DUA VE ZİKİR

Ahmed Hulûsi

“Kalpler ancak ALLÂH ZİKRİ İLE TATMİNE ULAŞIRLAR” buyuruluyor… Niye?..

Çünkü insan, sonsuzu düşünmeye yönelik bir kapasiteyle yaratılmıştır ve sonsuzluk-sınırsızlık ise ALLÂH’ın vasfıdır!..

“Lâ uhsiy senâen aleyke ente kemâ esneyte alâ nefsik” diyen Rasûlullâh AleyhisSelâm;

“Sana hakkıyla senâ (övgü) etmem mümkün değildir; ancak sen kendini hakkıyla bildiğin için, kendi kendine senâ edersin” itirafında bulunurken sonsuz-sınırsız yüce Zât’ın kesinlikle kavranamayacağına işarette bulunmaktadır.

Bu durumda bize düşen ne oluyor?..

Bize kendini tanıttığı nispette O’nu tanımak!..

O’nun aynasında, kendimizi seyredip tanımak!..

Kendimizdekilerden, O’nun sonsuz-sınırsız kemâlâtına, yüce özelliklerine, hikmetlerine, hayran kalmak!..

“Allâh’ım, hayretimi arttır” diye DUA eden Rasûl AleyhisSelâm da bu husus hakkında bizi uyarıyordu herhâlde…

Allâh’ı tanımanın yolu da, kitabın baş bölümlerinde kısaca izah ettiğimiz gibi, zikirden geçer!..

Zikir, ya Zât, Sıfat ve Esmâ’yı içine alan toplu isim “ALLÂH” ismi ile yapılır… Ya da, Allâh’ı çeşitli özellikleriyle tanımaya yönelik diğer isimleri ile yapılır…

“İnsan ve Sırları” isimli kitabımızda tafsilâtlı olarak izah ettiğimiz üzere; insan, gerçeği itibarıyla bir isimler terkibidir!..

Her insanda, Allâh ismiyle toplu olarak işaret edilen isimlerin tümü, yani bildiğimiz ve bilemediğimiz pek çok Allâh ismi bir terkip oluşturur… İşte bu terkibe, biz insan deriz!.. Allâh, bu Esmâ terkibine “insan” adını takmıştır…

İnsanın Rabbi, kendi varlığını meydana getiren bu “Allâh” isimlerinin işaret ettiği ilâhî güçtür!..

Her insanın yapısının bir diğerinden farklı olması, her birinin terkibindeki “Allâh” isimlerinin farklı güçlerde olmasındandır.

Şimdi siz; “ALLÂH” ismini zikrettiğiniz zaman; bu ismin zikrinden doğan güç, terkibinizdeki bütün isimleri eşit oranda güçlendirir… Bunun da neticesinde tüm özellikleriniz aynı seviyede gelişir…

ALLÂH İSİMLERİ zikri ise, yapınızı meydana getiren isimler terkibi içinde, belirli isimlerin mânâlarını güçlendirmeye yöneliktir…

Mesela, “ALLÂH”ın “İRADE” sıfatının adı olan “MÜRİYD” ismini zikrettiğiniz zaman; terkibinizdeki bu ismin mânâsı güçlenir; beyninizdeki “İRADE” fonksiyonu daha kapsamlı olarak faaliyete geçer ve eskiden iradeniz zayıf olduğu için başaramadığınız birçok şeyi rahatlıkla başarabilirsiniz…

Ya da “HAKİYM” ismini zikretmeniz, sizin bir süre sonra, her şeyin hikmetini, sebebini, neyin niçin olduğunu anlamanıza yol açar… Eskiden bağlantısız sandığınız, gereksiz olduğunu düşündüğünüz pek çok şeyin aslında bir sistem içinde birbiriyle bağlantılı olarak yer aldığını idrak edersiniz…

Yani, “ALLÂH” ismi zikri; fizikteki bileşik kaplar sistemindeki gibi, bütün isimleri eşit oranda yükseltirken; “İSİMLER” zikri ise sadece kendi cinsinden olan terkibinizdeki mânâyı güçlendirir… Ve bu yüzden de kişide çok kısa sürede önemli gelişmeler fark edilir hâle getirir…

İşte bu sebepledir ki, biz, kendinde kısa süre içinde gelişme görmeyi arzu edenlere, “İSİMLER” zikri tavsiye ederiz.

