GAVSİYE AÇIKLAMASI

Ahmed Hulûsi

 Yâ Gavs!.. Kalbi mücahedeye meyleden kula ne mutlu… Vay hâline o kulun ki kalbi şehevâta meyleder!

 

Öncelikle burada vurgulanan husus, yönelişin mutluluk ve azabı getireceğidir…

Yöneliş, mutluluk müjdesine, ya da büyük sıkıntılara işaret olarak belirtildikten sonra deniliyor ki;

Vehim perdelerini kaldırmak için mücahede eden… Allâh’ı rü’yetine engel olan benliğinden arınmak için mücahede eden… Özündeki Hakkanî sıfatlarla tahakkuk için, beşerî sıfatların fâniliğini müşahede için mücahede eden… Esmâ mânâlarıyla perdeli olmaktan kurtulmak ve Zât-ı Ahadiyete yönelmek için mücahede eden; “mücahede” ehline ne mutlu… Ki o mücahede ehli, elbette ki, otomatik olarak yaptığı mücahedenin neticesine ulaşacaktır… Aksi asla mümkün olmaz!..

Vay hâline, o şehevâta yönelenlerin… Şehvet, arzu ve isteklere…

Vay hâline o arzu ve isteklerin peşinde koşup, onlara yönelenlere…

Bedenin tabiatı istikametinde koşanlar… Yemek, içmek, seks, içki, sigara ve daha akla gelen, bedenin dolasıyla bağlı olduğun, ayrı kalmayı kabullenmediğin her şey peşinde koşma hâlinde olanlar…

Vehmî benliğinin şartlanmalar istikametinde, sahip olmak için peşinde koştuğu her şey… Makâm, koltuk, mevkî, şan, şöhret, şeref, gurur, “ille benim dediğim olacaktır” hâli, saygı, sevgi, hürmet ve hizmeti görülme arzuları…

Bütün bunların kökeni hep, kendini ister et-kemik beden, ister ruh beden, fakat neticede bir izafî birim olarak kabullenme hâlinden ve şartlanmasından kaynaklanmaktadır!

Bunların otomatik ve tabii sonucu ise, hepsini yitirmiş bir hâle düşmektir… Ama ölümle, ama daha sonra!

Ama ne zaman ki, NEFSin hakikatini anlar, idrak edersin; nefsinin “Nefs-i Küll”, aklının “Akl-ı Küll”olduğunu hissederek yaşarsın; işte o zaman artık sende birimsel mânâda “benlik” kalmamış olur… Bu durumda da yukarıda sayılan şeyler olmuş ya da olmamış, senin için hiçbir anlam taşımaz!

“Dünya varmış, tâ ki yok olmuş; ne umurum; bana ALLÂH yeter!” dersin ve bambaşka bir âlemde yaşamaya başlarsın…

İşte mücahede, Zât-ı ilâhî’ye erene kadar, nefsin var olduğu sürece, her mertebede kendi gereklerine göre vardır ve lüzumludur. Kim bundan mahrum kalırsa, bulunduğu yere kendini pranga zinciriyle bağlamış, anahtarını da okyanusa atmış olur!