SİSTEMİN SESLENİŞİ 2

Ahmed Hulûsi

Zor şey mantıkla bakabilmek ve düşünerek değerlendirebilmek!

Anlayamadığım o kadar çok şey var ki bu aralar…

Mesela, devlette yürütmenin başının, “T.B. Millet Meclisi”nin “Devlet”in Meclisi olduğunu söylemesinin mantığını anlayamadım! Demek, o meclisteki temsilcileri bir şekilde, devlet seçiyor; onlar devletin temsilcileri imiş!!!

O takdirde, elbette ki, devlet, oraya istediğini sokar, istediğini sokmaz! Buna, ne hakla, birtakım kendini bilmez adamlar karşı çıkıyor anlamış değilim! Üstelik bu “sav” yanlışlıkla söylenmiş değil! Zira bu konuda sayın Yürütme Başkanı bir değiştirme yapmadı!

Sonra sayın Devlet Başkanı bir açıklama yaptı ve başı örtülülerin, devletin eğitim kurumlarındanyararlanamayacaklarını tebliğ etti…

El Hak! Devlet ne isterse yapar!.. Ancak devletin bir kurumunda geçerli olan kural, mesela diğer bir kurumunda geçersiz olmaz, sanırım… Bu durumda, devletin eğitim hizmetinden, başörtülüler yararlanamayacakları gibi; devletin sağlık kurumlarından da yararlanamayacaklardır demektir!..

Dahi, tüm devlet hizmetlerinden yararlanmak gibi bir hakları yoktur başı örtülülerin demektir… Vergi ise, elbette verecekler bu devletin topraklarında yaşadıkları için!..

Sonra bir şeyi daha anlayamıyorum…

Kanuna göre, devletten izin almadan başka ülke vatandaşı olanı elbette ki vatandaşlıktan çıkartacaklar!..

Ancak, Amerika, İngiltere, Almanya, Fransa, Belçika ve daha pek çok ülkede, ilgili kanuna göre müracaat edip yazılı izin almamış milyonlarca vatandaş var… Bu durumda kanun karşısında hepsi eşit olarak kabul edilip, vatandaşlıktan çıkartılacak mı; yoksa bazıları daha bir eşit olarak, eskisi gibi devam edecek mi?..

Sahi, “Millet” ya da sayın yürütmenin başının dediği gibi, doğrusu ile, “devlet”in Meclisinde, yabancı devlet vatandaşı vekîller de var mı? Onlar nasıl araştırılacak, ve bulunursa, bunlar ne olacak?..

Bunlar mantığımın içinden çıkamadıkları idi… Bir de mantığımın kabullendikleri var…

Bana kalırsa, Türkiye’deki insanların yüzde 95’i, bir Arap veya Acem ülkesindeki despot rejimlerden hoşlanmaz ve o idareyi kabullenmez!

“İslâm Dini”ne göre, despot, diktatör; eski Doğu Almanya türü “demokratik”; eski Sovyet tipi “cumhuriyet”lere yer yoktur insanlıkta!

“ZORLAMA” hakkı, Kurân’da kesinlikle vurgulandığı üzere, Allâh Rasûlü’ne dahi verilmemiştir.

“İslâm Dini”ne göre, kişinin bir başkasının hakkına tecavüzünü önlemek dışında toplumun “zorlayıcı” kural koyması mümkün değildir.

İslâm’a göre esas, kişinin kendi gönül rızasıyla, dilediğini yapması ve sonucuna âhirette katlanmasıdır!

Kimse kimseyi, “İslâm Dini” gereklerine göre, namaz, oruç ya da başörtüsü konusunda zorlayamaz!

Daha önce yazmış olduğum “Kur’ân Okumak” veya “Kur’ân Ruhu” yazılarında açıklamaya çalıştığım üzere, İslâm Dini insanlara en özgür ve insan haklarına riayetkâr yaşam şartlarını getirmiştir.

Gerçek uygulamasıyla “CUMHURİYET” rejimi, gerçek “İslâm” anlayışını temsil eder; çünkü tamamıyla halk iradesinin yönetime yansımasıdır, cumhuriyet!

