DUA VE ZİKİR

Ahmed Hulûsi

Türkçe

  1. Mülk(fiiller boyutu) elinde olan(onu her an dilediğince tedbir eden) ne yücedir! O, her şeye Kaadir’dir.
  2. Ortaya koyacaklarınız itibarıyla hanginizin daha mükemmel olduğunu yaşatmak için ölümü ve hayatı yaratan “HÛ”dur! O, Aziyz’dir, Ğafûr’dur.
  3. Semâları yedi boyut(hâlinde) yaratan “HÛ”dur! Rahmân’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin! Hadi bakışını döndür de bak! Bir kopukluk – uyuşmazlık görüyor musun?
  4. Sonra bakışını iki kere daha döndür de bak! Bakışın en yorgun(aradığın kusuru bulamamış hâlde),hor-hakir olarak sana döner!
  5. Andolsun ki dünyanın(düşünce) semâsını, aydınlatıcılar(hakikat bilgileriyle) olarak donattık! Onları meydana getirdik ki, şeytanları (şeytanî fikirleri) taşlayıp uzaklaştırmaları için! Onlar için alevli ateşin azabını hazırladık.
  6. Hakikatlerini oluşturan Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır! Ne kötü dönüş yeridir o!
  7. Onun içine atıldıklarında, o kaynayarak fışkırırken, onun gümbürtüsünü işitirler!
  8. Gayzından(şiddetli taşmasından) neredeyse çatlayacak hâldedir! Onun içine her bir bölük atıldıkça, muhafızları onlara: “Size bir uyarıcı gelmedi mi?” diye sorar.
  9. (Cehennem ehli de) der ki: “Evet, gerçekten bize bir uyarıcı geldi de biz inanmayıp reddettik! ‘Allâh hiçbir şey inzâl etmemiştir; sizin yaptığınız çok büyük bir sapıklıktır’ dedik.”
  10. Derler ki: “Eğer dinleseydik onları, aklımızı kullansaydık; alevli ateşte yanan halk içinde olmazdık!”
  11. Suçlarını böylece itiraf ettiler! Uzaklığı yaşasın dev alevli ateş ehli!
  12. “Gayb”ları olarak Rablerinden haşyet duyanlara gelince, onlar için bir mağfiret ve büyük bir ecir vardır.
  13. Düşündüğünüzü ister içinizde tutun ister açığa vurun! Muhakkak ki O, sadırların(içinizin – bilincinizin – şuurunuzun) zâtı olarak Aliym’dir.
  14. Yarattığını bilmez mi! O, Latiyf’tir, Habiyr’dir.
  15. O, arzı(bedeni) size(bilincinize) tâbi oluşturdu! Onun omuzlarında yürüyün ve O’nun yaşam gıdasından nasiplenin! Yeniden varoluşunuz O’na dönük olacaktır!
  16. Semâdakinin sizi arzınıza geçirmesinden güvencede misiniz? Birden o harekete geçip çalkalanmaya başlar!
  17. Ya da semâdakinin, üzerinize bir kasırga – hortum irsâl etmesinden güvencede misiniz? Uyarımın anlamını bileceksiniz!
  18. Andolsun ki onlardan öncekiler de yalanladı! Benim, beni inkâr sonucunu yaşatmam nasıl oldu!
  19. Üstlerinde saf saf kanatlarını açıp yükselen, kapayıp inen kuşları görmezler mi! Onlar Rahmânî kuvvelerle bunu başarıyorlar! Muhakkak ki O, her şeyi(hakikati olarak) Basıyr’dir.
  20. Ya da Rahmân’a karşı size yardım edecek ordunuz mu var? Hakikat bilgisini inkâr edenler yalnızca bir aldanış içindedirler!
  21. Eğer yaşam gıdanı kesse, kimdir şu sizi besleyecek? Hayır, azgınlık ve nefretle kaçışı inatla sürdürmekteler!
  22. Peki, âmâ olarak yüzüstü sürünen mi doğru yolda gider yoksa sırat-ı müstakim üzerinde dimdik önünü görerek yürüyen mi?
  23. De ki: “Sizi inşa eden ve sizin için algılama kuvvesi, idrak kuvvesi(basîret) ve FUADLAR(Esmâ mânâ özelliklerini beyine yansıtıcı kalp nöronları) oluşturan “HÛ”dur! Ne kadar az şükrediyorsunuz(değerlendiriyorsunuz)!”
  24. De ki: “Sizi, arzda yaratıp yayan “HÛ”dur! O’na haşr olunacaksınız!”
  25. Derler ki: “Eğer sözünüzde sadıksanız, bu tehdidiniz ne zaman(gerçekleşecek)?”
  26. De ki: “O’nun bilgisi Allâh indîndedir! Şüphesiz ki ben apaçık uyarıcıyım!”
  27. Onu(ölümü) yaklaşmış gördüklerinde, o hakikat bilgisini inkâr edenlerin yüzleri kötü oldu(karardı)! “İşte bu, kendisini bir an önce yaşamayı temenni ettiğinizdir!” denildi.
  28. De ki: “Bir düşünün! Allâh beni ve benimle beraber olanları helâk etse ya da bize rahmet etse; hakikat bilgisini inkâr edenleri feci bir azaptan kim kurtarır?”
  29. De ki: “O, Rahmân’dır; O’na hakikatimiz olarak iman ettik ve O’na tevekkül ettik! Kimin apaçık yanlış düşünce içinde olduğunu yakında bileceksiniz!”
  30. De ki: “Bir düşünün! Eğer suyunuz çekilse, sizde kim kaynak açıp su(ilim) oluşturur?

