HZ. MUHAMMED’İN AÇIKLADIĞI ALLAH

Ahmed Hulûsi

İnsanların başlarına gelen ve gelecek olan her şeyin ezelde takdir edilmiş olduğunu belirten sayısız âyetler ve hadisler mevcuttur; ki bu konuyu en geniş ve gerçekçi şekliyle İNSAN ve SIRLARI” ile AKIL ve İMAN” isimli kitaplarımızın “Kader Nedir?” bölümünde tetkik edebilirsiniz.

Burada kısaca “KADER” olayını vurgulayan bazı âyet ve hadislere değinmek istiyorum:

“ALLÂH DİLEMEDİKÇE SİZ DİLEYEMEZSİNİZ!” (76.İnsan: 30)

HÂLBUKİ SİZİ DE YAPTIKLARINIZI DA ALLÂH YARATMIŞTIR!” (37.Sâffât: 96)

“MUHAKKAK Kİ BİZ HER ŞEYİ KADERİYLE (yazılı – programlanmış) YARATTIK!” (54.Kamer: 49)

“…HAREKET EDEN HİÇBİR CANLI YOKTUR Kİ ONUN ‘Bİ’NASİYESİNDE (alnında-beyninde var olarak/beyninden) TUTMUŞ OLMASIN (fâtır’ın beyni programlaması)…” (11.Hûd: 56)

“DE Kİ: “HERKES YARATILIŞ PROGRAMI (fıtratı – şâkılesi) DOĞRULTUSUNDA FİİLLER ORTAYA KOYAR!” (17.İsra’: 84)

“ARZDA (bedeninizde – dış dünyanızda) VE NEFSLERİNİZDE (iç dünyanızda) SİZE İSÂBET EDEN HİÇBİR MUSÎBET YOKTUR Kİ, BİZİM ONU YARATMAMIZDAN ÖNCE, BİR KİTAPTA (ilim boyutunda oluşmuş)OLMASIN!..” (57.Hadiyd: 22)

(Bunu bildiriyoruz) Kİ ELİNİZDEN KAÇANA ÜZÜLMEYESİNİZ VE SİZE VERDİĞİ İLE DE SEVİNİP ŞIMARMAYASINIZ!..” (57.Hadiyd: 23)

Şimdi de sıra geldi “KADER” ile ilgili Rasûlü Ekrem’in açıklamalarına;

“ALLÂH, mahlûkatın KADERLERİNİ, semâları ve arzı yaratmasından elli bin sene evvel yazmıştır!”

Tâvûs şöyle anlattı:

Ben Rasûlullâh’ın (sallâllâhu aleyhi vesellem) sahabî­lerinden birçok insanlara eriştim… Onlar, ‘HER ŞEY KADER İLEDİR’ diyorlardı… Ben, Abdullah İbni ÖMER’den şöyle işittim:

Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem) buyurdu;

− HER ŞEY KADER İLEDİR!.. Hatta, âcizlik ile zekâ ve beceriklilik bile!..

* * *

Ebu Hüreyre (r.a.)’dan rivayet edilmiştir: Rasûlullâh (s.a.v.) buyurdu ki, Âdem ile Musa delil göstererek münakaşa ettiler. Musa;

− Yâ Âdem! Sen o kişisin ki, Allâh seni eliyle yaratıp, ruhundan sana ruh üfledi; ve sen, insanları ayarttın; onları cennetten çıkardın! dedi.

Âdem de dedi ki;

− Sen de Allâh’ın konuşmak için seçtiği Musa’sın! Gökleri ve yeri yaratmadan önce Allâh’ın bana yazdığı bir işi işledim diye beni ne hakla kınıyorsun?..

Rasûlü Ekrem; “Âdem Musa’ya delil ile gâlib geldi” buyurdu.

* * *

Abdullah (r.a.);

− ŞAKÎ anasının karnında ŞAKÎ olan; SAÎD de başkasından ibret alandır,dedi.

Bunu işiten bir adam, Huzeyfe (r.a.)’a gelip, bunu anlattı ve;

− Nasıl bir adam, hiçbir iş işlemeden (daha anasının karnında) ŞAKÎ olur? diye sordu. Huzeyfe (r.a.) cevap verdi:

− Buna ne şaşıyorsun? Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem)’i işittim, şöyle diyordu:

“Nutfenin (ana rahmine girdiği andan) kırk iki gece geçince, ALLÂH nutfeye bir melek gönderir. Melek ona şekil verir; göz kulak verir; derisini, etini ve kemiklerini meydana getirir. Sonra:

‘Yâ Rabbi erkek mi, dişi mi olsun?’ diye sorar. Rabbin de dilediğini hükmeder; melek de yazar. Sonra:

‘Yâ Rabbi, ömrü ne kadar olsun?’ diye sorar. Rabbin dilediğine hükmeder, melek yazar. Sonra:

‘Yâ Rabbi, rızkı?’ der.

Rabbin dilediğine hükmeder, melek yazar. Sonra elinde­ki sahife ile, emr olunduğuna bir şey ilave etmeden ve bir şey eksiltmeden çıkar.”

* * *

Enes (r.a.) demiştir ki:

Rasûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Muhakkak Allâh, her rahime bir melek memur etmiştir. Bu melek:

− Yâ Rabbi, bu nutfedir, yâ Rabbi bu alakadır (pıhtılaşmış kan), yâ Rabbi, bu mudgadır (lokma hâli) der.

