İSLÂM

Ahmed Hulûsi

Bizim sağlam kaynaklardan edindiğimiz ilme göre, ölüm ötesi yaşam[1] nasıl?.. Bunu çok özetle size anlatmaya çalışacağım…

Bu bizim tespitlerimizdir; kimse kabul etmek zorunda değildir… Aklına mantığına, anlayışına uyan paylaşır; uymayan da böyle de düşünen varmış, der geçer!

İnsan bedeni, dışarıdan aldığı gıdayı, bir organik fabrika hükmünde olan bedeninde analiz ederek biyoelektrik enerjiye dönüştürür… Bu biyoelektrik enerji, hem insan beyninin ihtiyacı olan biyoelektriği oluşturur; hem de sinir sistemi dediğimiz biyoelektrik sistem ile vücudun canlılığını sağlar tüm hücrelere kadar; hem de vücutta bir manyetik alan meydana getirerek ruhu kendisinde muhafaza eder! Beynin aldığı bu biyoelektrik, tıpkı bilgisayarın 220 volt girdisi gibidir…

Gerçekte, beyin ne görür, ne de işitir! Beyin, bir tür bilgisayar gibi çalışır… Sadece kendisine ulaşan çok değişik frekanslı dalgaları, kendisindeki daha önce aldığı verilere kıyaslayarak değerlendirip; bundan bir sonuç çıkartır!

Beyin, bedeni yönlendirdiği gibi, aynı zamanda da “RUH”u üretir! Nasıl telepati dediğimiz olay, beyinlerin ürettiği dalgasal iletişim ise, “ruh” da aynı şekilde beynin ürettiği dalgalardan oluşmuş ikinci bir bedendir! Beyinle ruh arasında sürekli bir iletişim ve karşılıklı enerji ve bilgi alışverişi vardır… Beyin kendisinde oluşan enerji ve tüm zihinsel fonksiyonların hâsılasını ruhu oluşturan dalga (wave) bedene yükler.

Ölüm, bir tür dönüşümdür… Herhangi bir etki ile beyin durduğu anda, sinir sistemi aracılığıyla tüm hücrelere yaydığı biyoelektrik enerji ayak uçlarından başlayarak kesilir; bu anda ruh bağımsız hâle gelerek bedenden soyutlanır!

Artık o andan sonra bilinç, ruh bedenle yaşamına devam eder! Ölüm, bilince hiçbir kesiklik getirmez! Hatta çok zaman, kişi, ilk anda ölümü tattığını bile fark etmez… Şuurlu bir şekilde çevresini algılar ve ağlayıp haykıranlar yüzünden ilk anda paniğe kapılıp, büyük üzüntü duyar! Bedenin yıkanışını, cenaze namazının kılınışını, gelenleri seyreder; ve en büyük paniği de bedeni mezara konulduğunda yaşar; çünkü bilinçli ve diri bir varlıktır; ancak ne yazık ki bedeniyle birlikte mezara konmak zorundadır!

Nasıl gündüz yaşadığınız olaylar zorunlu olarak gece rüyanıza girer ve bunu değiştiremezseniz rüyada; aynı şekilde tüm yaşam boyunca kendinizi o beden kabul ettiğiniz için de o anda bedeni bırakıp uzaklaşamaz ve o bedenle birlikte mezarın içinde bulursunuz kendinizi; ve dahi uzaklaşanların ayak seslerini işitirsiniz!.. İsterseniz Dünya’da iken en zengin, veya en yüksek rütbeli ya da en meşhur kişi olun; orada tek başınıza ve tamamıyla yabancı olduğunuz bir ortamdasınız!

Bugün için bedene göre nasıl bir âfakî ve bir de enfüsî görüş varsa; aynı şekilde ruh bedende de bir âfakî ve bir de enfüsî görüş oluşur… Ruh, âfakî görüşüyle cinlerin içinde olduğu boyutta iken; enfüsî görüşle de melekî boyutu müşahede eder; cehennemi, zebânîlerini; cennetin içinde yaşayanları algılar!

Dünya’da yaşarken, Allâh Rasûlü’nün uyardığı tarzda çalışmalarla kendini o şartlara hazırlamamışsa; artık o ortamda kesinlikle yapabileceği hiçbir şey yoktur; içinde bulunduğu şartlara ve sonuçlarına katlanmaktan başka! Kabir azabı denilen şey, burada oluşan yaşam biçimidir…

“Vel bâ’sü ba’del mevt”in anlamı “öldükten sonra kıyamette dirilmek” değil; “ölümle birlikte yeni bir bedenle yaşama devam etmek”tir![2]

Bu yaşam kıyamete kadar devam eder… Berzah âlemi de denen bu âlemde bazıları, yataktakinin rüya görmesi gibi kendi âlemindedir; şehîdler, bir kısım evliya, Nebi ve Rasûller ise serbest dolaşım hâlinde…

Ruh bedenler kıyamet akabinde o şartlara göre yeni bir yapıya dönüşürler, yeni bir bâ’s olur!.. Ve bu bedenlerle “cehennem” denen ortamı geçmeye çalışırlar… Cehennem ortamından kurtulanlar ise bir bâ’s daha geçirerek ruh bedenden “nûr beden” hâline dönüşürler; böylece de bu bilinçler, “nûrânî varlıklar”olarak cennet boyutunda yaşamlarını sürdürürler… Bu Allâhu âlem milyarlarca yıl sürer!



[1] Konunun detayları isteyenler için, TEK’İN SEYRİ”, “Hz. MUHAMMED NEYİ OKUDU?” ve “Hz. MUHAMMED’İN AÇIKLADIĞI ALLÂH” isimli kitaplarımızda bölüm bölüm açıklanmaya çalışılmaktadır…

[2] Bakınız AKIL ve İMAN kitabımız, “Âhirete İman” bölümü…