MUHAMMED MUSTAFA 2

Ahmed Hulûsi

Efendimiz AleyhisSelâm daha hicretten evvel müslüman olan bazı erkekleri bazılarıyla kardeş yapıyordu…

Bu da bir gün Hazreti Ebu Bekir ile Hazreti Ömer (r.a.)’ın beraberce elele tutunmuş bir hâlde kendisine gelirken görmesiyle başlamıştı… Hazreti Ebu Bekir ile Hazreti Ömer’i elele tutuşmuş kendisine doğru gelir bir hâlde gören Efendimiz AleyhisSelâm şöyle buyurmuştu:

− Rasûller ve Nebilerden sonra, evvelkilerin ve sonrakilerin içinde cennetlik olanlardan en kâmil olan iki kişiye bakmak isteyen şu gelenlere baksın!..

Efendimiz AleyhisSelâm bu sözleriyle yaşı kırkı geçenler arasında demek istemişti…

Zira Efendimiz AleyhisSelâm’ın:

− Ben ilim şehriyim, onun kapısı da Âli’dir!..

Şeklindeki buyruğuna mazhar olmuş ve daha nice azametli lütuflara sahip kılınmış Hazreti Âli (r.a.) da hiç şüphesiz ki asla onlardan geri değildi…

İşte bundan sonra Efendimiz AleyhisSelâm, Hazreti Ebu Bekr (r.a.) ile Hazreti Ömer (r.a.)’ı kardeş yapmıştı… Daha sonra da sırasıyla şu kişileri kardeş yapmıştı:

1. Hazreti Osman ile Hazreti Abdurrahman bin Afv (r.a.)

2. Hazreti Hamza ile Hazreti Zeyd bin Harisa (r.a.)

3. Hazreti Zübeyr ile Hazreti Abdullah bin Mes’ud (r.a.)

4. Hazreti Sa’d bin Ebi Vakkas ile Musab bin Umeyr (r.a.)

5. Ebu Ubeyde bin Cerrah Hazretleri ile Hazreti Ebu Huzeyfe (r.a.)

6. Ubeyde bin Haris ile Bilâl bin Rebah (r.a.)

7. Said bin Zeyd ile Ubeydullah (r.a.)

Bu kardeşleştirmeden hemen sonra Hazreti Âli (r.a.) Efendimiz AleyhisSelâm’ın yanına gelip sordu:

− Yâ Rasûlullâh, sen bütün ashabı birbiriyle kardeş yaptın… Fakat bana kimseyi kardeş yapmadın ve beni yalnız bıraktın?..

Efendimiz AleyhisSelâm, Hazreti Âli’yi sevindirecek şu açıklamayı yaptı:

− Sen, dünyada ve âhirette benim kardeşimsin!..

Bu ilk kardeşliğin kurulmasından sonra ikinci kardeşlik de Medine’ye hicretin beşinci ayında gerçekleşti… Medine’ye hicret eden müslümanlar, pek çok şeylerini Mekke’de terk etmek zorunda kalmışlardı… Bu yüzden Medine’ye geldikleri günlerde son derece güç günler yaşıyorlardı…

Muhacirlerin bu derece sıkıntı altında yaşaması karşısında durumu gören Efendimiz AleyhisSelâm ortaya iyi bir Hak Yolu koydu… Medineli müslümanlar yani “Ensar” ile Mekke’den hicret eden müslümanlar yani “Muhacirler” birbirleriyle kardeş olacaklardı…

İşte bu karardan sonra Efendimiz AleyhisSelâm Ensar ile Muhacirleri şu şekilde kardeş yaptı:

Hazreti Âli ile Sehl bin Huneyf,

Hazreti Osman bin Affan ile Evs bin Sabit,

Hazreti Ebu Bekir, Harice bin Zeyd ile,

Hazreti Ömer, Uveym bin Saide ile,

Hazreti Talha bin Ubeydullah, Ubey bin Ka’b ile,

Zübeyr bin Avvam, Kâ’b bin Malik ile,

Cafer bin Ebu Talib, Muaz bin Cebel ile,

Ebud Derda, Selmanı Tarisi ile,

Hazreti Hamza, Külsüm bin Hidm ile,

Ebu Ebeyde bin Cerrah, Muhammed bin Mesleme ile,

Amir bin Fuheyre, Haris bin Evs ile, böylece kardeş olmuş bulundu…

Müslümanlar arasında kurulan bu kardeşlik son derece hayırlı ve faydalı oldu… Ne biri çıkıp bu kardeşliği istismar etti, ne de diğeri çıkıp, kardeşliğini küçük gördü… Her biri sadece ve sadece Allâh rızası için, her şeyini kardeşinin önüne koydu ve onlar üzerinde dilediği gibi tasarruf etmesini istedi… Allâh için yaşadılar, Allâh için sarf ettiler ve Allâh için kardeşlik ettiler…

