Melekût Âlemi

  • Melekût, melekler âlemi olmanın ötesinde mânânın maddeye dönüştüğü âlem olarak da bilinir. Ceberût âlemi ise mânâlar âlemidir. Ceberût yani salt mânâlar âlemine ait mânevi sûretler, melekût âlemi’nin soyut varlıkları ile madde âlemi’nde ortaya çıkarlar.

    Bir diğer ifade ile, yani günümüz ilmiyle izah etmek gerekirse, kozmikaltı bilinç âlemine ait mânâlar, kozmik ışınlar aracılığıyla madde âlemi’nin maddi sûretleri şeklinde dönüşürler. Bu evrensel mânâda da böyledir, bireysel yani insanî mânâda da böyledir.

    Biraz daha açalım…

    Madde bedeninizle ortaya koyduğunuz fiilleriniz vardır ki, bu boyuta tasavvufta “Ef`âl Âlemi” ya da “Nâsût” veya “Şehâdet Âlemi” denilir.

    Görme, duyma, hissetme, algılama gibi özelliklerinizin olduğu boyut ise “Melekût Âlemi” olarak anlatılır.

    Cesaret, cömertlik, titizlik, merhamet, hükmedicilik gibi özelliklerin olduğu boyut ise benlik duygusu, ilim, irade, kudret gibi vasıflarla birlikte kişinin “Ceberût Âlemi”ni meydana getirir.

  • İsmi “ALLAH” olarak bildirilen, her türlü beşeri anlayış ve kapsamsal kavramın ötesinde olarak, yalnızca “HU” yani sadece “O” olarak tanımlanır (ki bu boyuta “âlemi lâhut” da tabir edilir).

    HU“, evren içre evrenleri, ilminde, ilmiyle, bir “NOKTA“dan yaratmıştır!

    O “nokta“, “HU” zamiriyle işaret edilenin, ilminde açığa çıkardığı özelliklerinin varlığıyla var kılınmış şuurlu bir çekirdektir (heyûla); “Hakikati Muhammedî“dir (âlemi ceberûttur)!.

    Algılanan ve algılanamayan, bilinen ve bilinmeyen her şey, bu şuurlu ve bilinçli “NOKTA“nın varlığındaki isimlerin işaret ettiği özellikler ile gene ilimde varolmuş “ilmî suret“lerdir.

    Bu “nokta“nın ilim mertebesinde ilmî açılımı ile “melekût âlemi” meydana gelmiştir ki bu mertebe, evren içre evrenlerin meydana geldiği “salt enerji okyanusu“dur. Burada çokluktan, çokluğa ait sayısallıktan ve birimsellikten söz edilemez!.

  • Melekût âlemi“, tümüyle “RUH” adlı melek olarak tanımlanmıştır. “Allah önce ruhumu halketti“, “Allah önce nurumu yarattı” açıklamaları bu mertebeye işâret eder… (“Ene beşerün mislüküm” uyarısıyla acaba neye işâret ediliyor ki?)

    Ruh” adlı melek (kuvve), “Kürsî“dir ki, tüm semâları, katmanları, evren içre evrenleri kuşatmış olan, her birimde bir yüzü olan “Hologramik” varlıktır!.

    Aklı evvel“dir…

    İnsan“ın hakikati olan “ruh-u nurânî” (kişinin Rabbi), “ayânı sâbite“, O`nun ilimlerinden bir ilimdir; ilmî suretlerden bir surettir!

  • Şehâdet âlemi dendiği zaman, bazılarının anladığı gibi, biz sadece madde âlemini anlamayız!.. Melekût âlemi denen melekler âlemi de gene bu ef`âl âlemi içine girer. Yani Esmâ âlemi dışında kalan âlem, ef`âl âlemidir!..

    Bu şehâdet âlemine, ruhlar âlemi denilen âlem, melekler âlemi denilen âlem, cinler âlemi denilen âlem girer; hepsi de ef`âl âlemi hükmündedir!..

