Nankör

  • Nankör, ilmin gereğini yaşamayandır!.
  • Nankör kelimesi kendisine verileni değerlendirmeyip, eline geçeni tepen, kadir kıymet bilmeyenler için kullanılır.
  • Nankörlük, değerini bilmemek veya değerlendirememektir!
  • Değerlendiriniz ki, nankörlerden olmayasınız.
  • NANKÖR!

    Bu kelime kendisine verileni değerlendirmeyip, eline geçeni tepen, kadir kıymet bilmeyenler için kullanılır. Bana denildiği gibi!

    Nankörlerin alacağı en büyük ceza, nimetin ulaştığı kapının kapanmasıdır!… Kapıyı kapatan da o nimeti veren değil; o nimeti önemsememesi, değerli bulmaması sebebiyle kendisidir!.

    Nankör, kendine eder!.

    İlmi değerlendirmeyen nankörler, kendi kendilerini, o ilimden ebeden mahrum kalarak cezalandırırlar!.

    “Kur’ân” en büyük nimettir bize, Allah Rasûlü tarafından ulaştırılan!.

    Kur’ân ’ı, anlamını düşünmeden, yalnızca teyp çalar gibi seslendirerek, tekrar etmek; içindeki evrene geçmemek en büyük nankörlüktür!.

  • ALLAH nankörleri sevmez!…

    Biz bunu genelde nasıl anlarız?
    Eğer birisi bize bazı nimetler ulaştırmışsa, biz de onun ulaştırdığı bu nimetin kıymetini bilmemiş, ona şükretmemiş, onu inkâr anlamına gelecek fiil veya hâl içinde olmuşsak, bunu nankörlük olarak nitelendiririz.
    Oysa “ALLAH nankörleri sevmez” hükmü üstte anlattığımızın derininde şu anlamı da ihtiva etmektedir… ALLAH kulunun derûnuna bahşetmiş olduğu sıfat ve esmasının kadir kıymetinin bilinmesini ve bunun değerlendirilmesini istemektedir.
    Kim ki bilinç boyutunun hakikati olan bu sıfat ve esma mertebesinin hakkını vererek yaşamazsa; kendini beden kabul edip bunun sonucu olarak da bedensel dürtüleri, istek ve arzuları doğrultusunda yaşamını sürdürürse; sanki varoluşundan amaç bedenini ve bedensel zevklerini tatmin etmek gibiymişçesine fiillerine yön verirse, o nankörlerden olmuş olur!