Saltanat veya diktatörlük olan hilâfet türü rejimler kesinlikle benim “İslâm” anlayışıma sığmaz! Bugün Türkiye’nin komşusu olan “Cumhuriyet” etiketli toplumlarda, insanlar bir şeyler yapmaya zorlanıyorsa; oralarda, “Cumhuriyet”in sadece etiketi vardır, zira orada dikta ve despotizm vardır…

Temel gerçeği bir kere daha vurgulayalım…

“İslâm Dini”; insanlara, ölüm ötesi ebedî yaşam saadetinin yollarını bildirmek üzere tebliğ edilmiştir!

“İslâm Dini”; birtakım insanların, kendi sırtından, diğerleri üzerine tahakküm aracı olsun diye gelmemiştir!

“İslâm Dini”ne göre, din adamları sınıfı yoktur! İslâm Dini’nde “din adamı” kavramı da yoktur!

Herkes, bu dünyaya yalnız gelmiş, yalnız gidecektir; kendisi bu konuda gerekenleri araştırmak durumundadır.

Bu konuda ilmi olanlardan elbette ki yararlanır… Ama hiçbir ferdin, dinî bir hüviyet veya mertebesi olamaz insanlar tarafından verilmiş! O kişi değerliyse, bu değerlendirmeyi Allâh yapar!

Ne bir ferdin, ne de devletin, kişi üzerinde “İslâm Dini” kurallarını zorla uygulatma ya da yasaklama hakkı yoktur. Zira zorlamayla yapılan davranış, kişiyi istemediği bir şeyi yapma noktasına sürükleyeceği için, o kişi “münafık”lığa itilmiş olur! Buna da kimsenin hakkı olmadığı gibi; imanı az da olsa var olan kişiyi münafıklığa itmenin vebalini o kişi sırtlanamaz; aksi takdirde o vebalin altından kalkamaz!

Adalete dayanan devlet, hangi inançta olursa olsun her vatandaşına eşit mesafede olmak zorundadır.

Devletin kimseyi, dinî inançları dolayısıyla zorlama veya yargılama hakkı olamaz!

Tüm insanlar yalnızca Allâh’a karşı sorumludurlar dinî inançları ve bu nedenle yaptıkları dolayısıyla!

Kimse kimseye dinî inancı dolayısıyla hesap vermek zorunda değildir; başkasının kişilik haklarına tecavüz etmedikçe!

Kur’ân, insanlara, hak edindirmek için gelmiştir; ellerindeki hakları almak ya da sâbitlemek üzere değil! Bu sebeple, Kurân’ın verdiği hakları arttırmak “KUR’ÂN RUHU”na ters düşmez; çünkü gelişme ve ilerleme esastır KURÂN’a göre!

Benim anladığım kadarıyla İslâm’da “bildiğin gerçekleri çevren ile paylaşma” vardır ve ana prensip budur. Bilgini paylaştığın kişi, bu bilgiyi aldıktan sonra dilediğini yapar ve sonucunu da kendisi âhirette yaşar… Muhakkak ki, herkes ektiklerini biçecektir.

Bu durumda, mesela, nasıl benim görüşlerime kimsenin tâbi olması gerekmiyorsa; herkes kendi aklıyla kendi yolunu çizmeliyse; ben veya bir başkası da Kur’ân veya Allâh Rasûlü dışında kimseye tâbi olmak ve onun yorumlarına göre yaşamak zorunda değildir.

Herkes, herkesten ilim alır; o ilmi aklıyla değerlendirir; isâbet ettiyse yararını görür; hata ettiyse de sonucuna katlanır!

İslâm Dini, insanların, sürü başını taklit eden koyunlar gibi yaşamasını tavsiye etmez!

Herkes imkanları nispetinde gerçekleri araştırmak ve sonra da düşünerek yaşamak zorundadır.

Niye böyledir?

Çünkü, âhirette mazeret öne sürme olanağı ve mazeret mekanizması yoktur! Sistemde mazeret mekanizması yoktur!

Ne gerekçeyle olursa olsun, yemediğin balın enerjisi vücudunda oluşmaz!.. Bunu çok iyi anlamak gerekir…

Bu yazıda bazı anlayamadıklarım ile, anladığımı düşündüklerim bir araya geldi. Elbette herkesin bir miktar eksiği kusuru vardır…

Lütfen düşündüklerimden dolayı beni bağışlayın; ya da yargılayın!.. Ama bu fakîr de böyle düşünerek gününü tamamlıyor işte…

Karaya doğru giden dümeni kilitlenmiş gemidekinin feryadı bu!

 

14.5.1999