GAVSİYE AÇIKLAMASI

Ahmed Hulûsi

Ve daha dedi ki;

Yâ Gavs! Mücahede, müşahede denizlerinden bir denizdir ve balıkları da vâkıflardır… Müşahede denizine girmeyi irade edene, mücahede gerekir… Zira, mücahede müşahedenin tohumudur!

 

Önce bu anlatılmak istenileni, genel düşünce seviyesinde ele alalım, sonra da esas anlatılmak istenilene gelelim…

Müşahedeye ermek için, mücahede kesinlikle şarttır!

İman eden, hicret eden ve Allâh yolunda mallarıyla canlarıyla mücahede edenler, derece itibarıyla Allâh indînde daha azîmdir… İşte bunlardır kurtuluşa erenlerin ta kendileri!” (9.Tevbe: 20)

Mücahedesiz müşahede olmaz… Ne nispette mücahede edersen, ulaşmak istediğin hedefe ne kadar çaba gösterip, bu yolda savaş verirsen; o nispette Hakk’ı müşahedeye kavuşursun…

Kaç adım atarsan hedefine, o kadar yaklaşırsın!..

Müşahede, yani görebilme, şahit olma; o şeye ulaşmakla ya da yaklaşmakla mümkündür… Hakikat ise, gözle görülecek bir nesne değil, şuurla erilecek bir “ilim”dir!

Hakikat ilmine perde olan şeyler ise; aklın, vehim hükmü altında yorumda bulunmasıdır.

Akıl, kendisine beş duyudan gelen verileri esas alıp, tefekküre ve ibrete yönelmezse; vehmin hükmü altına düşer ki, bu takdirde her şeyi ters değerlendirir! Böylece de hakikatten perdelenmiş olur.

Bu şekilde perdelenmiş olan bir akıl için, vehmin oluşturduğu değer yargılarından arınmak, hakikati görmek ve yaşamak için zorunlu olur… İşte bu yolda yapılan çalışmalara “Mücahede” denilir.

Hakikat müşahedesi yolunda, benlik duygusu yönünden mücahede şarttır; bedenin tabiatı yönünden mücahede şarttır; şartlanmalar yönünden mücahede şarttır… Bütün bu mücahedelerin sonunda muvaffak olunur ise, o zaman kişi müşahede mertebelerinde urûca başlar.

Önce Melekût âleminin müşahedesine kavuşur, kesret sırlarına agâh olur; sonra da Ceberût âlemine urûc edip, Esmâ âleminin sırlarına erer, olabildiğince…

İşte isimlerin işaret ettiği mânâların sırlarına erme hâlinde dahi vâkıfîni bir mücahede beklemektedir… Ki o mücahede, Esmâ perdesinden kurtulmaktır!

Vâkıfînin mücahedesi, daha öncekilerde olduğu gibi, bir şeye veya bir hedefe ulaşmak için olmayıp; isimlerin mânâlarını seyr hâliyle kayıtlanmamak içindir.

Çünkü Esmâ seyri öyle bir şeydir ki, yutar içine de farkında bile olunmadan dalınır gidilir…

İşte bu durumda cehd gereklidir ki, Esmâ’dan Zât’a teveccüh edilsin!

Aksi hâlde sonsuz sayısız Esmâ mânâlarında seyr devam eder gider…

Dolayısıyladır ki, Zât müşahedesine kadar, mücahede gerekli olur!