  • Katilin afvı vardır nankörün afvı yoktur!
  • Nankörlerin de varacağı bir menzil vardır ki, adına “hüsran”derler!.
  • Geldiğin yere, sahip olduğun ilme, kiminle eriştiğini idrâk edemiyorsan, adın nankörlerle ; beraber anılacaktır..
  • Nankörlük, insansıların en belirgin özelliğidir!.
  • Nankörlüğü kime yaptığının idrâkında olmayanlar bir gün bunu pek acı bir şekilde öğreneceklerdir; ki artık telâfisi de mümkün olmayacaktır!.
  • Nankörler yaratılmasaydı şükredenlerin değeri olmazdı.
  • Şükreden arttırır; nankörlük eden kendini kilitlemiş olur!
  • Nâdan, Keriym’in ikramını reddeder de nankör olur; mekre uğrar da, amellerini süslü görür!
  • KERİYM ALLÂH, nâdan ve nankörlerin dahi RABBİ’dir!.. Sonra beyinleriyle açığa çıkardıklarının sonucunu yaşarlar! İşte MEKR budur.
  • Şükreden kendine eder; nankörlük eden de kendine eder!.. Nankörlük, hüsranla sona erer!
  • Nankörlük yapanın kendine verdiği zararın benzerini, dünya birleşse ona veremez!.. Nankör, Allâh’a kapatmıştır kapısını penceresini!
  • Rabbine nankörlük yapıp nimetini yalan sayanın, başkalarına karşı davranışında ne beklenebilir ki!
  • NANKÖRLÜK devası olmayan hastalıktır!.. Rabbine NANKÖR olan, başkalarına neler yapmaz ki!
  • Nankörlüğün zirvesi, seni karşılıksız ve çıkarsız SEVENE yaptığın nankörlüktür.
  • Nankör için belâ okumayın. O zaten belâsını bulmuştur yaşadığı nankörlükle.
  • Bütün yapılanları unutarak “ne yaptın ki” diyen kadın, erkeği sürekli üretime iten güçtür. Nankör demeyin o muharrik güce!
  • Hayvanlar kendilerini besleyeni sevip, nankörlük yapmazken; kendisini karşılıksız besleyeni inkâr edip nankörlük yapana ne denir?
  • Nankörlük; yapılan iyiliği teşekkürle geçiştirmektir. Şükür; verileni değerlendirip, misliyle mukabele etmektir.
  • Rabbin şirki kesinlikle affetmez; nankörlüğe karşı ise Seriül hisab (hesabı anında gören) ve Züntikâm (acımadan yapılanın sonucunu yaşatan)dır!
  • Hırs, insanın başına gelecek en büyük belâdır. NANKÖRLÜĞÜ TETİKLER! Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan eder! Pişmanlık çare olmaz!
  • Nankörü dost edinirsen, yarın da nankörlükten başka bir şeyle karşılaşacağını ümit etme! Nankörlük, değişir huy değildir.
  • Her an sizi seven, beraberliğinizden keyif alan biri varken birkaç günde sizden bıkıp değişiklik arayacak birilerine yönelmeniz nankörlük olur.
  • Nankörlüğün cezasını insanlar nankörlük ettikleri şeyden mahrum kalmakla öderler. Aradıklarında bulamazlar!
  • Nankör tabiatlı olana verilen mutluluk objesi kısa süre onu mutlu edecek, daha sonra da nankörlüğünün yeni bir tezahürüne vesile olacaktır.
  • Esmâsıyla sizi, beyninizi yaratan Allâh, hükmünü her an beyninizle açığa çıkarıyor. Beyne zarar vermek Allâh’a nankörlüktür!
  • Nankörlüğün tövbesi olmaz! Çünkü yaradılıştan gelen fıtrî bir özelliktir.
  • Beynin Allâh esmâsıyla var olup, ondaki kuvvelerin bilincinde açığa çıkması içinse; beyne zararlı maddeleri kullanmak ihanet ve nankörlüktür!
  • Size ihanet edip nankörlük edenin bir şey isteyecek yüzü olur mu? Ya Allâh’a ise nankörlük ve ihanet?
  • Allâh nankörleri yaratmasaydı şükredenlerin değeri olmazdı. Yaradılışı nankörlük üzere olana ne yapsanız beğendiremezsiniz, bir kusur bulur.
  • 60’lı yıllarda her sokakta neredeyse sadece bir evde telefon vardı, komşu seslenirdi size telefon var gelin diye. Şimdi arabadan görüntülü ABD’den TR ile konuşuyoruz. Daha nice şükredilesi nimete boğulmuşuz. Şükreden nankörlük etmeyen ne kadar var. Nankörlük belayı davet eder. Pişmanlık gideni geri getirmez.
  • Size sevgiyle yaklaşanlara, beğenmediğiniz bir davranışı yüzünden yüz çevirmeniz büyük nankörlüktür. Kusursuz insan olmaz. Kusuruyla sev!
  • Yanında huzur ve mutluluk duyduğunuz insanlar varsa onlara nankörlük etmeyip hâllerini paylaşmaya çalışın ki size de yansısın yaşam değerleri!
  • Sana sevgiyle bakan gözler Allâh’ın gözleridir. Sakın O’na nankörlük yapıp dirsek çevirme! Aşk cennetinden mahrum edersin kendini!
  • Aşk yüzünü gösterdiğinde, Ondan yüzçeviren, nankörlüğün cezasını ebeden yanarak öder! Aşk için yaşa Aşk ile ki, varlığında gören o olsun!
  • Şükreden aşka erer. Nankörlük eden nefs batağında göçer!
  • Şükreden de Allâh Esmâsının açığa çıkışıdır, nankörlük eden de. Şükredende nimetini arttırır, nankörlük edeni kendi başına bırakır.
  • Özünüm, orijininim, hakikatinim, diyor; O, gözüyle bakıp, Sen, diye dua edip, Verir elbet, diyorsun! Vereceği kalmamış! Hepsini vermiş! Seni esmâsından “Halife” olarak meydana getirmesi ile sana nimetini tamamlamıştır. Bu nimete nankörlüğün kadar yanarsın, mahrum kalırsın! Nokta!
  • Yok olmaya mahkûm dünya hevesleri uğruna, nefsinin hakikatine nankörlük etmek, kendine yaptığın en büyük zulümdür. Hevesler fâni, Allâh Bâkîdir!
  • Allâh ahlâkı; sevip kendisine yönelenlerin sonuna kadar arkasında olmak, nankörlük edenleri de dünyasına terk etmektir. Bu Rasûlün de ahlâkıdır!
  • Senden çıkarı olmadan sana katkıda bulunmak isteyenlere dirsek çevirmen Allâh’a nankörlüğündür! Yâsin Sûresini oku!
  • Allâh’a nankörlük yapanın, kuluna nankörlük yapmaması mümkün müdür?
  • İnsan, nankörlüklerin hazmıyla yaşayandır. Seyirde olduğu için…
  • Beyin kevser havuzu/esmâ özellikleri paketi olmasaydı Halife/insan onda açığa çıkar mıydı? Niçin Allâh’ın bu nimetine nankörlük ediyorsun?
  • Kendini beden sanıp buna dayalı kabullerle yaşamak, Allâh’a en büyük nankörlüktür. Allâh, benim genişliğimde yaşa “arzım geniş” diyor. Düşün bunu.
  • Din puta tapmanın haram olduğunu vurgular. Puta tapmak, dışsallığındaki kudret ile kendini kayıtlayıp hakikatindeki kudreti inkârdır! Her türlü etiketten arınmış birey olarak kendini hissedenin putu olmaz! “Mahşerde herkes putunun arkasına takılıp cehenneme yuvarlanacak” Hadis. Rasûl dahi risâletiyle değerlendirilip put edinilmesi haramken, insanın çeşitli fânileri, etiketi ne olursa olsun put edinmesi, büyük gaflettir! Allâh, “İnsan”ı Zâtî kudretini açığa çıkarsın için meydana getirmişken; dışındakini put edinip kendindekine nankörlük, ebedî yanma getirir!
  • Milyarlarca insanın açlık susuzluk çektiği dünya ortamında hâlimize şükürde değilsek, gerçekten nankörlerdeniz. Kazandım deyip, kendinden bilme!
  • Nankörün işareti alâmeti odur ki, içinde bulunduğu binbir rahmet arasındaki bir zahmetten yakınarak yaşamını sürdürür. Nankörün devası yoktur!
  • İsa a.s., “Ahmaklığın devası yoktur” demiş. Buna nankörlük ve dedikodu bağımlılığını da eklesek!
  • Ya Rabbî…