Bizim tavsiye ettiğimiz zikirlerin, herhangi bir tarikat zikri ile alâkası asla yoktur!..

Tarikatsız ya da hangi tarikattan olursa olsun; kişi bu zikirleri yaptığı zaman, birkaç ay içersinde neticelerini görmeye başlar!..

Şunu kesinlikle belirtelim ki…

Allâh, asla, dışarıda ötelerde bir yerde olup, fizik beden ya da ruh ile yanına gidilecek bir varlık olmayıp; kendi özünde hissedilmesi zorunlu olan, sonra da her zerrede varlığı algılanabilen sonsuz-sınırsız “TEK”tir!.. Bu anlayışa uymayan bütün fikirler, şeytanî vasıflı CİNLERİN vesveseleridir!..

Allâh’ı bilmek, bulmak ve O’nunla olmak için tek bir tarikat vardır, tek bir yol vardır; o yol da Efendimiz Rasûlullâh AleyhisSelâm’ın yoludur!..

Kur’ân-ı Kerîm ve Rasûlullâh öğretisine dayanmayan; bu öğreti dışında kalan her fikir, kesin olarak neticede insanın gerçekten sapmasına yol açar!..

Bu yüzden deriz ki…

Şayet bu zikirleri yaparsanız, kesinlikle ilim yolundan ayrılmayınız! Âyet ve hadislere ters düşen fikirlere itibar etmeyiniz! Farz kılınanları ne gerekçe ile olursa olsun asla terk etmeyiniz! Artık, kendinizin evliya, şeyh, Mehdi olduğu yolunda, içinize gelen fikirlere asla itibar etmeyiniz.

Çünkü, CİNLER, en büyük oyunlarını, hassasiyet kazanmış, alıcıları güçlenmiş olan beyin sahiplerine oynayıp, kendilerini bir şey zannettirerek yoldan çıkartırlar!..

Kesinlikle bilelim ki….

ALLÂH KULU olmaktan daha üstün bir derece asla yoktur!..

Biz bütün çalışmalarımızla bu dereceyi, bu yakınlığı niyaz edelim.

İster hiçbir şeye inanmayın… İster sadece “Allâh”a inanın; ister sadece haftada bir kere Cuma namazına giden bir müslüman olun; başlangıç olarak size şu zikir formülünü tavsiye edebiliriz:

100 Allâhümme eğinniy alâ zikrike ve şükrike ve hüsnü ibadetik

Allâh’ım, seni hatırlamayı ve değerlendirmeyi ve gereği çalışmaları en güzeliyle nasip et.

300 Allâhümme inniy es’eluke hubbeke ve hubbu men yuhıbbuke

Allâh’ım, sevgini ve de sevenlerinin sevgisini senden dilerim.

300 Lâ ilâhe illâ ente subhaneke inniy küntü minez zalimîn

Tanrı yok (benliğim yok); sadece Sen (hakikatimi oluşturan El Esmâ mânâların)! Senin (Esmâ mânâlarını açığa çıkaran olarak bu işlevimle) tespihindeyim! Muhakkak ki ben (hakikatimi fark etmeyerek ve hissetmeyerek) nefsime zulmettim.

500 Kuddûs’üt tâhiru min külli sûin

Bütün beşerî kusurlardan beni arındır.

100 Yâ Nûra külli şeyin ve hedahu ahrıcniy minez zulûmâti ilennûr

Ey her şeyin nûru ve hidâyetçisi; beni cehlin karanlıklarından çıkar, ilim nûruna erdir. 

