SİSTEMİN SESLENİŞİ 2

Ahmed Hulûsi

Adam demiş ki…

− Bu mal çok kaliteli… Mısır ipinden!..

− Yaaa! demiş; dinleyen hatun; ve almış bana o tişörtü baba(!)lar günü hediyesi diye…

Yolda düşünmeye başlamış…

Mısırın püskülünü nasıl bürüp ip yapmışlar; diye… Mısırın püskülünü bürüp yapsalar, acaba ne kadar mısır gerek… Mısırın kendisini öğütüp, ip mi yapmışlar acaba? Teknoloji ne günlere gelmiş!.. Kıyamet alâmeti!!!

Sonra, dolaylı biçimde bana soruldu… Mısırın püskülü nasıl işlem görüp tişört olacak hâle geliyor diye…

Oysa benim bildiğim kadarıyla olayın içyüzü ve gerçeği biraz farklı!

Akdeniz’in karşı sahilinde, İsrail ile Kıbrıs’ın güneyinde piramitleri ve firavunlarıyla ünlü bir ülke vardır; “Mısır” deriz adına… Bu ülkede yetişen pamuk, Dünya’nın en kaliteli pamukları arasında önde gelir… Bu pamuktan elde edilen iplikte Mısır kotonu yani Mısır pamuğu diye anılır kısaca… “Mısır’da yetişmiş pamuğun ipliği” anlamında olarak…

Ama dillerde dolaşan meşhur Mısır pamuğundan üretilen iplik, bize ulaşana kadar olmuş mısır püskülü tişört!

Allâh indîndeki Din olan İslâm’ın, Evrensel SİSTEM ve DÜZEN’i açıklamasına karşın; günümüzde çok iyi anlaşılıp(!) yanlışları(?) tartışılan MÜSLÜMANLIK DİNİ gibi…

Yazılarımı okumaya değer bulmayanlar bir yana…

Okumaya değer bulup da, anladıklarını başkalarıyla paylaşanların çok büyük bir kısmı hâlâ “mısır püskülünden tişört” gibi değerlendiriyorlar bizi!

Kimi bir şeyh efendi, kimi bir hoca efendi, kimi de ağlama duvarı olarak görüp; ne mesajlar, mektuplar gönderiyorlar!.. Verdikleri pâyelerle, kendilerine kurtuluş ve mertebe aracı olarak bizi görmek istiyorlar…

Ne kadar yazarsam yazayım, beni böyle görmeyin, böyle değerlendirmeyin, diye; ben bir OKUr-düşünür-yazar ötesinde hiçbir şey değilim; yaşamdan gördüklerimi okuduklarımı yalnızca yazdıklarımla paylaşırım;bunun ötesinde bir şey ummayın diye; nafile!..

“Bayram haftası”, ne hikmetse ulaşıyor insanların kulağından beynine “mangal tahtası”!..

O zaman fark ediyorum, nasıl ve neden dönüşmüş Hz. Muhammed (aleyhisselâm)’ın bildirip açıkladığı “İslâm Dini”, sonradan “Müslümanlık Dini”ne!..

Beni anladıklarını söyleyenler, mısır püskülünden söz ederken, nasıl anlaşılacak Mısır pamuğundan imal edilmiş iplik?..

Her kişinin, birebir, Kur’ân ve Allâh Rasûlü’ne muhatap olduğunu, FETVANIN DİNDE YERİ OLMADIĞINI; fetvanın asla kişiye âhirette mazeret olamayacağını; şayet Ahmed Hulûsi yanlış yorumda bulunmuşsa; kişinin, “Ben Ahmed Hulusi’nin fikrine tâbi oldum da onun için bunu böyle yaptım” demesinin, kendisini kurtarmayacağını; acaba nasıl anlatabilirim?

“Benim öğrendiklerime, okuduklarıma göre bu konu böyledir… Ama hakikatini Allâh bilir… Belki de yeni öğreneceklerim bu konudaki fikrimi değiştirebilir. Dolayısıyla kanaatim, ancak şu anki veritabanıma GÖRE böyledir”…

Demeyen herkes, hem kendini yanıltmaktadır, hem de başkalarını…

Evrendeki yerimiz ne ki, evrensel gerçeklerden bu derece kesin söz edebilelim..?

Ne kadarıyla “İKRA=OKU”yabildik ki, “ALLÂH Adıyla İşaret Edilen”in yoktan yarattığı, bize göre başsız-sonsuz bu evren içre evrenleri, ne kadar bilebilelim?..

Görebildiğimiz kadarıyla…

Her insan ölümü “tadarak”, bu Dünya’dan ayrılıp yoluna devam etmektedir, dünyasını yanında götürerek!..

Bu Dünya’daki edindiğin tüm mertebe ve etiketler yalnızca ölüme kadar geçerli olup; ötede hiçbir şey ifade etmemektedir.

İnsanlar, bir diğerlerinin yanına, yalnızca ondan çıkarları (maddi ya da manevî) olduğu için değer verip gelmektedirler!..

