RUH İNSAN CİN

Ahmed Hulûsi

ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI

 1986 Beşinci ay, Fasikül: 17, Sayfa: 151

Aşağıdaki yazılar, görülen lüzum üzerine verilen emirle toplum bilinçlerine bir uyarı olarak yazılmıştır.

Din ile bilim bir bütündür. Dinsiz ilim, ilimsiz din olmaz. Fakat asırlardır, bu iki gerçek arasına bilinçsizlik girerek, onları tartışma konusu yapmıştır. Bilim, gerçeği deneylerle ispat etmek ister. Din, hakikatin ve gerçeğin görünmeyen ortamlarda olduğundan bahseder. Bu şekilde, bugüne kadar din bilimi, bilim dini inkâr etmiştir. Bu son dönemde artık yavaş yavaş her ikisinin de analiz ve sentezleri yapılmaya başlanarak hakikate varılmaktadır. Bu yüzden size bütün hakikatleri anlatıyoruz.

İslâm’ın kitabını, İslâm dostlarımız bilinçli bir şekilde okumuşlarsa, onun size vermiş olduğu mesajı çok iyi bileceklerdir. Bu mesajın özü, sevgi, hoşgörü, sabır ve bir şeyi anlamadan onun bilincine varmadan ön yargılı olarak inkâr etmemenizdir. Bazı köklenmiş bağnaz düşünceler, hâlâ RUH yoktur, reenkarnasyon yani yeniden doğuş yoktur, Cin vardır, peri vardır, şeytan vardır demektedirler. Belli ki bu dostlar beş vakit kıldıkları namazın, orucun ne olduğundan bile bihaberdirler. Ve okudukları kitaplarını anlamış değillerdir. Bir zamanlar bazı kişiler, İslâm’ın Peygamberi için {CİNLENMİŞ ŞAİR} diyorlardı.

İSLÂM’IN KİTABINDA, “CİN”İ KÖTÜ OLARAK TANITAN SÛRELERİN yanlış anlaşılması, İslâm toplumunu bu hâle getirmiştir.

“Cin” de Allâh’ın bir varlığıdır!.. Onlar nasıldır? Bulundukları yerler nereleridir? Vücut yapıları nasıldır? Onları da niçin öğrenmeyelim, diye korkularınızı yenip bir gayret gösterse idiniz, dünyanız bu kadar geri kalmazdı.

Unutmayın ki, İslâm’ın kitabında bahsedilen “CİNLER”, sizlere hakiki yolu gösteren yüce varlıklardır ve RABBİN EMRİNDE hareket eden dostlardır. Kötülükler daima kötü kişilerin başına gelir. Bunun sebebini neden bugüne kadar araştırmadınız.

“Cin” dediğimiz varlıklardan korkacağınıza, kendi hemcinslerinizden korkunuz. Çünkü en büyük fenalığı siz kendi kendinize yapacaksınız.

Yine sizi kurtaracak olan, Rabbinizin ilâhî emri ile “CİNLER” olacaktır.

Bizimle irtibatta bulunan yüce görevliler, sizlere, bizi anlatmakla, tanıtmakla mükelleftirler.

Bu yüce dostlarımızdan biri de “BEYTİ DOST”dur. Bilgileri değişik kanallardan “MUSTAFA MOLLA” ile beraber bütün dünyaya aktarmaktadır.

Her dönemin yüce görevlileri vardır. Bunlar, ışık dostlarımız, MUSA, İSA, MUHAMMET MUSTAFA’dır.

İslâm’ın kitabında 7-181 âyet şöyle der:

Yarattıklarımızdan öyle bir ümmet vardır ki hakka iletirler – hak ile adalet yaparlar.

İşte bunlar Bizleriz. Yani UZAYLI DEDİĞİNİZ dostlar.”

“YÜCE MECLİS”

 

Aynı kitabın, aynı fasikül 152. sayfasında da “CİNLER” kendilerini şöyle empoze etmektedirler:

 

“Toplum bilinci için “Cin”ler hakkında açıklamadır:

Şimdi sizlere Cin’lerden bahsedeceğiz. Tanrı tüm mevcudatı doğal enerjiden var etmiştir. Ve Cin’lerle İNSAN’ları aynı düzeyde yaratmıştır. Zamanında her ikisi de birarada yaşamakta idiler.

 Nitekim İslâm’ın kitabında 55-35 âyette: {EY CİNLER ve İNSAN TOPLULUĞU, yerin ve göğün bucaklarından geçip gitmeye gücünüz yeterse gidin. Ancak bu bilgi ve kudretle olur} denilmiştir.