    Birbirimizle uğraşmakla ömrü heder edip, hakikatten gâfil olarak bu dünyadan ayrılmaktan bizi koru!… Bize, sevdiklerinde açığa çıkardığın fiil ve davranışları nasip et!..

    Nimetlerinle beslenip, palazlandıktan sonra nankörlerden olmaktan arındır!..

    Küfrün ve şükrün, kime ve niye olduğu, hakikatını idrak ettir!..

    Hükmüne ve takdirine razı olarak yaşamayı ve bu imanla ölmeyi nasip et!.

  • HIRS, kendisine verileni değerlendiremeyenin, “DAHA”sını istemesidir!.

    ŞÜKÜR, nimeti veren olarak görmektir! Verenin ardında bir veren düşünmek ise ŞİRK!

    NANKÖR, ilmin gereğini yaşamayandır!.

    En kötü AVUNTU, ilmin dedikodusuyla avunup, onu yaşamına geçirmemektir!.

    Duygularının ördüğü KOZAdan çıkamayana gâfil derler.

    KOZANLA gitmeyi göze alacak kadar mı…… ?

  • Ne “Allah”ta tekrar vardır; ne de tarihte tekerrür!.

    “Aynı ırmakta iki defa yıkanılmaz”; diyor O zât!.

    Şükredenin, elindeki nimet artar; nankörlük eden, zaten elindekini terkeder!.

    Hiç bir değer yerde kalmaz; elbet değerlendirecek olanını bulur!.

    Aynaya bak ve kendin hakkında gerçeği itiraf et… Sonra da geleceğini gör!

    Şükredenlerden misin; yoksa nankörlerden mi?

  • BÜHL`ün korkusu dünyayı (elindekileri) kaybetmek, ârifin korkusu da Allah`tan perdeli yaşamakmış!…

    İlme nankörlüğün cezası, ilimden ebeden mahrum kalmakmış!..

    Aptallar arasında en az aptal olan, akıllı demek değilmiş, âkiller indinde!…

    Zulmeden, zulüm bulurmuş; da, neden bu zulme uğradım dermiş… “Zulüm” nedir ki?…

  • Allah Rasûlü, ALLAH Adıyla İşaret Edilen’in yaratmış olduğu SİSTEM ve Düzenin işleyiş mekanizmasına bağlı olarak, gereken bilgileri sana duyurmuş…

    Senin, bu bilgileri değerlendirip, gereği şekilde yaşaman, sana Allah hidâyetinin ve Rasûl Şefaatinin ulaşması demektir.. Bu ilmin gereğini uygulaman, ilmi değerlendirmen demektir ki, bu da hâl ile şükür demektir!. Aksi ise nankörlüktür!…

    Nankörlük, değerini bilmemek veya değerlendirmemektir!.

  • İnsan yaşadığı sürece, tevbe-pişmanlık kapısı açıktır. Zararın neresinden dönülse kârdır!. İş ki nankörlerden olmayalım.

  • Dengesizin alâmetidir fitneci olmak… Dengesizin alâmetidir dedikodu-gıybet yapmak… Dengesizin alâmetidir nankörlük!

  • Veli”, dedikodu, gıybet yapmaz, insanları çekiştirmez; nankörlük yapmaz!.