Allâh bunu yaratmaya hükmetmek istediği vakit, melek:

− Yâ Rabbi, erkek mi, dişi mi; mutlu mu, mutsuz mu; rızkı ne, ömrü ne kadar? diye sorar. Ve böylece (hepsi) anasının rahminde yazılır.” (Buhari, Müslim) 

Âli (r.a.) şöyle demiştir:

Bir gün Rasûlullâh oturuyor ve elindeki bir ağaç parçası ile yeri çiziyordu. Aniden başını kaldırdı ve:

− Sizden bir tek kimse yoktur ki, cennet ve cehennemde­ki yeri bilinmiş olmasın,buyurdu. Yanındakiler:

− Yâ Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem) şu hâlde ne diye çalışıyoruz, her şeyi bırakıp tevekkül etmeyelim mi? dediler. Rasûlullâh (s.a.v.):

− Hayır, çalışınız, herkes ne için yaratıldı ise, onun için hazırlandırılır!.. buyurdu ve sonra da;

‘(Yoksulların hakkını) veren, (ALLÂH’tan) sakınan ve Kelime-i Tevhid’i tasdik eden kimseye gelince, biz onu cennete hazırlarız. ALLÂH’ın hakkını yoksullara vermeyen, sevabından istiğna gösteren ve (Kelime-i Tevhid)’i tekzip edeni de cehenneme hazırlarız.’

Âyetlerini okudu. (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tırmızî)

* * *

Denildi ki:

− Yâ Rasûlullâh, sanki şimdi yaratılmışız gibi bize dini­mizi açıkla!..

− Bugün yaptığımız işler önceden takdir edilmiş ve yazılmış işler midir, yoksa vukuundan sonra mı bize takdir edilmişlerdir?

Rasûlullâh (s.a.v.):

− Hayır, bilakis, yaptığınız işler önceden takdir edilmiş ve yazılmış olan işlerdir!.. buyurdu.

− Şu hâlde iş yapmanın ve çalışmanın ne önemi var? diye sordu.

Rasûlullâh (s.a.v.):

− Hayır iş yapan, kendi işine hazırlanır!.. buyurdu.(Müs­lim, Tırmızî)

Tırmızî’nin lafzı şöyledir:

Ömer (r.a.) sordu:

− Yâ Rasûlullâh, ne buyurursun, yaptığımız işler yepyeni oluşmakta bir şey midir; yoksa önceden takdir edilmiş bir iş midir? diye sordu.

Rasûlullâh (s.a.v.):

Önceden takdir edilmiş olan işlerdir, ey Hattabın oğlu!.. HERKES ÖNCEDEN TAKDİR EDİLMİŞ OLAN FİİLLERE HAZIRLANMIŞTIR… Saadet ehlinden olan, saadet için çalışır; şekavet ehlinden olan da şekavet için çalışır!.. buyurdu.

İmran b. Husayn (r.a.) şöyle dedi:

Müzeyne kabilesinden iki kişi Rasûlullâh’a gelip, dedi­ler ki:

Yâ Rasûlullâh, ne buyurursun, insanların bugün işledikleri ve uğraştıkları şeyler önceden kendilerine takdir edilmiş ve hükmedilmiş bir şey midir, yoksa bu işler, işlendikten sonra mı takdir edilirler?

Rasûlullâh (s.a.v.):

Hayır, bilakis bunlar önceden kendilerine takdir edil­miş bir şeydir. Yüce ALLÂH’ın kitabında bunu şu âyetle; ‘Nefse ve onu düzenleyene ve ona hayr ile şerri işlemeyi gösteren’ (91.Şems: 7-8) doğrulamaktadır!.. buyurdu.

* * *

Abdülvahid b. Süleym (radıyallâhu anh) şöyle demiştir: Mekke’ye geldim, Ata b. Ebi Rebah’la buluştum ve:

Ey Ebu Muhammed, Basralılar, kader (yani önceden takdir edilmiş bir şey) yoktur diyorlar, dedim.

Ata (r.a.);

Evlatçığım, sen Kur’ân okur musun? dedi.

Evet!.. dedim. Ata (r.a.):

Şu hâlde “Zuhruf”u oku!.. dedi. Ben de;

“Hâ-mim! Açıklayan kitaba yemin ederim. Biz onu anlayasınız diye Arapça bir Kur’ân yaptık. Muhakkak o, nezdimizdeki ana kitapta çok yüce, çok hikmetlidir.” (43.Zuhruf: 1-4)

Âyetlerini okudum. Ata (r.a.):

“Ümmü’l-Kitab – Ana Kitap” nedir, bilir misin?.. diye sordu.

Allâh ve Rasûlü daha iyi bilir, dedim. Ata (r.a.):

O, bir kitaptır ki, ALLÂH gökleri ve yeri yaratmadan önce onu yazmıştır. Orada Firavun’un cehennemlik olduğu vardır; orada “Tebbet yeda Ebi Lehebin-Ebu Leheb’in iki eli kurusun” vardır,dedi.

* * *

Ata (r.a.) demiştir ki:

Rasûlullâh’ın arkadaşı Ubade b. Samit’in oğlu Velid’i bulmuştum. Babanın ölüm anındaki vasiyeti ne idi? diye kendisine sordum. Şöyle dedi:

Babam çağırdı ve bana:

Ey oğulcağızım, Allâh’tan kork, bil ki; Allâh’a; kadere, hayr ile şerrin hepsine iman etmedikçe, Allâh’tan sakınmış olmazsın… Bundan başka bir inanç üzere ölürsen cehenneme girersin.

Muhakkak ben Rasûlullâh’ı işittim, şöyle diyordu:

Allâh önce “kalemi” yarattı. Yaz! dedi. Kalem:

Neyi yazayım? diye sordu. Allâhû Teâlâ:

Kaderi, olanı ve ebediyete kadar olacak olanı yaz!.. buyurdu.(Tırmızî, Ebu Davud)

* * *

Abdullah b. Feyruz ed- Deylemi şöyle demiştir:

“Ubeyy b. Ka’b (r.a.)’ın yanına geldim ve kendisine:

Zihnimi kader ile ilgili bazı sözler karıştırdı. Bana bu hususta bir şey anlat; belki Allâh bu vesveseleri kalbimden giderir dedim.