Yani, burada, CİN ve İNSAN topluluğu ayrı tutulmamış, onların kazandıkları güç ve bilgi sayesinde yerin ve göğün bucaklarına gidebilecekleri belirtilmiştir. Bu çalışmalar ortam bilincine göre ayarlanmaktadır. {Nitekim dünyada yapılan uzay çalışmaları, diğer galaksilerin ileri boyut çalışmaları ve su altından gizli haberleşmeler gibi}.

Tanrı, CİNE selâhiyetini, celâlini ve cemâlini vermiştir. İnsana, yüreğini, merhametini, mantığını vermiştir. Düzen bu yoldan hareket edilerek kurulmuştur.

CİNLER, tüm evrenlerin ve Tanrının koruyucusu ve O’nun emirlerini her tarafa yayan bir elçiler grubudur. Ferdî hiçbir hareketleri yoktur. Çalışmalar müşterektir. {Her zaman dediğimiz gibi, buradaki tanrı tâbirini Kadiri Mutlak ile karıştırmayın}.

İnsan ise ürettiği sevgi ile evreni ve tüm canlıları yaşatan yüce bir varlıktır. {O} onu sevgisinden yaratmıştır ve tanrının yaratıcı enerjisini taşımaktadır.

CİNLER, Allâh’ın birliğine ve buyruğuna bugüne kadar hizmet vermiş ve Onun cemâlini-celâlini dolaylı yoldan kâinatlara iletmiştir. Onlar hiyerarşik düzenin koruyucuları ve tatbik edicileridir.

Onlar robot değillerdir. Ancak yaptıkları robotlara emirler vererek ileri teknolojilerin hâkim olduğu ortamda, onların vasıtaları ile birçok planetlere yansıtmaktadırlar.

Onlar {CİNLER}, tanrı buyruğuna itaatta asla kusur etmezler. Bunlar Allâh’ın SÂDIK kullarıdır. Fakat insanoğlu cüzi iradesi ile bile kendi kendine hizmette kaçınmaz. Bu onun egosudur. Hiç çekinmeden kurulan düzenleri bozar, evrenleri tehlikeye sokar.

İşte onlar, onlara vaad edilen cennetlerden bu yüzden kovulmuş ve bugüne kadar düzenin dışında tutulmuştur. İnsanın kaderi tabandan tavana yani sudan nura, oradan ateşe yükselerek çizilmiştir.

CİNLERİN kaderi, ateşten kâinata ve oradan sonsuza çizilmiştir. Cin’ler ATEŞTEN yani çok yoğun enerjilerin bulunduğu ortamlardan var edilmişlerdir. Her bakımdan daha güçlüdürler. SİZ ONLARA {CİNLERE} UZAYLI DİYORSUNUZ.

Şimdi rabbin emri ile, ilk kurulan düzene gidilmekte ve tüm evren anayasalarla birleştirilmektedir. Ve bu şekilde düzenleri bozmamış, Allâh’ın birliğine sığınmış, kardeşlerimiz ile beraber olmak ve kurtuluşa hazırlanmak üzere sizlere ellerimizi uzatmış bulunmaktayız. Bu yüzden, bütün evrensel birleşimleri planetinize yansıtmaktayız.

Sizlere uzattığımız ellerimizi geri çevirmediğiniz takdirde, kazanacak olan sizlersiniz.

Tanrımızın emri ile gökleri aşmış ve siz kardeşlerimiz ile, ilk varoluşumuzda olduğu gibi birleşme emri almış bulunuyoruz.

Bu yüzden sizlere bilinmeyen ortamlardan bilgiler aktararak teknolojik tüm imkânlarımızı kullanmakta ve kurulacak düzene sizleri hazırlamaktayız.

Hepimiz tanrı kullarıyız ve onun yollarında hizmetkârlarız. Ancak sizlerle çalışma sahalarımız ayrı ayrıdır. Bizler hakikatin elçileriyiz.”

MERKEZİN ÖZEL KANALINDAN BİLDİRİLMİŞTİR MERKEZ

 

Evet, kendilerini böyle tanıtan CİNLER şu anda nasıl bir ortamda, kimlerle beraber yaşadıklarını da gene açıklamalarına göre şöyle anlatmaktadırlar.

 

Aynı kitap, sayfa: 153…

“Bu dönemde, birleşik alan mucibince, CİNLER – PERİLER – ŞEYTANLAR dediğiniz varlıklar, çok ileri teknolojilerin hüküm sürdüğü boyutlarda, MELEKLERLE İÇ İÇE bir bütün olarak yaşamaktadırlar. Ancak evrensel yasalara göre, asla, ferdî iradelere hükmetmeme andları vardır. Ancak o boyut frekansına kadar düşünce frekansını uzatabilenlerle ve o boyut enerjisinden var olan kişilerle özel irtibatlara girmektedirler.”