  • Eli açıktır, dağıttığının hesabını bilmez; cimriden “veli” asla çıkmaz!. Söz verdi mi, mutlaka sözünde durur!. İnsanlara yalan söylemez!. Herkesin iyiliği için yapar yapacaklarını, kimseyi istismar etmez!… Asla nankörlük yapmaz!.. Fitneci olmaz!. Riya yanından geçmez!.. Dünyada kaybettiği hiç bir şey için üzülmez ve dünyalık hiç bir şey onun için bir değer taşımaz!.

  • “Allâh’tan korunun” ya da “Allâh’tan korkun”un anlamı ise, bu ismin müsemması bir gökteki tanrı olmaması nedeniyle şu anlamadır… “El Esmâ”sıyla âlemleri yaratmış bulunan “Allâh” ismiyle işaret edilen, “Sünnetullah” diye tanımladığı biçimde âlemlerin oluşum ve gelişim sürecini meydana getirmiştir. Burada kesin geçerli olan kanun, açığa çıkan “Esmâ bileşiminin”, varlığındaki “El Hasiyb” ismi özelliği dolayısıyladır ki, sonraki aşamada öncekinin sonucunu yaşamasıdır! Kısaca, senden ne açığa çıkarsa düşünce ya da fiil olarak, bir sonraki aşamalarda onun sonucunu, getirisini yaşarsın; demektir bu! Bu duruma da “hesabı anında gören = Seriy’ül Hisab” veya “kesinlikle en şiddetli şekilde yanlış davranışın sonucunu yaşatan = Şediyd ül’Ikab” anlamına uyarılar vurgulanmıştır. İşte böyle işleyen bir sistemde, çok düşünerek, bu şartlara göre tedbir alarak yaşamak, Allâh’tan korunmak veya korkmak diye anlatılmıştır. “Allâh sistem ve düzeni = Sünnetullah”ta açığa çıkan “EL ESM” olduğuna göre de, bu durum “Allâh’tan korkma veya korunma” anlamına gelmektedir! Dolayısıyladır ki, birime yapılan nankörlük” Allâh’a yapılmış nankörlük olarak kişiye sonucunu yaşatmaktadır! İşte bu yapılanın karşılığını görme diye anlatılan ve “ceza” ismiyle anlatılan olay, esasında karşılık değil, yapılanın sonucunun otomatik yaşanmasına işaret etmektedir.

  • Ey Rasûlü inkâr eden, “bana Kurân yeter hadislerle işim yok” diyen nankör; sil bakayım hafızandaki, Rasûllullah’tan sana ulaşanların hepsini; bakalım ne konuşabileceksin Kurân veya hadîs veya bunlara dayanan ilimler hakkında?!.

    Kendisini aydınlatan ve ona bilmediklerini öğreten; ismi “ALLAH” olanı tanıtan ve “sünnetullah”ı bildirene yapılan nankörlük; bunun karşılığını, ebediyen o gerçeklerin müşahade ve yaşamına karşı perdelilikle alır!. Bu da dışardan bir tanrının veya varlığın cezalandırması şeklinde değil; Özündekinin, kendisine, elleriyle yaptıklarının karşılığını vermesi şeklinde gelişir!. Bu durum, “sünnetullah” gereği beyindeki bir kilitlenmenin sonucudur. Her kişi, inkâr ettiğine karşı kendini otomatik olarak kilitler!. “Sünnetullah” konusuna bir başka yazıda açıklık getireceğiz inşallah.

    Rasûlullah aleyhisselâmı, postacı peygamber olarak değerlendiren nankörler, yolun en başından, kendi zanlarına sapmış oldukları için, daha sonraki aşamaları zaten değerlendirme imkânı ile karşılaşamazlar.