Türkçe ve Arapça

Euzü Billahi mineş şeytanir racim1

BismillahirRahmânirRahiym2

1-) Tebârekelleziy BiyediHİlMülkü, ve HUve `alâ külli şey`in Kadiyr;
Mülk (fiiller boyutu) elinde olan (onu her an dilediğince tedbir eden) ne yücedir! O, her şeye Kaadir`dir.

2-) Elleziy halekalmevte velhayâte liyeblüveküm eyyüküm ahsenu `amela* ve “HU”vel `Aziyzul Gafûr;
Ortaya koyacaklarınız itibarıyla hanginizin daha mükemmel olduğunu yaşatmak için ölümü ve hayatı yaratan “HÛ”dur! O, Aziyz`dir, Ğafûr`dur.

3-) Elleziy haleka seb`a Semavatin tıbaka* ma tera fiy halkırRahmâni min tefavut* ferci`ılbasare hel tera min futûr;
Semâları yedi boyut (hâlinde) yaratan “HÛ”dur! Rahmân`ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin! Hadi bakışını döndür de bak! Bir kopukluk – uyuşmazlık görüyor musun?

4-) Sümmerci`ıl basare kerrateyni yenkalib ileykelbasaru hasien ve hüve hasiyr;
Sonra bakışını iki kere daha döndür de bak! Bakışın en yorgun (aradığın kusuru bulamamış hâlde), hor-hakir olarak sana döner!

5-) Ve lekad zeyyennes Semaeddünya Bimesabiyha ve ce`alnaha rucûmen lişşeyatıyni ve a`tedna lehüm `azâbes se`ıyr;
Andolsun ki dünyanın (düşünce) semâsını, aydınlatıcılar (hakikat bilgileriyle) olarak donattık! Onları meydana getirdik ki, şeytanları (şeytanî fikirleri) taşlayıp uzaklaştırmaları için! Onlar için alevli ateşin azabını hazırladık.

6-) Ve lilleziyne keferu BiRabbihim `azâbu cehennem* ve bi`sel masıyr;
Hakikatlerini oluşturan Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır! Ne kötü dönüş yeridir o!

7-) İzâ ülku fiyha semi`u leha şehiykan ve hiye tefur;
Onun içine atıldıklarında, o kaynayarak fışkırırken, onun gümbürtüsünü işitirler!