MÜRİYD – 3600

HALİYM – 2700

MU’MİN – 1800

REŞİYD – 2700

KUDDÛS – 3600

NÛR – 3600

HAKİYM – 1800

FETTAH – 2700

Başlangıç olarak ilk birkaç isimle zikre başlayabileceğiniz gibi; saymak zor geliyorsa saatle de yapabilirsiniz… Ayrıca; bunları yapmak zor geliyorsa sadece “MÜRİYD”, “NÛR” ve “KUDDÛS” isimlerini bir süre için saymadan dahi zikredebilirsiniz.

Bu listedeki isimleri, vaktiniz olmadığı zamanlar, daha azaltarak da yapabilirsiniz, hiçbir mahzuru yoktur. Sadece netice almanız biraz daha fazla zaman alır.

Önemli olan, bu listedeki DUA ve ZİKİR’lerin sabah uyandıktan sonra başlayıp, gece uyumadan önce bitirilmesidir. Her yerde, her zaman, abdestli veya abdestsiz çekilebilir, hiçbir sakıncası yoktur!..

Kelimeleri dokuz defa üçlü üçlü söyleyip tespihten bir tane çekerseniz, yüzlük bir tespihte, bir dönüşte 900 olur. Mesela: Müriyd-Müriyd-Müriyd, Müriyd-Müriyd-Müriyd, Müriyd- Müriyd-Müriyd…

Şayet, ince, zayıf yapılı bir kimse iseniz, el parmaklarınız ince uzun, parmak uçlarınız sivri, oval ise; veya geniş alınlı, sivri çeneli bir tipiniz var ise, o takdirde ek olarak şu duayı da yapmanızı tavsiye ederiz:

300 Allâhumme sebbit kalbiy alâ diynike,

Şayet içine kapanık, sıkıntılı, zaman zaman bunalan, hayattan tad almayan bir yapınız mevcut ise bu listeye ilave olarak veya sadece;

100 İnşirah Sûresi

300 Rabbişrahliy sadriy ve yessirliy emriy

300 Elem neşrah leke sadrek dualarıyla birlikte “BÂSIT” ismini 1800 defa zikredebilirsiniz.

Eğer, üç-dört ay yukarıdaki listeye devam ettikten sonra kendinizde bir gelişme görür, fayda sağlarsanız; daha ileriye gitmek isterseniz ve vaktiniz de müsait ise, şu duaları ve isimleri de belirtilen sayılarla mevcut listenize ilave edebilirsiniz.

300 Allâhumme elhimniy rüşdiy ve eızniy min şerri nefsiy

300 Rabbiy zidniy ilmen ve fehmen ve iymânâ

RAHIYM – 3600

SEMİ’ – 2700

BASIYR – 2700

ALİYM – 2700

AZİYZ – 2700

VEKİYL – 2700

VEHHÂB – 2700

CÂMİ’ – 2700

Eğer bir numaralı, en başta verdiğimiz listeyi tatbik edecek kişide ömür süresi kırk yılın üzerine çıkmışsa, birkaç ay “MÜRİYD” ismini “4500” defa zikretmek suretiyle belli bir netice aldıktan sonra “3600”e indirilebilir.

Bunların dışında boş vakti olup da değerlendirmek isteyenlere Hazreti Fâtıma’nın öğrettiği salâvatın üç yüz kere okunmasını; “Rabbi inniy zalemtü nefsiy zulmen kebiyren lekel utba hatta terda” istiğfarının yüzdefa tekrarını önemle tavsiye ederim.

Başı herhangi bir dünyevî işten dolayı dertte olan ise günde beş yüz defa şu âyetlere devam ederse, kısa zamanda büyük faydasını görür:

“Hasbiyallâhu lâ ilâhe illâ HU aleyhi tevekkeltü ve huve rabbül arşıl azıym. Seyec’alullahu ba’de usrin yusra.”