  • İnsan bedeni itibariyle nâsût âlemi’nde yaşar…
    İnsan ruhu itibariyle melekût âlemi’nde yaşar…
    İnsan vasıfları itibariyle ceberût âlemi’nde yaşar…
  • Dünya geçidinden çıkıp da âhirete geçmek, mülk âleminden melekût âlemine girmek demektir!..

    “Mülk âleminden melekût âlemine geçmek” ne demektir?.

    Mülk âlemi” bizim beş duyumuza hitabeden bildiğimiz madde âlemidir.

    Melekût âlemi ise, sezgi, ilham ve benzeri yollu farkında olmadan algıladığımız; üst beyin faaliyetleri sonucu algıladığımız, kozmik yapılı âlemdir.

  • Melekût âlemi, Allah’ın isimlerinin işaret ettiği mânâların zâhir olduğu bâtın âlemidir.

    Zâhir âlemi vardır…

    Bâtın âlemi vardır…

    Ledün âlemi vardır…

    Ve bu âlemlere ait zâhir ilmi vardır, bâtın ilmi vardır ve ledün ilmi vardır.

  • Cüzler âleminden, birimler âleminden sözediyorsak, bunun muhâtabı aklı cüzdür. Vehmin hükmü altında olan akıl demektir bu aynı zamanda!..

    Aklı kül ise melekût âleminde mevcut olan akıldır. Bu aklın has sûreti ise Cebrail ismiyle melek vasfıyla bilinen varlıktır.

    Aklı kül, sûretli olarak, özünden, rabbinden gelen ilim ile Cebrail Aleyhisselâm Nebilere, Rasûllere ve evliyayı kümmeline ilim transferi yapar!..

    Çokluk (kesret) âlemindeki en geniş kapsamlı ilim, “Aklı Küllün ilmi”dir.

  • “Rab arş`ın üzerindedir” ya da “Rahman arş`ın üstündedir” gibi tanımlamalar ile hep, melekût âleminin içine giren her şeyin ilâhî isimlerin tasarrufu ile mevcudiyet ve devamlarına işaret olunur!..

  • Ârif, kalp mertebesinde melekût âlemi’nin varlıkları, tecellîleri ile meşguldür. Ârif’e göre, Hak`tan ve O`nun tecellilerinden başka bir şey yoktur.

  • Gerek cennet ve gerekse cehennemin bâtını esmâ âlemi, zâhiri ise ef`âl âlemidir. Ve bir diğer yönü itibariyle de “melekût âlemi”dir!..

  • Melekût âleminin, ârifinin namazı, müşâhedelerin etkisinde olarak ikâme edilir.

    Mânâ boyutunun bu namazında kişi, fâili hakikiyi ve varlıklar üzerinde tasarruf eden, onları her an yaratan ve yok eden, onları heran dilediği şekle sokan “Rabbül âlemîn”i seyreder.

    Bu mânâdaki namazda, bir kişi hem beden boyutundaki namazını edâ eder; hem de Hakk`ın fiillerini müşâhede hâlindedir.

    Tüm varlıkta tasarruf edenin; hem de her an ve her zerrede tasarruf etmekte olanın Allah olduğunun ayn-el yakîn müşâhedesi hâlindedir.

    Ancak bütün bunlara rağmen de, “fetih” gelmemiş olduğu için, Hakk-el yakîn hâsıl olmadığı için; vehim kalkmamış; kendisi olarak Hakk`ı seyretme hâli devam etmektedir. Yâni, “ikilik” ortadan kalkmamıştır!..

    Kendisini müşâhede eder, şuûrî bir birim olarak kendini görmekte devam eder; ancak bununla beraber, kendisi de dahil olmak üzere, mevcûdâtta tek bir mutasarrıfın hüküm, irade, kudret ve kuvvetinin geçerli olduğunu da devamlı olarak seyir hâlindedir. Ki onun bu seyir hâli, “melekût âleminin seyri namazı” hükmündedir.