😎 Tekâdu temeyyezu minelğayz* küllema ülkıye fiyha fevcun seelehüm hazenetüha elem yeti`küm neziyr;
Gayzından (şiddetli taşmasından) neredeyse çatlayacak hâldedir! Onun içine her bir bölük atıldıkça, muhafızları onlara: “Size bir uyarıcı gelmedi mi?” diye sorar.

9-) Kalu belâ kad caena neziyrun fekezzebna ve kulna ma nezzelAllâhu min şey`* in entüm illâ fiy dalâlin kebiyr;
(Cehennem ehli de) der ki: “Evet, gerçekten bize bir uyarıcı geldi de biz inanmayıp reddettik! `Allâh hiçbir şey inzâl etmemiştir; sizin yaptığınız çok büyük bir sapıklıktır` dedik.”

10-) Ve kalu lev künna nesme`u ev na`kılu ma künna fiy ashabisse`ıyr;
Derler ki: “Eğer dinleseydik onları, aklımızı kullansaydık; alevli ateşte yanan halk içinde olmazdık!”

11-) Fa`terefu Bizenbihim* fesuhkan liashabis se`ıyr;
Suçlarını böylece itiraf ettiler! Uzaklığı yaşasın dev alevli ateş ehli!

12-) İnnelleziyne yahşevne Rabbehüm Bilğaybi lehüm mağfiretun ve ecrun kebiyr;
“Gayb”ları olarak Rablerinden haşyet duyanlara gelince, onlar için bir mağfiret ve büyük bir ecir vardır.

13-) Ve esirru kavleküm evicheru Bih* inneHU `Aliymun BiZâtissudur;
Düşündüğünüzü ister içinizde tutun ister açığa vurun! Muhakkak ki O, sadırların (içinizin – bilincinizin – şuurunuzun) zâtı olarak Aliym`dir.

14-) Elâ ya`lemu men haleka, ve “HU”vel Latıyful Habiyr;
Yarattığını bilmez mi! O, Latiyf`tir, Habiyr`dir.

15-) “HU”velleziy ce`ale lekümül`Arda zelûlen femşû fiy menâkibiha ve kûlu min rizkıh* ve ileyHİnnuşur;
O, arzı (bedeni) size (bilincinize) tâbi oluşturdu! Onun omuzlarında yürüyün ve O`nun yaşam gıdasından nasiplenin! Yeniden varoluşunuz O`na dönük olacaktır!

16-) Eemintüm men fiysSemâi en yahsife Bikümül`Arda feizâ hiye temur;
Semâdakinin sizi arzınıza geçirmesinden güvencede misiniz? Birden o harekete geçip çalkalanmaya başlar!

17-) Em emintüm men fiysSemâi en yursile `aleyküm hasiba* feseta`lemûne keyfe neziyr;
Ya da semâdakinin, üzerinize bir kasırga – hortum irsâl etmesinden güvencede misiniz? Uyarımın anlamını bileceksiniz!

18-) Ve lekad kezzebelleziyne min kablihim fekeyfe kâne nekiyr;
Andolsun ki onlardan öncekiler de yalanladı! Benim, beni inkâr sonucunu yaşatmam nasıl oldu!

19-) Evelem yerav ilettayri fevkahüm sâffatin ve yakbıdne, ma yumsikühünne illerRahmân* inneHU Bikülli şey`in Basıyr;
Üstlerinde saf saf kanatlarını açıp yükselen, kapayıp inen kuşları görmezler mi! Onlar Rahmânî kuvvelerle bunu başarıyorlar! Muhakkak ki O, her şeyi (hakikati olarak) Basıyr`dir.

20-) Emmen hazelleziy hüve cündün leküm yansurukum min dûnirRahmân* inilkâfirune illâ fiy ğurur;
Ya da Rahmân`a karşı size yardım edecek ordunuz mu var? Hakikat bilgisini inkâr edenler yalnızca bir aldanış içindedirler!