“Hasbiyallâhu veni’mel vekiyl; ve kefâ Billâhi veliyyen ve kefâ Billâhi nasıyra”

Bu dua ve zikirlere devam edilirken, bu arada da fırsat buldukça tasavvuf konusunda bazı eserler okunursa; veya DİN kavramı içine giren tüm sistemi izah etmeye çalışan diğer, şu ana kadar yayınlanmış otuz kitabımız ile yirmi dört ses kasetlik “Çağdaş bilimle İslâm ve Tasavvuf anlayışı” setimiz, on altı video sohbetimiz ve otuz televizyon programımız (Expo Channel) izlenirse, bu konuları çok kolaylıkla anlayabilirsiniz…

Çünkü yapacağınız bu çalışmalar, isteseniz de istemeseniz de; inansanız da inanmasanız da beyninizde yeni bir kapasite devreye sokacaktır ki; bu durumda çok kolaylıkla yeni öğrendiğiniz birçok şeyi anlayıp, idrak edebileceksiniz.

Bu arada arzu edenler için, gece yatmadan önce veya kalktıkları takdirde kılacakları iki rekâtlık bir namazın son secdesinde aşağıdaki DUA’yı yapmalarını da tavsiye edebiliriz: Elbette ki burada önemli olan yazdığımız DUA’yı kelime kelime ezberleyerek tekrar etmek değil; o mânâyı ihtiva eder bir biçimde içinizden geldiği gibi niyazda bulunmaktır.

“Arşın, Ruh’un ve bütün melâikenin Rabbi olan yüce Allâh’ım… Senin yanında âciz, güçsüz, muhtaç ve indînde bir hiç olduğum idraki içinde sana yalvarıyorum… Ne olur bütün yanlışlarımdan, bilmeyerek ve dayanamayarak yaptığım bütün fiillerimden dolayı beni bağışla!..

Efendimiz Muhammed AleyhisSelâm’ın Rabbi olan Allâh’ım, bana in’amda bulunduklarının yolunu kolaylaştır ve gerçekten sapanlardan olmaktan beni koru!.. Kendine seçmekle şereflendirdiklerinden eyle; şu anda yeryüzünde yaşayan en sevdiğin zâtlara beni yakın eyle; onların fiillerini bana da kolaylaştır, sevgili eyle!..

Kendisinden gayrı olmayan Allâh’ım, yarattığı her şeyi tam bir mükemmeliyetle var eden Allâh’ım, ihâta edilmesi asla mümkün olmayan Allâh’ım, Ya HÛ ya men HÛ!.. Zâtın hakkı için, basîretimdeki körlükten beni kurtar; mutlak gerçeği bana idrak ettir, hazmını ver!.. Öyle bir yakîn ihsan et ki, ondan sonra küfr ve şirk olmasın!..

Allâh’ım, Hakk-el yakîn olarak yaşamama engel her ne var ise ondan sana sığınırım… Senden sana sığınırım… Benlikle huzurunda bulunmaktan sana sığınırım… Koruyucu sensin ve senin gücün her şey için yeterlidir… Âlemlerin Rabbi olan Aziym Rab sensin Allâh’ım…

Bu gerçekleri bize bildiren Rasûlullâh AleyhisSelâm’a indîndeki sayıca ihsanda bulun, ne şekildekine lâyık ise; biz onu takdirden âciziz.”

Bu arada tavsiye etmekte olduğumuz isimlerle ilgili olarak biraz bilgi vermek istiyorum… Ki, ne yaptığının bilincine ermek isteyenlere yararlı olur umarım!

Önce ilk tavsiyem olan “MÜRİYD” isminden söz edeyim…

“MÜRİYD” ismi, Allâh’ın “İRADE” sıfatının adıdır!.. Bizim tüm boyutları ile varlığımız önce Allâh’ın sıfatlarıyla meydana gelmiştir!.. Hayat sıfatıyla, hayatımız; bedenlerimiz içinde bulunduğu boyuta göre “BÂİS” ismi hükmünce yeni özelliklerle yeni yapıyla meydana gelse dahi; sonsuza dek devam edecektir… “ALİYM” ismi gereğince bir bilincimiz ve ilmimiz mevcuttur…

“MÜRİYD” ismi sonucu olarak Allâh’ın irade sıfatı bizden ortaya çıkar ve irade sahibi olarak algılanırız. “SEMİ’” sıfatıyla algılayıcılık kazanır, “BASIYR” sıfatıyla görür idrak ederiz… “KELÂM” sıfatı bize ifade yeteneği kazandırır ve bütün bunlar hep “KUDRET” sıfatının bizden ortaya çıkışı dolayısıyladır ki, bütün bunları yapacak kudret bizde görev yapar!..