  • TETİKLEME SİSTEMİ

    Bu isimlerin işaret ettiği özellikler her noktada tümüyle mevcuttur eksiksiz! Ne var ki, açığa çıkması dilenen özelliğe göre, kimileri kimilerine baskın hâle gelerek, tıpkı ekolayzırda yükselen kanalların öne geçmesi gibi, diğerlerinin önüne geçerek oluşumu meydana getirmektedir. Ayrıca belli isimlerin işaret ettiği belli özellikler, doğal olarak, otomatik olarak ilgili diğer isimlerin oluşumlarını tetikleyerek, akışı – oluşumu, “yeni şe’n”i meydana getirmektedirler. İşte bu olay, “Sünnetullah” diye tanımlanan, evrensel Allâh kanunlarının -ya da basîreti kısıtlı olanların deyişiyle doğa kanunlarının- işleyiş mekanizmasını anlatmaktadır. Bu husus tahmin ve hayal edilemeyecek kadar azametli bir olaydır; ezelden ebede, tüm boyutlarıyla ve algılanan tüm birimleriyle her şey bu sistem içinde varlığını sürdürür! Evrensel boyutta veya insanın dünyasında, bilincinden açığa çıkan düşünceler dâhil, tüm fiiller bu sisteme göre oluşur. Buna kısaca İsimlerin özelliklerinin ilgili ismin özelliğini tetiklemesi mekanizması diyebiliriz. Yukarıda uyardığım üzere, bu isimlerin özelliklerinin açığa çıkış ortamı olarak -gerçekte TEK‘il- bilebildiğiniz tüm evrenselliği düşünün. O evrensellik içinde algılayanın algıladığı her ortama ya da boyuta veya açığa çıkan birime göre, söz ettiğim tetikleme olayı geçerlidir! Bu sisteme göre de -neyin neyi meydana getireceği bilinmesi nedeniyle- ezelden ebede ne olup bitecekse “Allâh ilminde” mevcuttur! Bakara Sûresi sonundaki (2. Bakara: 284) “…Bilinçlerinizde (düşündüğünüz) ne varsa, açıklasanız da gizleseniz de, Allâh varlığınızdaki Hasiyb ismi özelliğiyle size onun sonuçlarını yaşatır…” uyarısı; Zelzele Sûresi’ndeki (99. Zilzâl: 7) “Kim zerre kadar hayır yaparsa, sonucuna erişir” ve de “Hasiyb” isminin işaret ettiği özellik, hep bu “tetikleme” mekanizmasını bize anlatmak içindir ki, açığa çıkan bir fiil veya düşüncenin sonucunun yaşanmaması mümkün değildir. İşte bu yüzdendir ki, geçmişimizde düşündüğümüz ya da ortaya koyduğumuz şükür ya da nankörlük bâbında her fiil mutlaka sonucunu yaşatmıştır veya yaşatacaktır! Bu konu üzerinde derin düşünülürse çok kapı açar ve çok sırlar fark edilir. “Kader sırrı” olarak bahsedilen konu dahi bu mekanizma ile ilgilidir!

 

NANKÖR

Nankör, ilmin gereğini yaşamayandır!.

Bu kelime kendisine verileni değerlendirmeyip, eline geçeni tepen, kadir kıymet bilmeyenler için kullanılır.

NANKÖRLÜK

Nankörlük, değerini bilmemek veya değerlendirememektir!

   

Değerlendiriniz ki,  nankörlerden olmayasınız.

  

Nankörlük, insansıların en belirgin özelliğidir!.    

 

EN BÜYÜK NANKÖRLÜK

“Kur’ân” en büyük nimettir bize, Allah Rasûlü tarafından ulaştırılan!.

Kur’ân ’ı, anlamını düşünmeden, yalnızca teyp çalar gibi seslendirerek, tekrar etmek; içindeki evrene geçmemek en büyük nankörlüktür!.

NANKÖRLERİN ALACAĞI EN BÜYÜK CEZA

Nankörlerin alacağı en büyük ceza, nimetin ulaştığı kapının kapanmasıdır!… Kapıyı kapatan da o nimeti veren değil;  o nimeti önemsememesi, değerli bulmaması sebebiyle kendisidir!.

Nankör, kendine eder!.

İlmi değerlendirmeyen nankörler, kendi kendilerini, o ilimden ebeden mahrum kalarak cezalandırırlar!.

 

NANKÖRLERİN VARACAĞI MENZİL…

Nankörlerin de  varacağı   bir menzil vardır ki,  adına  ‘’hüsran’’   derler.

Geldiğin yere, sahip olduğun ilme, kiminle eriştiğini idrâk edemiyorsan; adın nankörlerle  beraber  anılacaktır.

 

 

NANKÖRLER YARATILMASAYDI…

 Nankörler yaratılmasaydı, şükredenlerin değeri olmazdı!. 

 

NANKÖRLÜĞÜ KİME YAPTIĞININ FARKINDA OLMAYANLAR

Nankörlüğü kime yaptığının idrâkında olmayanlar, bir gün bunu pek acı bir şekilde öğreneceklerdir; ki artık telâfisi de mümkün olmayacaktır!.

 

NANKÖRLÜK, İLMİN GEREĞİNİ UYGULAMAMAN,

İLMİ DEĞERLENDİRMEMENDİR

Allah Rasûlü, “ALLAH” adıyla işaret edilenin yaratmış olduğu SİSTEM ve Düzenin işleyiş mekanizmasına bağlı olarak, gereken bilgileri sana duyurmuş…

Senin, bu bilgileri değerlendirip, gereği şekilde yaşaman, sana Allah hidâyetinin ve Rasûl Şefâatinin ulaşması demektir.. Bu ilmin gereğini uygulaman, ilmi değerlendirmen demektir ki, bu da hâl ile şükür demektir!. Aksi ise nankörlüktür!…

En kötü AVUNTU, ilmin dedikodusuyla avunup, onu yaşamına geçirmemektir!.

 

 

ALLAH NANKÖRLERİ SEVMEZ!