21-) Emmen hazelleziy yerzükuküm in emseke rizkaHU, bel leccû fiy `utuvvin ve nüfûr;
Eğer yaşam gıdanı kesse, kimdir şu sizi besleyecek? Hayır, azgınlık ve nefretle kaçışı inatla sürdürmekteler!

22-) Efemen yemşiy mükibben `alâ vechihi ehda emmen yemşiy seviyyen `alâ sıratın müstekıym;
Peki, âmâ olarak yüzüstü sürünen mi doğru yolda gider yoksa sırat-ı müstakim üzerinde dimdik önünü görerek yürüyen mi?

23-) Kul “HU”velleziy enşeeküm ve ce`ale lekümüssem`a vel`ebsare vel`ef`idete, kaliylen ma teşkûrun;
De ki: “Sizi inşa eden ve sizin için algılama kuvvesi, idrak kuvvesi (basîret) ve FUADLAR (Esmâ mânâ özelliklerini beyine yansıtıcı kalp nöronları) oluşturan “HÛ”dur! Ne kadar az şükrediyorsunuz (değerlendiriyorsunuz)!”

24-) Kul “HU”velleziy zereeküm fiyl`Ardı ve ileyHİ tuhşerun;
De ki: “Sizi, arzda yaratıp yayan “HÛ”dur! O`na haşr olunacaksınız!”

25-) Ve yekulûne metâ hâzelva`dü in küntüm sadikıyn;
Derler ki: “Eğer sözünüzde sadıksanız, bu tehdidiniz ne zaman (gerçekleşecek)?”

26-) Kul innemel`ılmu `indAllâh* ve innema ene neziyrun mubiyn;
De ki: “O`nun bilgisi Allâh indîndedir! Şüphesiz ki ben apaçık uyarıcıyım!”

27-) Felemma raevhu zulfeten siet vucûhülleziyne keferu ve kıyle hâzelleziy küntüm Bihi tedde`un;
Onu (ölümü) yaklaşmış gördüklerinde, o hakikat bilgisini inkâr edenlerin yüzleri kötü oldu (karardı)! “İşte bu, kendisini bir an önce yaşamayı temenni ettiğinizdir!” denildi.

28-) Kul eraeytum in ehlekeniyAllâhu ve men ma`ıye ev rahımena, femen yüciyrulkafiriyne min `azâbin eliym;
De ki: “Bir düşünün! Allâh beni ve benimle beraber olanları helâk etse ya da bize rahmet etse; hakikat bilgisini inkâr edenleri feci bir azaptan kim kurtarır?”

29-) Kul “HU”verRahmânu amenna Bihi ve `aleyhi tevekkelna* feseta`lemune men hüve fiy dalâlin mubiyn;
De ki: “O, Rahmân`dır; O`na hakikatimiz olarak iman ettik ve O`na tevekkül ettik! Kimin apaçık yanlış düşünce içinde olduğunu yakında bileceksiniz!”

30-) Kul eraeytüm in asbeha mâüküm ğavren femen ye`tiyküm Bimâin me`ıyn;
De ki: “Bir düşünün! Eğer suyunuz çekilse, sizde kim kaynak açıp su (ilim) oluşturur?

www.ahmedhulusi.org

1İnsandaki vehim kuvvesinin şartlanmalarla “yok”u var, “var”ı yok olarak düşünmesi sonucu; insana kendini Allâh Esmâ`sı dışında bağımsız bir varlık ve beden kabul ettiren; bunun sonucu olarak da gökte bir tanrı kabulüne yönlendiren, taşlanmış şeytanî vesveselerden, Hakikatim olan Allâh Esmâ`sının koruyucu kuvvelerine sığınırım.