Kafasındaki köyünün ötesine çıkmamış etiketli şehirli; ülkesinin diğer ucundaki toplumsal değerlerden ve bakış açılarından habersiz etiketli veya etiketsiz güruh; tüm Dünya insanlığına ve hatta galaktik ölçülere fetva ve ferman verirken; düştüğü komik ötesi acınacak zavallılığını hiç fark etmemektedir!

“ALLÂH”tan habersiz; hayalinde yarattığı “tanrı”sı adına insanları yargılamaya ve yönetmeye kalkan mısır püskülünden iplik anlayışındakilerin din değerleri ve bakış açılarıyla, “İslâm Dini”ni değerlendirmeye kalkan anlayışı sınırlılar, bunun pahasını ödeme gününe geldiklerinde, çok acı gerçeklerle yüz yüze geleceklerdir Kurân’a göre…

Zan, asla gerçek değildir!..

Kur’ân; “OKU”nası kitaptır! Nihavent makâmından okumaya kalkışılası Türk Ceza kanunu misali, duygusal metin değil! Hele Hicaz makâmından okunası fransızca İsviçre medeni kanunu hiç değil!

“Pek çok şeyi misallerle anlattık” diyen “Kitap”ı, mısır püskülünden iplik anlayışıyla değerlendirmeye kalkanlar, “İslâm Dini” yerine öyle bir “müslümanlık dini” oluştururlar ki; “Aklı ve mantığı terk et, buna akıl ve mantıkla yanaşılmaz, körü körüne iman et” demekten başka çareleri kalmaz! Zira o saçma yorumlara hiçbir aklıbaşında insan yanaşmaz!

İnsanlara, salât ile Allâh’a mi’râc teklif edilmiştir; olay, beş vakit tanrı huzuruna çıkıp tapınma ve jimnastiğe dönüştürülmüşür!..

İnsanlara oruç ile Samediyet nûrlarını yaşamak teklif edilmiştir; konu, dedikodu-gıybetle ölü kardeşinin çiğ etini yiyen yamyamların açlığına çekilmiştir!..

İnsanlara hac ile geçmişin tüm negatif yükünden arınıp kalbî hakikat bilincinde kendilerini bulmaları tavsiye edilmiştir; vakıa, paralıların dinsel turizmine çevrilmiştir!..

İnsanlara zekâtla Rabbin veren eli olmaları teklif edilmiştir; daha fazlasını nasıl alabilirim düşüncesiyle dine yatırım yapmayı düşünenler türemiştir!..

Yalancı şahitlik yemini edenlerin hesabını tutmaya melekler yetişebiliyordur umarım!!!

Emri Rabbimin, yaşamak!.. Kulluğumun zorunlu sonucu, yaşamak!..

İstemiyorum, hiç kimseyle görüşmek ve konuşmak! Aranmazsam mutlu oluyorum! Sorulmazsam huzur duyuyorum! Anladım deyip, mısır püskülünden tişört örenlerden uzak olmak istiyorum!

Tatile çıkıp da, “Bir de onu görelim” diyenler yorgunluk veriyor!

Kendi çiğnemeleri gereken lokmaları benim çiğneyip yuttuktan sonra, onların bedenlerine hokus pokusla enerji olarak yükleyeceğimi sananların, bu varsayımları beni tüketiyor!

“Kızım Fatma, gerekeni yapmazsan, ben seni kurtaramam” diyen Zât’ın bu uyarıyla işaret ettiği, ne yaparsan onun sonucunu yaşarsın evrensel gerçeğini anlamayan anlayışı kıtların; havadan bir şeyler kotaracaklarını sanmaları ve kendilerini böylece ateşe atmaları içimi eritiyor… Tıpkı aslana av olan ceylanı ya da zebrayı seyreder gibi!

Şeyhlere para yatırıp, maneviyat ve mertebe satın alacağını sanan, bu arada elini sıcak sudan soğuk suya sokmayan uyanık tüccarların, gerçekleri fark etmeleri için, acaba son nefeslerini verip, ölüm ötesi yaşamın gerçekleriyle mi yüz yüze gelmeleri zorunlu?..

Yazık ediyorsun, hem de çok yazık ediyorsun kendine dostum!..

Nefsine ZULMEDİYORSUN!..

Bırak şu mısır püskülü anlayışlıların hayalî din ve tasavvuf anlayışını da; gel, KİTABI OKU!.. SİSTEM ve DÜZENİ fark et ve OKU!..

Geri dönüşün ve telâfinin olmadığı yaşam gerçeklerini fark et; yaşamını bu GERÇEKLERE göre yeni baştan düzenlemeye bak!

İnsanlardan maddi veya manevî ne alırsan al onları bırakıp da gideceksin bu Dünya’dan! Arkandan da belki birkaç gün ağlanacak ve sonra unutulup gideceksin! Belki de daha çok bırakmadığın için küfür yiyerek!

“Allâh” için yaşa… Allâh Rasûlü’nün izinden yürü!..

Sana ebedî huzur ve saadeti yalnızca bu verecektir!

 

14.6.1999