Allah nankörleri sevmez!… Biz bunu genelde nasıl anlarız? Eğer birisi bize bazı nimetler ulaştırmışsa, biz de onun ulaştırdığı bu nimetin kıymetini bilmemiş, ona şükretmemiş, onu inkâr anlamına gelecek fiil veya hâl içinde olmuşsak, bunu nankörlük olarak nitelendiririz.

Oysa “Allah nankörleri sevmez” hükmü üstte anlattığımızın derininde şu anlamı da ihtiva etmektedir… Allah kulunun derûnuna bahşetmiş olduğu sıfat ve esmasının kadir kıymetinin bilinmesini ve bunun değerlendirilmesini istemektedir. Kim ki bilinç boyutunun hakikati olan bu sıfat ve esma mertebesinin hakkını vererek yaşamazsa; kendini beden kabul edip bunun sonucu olarak da bedensel dürtüleri, istek ve arzuları doğrultusunda yaşamını sürdürürse; sanki varoluşundan amaç bedenini ve bedensel zevklerini tatmin etmek gibiymişçesine fiillerine yön verirse, o nankörlerden olmuş olur!

BAKARA 2-217 Sana, savaşmanın haram olduğu ay içinde savaşmayı soruyorlar. O ayda savaşmak büyük iştir! Ne var ki Allah yolundan (insanları) alıkoymak, hakikatini inkar ve Mescid-i Haram`a nankörlük edip, halkı oraya girmekten yasaklamak, ehlini oradan sürmek, Allah indinde çok daha büyük iştir! Fitne, öldürmekten de büyük iştir! Onlar güç yetirebilseler, sizi inancınızdan döndürene kadar sizinle savaşırlar. Sizden, kim din anlayışından döner ve hakikati inkar üzere ölürse, dünyada ve sonsuz gelecek sürecinde, tüm yaptığı iyi işler boşa gider. işte onlar ateş (yanma) ehlidirler ve sonsuza dek orada kalırlar.

BAKARA 2-276 Allah ribayı (gelirini) mahveder, sadakayı (gelirini) ise arttırır!.. Allah, suçlarında ısrar eden nankörlerin hiçbirini sevmez.

HUD 11-9 Andolsun ki, eğer insana bizden bir rahmet tattırsak da sonra onu ondan çekip alsak, muhakkak ki o çok umutsuzluğa düşer ve çok nankör olur.

İbrahim 14-7 Ve hani (hatırlayın ki) Rabbiniz ilan etmişti: “Andolsun, şükrederseniz artıracağım… Şayet nankörlük ederseniz, muhakkak ki azabım kesinlikle şiddetlidir.”

İbrahim 14-8 Musa dedi ki: “Şayet siz ve tüm arzdakiler küfür (hakikati inkar, nankörlük) etseniz, (iyi bilin ki) Allah elbette Gani`dir, Hamid`dir.”

NAHL 16-55 Kendilerine verdiğimize nankörlük etmek için (böyle yaparlar)… O halde zevklenin… Yakında bileceksiniz.

NAHL 16-112 Allah bir şehri misal verdi: Güvenli ve mutlu idi… Onun yaşam gıdası her taraftan bol bol geliyordu… Fakat o (halk) Allah nimetlerine nankörlük etti (Sünnetullah gereği perdelilik oluşturan, fiiller yaptı)… Allah da kendilerine yapıp-ürettikleri dolayısıyla açlık ve korku libasını tattırdı.

iSRA 17-27 Değer bilmedikleri için boş yere saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir! Şeytan ise Rabbinin nimetine nankörlük edenlerden oldu!

iSRA 17-67 Denizde size sıkıntı dokunduğunda, O`ndan gayrı çağırdıklarınız kayboldu… Sizi kurtarıp karaya çıkardığında ise yüz çevirdiniz… insan çok nankördür!

iSRA 17-69 Yoksa sizi o denize tekrar döndürüp, üzerinize bir kasırga göndermesinden ve böylece nankörlüğünüzün sonucu olarak sizi suda boğmasından emin mi oldunuz? Sonra kendinize, bize kafa tutacak birini de bulamazsınız!

HAC 22-38 Muhakkak ki Allah iman edenlere sahip çıkar! Muhakkak ki Allah hiçbir hain (emanete ihanet eden) ve nankörü (verileni değerlendirmeyeni) sevmez!

ŞUARA 26-19 Bir de o fiili işledin! (Firavun`un halkından birini öldürmek)… Sen nankörlerdensin!

NEML 27-40 indinde Hakikat Bilgi`sinden bir ilim olan (Esma kuvvesiyle tahakkuk etme özelliği olan, tecelli-i sıfat) kimse de dedi ki: “Gözünü kırpmadan önce onu sana getiririm”… (Süleyman) tahtı önünde yerleşmiş görünce dedi ki: “Bu Rabbimin fazlındandır… Şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemesidir… Kim şükreder ise şüphesiz ki şükrü nefsinedir! Kim nankörlük ederse, Rabbim Gani`dir, Kerim`dir.”