“MÜRİYD” ismi, bildiğimiz kadarıyla ilk defa olarak bize açılmış, bir “sır”dır!.. Bizden evvel, hiç kimse bu ismin zikrini yapmamış ve başkalarına da tavsiye etmemiştir… Hatta din ve tasavvufla uğraşan pek çok kişi, bu ismin varlığını bile bilmez; çünkü kitaplarda daima diğer sıfatların isimleri yazılır da; “İRADE” sıfatının ismi yazılmaz!.. Muhakkak ki bu da Allâh’ın bir hikmeti sonucudur…

“MÜRİYD” ismi, yaptığımız çeşitli çalışmalar sonucu olarak müşahede ettik ki, insanda en süratli gelişmeyi sağlayan bir güce sahip! Hemen hepimiz, pek çok şeyi biliriz de, bir türlü bu bildiklerimizi uygulamaya koyamayız. Bunun da gerçekte tek bir sebebi vardır, irade zayıflığı!..

İşte bu irade zayıflığının çaresi, anladığımız kadarıyla “MÜRİYD” isminin zikredilmesidir… Bu ismin zikredilmesi sonucu, kişinin ilgi duyduğu konuya karşı iradesi güçlenmeye başlıyor ve eskiden bilip de tatbik edemediği pek çok şeyi kolaylıkla tatbik edebilir hâle geliyor… Mesela içkiyi bırakamıyor; TASAVVUF EHLİNE KESİNLİKLE YASAK OLAN SİGARAYI BIRAKAMIYOR veya istediği gibi ibadet edemiyor; yahut kendini ilme verip kararlı bir biçimde ilim çalışamıyor; işte bu durumda bu zikir, kişinin irade gücünü arttırdığı için, kolaylıkla bunları başarabiliyor…

Ancak bu isimden bahsederken, şunu da kesinlikle belirteyim… Nasıl ilaçların belirli dozajları varsa, “İSİMLER” zikrinde de belirli rakamların üstüne kesinlikle çıkılmamalıdır…

“İSİMLER” zikri insan bünyesinde, beyninde, sürekli takviye yapar!..

Nasıl, diyabet yani şeker hastalığında, şekeri tüketmek için insülin yeteri kadar verilmediği için dışardan takviye alınırsa; terk edildiği zaman bünye derhâl kendi orijinini yaşarsa… Aynı şekilde, zikre devam edildikçe de, mânâsı ister bilinsin ister bilinmesin; inanılsın inanılmasın, hükmünü icra eder… Tecrübelerimize göre, zikir bırakıldıktan sonra onbeş gün içinde bünye eski normal hâline döner!..

Burada kesinlikle anlamamız gereken bir husus da şudur!..

Siz asla ötedeki, yukarıdaki bir Tanrı’yı zikretmiyorsunuz!.. Siz, varlığınızın her zerresinde tüm varlığıyla mevcut olan sonsuz-sınırsız ALLÂH’ın bazı sıfat ve isimlerinin sizde açığa çıkmasını sağlama yolunda bir çalışma yapıyorsunuz… Ve ancak algılayabildiğiniz nispette, gerek kendinizde ve gerekse çevrenizde, Allâh’ıtanıyabilirsiniz!..

İşte bu sebeplerle, “MÜRİYD” ismi, bize göre, kişinin Allâh’ı tanımasında en süratli yoldur… Ancak bu tanıyışı Allâh’tan “Hazmı ile” talep etmek gerekir. Zira, “hazımsızlık” insanın başına olmadık işler açar!..

“MU’MİN” ismine gelince… Bu isim kişinin “iman nûru”na kavuşmasına vesile olur… “İman nûru” ne demektir?

