SİSTEMİN SESLENİŞİ 1

Ahmed Hulûsi

“Allâh için” = “fiysebilillâh” ne demektir?

Özündekini hissetmenin; ve gereklerini ortaya koymanın yaşanmasıdır!..

Allâh ahlâkıyla yaşayıp, Allâh bakışı ve değerlendirmesiyle, yakınını veya uzağındakini ve dahi tüm yaratılmışları değerlendirmek demektir!

Karşındakini Allâh’a erdirmek; böylece Allâh rızasının onda açığa çıkması için, tüm varlığınla çaba göstermek demektir!

“Allâh için beraberlik” demek, bu amacı paylaşan “bir aradalık”demektir!

Kişinin özündeki “Allâh”tan ve bunun sonuçlarını yaşamaktan “gâfil” olması, onun “gazaba uğramış olması”demektir!

Gelecekte beklenen ateş ya da işkence olaylarını “gazap” sanarak; insanın yaşadığı andaki “gazap”tan gafleti ise, “Allâh gazabına uğramış olmasının” açık yaşantısıdır!

“Allâh gazabına düçar olmuş” kişi, özündeki Allâh’ı tanıyamamış; bunun gereğini hâlâ yaşayamamakta olan insandır! Bu açıkladığımızı idrak edememek de gazaba uğramışlığın bir başka belirtisidir!..

Evet, geçen haftaki yazımızda, bu konuya çok ağırlık vermiştik…

İnsan yaşamındaki en önemli konu bu olduğu için, bu hafta da gene bu hususu, bizden açığa çıkan kadarıyla açıklamaya devam etmek istiyorum…

Kişide, ya iman açığa çıkmıştır ve bunun getirmiş olduğu bakış açısıyla yaşar kısmetindeki kadarını; bu yüzden “saîd” = “mutlu” derler ona; çünkü ebedî yaşamında son durağı “Cennet” boyutu olacaktır!..

Ya da fıtratında iman yoktur; bunun getirdiği bakış açısıyla yaşar; ve o bakışa göre fiiller, davranışlar ortaya koyar; bu yüzden “şakî” = “mutsuz” derler; çünkü ebedî yaşamında son durağı “Cehennem” boyutu olup, hayatı “yanarak” devam edecektir!

Kişinin fıtratındaki “iman”, o kişiye er-geç, olayların ve fiillerin yaratıcısının Allâh olduğunu idrak ettirerek; kişinin o olaydan dolayı yanmasına son verir! “Kalpler Allâh’ın hatırlanmasıyla tatmine ulaşır, yatışır”uyarısını hatırlayalım burada…

İman veya imansızlık beyindeki bir değerlendirme merkezinin açılıp açılmamasındandır… Hatta diyebilirim ki, iman geni vardır kanaatimce!

Eğer beyin, iman nûruyla olayları yorumlarsa, değerlendirmesi başka olur; iman ışığından mahrum olarak yorumlarsa, değerlendirmesi başka olur!

Biz dışarıdan, kişinin bu geni taşıyıp taşımadığını bilmeyiz!.. Ancak davranışları, o an için bize kısmî bir gösterge olabilir…

Buna rağmen biz, fiili itibarıyla, bu iman nûrundandır, veya imansızlığın sonucudur desek dahi; onun daha sonraki bir süreçte hangi idrak içinde boyut değiştireceğini bilemediğimizden, kimse için “imanlı” veya “imansız” şeklinde kesin hükmü veremeyiz.

Genelde kişinin, imansız bakış açısıyla yaşamı değerlendirmesi, onun için müjdeli bir gelecek vadetmez!

İmanlı bakış açısıyla yaşayanın dahi, yaşamı sonlanmadan ne olduğu bilinemez.

Rasûlullâh (aleyhisselâm)’ın bir uyarısı özetle ve hatırımda kaldığı kadarıyla şöyledir:

“Savaşta Allâh yolunda çarpışırken öldüğü bilinen kişiye, sen kendi güçlülüğünü ve hünerini gösterip insanlardan pâye almak için çarpışırken öldün ve şehîd değilsin, yerin cehennemdir; denir.

Büyük zekât ve sadaka dağıtan kişiye, sen insanlardan pâye almak, onları kıramadığın için gönülleri olsun diye vermek amacıyla malını dağıttığın için, yaptığın makbûl değildir; denir ve melekler onu cehenneme atarlar…

Âlime, sen insanlar ne kadar bilgili deyip sana pâye versinler ve sana hizmet etsinler diye, geçimini sağlamak için bu ilmini insanlara yaydın, yaptıkların geçerli değildir ve yerin cehennemdir; denir…”

Şimdi bu açıdan olayı değerlendirirsek…

İmanlı kişi, yaptığı her şeyi, “fiysebilillâh” = “Allâh için”; yani çevresindekilerden veya karşısındakilerden hiçbir çıkar beklemeden; sırf kendindekini onlarla paylaşmak amacıyla yapıyorsa, bunun yararını görecektir!

Bunun dışındaki tüm gerekçeler ise, “şirk koşmak” diye tanımlanan imansız bakış açısının sonucudur!

Eğer “gazap” kuşatmamışsa bizi, vicdanımız ilimle, iğne deliği kadar yerden niyetlerimizi görebiliyorsa; sorgulayalım niyetlerimizi, yaşama ve çevremize bakış açımızı!..

Yarından önce bugün hesaba çekelim kendimizi!..

Aynaya bakalım!..

