Jüpiter

  • Jüpiter: Güneşten hayli uzak sayılıyor diğerlerine nispetle. Tam 778 milyon kilometre mesafede. Çapı 143.000 kilometre ve buna rağmen kendi çevresinde dönüş hızı da hayli yüksek. 9 saat 51 dakika. Kaçış hızı saniyede 60.22 km. olan Jüpiter Güneş çevresinde ise 11.86 yılda turunu tamamlıyor. Kütlesi ise Dünyanın tam 318 katı.

  • Geçmişte kullanılan klasik anlatıma göre, dünyanın yaşadığımız zemini üzerinden, Ay yörüngesine kadar olan sahada yedi kat yer vardır…

    Ve bu anlayışa göre biz. şu anda yedi kat yerin dibinde yaşamaktayız…

    Bizim üstümüzde altıncı kat yer, üstünde beşinci yer ve Ay’a kadar birinci yer vardır…

    Esasen bu anlatım, bizim atmosfer tabakalarını tanımlamaktadır…

    Atmosfer dışında birinci semada yani gökte Ay vardır, ikinci katta Merkür, üçüncü katta Venüs, dördüncü katta Güneş, beşinci katta Mars, altıncı katta Jüpiter ve yedinci katta da Satürn ve diğerleri mevcuttur..

    Bundan sonra “yıldızlar feleği” denen “galaksiler” vardır…

    KÜRSİ” ismi ile tanımlanan “Samanyolu Galaksisi”dir…

    Mekân kavramı, Güneş sistemi dışında, galaksiye uzanır…

    Din”deki bunun dışında kalan tüm tanımlamalar varlıklar ise tamamıyla BOYUTSALDIR!…

  • Eskilerin “BURÇ” kelimesiyle adlandırdığı takımyıldızlar yaklaşık 500-600 milyon ile milyarı geçen sayılarda bir araya gelmiş güneş benzeri yıldızlardan oluşmuştur. Ve bunlar, evrene, kendi yapılarına uygun bir biçimde çeşitli kozmik ışınlar yayarlar.

    Bunların yaydıkları ışınlar ise Güneş çevresinde dönmekte olan dünyâyı ve üzerindekileri, tüm sistemle birlikte sürekli bombardıman altında tutarlar.

    Güneş sistemindeki Plüton, Neptün, Uranüs, Satürn, Jüpiter, Mars, Dünyâ, Venüs, Merkür isimli planetler sürekli olarak bunlardan gelen tesirleri alırlar ve bir tür yansıtıcı görevi görerek insan beyinlerini daimî olarak etki altında tutarlar.

    Beynin bu ışınsal etkilerle belli açılımları kazanması 3 ana devrede mütalâa edilebilir.

    A-Sperm – yumurta bileşiminin 120. günü.

    B-Yedinci – dokuzuncu ay süreci.

    C-Doğum anı.

  • Himmet, Jüpiterin ruhâniyetinden gelir. 
  • Kişinin himmeti (azmi) jüpiter`in ve Şiron`un tesirleri iledir. Güçlü olarak Jüpiter`in ruhaniyetini almışsa o kişi, maddeye dönük bir şekilde şanslı hayat sürer. Maddi sıkıntıları az, refahı fazla olur.. Şiron`un tesirini güçlü almışsa kişi, mâneviyata yönelir ve mâneviyatta büyük derecelere ulaşma imkanını elde eder.
  • Venüs`ün Jüpiter`in ve Şiron`un birbirleriyle yaptıkları bazı açılar sırasında ve bunların kişinin horoskopunda 9. evi ile yaptığı açılarla yaşamın belli devrelerinde, belli günlerinde iman artar, belli zamanlarda da zayıflar.
  • – Meselâ, Jüpiter`de yaşayanlar !… “Delfya“lılar !… Onlar son derece olumlu varlıklardır !..