ANKEBUT 29-66 Kendilerine verdiklerimize (hakikatlerindeki kuvvelere) nankörlük yapsınlar ve (geçici şeylerden) faydalansınlar diye (şirke dönerler)! Yakında anlayacaklar!

ANKEBUT 29-67 Görmediler mi ki, onların çevresinden insanlar çekilip alınırlarken güvenli bir Harem kıldık… Batıla (kendilerinin bedenden ibaret olup, ölümle yok olacaklarına) iman edip, Allah nimetini (nefslerindeki El Esma kuvvelerini) inkar ederek nankörlük yapmıyorlar mı?

RUM 30-34 Kendilerine verdiklerimize nankörlükleri açığa çıksın diye… Hadi (geçici şeylerden) zevklenin bakalım; yakında bileceksiniz.

RUM 30-51 Andolsun ki eğer bir rüzgar irsal etsek de onu sararmış görseler, ondan sonra elbette nankörlüklerine dönerler.

LOKMAN 31-32 Onları kara bulutlar gibi bir dalga kapladığında, inançlarını sadece O`na halis kılarak Allah`a dua ederler… Onları karaya (çıkarıp) kurtardığımızda, onlardan bazısı orta yolu tutar. işaretlerimizi çok gaddar ve çok nankör olandan başkası bile bile inkar etmez.

SEBE’ 34-17 Küfür (nankörlük) etmeleri ile onları işte böyle cezalandırdık… Nankörlük edenlerin karşılığı budur!

FATIR 35-36 Hakikat bilgisini inkar edenlere gelince, onlar için cehennemi yanış vardır… Ne onlara ölümle hükmedilir ki ölsünler ve ne de azaplarından hafifletilir… Her (hakikat bilgisine karşı) nankörlük edeni böylece cezalandırırız.

FATIR 35-39 Hu ki sizi arzda halifeler olarak meydana getiren (hilafet özelliği; meydana getirilmiştir, yaratılmamıştır. Bu ince ve derin düşünülmesi gereken bir konudur. A.H.)… Kim nankörlük eder (birimsel, bedensel zevkler ve kabuller uğruna halifeliğini örter) ise, onun (hakikatini) inkarı kendi aleyhinedir! Hakikat bilgisini inkar edenlere bu inkarları Rableri indinde şiddetli gazap yaşatmaktan başka bir şey artırmaz! Hakikat bilgisini inkar edenlere inkarları hüsrandan başka bir şey eklemez!

ZÜMER 39-7 Eğer küfür (nankörlük) ederseniz (insanlığınızı-yeryüzünde {bedende} halifeliğinizi {`B`illah işareti doğrultusunda Esma kuvveleriyle tasarruf gücünüzü} değerlendirip şükretmezseniz; hakikatinizden perdelenirseniz), muhakkak ki Allah sizden Gani`dir! (Allah) kulları için küfre (nankörlüğe; fıtratlarını zayi etmelerine, kaybolmalarına) razı olmaz! Eğer şükrederseniz (değerlendirirseniz), sizin için ona razı olur… Hiçbir kimse, bir başkasının vebalini yüklenmez! Sonra dönüşümünüz Rabbinizedir… Sizde yaptıklarınızın sonucunun ne olduğunu açığa çıkaracaktır… Muhakkak ki O, içinizdekilerin (bilinç ve şuurunuzun) Zatı (hakikati) olarak Alim`dir (sakladıklarınızı da, her şeyinizi de tam bilen).

ŞURA 42-48 Eğer yüz çevirirlerse (keyifleri bilir); seni onlara bekçi olarak irsal etmedik! Sana düşen yalnızca bildirimdir! Doğrusu insana bizden bir rahmet tattırdığımızda, onunla mutlu olur… Eğer ellerinin getirisi dolayısıyla kendilerine bir bela isabet ederse, muhakkak ki insan çok nankördür!

ZUHRUF 43-15 O`na, O`nun kullarından bir cüz kıldılar (Ahad üs Samed oluşunu inkar ile onu cüzlerden oluşmuş kabul ederek çocuğu olduğunu ileri sürdüler)… Muhakkak ki insan apaçık bir nankördür!

KAF 50-24 (Denilir): “Her inatçı hakikati reddedici nankörü, atın Cehennem`in içine!”

KAMER 54-14 (Tekne) gözetimimizde akıp gidiyordu. Nankörlük edilene (Nuh`a) bir ceza olmak üzere!

MÜZZEMMiL 73-17 Eğer (hakikatin bildirimine) nankörlük ederseniz, gençleri saçı ağarmış ihtiyar kılan o süreçte nasıl korunursunuz?

iNFiTAR 82-6 Ey insan! Kerim olan Rabbine (Hakikatine, hakikatini bildiren bilgiye nankör olmaya) nasıl cüret ettin?