Mekke’den hicret edenlerden Abdurrahman bin Afv (r.a.) bu kardeşlik meselesini şöylece anlatır:

“Medine’ye hicret ettikten sonra Rasûlullâh AleyhisSelâm, beni Sa’d bin Rebi ile kardeş yapmıştı… Bu kardeşlik yapıldıktan sonra, Sa’d bana şöyle söyledi:

− Yâ Abdurrahman, ben malca ensarın en zenginiyim. Mevcut malımın yarısını şu andan itibaren sana ayırdım!.. Ayrıca benim şimdi iki tane de kadınım var!.. Bu iki kadından hangisini seçersen, onu senin için boşarım ve sende iddeti geçtikten sonra onunla evlenebilirsin…

Sa’d’ın bu sözleri beni çok duygulandırmıştı… Teşekkür ettim:

− Allâh, kadınını ve malını sana mübarek kılsın yâ Sa’d!.. Benim onlardan hiçbirine ihtiyacım yok… Yalnız sen bana şu çarşı pazarının yerini gösteriver yarın sabah!..

Bundan sonra ertesi sabah Sa’d da beni alıp doğruca çarşıya götürdü… Ben de orada biraz ham yağla keş alıp satmaya, böylece ticarete başladım… Aradan çok bir zaman geçmemişti ki, benim durumum Allâh’ın inayetiyle düzelivermişti!..

Biraz geçtikten sonra Ensardan bir kadınla evlendim… Ertesi günü de Rasûlullâh AleyhisSelâm’ın huzuruna gittim… Yeni evlenenlere mahsus zağferanın eserini üzerimde gören Rasûlullâh sordu:

− Evlendin mi yâ Abdurrahman?..

− Evet yâ Rasûlullâh!..

− Kiminle evlendin?..

− Ensardan bir kadınla…

− Peki, ne kadar mihir verdin?..

− Bir çekirdek ağırlığında (takriben beş dirhem) altın verdim yâ Rasûlullâh…

Bundan sonra Rasûlullâh AleyhisSelâm buyurdu:

− Öyle ise bir koyun kesmek suretiyle de olsa, velime (düğün yemeği, ziyafet) yap yâ Abdurrahman…

Bundan sonra kısa zamanda çok zengin oldum… Öyle ki, âdeta taşa uzansam altından ya bir altın bulurdum, ya da bir gümüş…”

 Muhacirler ile ensar arasında kardeşlik yapılması sırasında, Mescidi Nebevi de tamamlanmıştı… O zaman Mescidi Nebevi’nin minaresi yoktu. Minarelerin ilk yapılması, Ömer bin Abdülaziz zamanında olmuştu…

Mescidi Nebevi’nin tamamlanması sırasında ikinci bir mesele ortaya çıktı… Müslümanlar namaza nasıl davet olunacaktı?.. O zamanlar müslümanlar namaz vakti geldiğini tahmin edince mescitte toplanırdı… Ancak mescidin tamamlanmasından sonra sıra bu meselenin de hâlledilmesine gelmişti!

Efendimiz AleyhisSelâm bu mevzuda ashabın neler düşündüğünü sordu…

Bu sual üzerine ashaptan birisi teklif etti:

− Namaz vakti gelince, mescidin üzerine bir bayrak dikelim!.. Görenler birbirine haber verirler ve burada toplanırlar… 

Efendimiz AleyhisSelâm bu teklifi beğenmemişti… Başka bir değişik şey teklif edildi:

− Yahudilerin Şebburu (boruları) gibi biz de bir boru öttürelim…

Efendimiz AleyhisSelâm bunu da beğenmedi…

− Bu Yahudilerin işidir!..

Başka bir teklif atıldı:

− Çan çalarak haberdar edelim!..

Efendimiz AleyhisSelâm bu teklifi de uygun bulmadı…

− Bu da Nasranilerin işidir!..

Değil mi ya?.. Elbette müslümanlara göre bir şey bulunmalı idi…

− Yüksek bir yerde ateş yakalım!.. Herkes bu ateşi görüp gelir!..

Efendimiz AleyhisSelâm bu teklifin de müslümanlara uygun düşmeyeceğini belirtti…

− Ateş yakmak Mecusilerin (ateşperestlerin) işidir!..

Bundan sonra şu teklif üzerinde karar kılındı, Efendimiz’in buyruğu üzerine; namaz vakti geldiğinde yüksek bir yere çıkılacak ve “Es salâtu camiah” diye bağırılacak!..

