MESAJLAR

Ahmed Hulûsi

Ahmakların, “Nebi” ve “Rasûl” kelimelerinin anlamlarını farsça ve mecusi anlayışına dayalı göktanrıya bağlı “peygamber” kelimesiyle örtmelerinden beri; çok önemli bir sır ulaşılmaz derinliklerde kayboldu gitti!.. Bu yüzden de, “uyarılar ve nereden geldikleri” fark edilemez oldu!

Bâtının, özün, hakikatin, sistemin seslenişi; bir mekân veya kişiyle kayıtlanmaksızın aşikâr olduğunda, “Risâlet” işleviyle karşılaşmıştır o toplum ya da fert!

“RASÛL”ün uyarıcı; uyarıcının, RASÛL olduğunu; “Allâh seslenişine” aracılık ettiğini algılayamamışlardır anlayışı kısıtlılar!

“Nübüvvet” son bulmuştur; ama “Risâlet” yani “Allâh’ın uyarısı” kıyamete kadar devam eder… Buradaki “Risâletin” anlamı “Nübüvvet” değildir.

Dolayısıyla, Allâh uyarısı, o topluma veya ferde, daima, önceden bir isim veya resim altında ulaşır!

Bu, Dünya’daki her toplum veya fert için dahi böyledir. Bu uyarıyı önemsemeyenler ise, sonuçlarına çok acı şekilde katlanmak zorundadır!

“Eğer onlara daha önce azabı yaşatarak helâk etseydik, elbette şöyle derlerdi: ‘Rabbimiz; bir Rasûl irsâl etseydin de zillete düşüp rezil olmadan önce senin işaretlerine tâbi olsaydık.’” (20.TâHâ: 134