İnsan, tüm ömrünü şartlanma yollu, şartlanmaların kendi bünyesinde oluşturduğu mantık düzenine göre geçirir… Ve bu şartlanmalarının oluşturduğu mantığının kabul edemediği şeyleri de bir türlü özümseyemez ve reddeder… İşte “iman nûru” bir kişide oluştu mu, artık o kişi mantığına ters düşeni reddetmeyi bırakarak, o şeyin olabilirliğini araştırmaya başlar… Zihin kapasitesinin ötesinde bir şeyler olabileceğini düşünebilir. Her şey benim bildiğimden ibarettir, en büyük benim, benim bilmediğim olamaz, mantığımın kabul etmediği şey yoktur, izansızlığından kurtulup, yeniye, ileriye, algılayamadığına açık bir hâle gelir…

İşte bu algılayamadığını inkâr etmeyip, olabilirliğini düşünme ve inanma hâlini “iman nûru” diye tanımlarız… İnsanı sürekli yeniye, ileriye, bilmediklerine, algılayamadıklarına açık bir hâle getiren özellik iman nûru‘dur!..

“FETTAH” isminin zikri, insanda açılımlar yapar!.. Hem zâhirî problemlerin çözümlenmesi yönünden, hem de bâtınî kapanıklıkların açılması fetholması cihetinden!

“KUDDÛS” isminin zikri, insanın tabiatından, benliğinden kurtulması yönünden çok faydalıdır… İnsan, şartlanmaları ve doğası gereği olarak, kendini içinde yaşamakta olduğu fizik beden zanneder!..

Tıpkı, 58 model Chevrolet otomobilin direksiyonunda oturup da, kendini otomobil sanan sürücü gibi!.. Sorarsınız, kimsin sen diye; “58 model Şevroleyim!..” der. Bir türlü aklı almaz, kendisinin otomobilden ayrı bir varlık olduğunu ve bir süre sonra arabadan çıkıp gidebileceğini!..

Aynaya bakıp, “ben bu bedenim” diye düşünen kişiler de, şayet fark edemiyorsa bir süre sonra bu bedeni terk edip yaşamına değişik bir boyutta o boyuta özgü bir bedenle devam edeceğini; durum biraz vahim demektir!.. İşte “KUDDÛS” ismi, insanın aslının kudsî bir varlık olduğunu, madde ve ruh ötesi bir bilinç varlık olduğunu fark etmesine yarayan isimdir.

“REŞİYD” ismi insanda “RÜŞD” hâlinin oluşmasını sağlar… Fizik bedende “rüşd” bir tanımlamaya göre, “büluğ” ile başlar; çünkü o zaman cinsiyet hormonları faaliyete geçerek zihinsel fonksiyonlarda “aklı”güçlendirir; ve aynı zamanda da cinsiyet hormonları beynin biyokimyasını etkileyerek, “günah” dediğimiz “negatif yüklü ışınsal enerji”nin ruha yani bir tür holografik ışınsal bedene yüklenmesini sağlar… Bir diğer tanımlamaya göre de, sebebi her ne hikmetse, 18 yaşında başlar!..

Olgunluğun tabanı, insanın ölüm ötesi yaşam olabileceği ihtimalini düşünerek, hayatına ona göre yön vermesi, bu konuda araştırmalar yapmasıyla başlar!.. İşte “REŞİYD” ismi bu en alt sınırdan başlayıp, “İlâhî sıfatlarla tahakkuk etme” hâli olan “FETİH” hâline kadar devam eder. Ondan sonra bir başka şekilde hükmünü icra eder.

“HAKİYM” ismine gelince… İnkârın daima kökeninde, idrak edememe vardır!.. Sebebi hikmetini bilemediğin, anlayamadığın şeyi inkâr edersin. Oysa, bilsen o şeyin neden öyle olduğunu, neyin neyi nasıl meydana getirdiğini, ne yapılırsa, nasıl neyi meydana getireceğini, bütün değerlendirmen bir anda değişiverir!..