Ubeyy b. Ka’b şöyle konuştu:

Eğer Allâh, göklerinde ve yerinde bulunanların (hep­sine) azap verseydi, zâlim olmazdı; onların hepsine rahmeti ile muamele etseydi, rahmeti onlara, onların yaptığı işlerden daha hayırlı olurdu.

Allâh yolunda Uhud dağı kadar altın harcasan kadere iman etmedikçe, başına gelenin şaşmayacağına, gelmeyenin de asla sana isâbet etmeyeceğine iman etmedikçe, Allâh bunu senden kabul etmez.

Bundan başka bir inanç üzerine ölürsen, cehenneme girersin!”

Abdullah Deylemi der ki: Sonra Abdullah b. Mes’ud’a gittim. O da aynı şeyi söyledi.

Huzeyfe b. Yeman’a gittim, aynı şekilde konuştu. Sonra da Zeyd b. Sabit’e gittim; o da aynı şeyi Allâh Rasûlü (sallâllâhu aleyhi vesellem)’nden nakletti. (Ebu Davud) (Lüzum’s Sünen)

* * *

Abdullah b. Amr (r.a.) söylemiştir:

“Allâh Rasûlü (sallâllâhu aleyhi vesellem)’i işittim, şöyle diyordu:

Muhakkak yüce Allâh yarattıklarını (önce) bir karanlık içinde yarattı; sonra onlara nûrundan saçtı! Bu nûrdan nasibini alan kimse hidâyete erdi!.. Nasibini ala­mayan da dalâlete saptı!..

Bunun için, ALLÂH’ın ilmine göre kalem kurudu!.. Yani işlerin takdiri son bulmuş ve kalemin yazacağı bir şey kalmamıştır” derim. (Tırmızî – İmam b. Hasan senetle)

* * *

Ebu Hüreyre (r.a.) şöyle demiştir:

Allâh Rasûlü (sallâllâhu aleyhi vesellem) bize çıkageldi. Biz, kader hakkında münakaşa ediyorduk. O kadar kızdı ki, yüzü kıpkırmızı oldu. Sanki yanaklarına nar suyu sıkılmıştı ve ;

Bununla mı emr olundunuz, bununla mı ben size gönderildim. Sizden önceki ümmetler ancak bu mesele hakkında münakaşaya giriştikleri vakit, helâk oldular. Yemin ediyorum, bu hususta nizâ etmemeniz için, yemin ediyorum size!.. buyurdu. (Tırmızî)

* * *

Cabir (r.a.)’dan:

Allâh Rasûlü (sallâllâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

Kadere, hayrına ve şerrine iman etmedikçe, başına gelenin asla şaşmayacağına, başına gelmemesi mukadder olanın da asla gelmeyeceğini bilmedikçe, hiçbir kul iman etmiş sayılmayacaktır. (Tırmızî)

* * *

Aişe (r.a.)’dan:

Allâh Rasûlü (sallâllâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

Lânet ettiğim altı kişi vardır ki, onlara Allâh ve gelmiş geçmiş her Nebi ve Rasûl lânet etmiştir. Bunlar:

Allâh’ın kitabına ilave yapan,

Kaderi tasdik etmeyen,

Allâh’ın zelil kıldığı (günahkârları) yükseltmek, azîz kıldığı (sâlih) kulları alçaltmak için ceberût ile insanların başına musallat olan,

Mekke hareminde yasak olanı işleyen,

Ehl-i beytime zulmeden, bir de sünnetimi terk eden kişidir. (Tırmızî)

* * *

Ümmü Habibe (r.a.):

Ey Allâh’ım, bana uzun ömür vermek suretiyle beni zevcim Rasûlullâh’tan, babam Ebu Süfyan’dan ve kardeşim Muaviye’den faydalandır!.. dedi.

Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem) kendisine:

Sen Allâh’tan kesinleşmiş eceller ve zaruri olan birtakım şeyler ve taksim edilmiş rızıklar hakkında birtakım talepte bulundun ki; Allâh onlardan hiçbirini ne vakitten önceye alır, ne de sonraya bırakır!.. Eğer, Allâh’tan seni cehennemdeki azaptan ve kabirdeki azaptan kurtarmasını isteseydin senin için daha hayırlı olurdu… buyurdu.

Bunun üzerine bir adam:

Yâ Rasûlullâh, şu maymunlar ve hınzırlar, (hani şu azap maksadıyla insanların) çevrildiği maymunlar ve hınzırlardan mıdır?.. diye sordu.

Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem) şöyle cevap verdi:

Muhakkak ki, yüce Allâh hiçbir kavmi helâk veya azaba çarpmadı ki, sonra onların neslini devam ettirsin. Bugünkü maymunlar ve hınzırlar, önceden mevcuttular. (Müslim)

* * *

Hâlid el-Hazza (r.a.) şöyle dedi: “Hasan Basri’ye dedim ki;

Anlat bana, Âdem gök için mi, yeryüzü için mi yaratıldı? Hasan Basri:

Yeryüzü için, dedi.

Ne dersin, korunup da malûm ağaçtan yemeseydi?.. dedim.

Ondan yemek zorundaydı (çünkü bu mukadderdi)… diye cevap verdi.

Allâhû Teâlâ’nın “Siz onun aleyhinde (kimseyi) fitneye sürükleyecek kudrette değilsiniz. Meğer ki o cehenneme girecek kimse olsun” (37.Sâffât: 162-163âyeti hakkında bana malûmat veriniz.. dedim.