2İsmi Allâh olanın, hakikatim olan Rahman ve Rahıym Esmâ`ları özellikleriyle…

Arapça

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

1 تَبَارَكَ الَّذٖى بِيَدِهِ الْمُلْكُ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ
2 اَلَّذٖى خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزٖيزُ الْغَفُورُ
3 اَلَّذٖى خَلَقَ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ طِبَاقًا مَا تَرٰى فٖى خَلْقِ الرَّحْمٰنِ مِنْ تَفَاوُتٍ فَارْجِعِ الْبَصَرَ هَلْ تَرٰى مِنْ فُطُورٍ
4 ثُمَّ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنْقَلِبْ اِلَيْكَ الْبَصَرُ خَاسِپًا وَهُوَ حَسٖيرٌ
5 وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابٖيحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِلشَّيَاطٖينِ وَاَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ السَّعٖيرِ
6 وَلِلَّذٖينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَبِئْسَ الْمَصٖيرُ
7 اِذَا اُلْقُوا فٖيهَا سَمِعُوا لَهَا شَهٖيقًا وَهِىَ تَفُورُ
8 تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ كُلَّمَا اُلْقِىَ فٖيهَا فَوْجٌ سَاَلَهُمْ خَزَنَتُهَا اَلَمْ يَاْتِكُمْ نَذٖيرٌ
9 قَالُوا بَلٰى قَدْ جَاءَنَا نَذٖيرٌ فَكَذَّبْنَا وَقُلْنَا مَا نَزَّلَ اللّٰهُ مِنْ شَیْءٍ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا فٖى ضَلَالٍ كَبٖيرٍ
10 وَقَالُوا لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ اَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا فٖى اَصْحَابِ السَّعٖيرِ
11 فَاعْتَرَفُوا بِذَنْبِهِمْ فَسُحْقًا لِاَصْحَابِ السَّعٖيرِ
12 اِنَّ الَّذٖينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَبٖيرٌ
13 وَاَسِرُّوا قَوْلَكُمْ اَوِ اجْهَرُوا بِهٖ اِنَّهُ عَلٖيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
14 اَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطٖيفُ الْخَبٖيرُ
15 هُوَ الَّذٖى جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ ذَلُولًا فَامْشُوا فٖى مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا مِنْ رِزْقِهٖ وَاِلَيْهِ النُّشُورُ
16 ءَاَمِنْتُمْ مَنْ فِى السَّمَاءِ اَنْ يَخْسِفَ بِكُمُ الْاَرْضَ فَاِذَا هِىَ تَمُورُ
17 اَمْ اَمِنْتُمْ مَنْ فِى السَّمَاءِ اَنْ يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًا فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذٖيرِ
18 وَلَقَدْ كَذَّبَ الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَكَيْفَ كَانَ نَكٖيرِ
19 اَوَلَمْ يَرَوْا اِلَى الطَّيْرِ فَوْقَهُمْ صَافَّاتٍ وَيَقْبِضْنَ مَا يُمْسِكُهُنَّ اِلَّا الرَّحْمٰنُ اِنَّهُ بِكُلِّ شَیْءٍ بَصٖيرٌ
20 اَمَّنْ هٰـذَا الَّذٖى هُوَ جُنْدٌ لَكُمْ يَنْصُرُكُمْ مِنْ دُونِ الرَّحْمٰنِ اِنِ الْكَافِرُونَ اِلَّا فٖى غُرُورٍ
21 اَمَّنْ هٰـذَا الَّذٖى يَرْزُقُكُمْ اِنْ اَمْسَكَ رِزْقَهُ بَلْ لَجُّوا فٖى عُتُوٍّ وَنُفُورٍ
22 اَفَمَنْ يَمْشٖى مُكِبًّا عَلٰى وَجْهِهٖ اَهْدٰى اَمَّنْ يَمْشٖى سَوِیًّا عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ
23 قُلْ هُوَ الَّذٖى اَنْشَاَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْپِدَةَ قَلٖيلًا مَا تَشْكُرُونَ
24 قُلْ هُوَ الَّذٖى ذَرَاَكُمْ فِى الْاَرْضِ وَاِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
25 وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰـذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ
26 قُلْ اِنَّمَا الْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِ وَاِنَّمَا اَنَا نَذٖيرٌ مُبٖينٌ
27 فَلَمَّا رَاَوْهُ زُلْفَةً سٖيپَتْ وُجُوهُ الَّذٖينَ كَفَرُوا وَقٖيلَ هٰـذَا الَّذٖى كُنْتُمْ بِهٖ تَدَّعُونَ
28 قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَهْلَكَنِىَ اللّٰهُ وَمَنْ مَعِىَ اَوْ رَحِمَنَا فَمَنْ يُجٖيرُ الْكَافِرٖينَ مِنْ عَذَابٍ اَلٖيمٍ
29 قُلْ هُوَ الرَّحْمٰنُ اٰمَنَّا بِهٖ وَعَلَيْهِ تَوَكَّلْنَا فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ فٖى ضَلَالٍ مُبٖينٍ
30 قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَصْبَحَ مَاؤُكُمْ غَوْرًا فَمَنْ يَاْتٖيكُمْ بِمَاءٍ مَعٖينٍ

