İNSAN VE DİN

Ahmed Hulûsi

Söyler geçeriz besmele’yi…

Bazen de okuruz arkasından hemen Fâtiha’yı, ölmüşlerimize!

Oysa…

“Fâtiha’sız salât -namaz- olmaz!”; uyarısı yapılmıştır Rasûlullâh tarafından.

İslâm’ın Temel Esasları isimli kitabımızda bu konuya değinmiştik bir hayli. Orada değinmediğimiz bir yöne de şimdi işaret edelim nasip olduğu kadarıyla… Ancak gene ehlinin anlayabileceği bir lisanla elbette…

Kısaca “besmele” dediğimiz kelime, bildiğiniz üzere “BismillâhirRahmânirRahıym”dir.

Hem Kur’ân okunmaya başlandığındaki ilk âyettir hem de ittifakla kabul edilir ki Fâtiha Sûresi’nin ilk âyetidir.

Bazıları da der ki Bismillâh, Fâtiha’nın ilk âyeti değildir. Fâtiha Sûresi “El Hamdu Lillâhi Rabbil’âlemiyn” diye başlar. Bu konuda geniş bilgi Elmalılı Hamdi merhumun tefsirinde, ilgili bölümde anlatılmıştır.

Biz şimdi değişik bir soru ile konuya yaklaşarak, buradaki tekrarın nedenini fark etmeye çalışacağız anladığımız kadarıyla.

Bismillâh, eğer Fâtiha’nın ilk âyeti ise “RahmânirRahıym” 3. âyet olarak niçin bir defa daha tekrar edilmiştir?

“BismillâhirRahmânirRahıym

El Hamdu Lillâhi Rabbil’âlemiyn

Er RahmânirRahıym…”

Şimdi konuyu fazla yaymayıp dikkatinizi ilk âyet olan Bismillâh’ın başındaki “B” sırrına çekeyim. Bu sırrın ne olduğunu Hz. Muhammed’in açıkladığı ALLÂH kitabında yazmıştık ve orada merhum Hamdi Yazır’ın “Hak Dini Kur’ân Dili” isimli 9 ciltlik eserinin 1. cilt 42 ve 43. sayfalarında “B” harfinin mânâsıyla ilgili olarak özetle şu bilgiyi aktarmıştık:

Eazımı müfessirin diyorlar ki; ‘BA’nın buradaki mânâyı ilsakı, ya MÜLÂSEBET ve MUSAHEBET veya istianedir.

Bu tevile göre (‘B’ ile başlayan) Bismillâh’ın meâli: ‘Allâhı Rahmânı Rahıym namına’ demek oluyor ki; bu da ‘B’de MÜLÂBESE mânâsına râcidir.. Bunun hasılı, bir niyâbet itirafıdır.

Bir işe başlarken , “filan namına” demek, “ben bunu ona izafeten, ona hilâfeten, onu temsilen, ONUN BİR ALETİ olarak yapıyorum; bu iş hakikatte benim veya başkasının değil ancak onundur” demek olur…

Bu bilgiyi hatırlayarak düşünürsek…

“B” sırrının işaret ettiği şekilde ismi ALLÂH olanın Rahmâniyet ve Rahıymiyeti kişinin nefsinden zuhur etmektedir. Bu sebeple kişi, gerek zâhiri ve gerekse bâtınî yönünden Rahmâniyet ve Rahıymiyetnimetlerine özünden gelen bir yolla erişmektedir; anlamını çıkartabiliriz.[1]

Bundan sonraki âyette ise olayın âfakî yani birimin algılayabildiği evrenini ele alan yönüne işaret edilmektedir. Yani algılayabildiğin tüm âlemlerde her ne varsa, bunların hepsi, onların da özlerinden gelen bir biçimde yani Rubûbiyet’lerinden, özlerindeki Esmâ bileşiminden gelen bir biçimde; Rahmâniyet ve Rahıymiyetin özellikleriyle varlıklarını devam ettirmektedirler.

Birinci âyette, Ulûhiyete kulluğun kişinin özünden gelen şekilde ve özüne dönük olarak meydana gelmekte olduğuna işaret edilirken… İkinci ve üçüncü âyette ise âlemlerde her birimin özündeki Rubûbiyetnoktasından açığa çıkan Ulûhiyet kemâlâtının Rahmâniyet ve Rahıymiyet ile meydana geldiğine işaret edilmektedir!

Şayet bunu anlayabildiysek, fark ederiz ki, birinci âyette “nefsini bilmek” sırrına işaret vardır, ikinci âyette ise “eşyanın hakikatini” bilmek sırrına işaret olunmaktadır.

Bütün bunları anladıysak, o takdirde şunun üzerinde de düşünelim bakalım, acaba şu tespihle neredeki kime işaret ederek, neyi dillendirmekteyiz?

Namazda, rükûda ve secdede şunları söylememiz istenmektedir… Niçin? Böyle tekrarlarla neye dikkatimiz çekilmektedir acaba?

“Subhane RABBİY el Azıym!”

“Subhane RABBİY el Â’lâ!”

“Subhan olan RABBİM; ve O’nun Azıym ve Â’lâ oluşu” ne demek? Bana bunu tekrar etmem söylenmekle, ne fark ettirilmek, ne hissettirilmek isteniyor acaba?

Allâh idrakını nasip ede… Kolaylaştıra… Hazmını vere…

 

28 Şubat 2003
Raleigh – NC, USA



[1] Rahmâniyet ve Rahıymiyet konusu için İslâm’ın Temel Esasları kitabına bakınız.