    Bu namaz hâli içindeki kişi, tüm varlıklardan çıkan fiillerin tamamiyle hikmet olduğunu idrâk ederek, kimseyi ve hiç bir varlığı, yersiz ya da yanlış iş yapmakla itham etmez veya suçlamaz…

  • Melekût âlemi, ârifin şeytanıdır.

  • Ledün ilmi, Zâtın, esmâsına olan ilimdir…

    Taalluku a’yân-ı sâbite’yedir!.İkram yollu bir kula verilirse bu ilim –Hızır ve Zâtiyyyûn- gibi bir insanın tüm geçmişini ve gelecekte cennet veya cehennemdeki hâlini ve bütün mertebelerde nereye ulaşacağını icmâlen bilir…

    Bu ilim, kişide “FETİH” denilen bir hâl sonunda yaşanır hâle gelir…”Feth”in birisi “zulmânî” olmak üzere yedi basamağı vardır…Keşif basîrete aittir. “Fetih” ise tahakkukla alâkalıdır!. İlâhî sıfatlarla tahakkukla, demek istedim…

    İlmi bâtın ise, melekût âlemi ile ilgili ilimlerin toplu adıdır!.

    İlmi zâhir ise yaşadığımız boyutla alâkalı ilimlerin hepsidir.

  • Vahdetle beraber kesret yoktur!.

    Kesretin kalkması ile, uruç da kalkar!.

    Eğer, bir hâlden diğer bir hâle değişme olursa bu uruç ile değil, dünya semâsına inmekle, yani yüksekten, alçağa doğmak sureti ile olur.

    Bunu bilen bilir, bilmeyen inkâr eder!.

    Bu ilim ancak, Allah`ı bilenlere verilmiş olan hususi mâhiyetteki gizli bir ilimdir.

    Onlar bunları söyledikleri zaman, Allah`a karşı mağrur olanlardan başkası inkara kalkmaz…”

    Basiret sahipleri, gördükleri her şey`de Allah`ı beraber gördüler. Bir kısmı, bundan da ileri gitti:

    “Hiç bir şey görmedim ki, ondan önce Allah`ı görmüş olmayayım”… dedi.

    Ehlullah`dan kimi, eşya`yı O`nunla görür; kimi de eşya`yı görür, O`nu da eşya ile görür.

    O, kendisinden meydana gelen hiç bir şey`den ayrılmaz… O, şey ile beraberdir!.

    Şehâdet âlemi, Melekût âlemine yükselme yeridir. O halde, Sırat-ı Müstakîm`e girmek, bu terakkiden ibarettir…”

    Diyor İmamı Gazali, “Mişkat-ül Envar” isimli bu eserinin 41. sayfasında.

  • Kur’ân-ı Kerim`de “İnna….” lardaki “Biz” lâfzının kaynağı olan “Âlâ-i illîyin”in varlığından bîhaber mukallit, ne bilir “hakikati Muhammedi” ismiyle işaret edilen ve “RUH” isimli melek diye bahsedilen Vahidiyet mertebesinin ne olduğunu!.

    Enfüsünden bîhaber; tüm anlatılanları, âfâkta arayan şaşkın!

    “TEK”liğin enfüsten ulaşılan bir boyut olduğunu kavrayamayıp; göklerde, uzayda “TEK” arayışına çıkan mukallit!

    Tanrı kavramına, “Allah” ismini etiketleyerek, kendini muvahhid sanan; elbette ki, bütün bunlardan habersiz olarak, bu dünyadan geçenlerden olmak üzere yaratılmıştır.

    Kesret kavramının kaynağı olan “Tek mutlak RUH”tan meydana gelen tüm melekût âlemi; ve o âlemde meydana gelen müheymin melâike, âlâ-i illîyyîn, ve diğer meleklerin varlığı…

    Esmâ mertebesinin zuhuru olarak varlığı meydana gelmiş olan melekût!…

    Varlığını melekûttan alan tüm ef’âl mertebesi varlıkları…

    Elbette ki, Rasul ve Nebi’lere inzâl yollu gelen ilim, urûç yollu keşfedilenden değerlidir.

