere, cincilere denir. Konunun detayları da adı geçen kitabımızdadır.

Büyülerin pek çoğunun oluşumunda bu şeytanların katkısı vardır! Bunlardan korunmak için en tesirli şey, bizim bildiğimiz kadarıyla, pek çok defa denenmiş olan Kur’ân-ı Kerîm’in öğrettiği şu duadır:

“RABBİ İNNİY MESSENİYEŞ ŞEYTANU Bİ NUSBİN VE AZÂB; RABBİ EÛZÜ BİKE MİN HEMEZÂTİŞ ŞEYÂTIYN VE EÛZÜ BİKE RABBİ EN YAHDURÛN. VE HIFZAN MİN KÜLLİ ŞEYTANİN MÂRİD.” (38.Sâd: 41 – 23.Mu’minûn: 97-98 – 37.Sâffât: 7)

Bu konuda sıkıntıları, korkuları olanlar bu duayı gün içinde 200-300 defa okurlarsa umarım çok büyük fayda görürler… Sadece korunma amacıyla sabah akşam 20’şer veya 40’ar defa okumanın da büyük faydası vardır…

Şeytan denen bu cinlerle ilişki her ne kadar dünyada insanlara geçici bazı menfaatler sağlasa da, kişilerde oluşturulan çok önemli itikadî sapmalar yüzünden ölüm ötesi yaşama dönük pek büyük kayıplar oluşur!

Cinlerin insanlara yaptığı en büyük düşmanlık ise, sürekli olarak her birine, bir diğeriyle uğraşmayı telkin etmeleridir!

Oysa insan, başkasıyla uğraşacağı vakti, kendine dönük değerlendirse; ölüm ötesi yaşamda çok daha kazançlı olur!

Kur’ân, şeytan denen bu cinler için “düşmanınızdır” diyor! Değerlendirme sizin!

Ölüm ötesi yaşam deyip duruyoruz… Nasıldır bu yaşam?..



[1] RUH İNSAN CİN isimli 1970 yılında yayınladığımız, bu konuda kaynak kabul edilen kitapta bu olayları çok detaylı bir şekilde açıklamıştık…