MUHAMMED MUSTAFA 2

Ahmed Hulûsi

Azîz okuyucularıma burada birkaç satırla çok önemli bir hususu anlattıktan sonra nikâh merasiminin nasıl yapıldığı nakletmeye çalışacağım…

Bugün birçok Müslüman aileler, erkekler ve kadınlar, bilmeyerek veya bilerek, kanuni hiçbir mecburiyeti olmadığı hâlde, sırf etrafa uymak gayesiyle, nişan yüzüğü, yahut da nikâh halkası adı altında bir altın yüzük takmaktadırlar…

Gene bazı aileler de, İslâm’da altının erkeğe haram olmasını ileri sürerek, bu yüzüğü gümüşten yaptırıp öylece takmaktadırlar…

Hâlbuki!..

İslâm Dini’nde YÜZÜK TAKMAK diye bir âdet yoktur nikâh bahsinde!.. Nikâh yüzüğü takma adedi biz Müslümanlara tamamen Hristiyanlardan geçmiştir… Yani biz Müslümanların bugün tatbik edegeldiği bu âdet tamamen bir Hristiyan âdetidir…

Hristiyanlar, gelin olacak kıza beyaz gelinlik giydirirler ve kiliseye götürürler… Kilisede papaz onların nikâhlarının kıyıldığını ilan eder, dua eder ve bundan sonra da, Daima bir arada yaşamaları temennisiyle gelinin ve damadın parmağına birer alyans denen nikâh yüzüğünü geçirir!..

İşte kilisede takılan bu nikâh yüzüğü ile kadın ve erkek sözde birbirine tamamen bağlanmış olurlar ve artık bu nikâhları ölene kadar devam eder… Hatırlanacağı üzere onlarda boşanma müessesi yoktur…

Ancak daha evvelce de belirttiğimiz gibi, Efendimiz bizim bugün tamamen uydurduğumuz bu hâlleri 1400 sene evvel işaret etmiş ve demiştir ki:

− Sizler de, sizden evvelkilerin yapmış olduklarını yapacak, hatta keler deliğine bile girseler onları takip etmek isteyeceksiniz… Sorarlar:

− Kimdir o bizden evvelkiler yâ Rasûlullâh?.. Hristiyanlar ile Yahudiler mi?

Efendimiz AleyhisSelâm cevap buyurur:

− Elbette ya, başka kimler olacak!..

İşte bu hadiste de görüldüğü üzere, biz bugün tamamen Hristiyan âdetlerini benimsemiş ve erkeğin kadına olan sadakatini, kadının erkeğe olan bağlılığını bir yuvarlak maden parçasına bağlamışız…

İşte bu sebeple deriz ki, İslâm Dini’nde, nikâhta yüzük takmak diye bir âdet yoktur…

Bu bir kilise âdetidir…

Evet, şimdi gelelim nikâhın nasıl yapıldığına…

Nihayet nikâh gecesi gelip çatmıştı… Davetliler nikâh yemeğine toplanmışlardı…

Bunun üzerine Efendimiz AleyhisSelâm bir konuşma yaptı:

− Hamd O Allâh’a aittir; nimetlerden dolayı daima O övülür, kuvvet ve kudreti dolayısıyla daima O’na ibadet edilir!..

Mülk ve saltanatına boyun eğilen, azabından korkulan, yeryüzünde ve semâlarda daima hükmünü yürüten hep O’dur… Allâhû Teâlâ karşılıklı hısımlarla nesebleri birbirine katmayı emr ve farz kılmış, bunlarla günahları ortadan kaldırmıştır…

Allâhû Teâlâ bana Fâtıma’yı Âli ile evlendirmemi emretmiştir!.. Ben de dört yüz miskal gümüş mehir ile evlendirdim!.. Razı mısın yâ Âli?..

Hazreti Âli başını salladı…

Efendimiz AleyhisSelâm buyurdu:

− Kalk, sen de bir konuşma yap yâ Âli!..

Bunun üzerine Hazreti Âli de ayağa kalkarak Allâh’a hamdu senâda bulunduktan sonra şu konuşmayı yaptı:

− Rasûlullâh’ın kızı Fâtıma’yı on iki ukiye mihirle Allâh huzurunda ve şahitler önünde nikâhlıyorum!..