    İnzâl ile uruç arasındaki fark, Rasûl ile veli arasındaki fark gibidir…

    Hak, “tenezzül” eder; kul “urûc” eder!

    “Melekûtundan” gâfil olan, “Allahadıyla işaret edilenden hayli hayli gâfildir… Ömrü, ismi tanrı edinerek tamam olmaktadır!.

  • Lahut âlemi, Ceberût âlemi, Melekût âlemi ve Nasût âlemi de hep aynı TEK âlemdir!.

Soru

-“Biz, emaneti yere ,göklere ve dağlara arz ettik, kabullenmediler…. İnsan kabul etti. Çünkü O, zâlim ve câhildi…” ifâdesindeki, İnsanın zâlim ve câhil olduğunu bildiren “BİZ” hangi boyuttan işarettir.?

Üstad

-Melekût boyutuna…

 

Soru

-Kadir Sûresi’nde ki “Ruh ve MELÂİKE…” ifadesindeki MELÂİKE kelimesi, Bakara/ 30 ‘daki “Hani Rabbin MELÂİKE`ye dedi ki…” ifadesindeki MELÂİKE kelimesi ile aynı anlamda mıdır?…Teşekkür ederim…

Üstad

-Melekût boyutu kastediliyor melâike ile… RUH kelimesi ise burada Ruh-u A’zâm’ın ilim yününün zâhir oluşudur…

İlim, meleki güçlerle kişinin şuurunda açığa çıkmak için fırsat bekler bu anda; gibi bir mânâ algılayabiliriz sanırım!…

EN’AM 6-75 Böylece İbrahim`e, ikan sahibi olsun diye, semalar ve arzın melekutunu (derunundaki, onları oluşturan kuvveleri) görecek basireti veriyoruz (gözünün gördüğüyle eşyanın hakikatinden perdelenmesin diye).
ARAF (A’RAF) 7-7 Elbette onlarda olup bitenin hakikatini açacağız! Biz “gaib”ler (gaybında) değiliz (Batın-Zahir O`dur-Görünenin melekutu Esma`mızdandır).
ARAF (A’RAF) 7-185 Semalar ve arzın melekutuna (kuvvelerine), Allah`ın yarattığı herhangi bir şeye ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine bakmadılar mı? Artık bunlardan (ders almıyorlarsa) hangi söze iman ederler?
MU’MiNUN 23-88 De ki: “Her şeyin melekutu (derunu-içselliği), (ilim-kudret) elinde olan, (varlığıyla bizatihi her şeyi) himaye edip koruyan, fakat kendisi korunmayan kimdir? Varsa ilminiz konuşun!”
YASiN 36-83 Her şeyin melekutu (Esma kuvveleri) elinde olan (tedbiratın bu mertebede oluştuğuna işaret) Subhan`dır… O`na rücu ettirileceksiniz.

Kavram hakkında henüz bir not alınılmadı.

Astroloji

Anlamı İDRİS Nebi, görev süreci içinde, insanlara, yeryüzünde olup-bitenler üzerinde gök cisimlerinin tesirlerinden bahsetmiş; yani “BURÇLAR iLMİNİ” açıklamıştı…

Oku »

Ahadiyyet

Ahadiyyeti” târif eden en uygun kelime de “HİÇLİK”tir. “LÂHUT”  fikir kabul etmez! Düşünce, o boyutta “yok” olur! “Ahadiyet” denilen bu mertebe “hiç“liktir! “Al…

Oku »

Cuma Namazı

Anlamı Cuma demek, dilini ve beynini gıybet ve dedikodudan korumak demektir. Başkalarının eleştirisiyle nefesini harcamamaktır. Rasûlullah zamanında ezan okundu…

Oku »