Hasan Basri:

Şeytanlar onları dalâlete saptırmaya muvaffak olamaz­lar, ancak Allâh’ın cehennemlik olduklarına hükmettiği kimseler müstesnadır, diye cevap verdi. (Ebu Davud)

* * *

Hâlid el- Hazza (r.a.) Hasan Basri’den:

 Yüce ALLÂH’ın “Bunun için onları yarattı” (11.Hûd: 119) âyeti hakkında sordu.

Hasan Basri:

Onları cennet, ötekilerini de cehennem için yarattı, diye cevap verdi.

* * *

(Ebu Davud) Enes (r.a.) şöyle demiştir: “Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem) sık, sık:

Ey kalpleri çeviren Allâh, kalbimi dinin üzerine sâbit kıl! diye dua ederdi. Biz de kendisine:

Yâ Rasûlullâh, sana ve getirdiklerine iman ettik, bizim için (hâlâ) korkuyor musun? diye sorduk.

Evet, çünkü kalpler, ALLÂH’ın parmaklarından ikisinin arasındadır; dilediği gibi onları çevirir, buyurdu.(Tırmızî)

Müslim’in lafzı şöyledir:

İnsanoğullarının kalplerinin hepsi bir tek kalp gibi, Rahmân olan Allâh’ın iki parmağı arasındadır; dilediği gibi onu çevirir.

* * *

Ebu Hüreyre (r.a.)dan: “Allâh Rasûlü (sallâllâhu aleyhi vesellem) şöyle buyur­muştur:

Her doğan, ancak fıtrat üzere doğar; sonra ana ve babası onu yahudi ve hrıstiyan ve mecûsi yaparlar.

Tıpkı bütün uzuvları tamam olarak hayvan yavrusunu dünyaya getirdiği gibi; siz o yavruda bir eksiklik görür müsünüz?!!

Sonra Ebu Hüreyre (r.a.):

İsterseniz, “Yüzünü ALLÂH’ın o fıtratına çevir ki; insanları, o fıtrat üzerine yaratmıştır.” (30.Rûm: 30)meâlinde­ki âyeti okuyunuz dedi. (Buhari, Müslim, Ebu Davud-Tırmızî)

Cennetteki uzun boylu adam, İbrahim a.s.’dır. Etrafındaki çocuklara gelince, onlar fıtrat üzerine ölen her çocuktur. Müslümanlardan biri:

Yâ Rasûlullâh, müşriklerin de küçük çocukları buna da dâhil mi? diye sordu.

Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem):

Evet müşriklerin de çocukları, buyurdu. (Buhari)

Ebu Hüreyre (r.a.)’dan:

Rasûlullâh’a (sallâllâhu aleyhi vesellem) müşriklerin küçük yaştaki çocukları hakkında (âhiretteki durumları nedir, diye) sordular.

Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem):

Onların (çocukken ölmeselerdi) ne amel işleyeceklerini Allâh en iyi bilir, buyurdu.(Buhari, Müslim, Tırmızî)

Aişe (r.a.) şöyle demiştir:

Bir küçük çocuk öldü. Ben de, ne mutlu ona, cennet serçelerinden bir serçe! dedim. Rasûlullâh (s.a.v.):

Bilmiyor musun ki, ALLÂH cennet ve cehennemi yarattı; birincisi için birtakım insanlar yarattığı gibi, ikin­cisi için de birtakım insanlar yarattı!..

Bir diğer nakilde;

“Allâh cennet için birtakım insanlar yarattı ve bunlar babalarının omurga kemiğinde iken daha cennetlik yaptı. Cehennem için de birtakım insanlar yarattı ve bunları da babalarının omurga kemiğinde iken (daha) yarattı…” (Müslim-Ebu Davud)

Aişe (r.a.) şöyle demiştir:

Yâ Rasûlullâh müminlerin küçük yaşta ölmüş olan çocuklarının (âhiretteki durumu) nedir? diye sordum.

Onlar babalarındandır, buyurdu.

Hiçbir amel yapmadan nasıl olur? dedim.

Onların ne amel işleyeceklerini ALLÂH en iyi bilir, buyurdu.

Yâ Rasûlullâh, ya müşriklerin küçük çocuklarının durumu ne olacak? diye sordum.

Onlar da babalarına bağlıdır, buyurdu.

Hiçbir amel işlemeden mi? diye sordum.

Allâh onların, yaşasalardı, ne amel işleyeceklerini en iyi bilir, buyurdu. (Ebu Davud)

Allâhû Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“BİR RASÛL GÖNDERMEDEN HİÇBİR KAVMİ HELÂK EDER OLMADIK!” (17.İsra’: 15)

* * *

Enes (r.a.)’dan:

Adamın biri:

Yâ Rasûlullâh, babam nerededir? diye sordu. Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem):

Baban cehennemdedir!.. diye cevap verdi.

Soruyu soran adam gidince, Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem):

Benim babam ile senin baban ateştedirler!.. buyurdu. (Ebu Davud)

Zeyd b. Sabit (r.a.) şöyle demiştir:

Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem) Neccar oğullarına ait bir bahçede, devesi üzerinde iken, biz de yanında bulunuyorduk. Deve birdenbire ürküp kaçtı…

Neredeyse Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem)’i üzerinden atacaktı. Birden orada altı, yahut beş veya dört kabir bulunduğu anlaşıldı.