ADiYAT 100-6 Gerçektir ki insan Rabbine karşı elbette çok nankördür!

667 – İbnu Abbas (radıyallahu anhüma), “Allah’ın verdiği nimetleri nankörlükle karşılayanları ve milletlerini helâk yurduna, yaslanacakları cehenneme götürenleri görmüyor musun?” (İbrahim, 27-28) ayetini açıklama sadedinde: “Onlar vallahi Kureyş kâfirleridir. Nankörlükle karşılanan nimet de Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)’dir. “Helak yurduna… götürdüler”in manası, “Bedir günü ateşe … götürdüler” demektir.

Buhari, Megazi 7, Tefsir, İbrahim 3.

 

959 – Hz.Câbir (radıyalahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Kim bir ihsana mazhar olursa, bulduğu takdirde karşılığını hemen versin, bulamazsa, verene senâda bulunsun. Zira onu övmekle, teşekkürünü yerine getirmiş olur. Ketmeden (karşılık vermeyen) nankörlük etmiş olur” dedi.

Tirmizî’nin rivayetinde şu ziyâde var: “. . . Kim de kendisine verilmeyenle süslenirse iki yalan elbisesi giyen gibi olur.”

Tirmizî, Bir 86, (2035); Ebu Dâvud, Edeb 12, (4813, 4814).

 

2192 – Bir rivâyette ise şöyle buyurulmuştur: “(Allah tek bir ok sebebiyle üç kişiyi cennete koyar: Yapan, yeterki hayır maksadıyla yapsın, atan) ve oku atana veren (münebbil). Atın, binin. Sizin (ok) atmanızı, ben binmenizde daha çok seviyorum. Her eğlence batıldır. Eğlenceleriniz içinde sadece şu üç şey (mübahtır), övgüye değer: Kişinin atını te’dib etmesi, hanımıyla mulatafede bulunması, yayla ok atıp, atılan okları toplaması. Bunlar Hakk’tandır. Kim öğrendikten sonra atışı, nefretle terkederse bilsin ki, bir nimeti terketmiştir -veya şöyle dedi-: “Bu nimete karşı nankörlük etmiştir.”

Ebü Davud, Cihâd 24, (2513).

 

5338 – İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm (bir bayram namazında kadınlar tarafına geçerek):

“Ey kadınlar cemaati! (Allah yolunda) sadakada bulunun, istiğfarı çok yapın. Zira ben siz kadınların cehennemde çoğunluğu teşkil ettiğini gördüm” buyurdular. Dinleyenlerden cesaretli bir kadın:

“Niye cehennemliklerin çoğunu kadınlar teşkil ediyor, neyimiz var?” diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm:

“Ağzınızdan kötü söz çok çıkıyor ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Aklı ve dini eksik olanlar arasında akıl sahibi erkeklere galebe çalan sizden başkasını görmedim!” dedi. O kadın tekrar:

“Ey Allah’ın resulü! Aklı ve dini eksik ne demek?” diye sorunca Aleyhissalâtu vesselâm açıkladı:

“Aklı noksan tabiri, iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine denk olmasını ifade eder. Dinlerinin eksik olması tâbiri de onların (hayız dönemlerinde) günlerce namaz kılmamalarını, Ramazan ayında oruç tutmamalarını ifade eder.”

Buhârî, Hayz 6, Zekât 44, İman 21, Küsüf 9, Nikâh 88; Müslim, Küsüf 17, (907), İman 132, (79); Nesâî, Küsuf 17, (3, 147); Muvatta, Küsuf 2, (1, 187).

 

6804 – Amr İbnu Şu’ayb an ebihi an ceddihi radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Bir kimsenin, bilmediği bir nesebi iddia etmesi veya iç yüzü meçhul olsa bile bir nesebi reddetmesi bir nankörlüktür.”

Kavram hakkında henüz bir not alınılmadı.

Alt Bilinç

Anlamı Beyinde, farkında olmadığımız fikir faaliyetleri. Alt bilinç diyelim, biz farkında olmadan çeşitli fikirler üreten beyindeki veri tabanımıza. Alt bilinç …

Oku »

Cuma Namazı

Anlamı Cuma demek, dilini ve beynini gıybet ve dedikodudan korumak demektir. Başkalarının eleştirisiyle nefesini harcamamaktır. Rasûlullah zamanında ezan okundu…

Oku »

Ceberut Âlemi

Anlamı Ceberût âlemi, esmâ ve sıfat âlemidir. Yani isimlerin ve sıfatların manâlarını teşkil eden âlemdir. Ceberût âlemi, Vâhidiyet mertebesidir ki, esmâ ve sıf…

Oku »