Böylece nikâh yapılmış oldu… Bundan sonra ortaya büyük bir tepsi içinde hurma geldi ve bu hurma herkese dağıtıldı…

Efendimiz AleyhisSelâm Hazreti Âli’ye, o gece kendisi yanlarına gelinceye kadar Hazreti Fâtıma’nın yanına girmemesini emretmişti…

Nikâh sona erip de herkes dağıldıktan sonra Efendimiz AleyhisSelâm yerinden kalktı ve gelinin evine vardı…

O sırada evde Rasûlü Ekrem’in dadısı Ümmü Eymen bulunuyordu…

Kapıyı açınca, Efendimiz içeri girmek için izin istedi ve verilince de girdi… Sordu:

− Kardeşim burada mıdır?..

Ümmü Eymen şaşırmıştı:

− Anam babam Sana feda olsun yâ Rasûlullâh, kardeşin de kimdir?.. Efendimiz buyurdu:

− Âli bin Talib’tir… Ümmü Eymen daha da şaşırmıştı…

− Sen kızını onunla nikâhladığına göre, o, Senin nasıl kardeşin olur, yâ Rasûlullâh?..

Efendimiz izah etti:

− Evet… O benim dinde kardeşimdir yâ Ümmü Eymen!.. Sonra da sordu:

− Esma binti Umays da burada mı?..

− Evet yâ Rasûlullâh!.. O da buradadır… Rasûlullâh’ın kızına hizmete geldi!..

Bundan sonra Efendimiz AleyhisSelâm içeri girdi, oturdu ve bir tas su istedi. Sonra o tastaki sudan abdest aldı. Suyun içine misk döktü…

Sonra da Hazreti Âli’yi yanına çağırdı… Karşına oturttu… Önünde bulunan sudan eline aldı ve Hazreti Âli’nin göğsüne, kollarına, beline serpti… Sonra da dua etti:

− Allâhumme bârik fiyma ve bârik aleyhimâ ve bârik lehüma fiy neslihimâ!..

“Allâh’ım bu evlenmeyi mübarek kıl, onlara da hayırlı eyle, nesillerini mübarek eyle!..”

Sonra da Hazreti Fâtıma’yı yanına çağırttı… Hazreti Fâtıma utancından kıpkırmızı kesilmişti… Başı göğsüne eğik bir şekilde babasının yanına geldi…

Efendimiz AleyhisSelâm önünde bulunan sudan onun da üzerine serperken şöyle buyurdu:

− Yâ Fâtıma, bil ki ben seni, ailemin en hayırlısı ile nikâhladım…

Efendimiz AleyhisSelâm bundan sonra İhlas ve “Kul eûzu”leri de okudu ve kendileriyle zürriyetlerinin şeytan şerrinden emin olmaları için Allâhû Teâlâ’ya niyazda bulundu…

Sonra da Hazreti Âli’ye:

− Haydi Allâh’ın ismi ve berekâtıyla zevcinin yanına gir!..

Diyerek ayrılıp evine döndü…

Bundan sonra Efendimiz AleyhisSelâm üç gün müddetle yeni evlilerin yanına gitmedi… Hazreti Fâtıma, Efendimiz AleyhisSelâm’ı pek fazla seviyordu. Nitekim bu yüzden, O’nun hakikat âlemine geçişinden sonra ancak altı ay yaşayabilmiş ve akabinde o da babasına kavuşmuştu…

Şimdi size Hazreti Fâtıma’nın bir “Divan”[1] toplantısı sırasında babası için okumuş olduğu Salâvatı Şerîfe’yi Seyyid Abdul Aziz ed Debbağ Hazretlerinin “EL İBRİZ” adlı kitabından nakletmek istiyorum:

“Allâhümme salli alâ men ruhuhu mihrabül ervahi vel melâiketi vel kevn. Allâhümme salli alâ huve imamul enbiyai vel mürselin. Allâhümme salli alâ men huve imamı ehlil cenneti ibadullahil müminiyn”