Bu isim, kişide oluşların hikmetine erme kapasitesini genişleten, her şeyin ne sebeple oluştuğunu, neye yönelik olarak konduğunu fark ettiren isimdir…

“HALİYM” ismi insanda, öncelikle hoşgörü ve yumuşaklık, sakinlik ve fevrî çıkışları kesme özellikleriyle tesirini gösterir… Kişinin maneviyatta gelişmesi için önce hoşgörülü olması ve fevrî, aşırı ve zamansız çıkışlarını kontrol altına almış olması gerekir!.. Çünkü bu tür çıkışlar insanın hem zâhir dünyasını mahveder, sinirli, stresli, bunalımlı bir yaşama çevirir… Hem de bâtın âlemini mahveder, Allâh’la arasına sanki ziftten-katrandan bir perde çeker!..

“HALİYM” ismi işte insanın hem zâhir hem de bâtın dünyasını düzene sokan isimdir… Kişinin olgunlukla hoşgörüyle karşısındakine açık olmasını sağlar ki bu da onun yeni yeni şeyleri fark etmesine vesile olur… Sinirlilik, stres, fevrî davranışlar bu zikre devamla çok kısa sürede kontrol altına alınır.

“VEDUD” ismi kişide muhabbet duygusunu geliştirir… Tüm varlığa karşı sevgiyle yaklaşır… Her yerde ve şeyde Allâh’ı hissedip sevmeye başlar… Dünyası sevgi olur…

“NÛR” ismi insanın idrak gücünü, kapasitesini artıran bir isimdir… Kişinin hem ruh gücünün artması, hem de idrak gücünün gelişmesi hep bu ismin neticesidir.

“BÂİS” ismi dar mânâda yeni bir bedenle gibi anlaşılır. Ve işin gerçeğini bilmeyenler tarafından da zannedilir ki, “şimdi öleceğiz yok olacağız; sonra kıyamette mahşerde Allâh bizi “BÂ’S” edecek yeniden yaratılacağız!” Bütünüyle İslâm öğretisi dışındaki yanlış, bâtıl, ilkel bir bilgidir!..

“BÂİS” ismi her an geçerlidir ve eseri her an görülen bir isimdir… Bâ’s olayı da her an cereyan etmektedir… Ölüm meydana geldiği anda, kişi fizik bedenden kopar, biyolojik bedenle bağlantısı kesilir ve hemen o anda ışınsal bedenle “Bâ’s” olarak yaşamına kesintisiz bir şekilde devam eder… Bu hususu isteyenler, İmam Gazâli’nin “Esmâ ül Hüsnâ” ismiyle dilimize tercüme edilen kitabında “BÂİS” ismi açıklamasında veya “Hz. Muhammed’in Açıkladığı Allâh” isimli kitabımızın “Ölümün İçyüzü” bahsinde tetkik edebilirler…

İşte bu “Bâis” ismi zikri hem olayın kavranılmasını kolaylaştırır hem de, her anki bâ’s oluşumuzda, yani her an yeni bir bedenle varoluşumuzda bize çok daha gelişmiş özellikler getirir…

“RAHMÂN” ismi hem “İlâhî Rahmet”e nail olmamızı sağlar, hem de gazap anlamı taşıyan fiillerden korunmamızı temin eder… Çünkü gazap, şiddet ateşini kesen Rahmân’ın rahmetidir… İleri mertebelerdeki zevâtta bu ismin çok daha değişik neticeleri vardır ki, onlara bu kitapta girmek istemiyorum…

Bu arada şunu da açıklığa kavuşturayım… “Bu Allâh isimlerini çekerken başında “Yâ” veya “EL” diyecek miyiz; mesela “Yâ Müriyd” gibi” diye soruyorlar… Ötede birinin ismi zikredilmiyor ki böyle bir ek ismin başına gelsin! Buna hiç gerek yoktur!..

Evet, arzu edenler diğer isimlerin mânâlarını da “ESM ÜL HÜSN” isimli bir önceki bölümde inceleyebilirler…