Bilgi:

Seyyidimiz, Rasûlümüz, Muhammed Mustafa (s.a.v.) Mülk Sûresi için buyurmuştur ki;

“O bir maniâdır; O bir münciedir (kurtarıcıdır). Kişiyi kabir azabından korur ve kurtarır.”

Biliyoruz ki, ölüp yok olmak, ya da ölüp derin bir yoklukta beklemek asla söz konusu değil… Ölümü tadacağız!.. Yani, bu beden kullanılmaz hâle gelip elimizden alınacak ve onun yerine hemen o anda yeni bir bedenle yaşamımıza Kabir âleminde, kabir içinde, canlı canlı, diri diri; aklı, şuuru yerinde olarak; zihinsel faaliyetleri aynen eskisi gibi bir hâlde devam edeceğiz.

Bu konuyu daha önce “Hz. Muhammed’in Açıkladığı Allâh” isimli kitabımızda “Ölümün İçyüzü” bahsinde son derece tafsilâtlı olarak anlatmıştık. Ölümün nasıl tadılacağını iyice anlamak isteyenler, bu kitabımızı ya da “İnsanın Gerçeği” isimli ses kasetimizi veyahut da “Dostça bir söyleşi” ile “Ruh, Cin, Melek” isimli video kasetimizi edinerek geniş bilgiye kavuşabilirler…

İşte “ölümü tatmak” diye Kur’ân-ı Kerîm’de tarif edilen; şuurlu bir biçimde kabir yaşantısına intikâl durumunda, hazır olmayanlar için şu anda akılların kavrayamayacağı kadar büyük azaplar söz konusudur…

Bu sebepledir ki Hazreti Rasûlullâh (s.a.v.) kabir azabına karşı tedbir almak üzere, bize bu sûreyi çokça okumamızı tavsiye ediyor… Bakın ne buyuruyor:

“Kurân’da otuz âyetlik bir sûre vardır ki, bu bir adama şefaat etti ve o nihayet bağışlandı: o, Tebârekelleziy biyed’ihil Mülk (sûresi)’dir.”

Abdullah b. Mes’ûd (r.a.) bakın Rasûlullâh (s.a.v.)’in kabir hâliyle ilgili uyarısını nasıl naklediyor:

“Kişi kabre konulunca, azap melekleri ayakları tarafından gelir… Mülk Sûresi’nin vazifelileri karşı çıkar; benim yönümden size yol yoktur çünkü o hayatında Mülk Sûresi okurdu, der. Sonra azap melekleri göğsü veya karnı cihetinden gelir; gene meleklerin, benim cihetimden size yol yoktur, o Mülk Sûresi okurdu, cevabıyla karşılaşır. Daha sonra, başı istikametinden yaklaşmak isterler azap melekleri; gene aynı güç ve aynı cevapla karşılaşırlar… Mülk Sûresi men edicidir. Kabir azabını men eder. Kim onu gece okursa, çok sevap kazanmış ve çok iyi bir iş yapmış olur.”