SİSTEMİN SESLENİŞİ 2

Ahmed Hulûsi

Gelişme ya da çağ atlama şansı yok!..

Yalnızca bekleyeceksiniz, ömrünü doldurup, takoz olmaktan çıkmasını!

Stalin veya Hitler veya Mussolini kafası gibi bir beyin!.. Ormandaymışcasına bir yaşam, kaba güce dayanan!

Zorbalıkla beyinlere hükmedip; onları düşünmekten, sorgulamaktan, tartışmaktan engelleyen, dünün ilkel materyalizminde kalmış, mürteci bir beyin!

Dinselliği, cüppe ve sarıktan öteye gitmeyip; kafasının içindeki teybinde üç-beş yüz ya da bin sene evvelki “yakıştırmaları”, eser miktarda Kur’ân ve Rasûl kelâmıyla harmanlayarak “DİN” diye pazarlayan ve bundan dünyalığını temin eden insancıkları görmüş, tanımış; tefekkür yoksunu zekâların “İSLÂM”ı inkârları!

Bu “yakıştırma”ları gerçek sanıp, uğruna canlarını bile feda etmeyi kafasına koyan saf insanlar!

Düşünüp sorgulamanın, “günah” olduğu fikriyle bağlanmış, insan olmanın düşünmek ve sorgulamak olduğunu kavrayamamış, ya da kasten o hâlde bırakılmış bir halk!

Bundan yararlanıp, suçu kendilerine bildirilenlere iman etmek olan post-modern kölelerini gütme gayreti içine giren zorbalar!!!

“Discrimination”ın en büyük suç kabul edildiği ülke Amerika! Yani, insanları ırk, renk, dinî inançlarından ya da cinsiyetlerinden dolayı farklı görmek; bunlara dayalı bir biçimde, kişilere farklı davranmak; kanunları kişinin durumuna göre değişken yorumlayıp uygulamak!

“Discrimination”ın uygulandığı ülkelere, “ulu şef yönetimindeki kabile” gözüyle bakan Amerikalılar!

İşte kalkmışım ben böyle bir dünyadan, insanlara, beyin dalgalarının kuvvetinden bahsetmeye çalışıyorum…

“DİN”in “insan”a, kendisini evrensel birim olarak yeryüzünde (madde boyutunda) tanıyıp; semâda (şuur boyutunda) “ALLÂH İsmiyle İşaret Edilen”in teklik boyutunda, hakikatini bulmak suretiyle “ALLÂH”a ermesi; beyin dalgalarıyla yeryüzünde bilinçli bir şekilde yaşaması ve çevresine yön vermesi için bildirildiğini, kavratmaya çalışıyorum.

40 yıla yakındır “insan” olarak, “meslek” olarak değil; düşündüklerimi, sorguladıklarımı ve sonuçta keşfettiklerimi yalnızca paylaşmış olarak bu dünyadan çekip gitmenin huzuru içinde yazıyorum…

Sonunda, yavaş yavaş düşünmeye başlayan, sorgulayan, neden, niçin, nasıl demesini öğrenen nesli görmeye başlıyorum.

Bana, dün başarıya ulaşmışları taklit et, diyorlar; benim bir mukallit olmadığımı duyup, bunu yazdığım satırları gördükleri hâlde!

Benim amacım, insanlar arasında başarılı olarak nitelendirilmek değil ki!

Ben yalnızca düşündüklerimi paylaşıyorum!

Aklını mantığını kullanabilenler, bunları değerlendirir; sonra da dilediği gibi yaşar! Ötesi benim umurumda mı!..

Üç-beş gün sonra yaşamımın sona ereceği dünyanızda, en büyük pâyeyi almış olsam ne yazar?.. Ben bulmuşsam “Allâh”ı, senin vereceğin pâye ya da mertebe nedir ki benim yanımda!

Sen, düşünemeyen, sorgulayamayan, yalnızca para ya da erkek veya dişi et peşinde koşan beyninle, bana bir mertebe ya da dereke biçsen ne değişir benim için!

Var git, kaç yüzyıllık “YAKIŞTIRMA”ları “DİN” sanarak kendini avutup; boyla sonucunu!

Ne anlarsın sen, “Selâmu aleyküm” demekle “Günaydın” demenin farkını! Özünden gelen “Selâm”kavramının, karşı beyine yönlendirilerek; onda, özünden “Selâm”ın beyninde açığa çıkmasını sağlamak amacıyla, ona kapı açmanın nasıl oluştuğunu!..

Ne anlarsın sen, ukalaca “Merci” demekle, “Allâh razı olsun” diyebilmenin, karşındakine neler kaybettireceğini ya da kazandıracağını!..

Ne anlarsın sen, “abdest alma” fikriyle el-yüz yıkarken, beynin yaydığı dalgaların bedende belli fizyolojik etkiler oluşturarak, başka türlü arınmalar meydana getirmekte olduğunu!..

Ne anlarsın sen et beyinli, “Allâh” kelimesinin geçtiği her yerde “senin özündeki gizli evrensel kuvveden”söz edilip, O’ndaki hassaların açığa çıkartılmasının sana önerildiğini!..

Ne anlarsın sen, insandaki “healing” = “şifa” kuvvesinin beyinden kaynaklanan bir özellik olup, hastalara “okumak” denen şeyin dahi, bu esasa dayandığını, “üfürük” olmadığını; Amerika’da ve İngiltere’de bu tür sayısız “şifacı”ların olup, tıp mensuplarının bu olayı Rusya’da bile incelemeye aldıklarını!

“Cemaate namazı edâ ettiren kişi, Kur’ân okumaya başladığı zaman ona bir nûr iner ve ondan bu nûr arkasındaki kişiye, ondan da sağlı sollu bütün cemaate yayılır” uyarısının; Kur’ân okuma sırasında bu beyinden açığa çıkıp yayılan dalgaların, tüm cemaati etkilediğini; bu yüzdendir ki, öne geçen kişinin bu bilinç içinde işlevini hakkıyla getirmesi gerektiğini! 

Bak dostum, ister müslüman ol ister ateist, “İSLÂM DİNİ” ile tanışmamakla, bil ki kaybettiklerinin ölçüsü de yok, telâfisi de!

Et beyinliliği koy bir yana, niye Allâh indîndeki “DİN” dendiğini anlamaya; bu “DİN”i kavramanın sana neler kazandıracağını fark etmeye çalış!

Sosyal düzen, ya da iyi ahlâklı sade vatandaş olasın diye sana bildirilmemiş bu “DİN”!

Aklını başına topla, mantığını kullan, en son bilgilere ve global bakış açısına yüksel; evrensel düşünceyle sorgula “DİN”i, ne olduğunu idrak etmeye çalış!

O zaman, kavrayacaksın ki, yukarıdaki gök tanrısına tapınıp yaranasın diye gelmiş bir bilgi kaynağı değil “DİN”…

“Halife insan” olarak, evrenselliğe açılabilmen için sana bildirilmiş “İslâm Dini”!..

Ne olduysan oldun, ama yarın hepsini bırakıp gideceksin bu Dünya’dan, arınamadan, dünyanla birlikte!..

“Halife insan” olamadıysan, ne olacak hâlin?..

Diyorsun, uydurma; ya gerçek ise söylediklerim?..

Sistemde telâfi yok!..

Sistemde, mazeret geçerli değil!..

Bunların sonuçlarını hâlâ kavrayamıyorsan; var git çayıra gezin; ya da et yemeğe git!

 

6.7.1999