Allâh Rasûlü (sallâllâhu aleyhi vesellem):

Bu kabir sahiplerini bilen var mı? diye sordu. Bir adam:

Ben bilirim, dedi. Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem):

Bunlar ne zaman öldüler? dedi. Adam:

− Şirk hâlinde iken öldüler,diye cevap verdi. Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem):

Bu Muhammed ümmeti kabirlerinde sorguya tâbi tutu­lur (fitne ve azaba düçar olurlar); ölülerinizi gömmekten çekineceğinizden korkmasam, şu kabirlerden işittiğim azabı, ALLÂH’ın size de işittirmesine dua ederdim, buyur­du.(Müslim, Nesei)

* * *

Sehl (r.a.)’dan:

“Müslümanların büyük zengin ve yardımcılarından bir adam, Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem) ile birlikte iştirak ettiği bir savaşta, Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem) kendisine baktı ve:

Kim cehennemlik bir adam görmek istiyorsa, şu adama baksın!.. dedi. Bunun üzerine cemaattan biri, zenginin peşine düştü.

Bu, o hâli ile müşriklere en şiddetli bir şekilde saldıranlar­dan biri idi.

Nihayet yaralandı. Dayanamadığından daha çabuk ölmeyi arzu ettiği için, kılıcının ucunu iki memesi arasına dayadı ve vücüdunun bütün ağırlığı ile kılıca yüklenince kılıç (sırtından) iki omuzu arasından çıktı (bu suretle intihar etti).

Bunu gören o adam, koşarak Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem)’ın yanına geldi ve ;

Senin gerçekten Allâh’ın Rasûlü olduğuna şehâdet ederim (yani bu adam hakkında verdiğin haber doğru çıktı)dedi.

Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem):

Ne oldu? dedi. Adam:

− Filan kişi için; kim cehennemlik olan bir adamı görmek isterse, şu adama baksın, buyurdun. Hâlbuki bu adam Müslümanlara en çok yardım edenlerimizden biri idi. (Sen söyleyince) bu adamın (göründüğü gibi) böyle (yani bu hâli üzerine) ölmeyeceğini anlamıştım. Adam yaralanınca, hemen ölmek istedi ve kendini öldürdü.

Bunun üzerine Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem):

Muhakkak ki kul, (Allâh’ın ilminde) cennet ehlinden olduğu hâlde cehennemliklerin yaptığı işleri yapar. Cehennem ehlinden olduğu hâlde de cennetliklerin amelleri­ni yapar. Amellerde itibar, insanların ömrünün sonlarında yaptığı amelleredir!.. buyurdu.” (Buhari)

* * *

Abdullah b. Amr. (r.a.) şöyle demiştir:

“Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem) elinde iki kitap olduğu hâlde çıkıp geldi ve;

Şu iki kitap nedir, bilir misiniz?.. diye sordu. Biz:

Bilmiyoruz yâ Rasûlullâh, ancak sen bize anlatırsan öğreniriz?.. dedik.

Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem) sağ elindeki kitap için:

Bu, Âlemlerin Rabbi tarafından (yazılmış) bir kitaptır. Burada cennetlik olan insanların isimleri ile babalarının ve kabilelerinin isimleri vardır, dedi. Sonra sonuncusuna kadar bunların vasıflarını anlattı.

Bundan sonra, artık ebediyen bunların arasına ne bir ilave yapılır, ne de biri hariç bırakılır,buyurdu. Bunun üzerine orada bulunan sahabiler:

Eğer bu, olmuş bitmiş bir mesele ise, amelin ne önemi var? diye sordular. Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem):

Zira, cennet ehli, sonunu cennetliklerin amelini işleye­rek getirir. Cehennemlik olan kişi de, sonunda cehennemliklerin amelini işlemekle hayatını sona erdirir, dedi.

Sonra elleri ile bir şey atar gibi bir hareket yaptı ve;

Allâh, kullarının işini karara bağlamıştır: Bir kısmı cennette, bir kısmı da cehennemdedir!.. buyurdu.

* * *

Ebu Hüreyre (r.a.)’dan:

“Allâh Rasûlü (sallâllâhu aleyhi vesellem) şöyle buyur­muştur:

İnsanın sabah mümin, akşam kâfir; sabah kâfir, akşam mümin olduğu için küçük bir dünya menfaati karşısında dinini sattığı ve karanlık gecenin dalgaları gibi fitnelerin vuku bulduğu zamanda sâlih amellere koşunuz!” (Müslim, Tırmızî)

* * *

Ebu Hüreyre (r.a.)’dan:

Allâh Rasûlü (sallâllâhu aleyhi vesellem) şöyle buyur­muştur:

Yedi şeyden önce sâlih amele sarılın. Zira şu aşağıdaki şeylerden birini ancak beklemektesiniz:

Ya aniden gelen fakirlik, ya sizi taşkınlığa sevkeden zenginlik, ya vücut sağlığınızı bozan hastalık, ya sizi şaşkın şekilde konuşturan ihtiyarlık, ya aniden gelen ölüm, ya Deccal, ya Kıyamet, ki bu her şeyden şiddetli ve zordur.(Tırmızî)

Ebu Hüreyre (r.a.)’dan:

Allâh Rasûlü (sallâllâhu aleyhi vesellem) şöyle buyur­muştur:

Altı şeyden, yani Güneş’in batıdan doğmaya başlamasından veya Duhan’dan veya Deccal’den veya Dabbetu’l-arz’dan veya (ölümünüzde) yahut sizi başkası ile meşgûl olmaktan alıkoyan bir fitneden veya Kıyamet’in vukuundan önce sâlih amel işlemeye koşun. (Müslim-İmam Ahmed)

Allâhû Teâlâ şöyle buyurmuştur: “BENDEN KORKUN, EĞER ALLÂH’A İMAN EDEN­LERDEN İSENİZ!” (3.Âl-u İmran: 175)

Ebu Hüreyre (r.a.)’dan: Allâh Rasûlü (sallâllâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:

Cehennem, nefsin arzuları, cennet de nefse hoş gelmeyen şeylerle perdelenmiştir. (Buhari, Müslim, Tırmızî)

Abdullah (r.a.)’dan:

Allâh Rasûlü (sallâllâhu aleyhi vesellem) şöyle buyur­muştur:

Cennet, sizden birinizin nalınlarının tasmasından kendisine daha yakındır, cehennem de aynı böyledir. (Buhari, İmam Ahmed)

Ebu Hüreyre (r.a.)’dan:

Allâh Rasûlü (sallâllâhu aleyhi vesellem) şöyle buyur­muştur:

Âhir zamanda öyle birtakım adamlar çıkacaktır ki, bunlar Âhiret işleri karşılığında dünyayı isteyecekler.