“…Bilinçlerinizde (düşündüğünüz) ne varsa, açıklasanız da gizleseniz de Allâh varlığınızdaki Hasiyb ismi özelliğiye size onun sonuçlarını yaşatır… (2.Bakara: 284) uyarısını iyi değerlendirelim…

Allâh için, dürüst ve açık olmak mı?

Maddi veya manevî çıkarın için, o günlük rahatın kaçmasın diye (kalp kırmama kılıfı altında) yanlışları örtücü olmak mı?

Unutulmasın ki, bugün elimizde ne varsa, yarın hepsini zaten yitireceğiz!

Değer mi ebedî hayatımızı cehennem etmeye üç günlük çıkar için!?.

Hele bir de, o günkü çıkarlarımızı düşünerek bildiğimiz gerçekleri söylemiyor, karşımızdakinin yanlış yolda yürümesine göz yumuyorsak?..

Bunun vebalini alacak kadar güçlü müyüz acaba?..

Hele hele sevdiğimizi söylediğimiz insanların, bildiğimiz gerçekleri onlarla paylaşmayarak, kangrenlerinin ilerlemesine göz yumuyorsak dünya rahatımız ve çıkarımız için; bu zulmün bedelinin faturası nasıl gelecek acaba karşımıza?

Evet, iman, insanın “fiysebilillâh” yaşamasını getirir sonuç olarak… Tüm dünyalığını yitirmeyi göze aldırır!.. Gerçekten sevdiklerini yarın yanacakları ateşten korumak için elinden geleni yaptırır!

Malıyla, canıyla, ilmiyle, sevdiklerinin yanan evin içine düşmemeleri için ne gerekiyorsa onu yaptırır iman…

İman nûru yoksa o kişide, gününü daha rahat geçirmek için yaşar sadece! Ölüm ötesi şartları ve karşılaşacaklarını düşünmez!

Sadece daha fazla kazanıp, daha rahat yaşamaktır amacı… En yakınlarını bile bu yolda feda eder! Dünya batağında çırpınan en yakınlarına bile bir tekmeyi de o atarak, âhiret için bir şey yapmadan yalnızca dünya için beyinlerini çalıştırmalarına göz yumar!

Düşünmeyiz ki, her insan Deccal fitnesiyle karşı karşıya kalır yaşamında! Bekleriz hep kıyamet öncesinde gelecek sağ gözü kör Deccalı!

“Deccal”iyetin, kişinin, kendisini “Allâh’tan” ve “hilâfetten” alıkoyan dünyası olduğunu; dünya zevkleri için beyin çalıştırmanın Deccal’in Cennetini seçmek; ölüm ötesi yaşama hazırlanmak, “fiysebilillâh” yaşamak ve “halifelik” sırrına ermenin de Deccal’in Cehennemini göze alıp, içine atlamak olduğunu fark etmeyiz bile!

Çünkü bu konuları hobi olarak veya vicdanımızı rahatlatacak kılıflar olarak ele alıp; haftada birkaç saat bu konuyla ilgilenerek muhteşem bir şekilde kendimizi aldatırız!

İman, yaşama bakış açısını oluşturur… Bu bakış açısına göre olayları ve çevresini değerlendirmeyi sağlar… Bu değerlendirmeye göre fiilleri getirir… Fiillerinin de yaptıklarına göre otomatik olarak sonuçlarını yaşarsın!

İmansızlık da böyle! O bakış açısıyla değerlendirme yapar; bu değerlendirmeye göre davranışlar ortaya koyar ve neticede bunun sonuçlarını yaşarsın!..

Yine Rasûlullâh (aleyhisselâm)’ın şu uyarısını hatırlayalım…

“Allâh bir kavim yarattı Cennet için… Allâh bir kavim yarattı Cehennem için… Kalem kurudu… Herkes kendisine kolaylaştırılmış olanı başaracaktır!”

Öyle ise dostlar şu gerçekleri iyi fark edelim…

Rasûlullâh’ın açıkladığı “Allâh”a iman dışındaki, bütün iman objeleri, kişinin ölüm ötesini kabule dayanan fiilleri zorunlu kılan iman objeleridir…

Kişiler bunları uygulayarak, “eslemna” = “müslüman amelleri ortaya koyuyoruz” derler… Ama, Kur’ân uyarısına göre, henüz iman etmemişlerdir!

Allâh’a ‘B’ sırrıyla iman edip, “hilâfetinin” gereği olan amelleri doğal olarak “fiysebilillâh” ortaya koyabilen; yaşamı bu bakış açısıyla değerlendirenler ise “iman” ettik diyen müminlerdir; ki onlar da basîretlerine göre birkaç sınıftır… En aşağısı “mutmainne”dir!

Herkes kendi yaratılış amacına ve kemâline sağlam adımlarla yürümektedir…

Ama aramızda, kemâli, devedikeni ekip gül üreyeceğini sanmak üzere olanlar da vardır; gül tohumu ekip, gül bekleyenler de!..

Ha bir de, gül tohumu ektiğini sanarak, devedikeni tohumunu saçmaya devam ederken, uyarıldığı hâlde bunu kâle almayan anlayışı kıtlar!

Allâh sistem ve düzeninde mazerete yer yoktur; herkes bakış açısının getirdiği değerlendirmelerin ve sonucu olan davranışlarının karşılığını otomatik olarak alacaktır!

Yarındakiler, bugün bizi kara kara düşündürüyorsa; yarın da yakacaktır!

Şefaati, ne gerekçeyle olursa olsun değerlendirmeyenlerin, sonuçlarını da beklemeye hakları yoktur!

 

19.7.1998
New Jersey – USA