[1] Divan: Dünya üzerinde meydana gelecek büyük hâdiseler üzerinde ilâhî takdir ışığında karar alıp uygulatan, karar organının adıdır… Her ayın belli gününde toplanır. Başkanı Efendimiz, O bulunmadığı zamanlarda Gavs’ül Â’zâm Abdulkâdir Geylânî’dir…Divan’da ayrıca Seyyid Ahmed Rufaî, Seyyid Ahmed Bedevî, Seyyid İbrahim Dusukî ve Şah Bahaeddin Nakşibendi’den ibaret olan 4’ler yanısıra, 5’ler, 7’ler, 11’ler ve 40’lardan bazıları bulunur. Divan’a katılan üyelerin sayısı 66’dır. Bu sayının üçte birine yakın kısmı hâlen yaşayan velîlerden, geri kalanı ise eskilerdendir. Hazreti Fâtıma validemiz de bazen misafir olarak bu toplantıya gelirler… Hızır AleyhisSelâm ise umumiyetle bu toplantılarda hazır bulunur…

Bu salâvatı şerîfe, “DUA ve ZİKİR” isimli eserimizde ne şekilde elde edildiğine dair izahatıyla birlikte mevcuttur…

Evlilikten bu yana iki ay kadar geçmişti…

Hazreti Âli, hem buğday öğütmek ile meşgûl oluyor, hem de diğer ev işleri ile meşgûl oluyordu… Keza Hazreti Fâtıma da zarif nahif bir bünyeye sahip olması dolayısıyla pek çok yoruluyordu… Zira buğdayı değirmende öğütmek vazifesi de ona aitti…

Bu durumda Hazreti Âli bir gün Hazreti Fâtıma’ya teklif etti:

− Ya Fâtıma, buğdaylarla uğraşmaktan göğsüme ağrı saplanır oldu!.. Babana da birçok esir hizmetçi geldi! Bari git de, o esirlerden birinin sana yardımcı olarak verilmesini babandan iste?

Hazreti Fâtıma da zaten son derece yorgundu…

− Öyle ya, benim de ellerim un öğütmekten kabardı!.. Babama söyleyeyim bir bakalım…

Ve böyle diyerek doğruca Efendimiz’in yanına vardı…

Efendimiz AleyhisSelâm, Hazreti Fâtıma’yı görünce tebessümle karşıladı:

− Hoşgeldin kızım!.. Hayrola bir arzun mu var?..

Efendimiz’in kendisinin bir derdi oluşunu sezişi karşısında Hazreti Fâtıma çekinerek, derdini açıklamaktan utandı… Boynunu bükerek cevap verdi:

− Sadece sizi görmeye gelmiştim babacığım!..

Ve bir süre daha babasının yanında kaldıktan sonra evine döndü…

Eve geldiğinde Hazreti Âli neticeyi sordu merakla:

− Ne yaptın yâ Fâtıma?..

− Babamın yanına gidince O’ndan bir hizmetçi istemekten utandım ve bir şey söylemeden çıkıp geldim!.. İstersen beraber gidelim…

Ve beraberce çıkıp tekrar huzura gittiler…

Efendimiz AleyhisSelâm onları beraberce tekrar gelmiş görünce ısrar etti:

− Hayrola ne derdiniz var?.. Hazreti Âli durumu anlattı:

− Yâ Rasûlullâh, buğdaylarla uğraşmaktan göğsüme ağrılar giriyor…

Hazreti Fâtıma da onu destekledi:

− Babacığım, ellerim kabarıyor un öğütmekten!.. Allâh’ın Sana vermiş olduğu esir hizmetçilerden birisini yardımcı olarak bize verebilmen mümkün müdür acaba?..

Efendimiz AleyhisSelâm düşünceli bir hâlde başını salladı ve cevap verdi:

− Andolsun ki, size bir hizmetçi vermem mümkün değildir!.. Daha Ehli Suffe’yi çağırıp da karınlarını doyuracak biraz ekmek, açlıklarını giderecek biraz yiyecek bulamadım!.. Ben, o esirleri satıp, onların bedelleriyle Ehli Suffe’yi geçindirecek bir şeyler temin etmeye çalışıyorum…

Ancak istersiniz size, bu isteğinizden daha hayırlı bir şey öğreteyim:

Gece yatacağınız zaman 33 defa “Subhanallâh”, 33 defa “Elhamdulillâh”, 33 defa da “Allâhuekber” deyiniz…