Bir süre böylece durum idare edildi…

Aradan çok bir zaman geçmemişti ki, ensardan Abdullah bin Zeyd, Efendimiz AleyhisSelâm’ın yanına geldi ve şöyle anlattı:

− Yâ Rasûlullâh, ben şöyle bir rüya gördüm… Üzerinde yeşil iki parçadan ibaret elbisesi olan bir adam, elinde de çan olduğu hâlde dolaşıyordu… Sordum ona:

− Şu elindeki çanı satar mısın? O da bana sordu:

− Ne yapacaksın o çanı sen? Anlattım:

− Onunla halkı namaza davet edeceğim!.. Bana teklif eti:

− Ben sana ondan daha hayırlı bir şey öğreteyim mi?.. Sordum:

− Nedir o?.. Anlattı:

Allâhu Ekber, Allâhu Ekber!..

Allâhu Ekber, Allâhu Ekber!..

Eşhedü en lâ ilâhe illâllâh!

Eşhedü en lâ ilâhe illâllâh!

Eşhedü enne Muhammeden Rasûlullâh!..

Eşhedü enne Muhammeden Rasûlullâh!..

Hayye ales salâh!

Hayye ales salâh!

Hayye alel felâh!

Hayye alel felâh!

Allâhu Ekber, Allâhu Ekber!..

Lâ ilâhe illâllâh…

Sonra da biraz geri çekilip şöyle konuştu:

− Namaza kalkacağın zaman da şöyle okursun:

Allâhû Ekber, Allâhû Ekber!..

Allâhû Ekber, Allâhû Ekber!

Eşhedü en lâ ilâhe illâllâh!

Eşhedü en lâ ilâhe illâllâh!

Eşhedü enne Muhammeden Rasûlullâh!

Eşhedü enne Muhammeden Rasûlullâh!

Hayye ales salâh!

Hayye ales salâh!

Hayye alel felâh!

Hayye alel felâh!

Kad kâmetis selâh!

Kad kâmetis selâh!

Allâhu Ekber, Allâhu Ekber!

Lâ ilâhe illâllâh!..

Efendimiz AleyhisSelâm bu rüyayı dinledikten sonra şöyle buyurdu:

− İnşâAllâh bu Hak rüyadır!.. Haydi Bilâl ile kalk da, gördüğünü ona öğret!..

O da ezanı okusun… Çünkü onun sesi seninkinden daha yüksektir…

Bundan sonra Bilâl ile beraber kalktılar ve onun öğrettiği şekilde Bilâli Habeşi (r.a.) ilk ezanı okudu… Ezan sesini duyan müslümanlar kısa zamanda mescide doluvermişlerdi… İlk defa işitmelerine rağmen bu davet onların da çok hoşlarına gitmişti…

Bu arada ezanı işiten Ömer (r.a.) da koşarak geldi Rasûlullâh AleyhisSelâm’ın yanına ve şöyle konuştu:

− Seni Hak dini’ne götüren Allâh’a yemin ederim ki, Abdullah’ın bu görmüş olduğu şeyin aynısını yirmi gün kadar evvel ben de görmüştüm yâ Rasûlullâh!..

Efendimiz AleyhisSelâm hamd etti:

− El Hamdulillâh!.. Peki bunu daha evvel niye söylemedin yâ Ömer?..

Hazreti Ömer sıkılarak cevap verdi:

− Gördüğümü anlatmaktan utandım yâ Rasûlullâh!..

Bu hâdiseden sonra kısa bir zaman geçmişti ki, Bilâli Habeşi gene sabah ezanı okuyordu… Ancak ezanı okuduğu hâlde Efendimiz AleyhisSelâm’ın kalkmadığını görünce ilave etti ezana:

Es salâtu hayrun minen nevm!

Es salâtu hayrun minen nevm!..

Efendimiz AleyhisSelâm bu sözlerle birlikte kalkmıştı… Ayrıca bu sözler O’nun da çok hoşuna gitmişti… Bundan sonra sabah namazlarında bu sözleri de okumasını istedi… Böylece günümüzde okunan ezanın tamamı ortaya çıkmış oldu… Ezanın bu şekilde kabulünden sonra Medine’de bulunan bir kısım yahudiler ile gayrı müslimler ezanla alay etmeye kalkıştılar… Ancak onlar hakkında şu âyeti kerîme nâzil oldu:

“Salât için ezan okuduğunuzda, ezanı alay ve eğlence edindiler… Bu, onların aklını kullanamayan bir güruh olmalarından ötürüdür.” (5.Mâide: 58)