MUHAMMED MUSTAFA 2

Ahmed Hulûsi

Seferden gelindiği günlerden biri idi.

Rasûlü Ekrem, ashabı ile oturmakta iken bir kadın yanlarına yaklaştı.

Bu hatun, bir müddet önce gelmişti Rasûlü Ekrem’i görmek üzere, şimdi de artık memleketine dönmek için vedalaşmaya gelmekteydi.

Rasûlü Ekrem, kadına ileride tekrar gelmesini söyledi.

Bu söz üzerine kadın, tekrar gelip de onu bulamamasından kinaye olarak:

− Ya ben gelir de seni bulamazsam?…

− Şayet beni bulamazsan, Ebu Bekir’e müracaat edersin!..

Bu cevabında Rasûlü Ekrem’in, kendisinden sonra, Hz. Ebu Bekir es Sıddîk’ın “halife” olması lazım geldiğine dair bir işaret bulunmaktaydı…

Hakikaten, Rasûlü Ekrem’den sonra, ashabın ve dolayısıyla Hz. Âdem’den kıyamete kadar gelmiş gelecek -Rasûller  hariç- bütün insanların en faziletlisi ve hayırlısı, hiç şüphesiz ki Hz. Ebu Bekir es Sıddîk’dır…

Bakın, Hz. Ömer’in oğlu Abdullah ne söylüyor bu hususta:

“Biz Rasûlullâh’ın zamanında, aramızda (ashab arasında) toplandığımız zaman, ashabın içinde şu hayırlıdır, bu hayırlıdır diye konuşur görüşürdük de, en sonunda şu karara varırdık:

Ashabın en hayırlısı EBU BEKİR, sonra ÖMER, sonra da OSMAN derdik…”

Rasûlü Ekrem gene bir gün ashabıyla beraber otururken şöyle buyurmuştu:

− Güneş, EBU BEKİR’inki kadar şanlı bir baş üzerine doğmamıştır!..

Hicretin dokuzuncu senesine gelindiği günlerde, Doğu Roma imparatorluğunun, İslâmiyet aleyhine Şam’da büyük bir ordu tertiplemekte olduğu haberi etrafa yayıldı.

Bunun üzerine Rasûlü Ekrem, Şam üzerine sefer yapılacağını bildirerek, gerek Mekke’ye ve gerekse bütün diğer kabilelere haberci gönderdi… Onlardan mücahit istedi.

Fakat bu sefer için, halkta bir isteksizlik görülmekte idi…

Yolun çok uzun, düşmanın çok kuvvetli, günlerin de yaz mevsiminin en sıcak günleri olması, bu sefer aleyhine engeller oluşturmaktaydı…

Münafıkların birçoğu ile bedeviler, bu seferden yan çizmeye başladılar… Hatta münafıklar, bedeviler bir yana, hakiki müslümanlar arasında da fazlasıyla yan çizme hâlleri görülmeye başlanmıştı.

Bu durum üzerine Cenâb-ı Allâh, müslümanlara bir ihtar yolladı:

“EY İMAN EDENLER… SİZE NE OLDU Kİ: ‘ALLÂH YOLUNDA SAVAŞA ÇIKIN’ DENİLDİĞİNDE AĞIRLAŞIP ARZA ÇAKILDINIZ! SONSUZ GELECEK YAŞAM KARŞILIĞINDA DÜNYA HAYATINA MI RAZI OLDUNUZ? (Oysa)DÜNYA HAYATININ NİMETLERİ GELECEK YAŞAMDAKİLERE GÖRE, HİÇ MESABESİNDEDİR!

EĞER GAZAYA ÇIKMAZSANIZ, SİZİ ACI BİR AZAPLA AZAPLANDIRIR; SİZİN YERİNİZE (size bedel) BAŞKA BİR TOPLUM GETİRİRİZ VE SİZ O’NA HİÇBİR ŞEKİLDE ZARAR VEREMEZSİNİZ… ALLÂH HER ŞEYE KAADİR’DİR.GERÇEKTEN ALLÂH O’NA YARDIM ETMİŞTİR, SİZ O’NA YARDIM ETMESENİZ DE!..” (9.Tevbe: 38-40)

Bu umumi hitap üzerine bütün müslümanlar seferber oldular!

Herkes sefer için yardımda bulunmaya başladı. Bu yardımlar, yola çıkmak için durumu uygun olmayan kişilere, binek, azık ve silah temin olunmak üzere harcanıyordu.

Bu sırada; Hz. Osman, dokuz yüz deve, yüz at, bin dirhem nakit para ve her birine bir altın harcamak suretiyle on bin kişiyi techiz etti. Hz. Ömer, mevcut malı ve nakit parasının YARISINI hibe etti.

Hz. Ebu Bekir Es Sıddîk da, elinde bulunan bütün malı ve nakit dört bin dirhem akçe parasını alarak huzura geldi.

Rasûlü Ekrem sordu:

− Sen ne getirdin, yâ Eba Bekr?