Yumuşak görünmek için koyun postuna bürünecekler, dilleri şekerden tatlı olacak, fakat kalpleri, kurt kalpleri (gibi kaskatı) olacaktır.

Allâhû Teâlâ (bunlar hakkında) der ki:

“Bunlar, beni gâfil mi sanıyorlar, beni istihfaf mı ediyor­lar? Büyüklüğüme yemin ederim ki, onlara aralarından öyle bir fitne göndereceğim ki, onların hâlini şaşkına çevire­cektir.” (Tırmızî)

Ebu Hüreyre (r.a.)’dan:

Allâh Rasûlü (sallâllâhu aleyhi vesellem) şöyle buyur­muştur:

Ölen bir kimse yoktur ki, pişman olmasın. Eğer iyi işler yapmışsa, fazla yapmadığına, günahkâr ise, tövbe etmediğine pişman olur. (Tırmızî)

Ebu Hüreyre (r.a.)’dan:

Allâh Rasûlü (sallâllâhu aleyhi vesellem) şöyle buyur­muştur:

Kim (düşmanından) korkarsa, geceleyin yolculuğunu yapar ve yerine ulaşıp, rahat ve emniyete kavuşur. Dikkat edin! Allâh’ın malı, cennettir. (Tırmızî)

Ebu Hüreyre (r.a.)’dan:

Allâh Rasûlü (sallâllâhu aleyhi vesellem) şöyle buyur­muştur:

ALLÂH korkusu ile ağlayan kişi; süt, çıktığı meme deliğine girinceye kadar (ki bu hiçbir zaman mümkün olmaz) cehenneme girmeyecektir. Ve ALLÂH yolunda kaldırılmış toz ile cehennem dumanı asla birleşmeyecektir. (Yani Allâhyolunda cihad eden cehenneme girmeyecektir.)(Tırmızî)

* * *

Hâni şöyle demiştir:

Osman (r.a.) bir kabir yanında durduğu vakit, sakalı ıslanıncaya kadar ağlardı.

Bunun üzerine kendisine:

Cennet ve Cehennemi hatırlarsın ağlamazsın da, şu kabir önünde ağlarsın!denildi.

Osman (r.a.) buna şöyle cevap verdi:

Allâh Rasûlü (sallâllâhu aleyhi vesellem) buyurdu ki;

“Kabir; âhiret konaklarının ilkidir. İnsan bundan kurtulursa, sonraki daha kolay olur. Bundan kurtulamazsa, sonrakinden kurtulmak daha güç olur. Kabirden daha korkunç bir manzara daha görmedim!” (Tırmızî)

* * *

Ebu Zerr (r.a.)’dan:

Allâh Rasûlü (sallâllâhu aleyhi vesellem) şöyle buyur­muştur:

Ben, sizin görmediğinizi görüyor, işitmediğinizi işitiyo­rum.

Gök gıcırdadı ve gıcırdamasında haklıdır. Çünkü dört parmaklık bir boş yeri yoktur ki, orada alnı ile Allâh’a karşı secdeye kapanmış bir melek bulunmasın.

Vallâhi, benim bildiğimi bilseniz az güler, çok ağlardınız. Kadınlarınızla yataklarınızda zevklenmeyi bırakıp Allâh’tan imdat dilemek üzere dışarıya fırlardınız. (Bu manzaralar karşısında) kesilip, (bir varmış bir yokmuş) hâline gelecek bir ağaç olmak isterdim! (Tırmızî)

Allâhû Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“KİM ALLÂH’A TEVEKKÜL EDERSE, ALLÂH, O’NA KÂFİDİR!” (65.Talâk: 3)

* * *

İbni Abbas (r.a.)’dan:

Allâh Rasûlü (sallâllâhu aleyhi vesellem) şöyle buyur­muştur:

Ümmetimden yetmiş bin kişi soru-sualsiz cennete girecektir. Bunlar hastalarını okutmayan, uğursuzluğa inanmayan ve Allâh’a tevekkül eden kimselerdir. (Buhari, Müslim, Tırmızî)

Ömer (r.a.)’dan:

Allâh Rasûlü (sallâllâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:

Eğer ALLÂH’a gerektiği gibi tevekkül etseydiniz, sabah aç olarak çıkıp, akşam tok olarak yuvasına dönen kuşlar gibi (kolaylıkla) rızkınıza kavuşurdunuz! (Tırmızî, İmam Ahmed, Hâkim)

* * *

Enes (r.a.)’dan: Adamın biri Allâh Rasûlü (sallâllâhu aleyhi vesellem)’e:

Yâ Rasûlullâh (devemi) bağlayıpta mı tevekkül edeyim, yoksa serbest bırakıpta mı tevekkül edeyim?.. dedi. Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem):

Bağla da (öyle) tevekkül et, buyurdu.(Tırmızî)

Abdullah (r.a.)’dan: Allâh Rasûlü (sallâllâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:

Fakru zarurete uğrayıp da, bunu gidermek için insanla­ra müracat eden kimsenin hiçbir zamanda ihtiyacı giderilmeyecektir. Fakru zarurete uğrayıp da, Allâh’a müracat eden kimseyi ALLÂH, er veya geç, bir rızk ile ihtiyacını defeder, veya çabuk bir ölümle, bu kimseyi fakirlikten kurta­rır. (Tırmızî)

* * *

Enes (r.a.) şöyle demiştir:

Allâh Rasûlü (sallâllâhu aleyhi vesellem) zamanında iki kardeş vardı. Bunlardan biri, bir kazanç için uğraşmaz, Rasûlullâh (s.a.v.)’in meclisine devam eder, öteki ise kazançla meşgûl olurdu.

Bu ikincisi, (çalışıp kazanmıyor diye) kardeşini Rasûlullâh’a (s.a.v.) şikâyet etti. Rasûlullâh (s.a.v.):

Belki de sen, O’nun yüzü suyu hürmetine kazanıyor­sun,buyurdu.(Tırmızî)

* * *

Muaviye, Aişe (r.a.)’a yazdı:

“Bana, içinde kısaca tavsiyelerde bulunacağın bir yazı gönder!”…

Hz. Aişe de kendisine şöyle yazdı:

“Selâm sana! İmdi Rasûlullâh’ı (sallâllâhu aleyhi vesellem) şöyle derken işittim.

Kim, insanların öfkesine rağmen, Allâh’ın rızasını ararsa (yani Allâh’ın razı olacağı tarzda iş yaparsa), Allâh onu insanların şerrinden korur.

Kim, Allâh hoşnut olmasa dahi, insanların razı olacağı işler yaparsa, Allâh onu insanlara terk ediverir (ve bu suretle, o kişi her sahada helâka uğrar).” (Tırmızî)

* * *

“Sana fayda verene haris ol (çalış), Allâh’tan yardım iste, âciz olma.

Eğer sana bir şey isâbet ederse, şöyle yapsaydım, şöyle olurdu’ deme!.. Lâkin, ‘Allâh’ın kaderidir; Allâh dilediğini yapar!’ de.” (Mecmu’atu’r-Resaili’l-Kubra)

* * *

“Hiçbir nefs yoktur ki Allâh onu cennet veya cehen­nemde yerini yazmamış olsun (şakî ve saîd olduğu)(Ravi dedi)…

Bir adam kalktı:

Yâ Rasûlullâh o hâlde yazgımıza itimat edip ameli terk etmeli miyiz?

Rasûlullâh (s.a.v.) buyurdu ki:

Saadet ehlinden olan, saadet ehlinin ameline gidecek, şekavet ehlinden olan da şekavet ehlinin ameline gidecek. (Buhari, Müslim, Ebu Davud, İbni Hanbel)

“Siz amel ediniz, herkes yaratılmış olduğu fiiller için kolaylaştırılmıştır.” (Buhari)

“SİZİ RAHİMLERDE (ana karnında – Rahıymiyetinde – varlığınızı oluşturan Esmâ mertebesinde) DİLEDİĞİ GİBİ ŞEKİLLENDİREN (oluşturan – programlayan) ‘HÛ’dur!..” (3.Âl-u İmran: 6)

* * *

“Allâh, yaratıklarını bir karanlık içinde yarattı. Ve kendi nûrundan onlara saçtı. Kime o nûrdan isâbet etti ise hidâyete erdi, kime de isâbet etmediyse o sapıttı.” (Hakaik) (Tırmızî)

“ŞÜPHESİZ Kİ ALLÂH VAADİNDEN DÖNMEZ.” (3.Âl-u İmran: 9)

* * *

“Allâh ezelî ilminde vadettiği saadet ve şekaveti, ne bir zâhidin zühtü, ne de bir fâsıkın fıskı yüzünden değiştirmez.” (Hakaik)

Yusuf:

“BUGÜN AZARLANACAK DEĞİLSİNİZ, ALLÂH SİZİ AFFEDER… O, MERHAMETLİLERİN MERHAMETLİSİDİR!” dedi. (12.Yûsuf: 92

Bu âyeti Ebu Osman şöyle izah ediyor:

“Günah işleyen, günahından dolayı tekdir edilmez.”

Yusuf kardeşlerine:

“Ben sizi nasıl tekdir ederim ki benim zindana girmemi ALLÂH ezelde dilemişti. Nitekim ben de kusur edip (zindan­dan kurtulan arkadaşıma) beni efendinin yanında hatırlat demiştim. Şimdi ben nasıl benim yaptığım günahı unutu­rum da sizi tekdir ederim? diyerek bunların takdire bağlı olduğunu ifade ediyor.” (Hakaik)

Şah İbni Şuc’ada şöyle diyor:

“İnsanlara Hak gözüyle bakan onlara muhalefetten kur­tulur. İnsanlara kendi gözüyle bakan, günlerini insanlarla çekişmekle geçirir. Görmez misin, Yusuf ezeli kazaya vâkıf olunca nasıl kardeşlerinin özürünü kabul edip ‘Bugün azarlanacak değilsiniz’ dedi.” (Hakaik)

* * *

“EĞER RABBİN DİLESEYDİ, YERYÜZÜNDE KİM VARSA, ELBETTE HEPSİ TOPTAN İMAN EDERDİ…” (10.Yûnus: 99)

“KENDİSİNİ YARATAN ALLÂH ESMÂ’SININ BİLEŞİMİ ELVERMEDİKÇE, BİR NEFS İÇİN İMAN ETMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR!..” (10.Yûnus: 100)

“ALLÂH DİLEDİĞİNİ ORTADAN KALDIRIR VE (dilediğini de) SÂBİT KILAR. O’NUN İNDÎNDEDİR ÜMMÜL KİTAP (ana BİLGİ – Esmâ mertebesinin her an nasıl bir şe’nde olacağının ilmi)!” (13.Ra’d: 39)

“BENİM KATIMDA HÜKÜM DEĞİŞTİRİLMEZ!..” (50.Kaf: 29)

“ALLÂH KİME HİDÂYET EDER İSE, ODUR HAKİKATE EREN!..” (7.A’raf: 178)

“…ALLÂH DİLEDİĞİNİ YAPAR!” (14.İbrahiym: 27)

“ALLÂH KİME HİDÂYET EDERSE, KİMSE ONU SAPTIRAMAZ!..” (39.Zümer: 37)

* * *

Kasânî şöyle diyor:

“Halkın fiilleri, Hakk’ın fiillerine nispetle ruhla ceset gibidir.