− PARAMIN HEPSİNİ, DÖRT BİN DİRHEM AKÇE’Yİ, YÂ RASÛLALLÂH!..

− Ya ailene ne bıraktın, yâ Eba Bekr?

− ONLARI ALLÂH’A BIRAKTIM YÂ RASÛLALLÂH!.. ONLARA ALLÂH BAKAR!..

Böylelikle yetmiş bin kişilik bir müslüman ordusu hazırlanıp yola çıktı. Bunun on bini süvari idi.

Bu yolculuğun en büyük faydalarından birisi de, müslümanlar arasındaki münafıkların tamamen meydana çıkmaları idi.

Ordu, Tebük mevkine geldiği zaman, Rumların, İslâmiyet aleyhinde bir sefer tertipledikleri yolundaki haberin gerçek olmadığı görüldü.

Ne varki, o sıralarda Doğu Roma imparatoru Herakliyus’un Şam’da olması, ve İslâm ordusunun da böyle büyük bir kuvvet ile Şam yakınlarındaki Tebük’e kadar gelmesi, İslâmiyetin kuvvetini dört bir yana göstermiş, O’nun şanına şan katmıştı.

Medine’ye dönülmeden evvel, Eyle, Erzah ve Cerba şehirleri zaptedilerek cizyeye (vergi) bağlandı… Ve bu sefer de böylece bitmiş oldu.

Hz. Âli’nin oğullarından Muhammed, bir gün babasına şöyle sordu:

− Rasûlullâh’tan sonra halkın en hayırlısı kimdir?

Hz. Âli, oğlu Muhammed’in sualine şu cevabı verdi:

− EBU BEKİR’DİR!..

Rasûlü Ekrem, refakatında Hz. Sıddîk, Hz. Ömer, Hz. Âli ve daha birkaç ashabı olduğu hâlde, Uhud dağına çıkmışlardı.

Uhud dağı, üstünde taşıdığı insanların büyüklüğünden aldığı bir gurur, iftihar ve sevinçle, şöyle bir silkiniverdi!..

Sarsıldılar!.. Az daha düşeceklerdi!..

O zaman Uhud dağına hitap etti Rasûlü Ekrem:

− Uslu dur, Uhud!.. ÜZERİNDE BİR RASÛL, BİR SIDDÎK, İKİ DE ŞEHÎD VAR!..

“Sıddîkiyet makâmı, Risâlet’ten sonra gelen en yüksek derecedir…

Hz. Ebu Bekir es Sıddîk’ın, bütün “Sıddîkiyet” mertebesine ulaşmış olanların dahi en yücesi olması dolayısıyla, kendisine “Sıddîk-ı Ekber” de denmektedir…

Ayrıca burada bir de mucize vardı!..

Rasûlullâh AleyhisSelâm, Hz. Âli ile Hz. Ömer’in “ŞEHÎD” edileceğini açıklamaktaydı…

Gene hicretin dokuzuncu senesinde, “Hac”cın farz olmasından sonra, Rasûlü Ekrem, Hz. Ebu Bekir es Sıddîk’ı “Hac Emiri” tayin etti.

Sonra da, bizzat kendi eli ile alâmetlendirmiş olduğu yirmi deveyi Mekke’de kurban etmek üzere O’na teslim etti. Beş deveyi de kendisi tarafından kurban edilmek üzere buna ilave eden Hz. Ebu Bekir es Sıddîk, üç yüz kişi ile Mekke’ye hareket etti.

Hz. Sıddîk’ın hareketinden bir müddet sonra “Tevbe Sûresi”nin baş tarafları nâzil oldu.

Bu âyetler, müşriklere karşı yapılmış eski bir antlaşmanın feshi hakkındaydı.

Araplar arasında da şöyle bir âdet vardı:

Herhangi bir antlaşmanın, yapılmış veya bozulmuş olduğuna dair haberin, mutlaka o antlaşmayı yapan kabile reisi veya onun yakın bir akrabası tarafından verilmesi icap ederdi.

İşte bu nedenle, Rasûlü Ekrem, Hz. Sıddîk’ın arkasından Hz. Âli’yi yolladı; ve bu haberi kendisi namına tebliğ etmesini emretti.

Hz. Âli de, Rasûlü Ekrem’in Kasva isimli devesine binerek Hz. Sıddîk’a yetişmek üzere yola çıktı…

Birkaç gün sonra kafileye yetiştiği zaman, Hz. Sıddîk sordu:

− Rasûlullâh seni mi “Hac Emiri” tayin etti yâ Âli?

− Hayır, yâ Eba Bekr!.. “Tevbe” Sûresi’nin baş taraflarını okumak ve bazı antlaşmaların hükmünü feshetmek için gönderdi!..

Böylece Hacc’ın ilk farz olduğu sene, Hz. Sıddîk, Rasûlü Ekrem’e vekâlet etmiş oldu ki; bu dahi O’nun Hilâfetine işaret eden hususlardan birisiydi.