Fiilin masdarı ruh ise de zuhur ettiği yer, cesettir. Bunun gibi fiilin yaratıcısı Hakk’tır; ama, halk ile zâhir olur.” (Te’vilat)

* * *

Abdullah İbn Mesûd (radıyallâhu anh)’dan rivayete göre demiştir ki:

Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem) bana (insanın oluşumundan) haber verdi ki; o doğru söyler ve kendisine de doğru bildirilir, buyurdu ki;

Sizin birinizin ana-baba maddeleri kırk gün ana karnında toplanır, sonra o maddeler o kadar zaman içinde (ikinci kırk) katı bir kan pıhtısı hâlini alır, sonra yine o kadar zaman (üçüncü kırk) içinde mudge-bir çiğnem ete tahavvül eder. (120. gün sonunda) ALLÂH bir melek gönderir ve tekâmül eden mudgeye (şu) dört kelime yazması emrolunur;

‘Onun işi, rızkı, eceli, saîd veya şakî olduğunu yaz’ denilir.

(İbni Mesud demiştir ki; Abdullah hayatı yed’i kudretinde olan Allâh’a yemin ederim ki, Melek bunları yazdıktan sonra) ona ruh üflenir (cenin canlanır).

İmdi sizden bir kişi (bu fıtratı icabı) iyi iş işler de hatta kendisiyle cennet arasında yalnız bir kulaç mesafe kalır. Bu sırada (Meleğin ana karnında yazdığı) yazı gelir; o kişiyi önler. Bu defa o, cehennemliklerin işini işlemeye başlar (da cehenneme girer).

Sizden bir kişi de (fena) iş işler. Hatta kendisiyle cehen­nem arasında ancak bir kulaç mesafe kalır. Bu sırada (Meleğin yazdığı) kitabı gelir onu önler. Bu defa o kişi ehli cennetin işini işler (cennete girer).(Buhari-Tecrid 1324)

* * *

İmran bin Husayn (radıyallâhu anh)’dan rivayete göre, şöyle demiştir:

“Bir kere Rasûlü Ekrem’e bir kimse (İmran’ın kendisi) şöyle sordu:

Yâ Rasûlullâh, ehli cennet, cehennemliklerden (Allâh’ın kaza ve kaderiyle) bilinir, (ayırt edilir) mi? Rasûlullâh:

Evet, ayırt edilir!..

Öyle ise (cennetlik, cehennemlik ezelde belli olduğuna göre) hayır işleyenler, ibadet edenler niçin işlemeli? Rasûlullâh buyurdu ki;

Herkes niçin yaratıldıysa onu işler, kendisi için (ezelde) ne müyesser kılındıysa onu yapar… buyurdu.” (Buhari-Tecrid 2062)

* * *

Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh)’dan rivayete göre Nebi (sallâllâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

Âdemoğluna nezri (adağı) tahmin etmediği bir şeyi getirmez. Lâkin Allâh’ın takdiridir ki; Âdemoğlunu sürük­ler.

Ben bir şeyin (verilmesini) oranlarım. Bu takdirimle o şeyi (o malı) cimriden çıkarmak isterim. (Buhari-Tecrid 2066) 

“Ey iman edenler… Sizi, sizi dirilten şeye (hakikat ilmine) çağırdığında, Allâh ve Rasûlünün davetine uyun! İyi bilin ki (davet edildiğinize uymazsanız) Allâh (beynindeki var olan sistemiyle) kişinin bilinci ile kalbi arasına girip engel olur… Siz O’na haşrolunacaksınız.” (8.Enfâl: 24)

 Hz. Muhammed Mustafa (aleyhisselâm)’ın açıkla­malarında görüldüğü üzere, evren daha var olduğu andan, sonsuza dek olacak her şey bellidir!..

Kimse ve hiçbir şey kendi yazgısını değiştiremez!..

Herkes kendi kaderini yaşamak zorundadır!.. Nitekim konumuz olan “ALLÂH’ın AHAD oluşu” dahi ister istemez bu olguyu ortaya açık seçik koymaktadır.

“ALLÂH” ismiyle işaret edilenin TEK oluşu ve “O”nun dışında hiçbir şeyin var olmadığının anlaşılmaması, “KADER” konusunda sayısız tartışmalara yol açmış ve bu yüzden pek çok yetersiz görüşler meydana gelmiştir.

Oysa KADER” konusundaki bu gerçeği, Hz. MUHAMMED (aleyhisselâm) tebliğ ettiği âyetler ve kendi beyanlarıyla açık seçik, pek çok defa, kesinkes vurgulamıştır.

İnsanın başına gelen her şeyin istisnasız “KADER” hükmünden ileri geldiğini vurgulayan pek çok İslâm âliminden biri de İmam Gazâli’dir.

“İhya-u Ulûmid’din” isimli kitabının 2. kitap, 2. bâbında, “Hakikat ve Şeriat” başlığı altında şöyle der:

Çünkü biz, ‘bütün fenalıklar, isyan, zina ve hatta küfür Allâhû Teâlâ’nın kazası, iradesi ve dilemesiyledir; ve bütün bunlar haddı zâtında hakdır’ deriz.”