    – Yâni, şimdi Jüpiter`de yaşayan canlılar da mı var ?… İnsanlar mı yani ?

    -Cem, ” insan” sadece dünyada yaşayan türün adıdır…

    Her gezegen veya yıldızın canlıları başka başka türlerdir ve değerleri de birbirlerinden son derece farklıdır..

    -Kim bu “Delfyalı“lar ?.. Yani ne biçim şeyler ?… Biz biliyoruz ki, Jüpiter, gaz kitle yıldızıdır… Madde yapısı yoktur !.. Yâni, elle tutulur bir yanı yoktur, demek istedim…

    – Evet, doğru biliyorsun… Ama, “Delfyalı”ların da zaten madde bedenleri yoktur !..

    – Peki onlar bizi biliyorlar mı ?..

    -Onlar için sizler görünmezsiniz… Ama onlar sizleri biliyorlar!..

    -Pardon anlayamadım..? Hem bizleri göremediklerin söylüyorsun, hem de bizi bildiklerini ifade ediyorsun..?

    -Elbette !… Onlar, sizleri, yaymakta olduğunuz beyin dalgalarınızdan değerlendirirler… Onlar da , son derece yüksek frekanslı dalgalardan oluşan “akbeden”lerdir !..

    Akbeden.. ? Bu da ne demek ?.. Hiç duymadım bu kelimeyi daha önce !..

    -Sırf iyilik güzellik, olumluluk gibi fikir dalgalarından oluşmuş mikrodalga diyebileceğimiz bir tür beden !..

    Sanki beyaz ile şeffaf arasında bir beden… Bu sebeple “akbeden“liler de deriz “Delfyalı” lara…

    – Peki onlarında kötüleri yok mudur ?..

    -Hayır… Onlar sırf olumlu düşüncelerle oluşmuş topluluktur… Onların yaydıkları müsbet düşünceler tüm sisteminize yayılır !..

    – Peki ne yerler- içerler ?… Neyle nasıl gıdalanırlar ?…

    -Yaşadıkları gezegenin yaydığı enerji, onların hayat enerjisidir… Bu sebeple onlarda yemek içmek diye bir şey sözkonusu değildir !..

    -Ya ne yaparlar ?… Neyle meşgul olurlar ?…

    -Onlar, gezegenlerinden aldıkları enerjiyi kendi olumlu fikirleriyle yükleyip sisteminize yayarlar… Tâbiri câiz ise, onlar Güneş sisteminizin iyilik melekleridir !…

    Beyin hassasiyeti onların yaydığı dalgalara açık olanlar, pek çok iyilik fikri ve oluşuyla karşılaşırlar !.. Ama, bunun nereden ve nasıl geldiğini bilmedikleri için de tesadüf der geçerler !..

    Sen bile hayatın boyunca, sayısız defa, onların dalgalarından istifade etmiş ve pek çok güzel haller yaşamış ve çok güzel şeyler elde etmişsindir ki, bunun nereden geldiğinin farkında bile değilsindir..

    – Biz, hayır da gelse, şer de gelse Allah`tandır, der geçeriz !…

    -Elbette doğru ! Ama hangi sistemle ?… Hiç bir şey havadan, illetsiz, sihirbaz değneğiyle hiç yoktan var olmaz ki ?.. Her şey kendi oluş sistemi içersinde, bir vesile ile oluşur…

    -Yâni şimdi dünya üzerindeki tüm iyiliklere “Delfyalı“lar mı vesile oluyor?…

    -Onlar iyilik kaynaklarından sadece biri!… Onlar gibi, şiddet, hırs, tamah, benlik egosu ve bedensel zevkler arzusu yayan “Şedyalı“lar da var ki onlar da Mars üzerinde yaşıyorlar !…

Soru

-Kadir anı fiziksel bir oluşum mudur? Yani Şiron, Jüpiter Venüs gibi.. gezegenlerin yer ile belli açılar altındaki konumuyla ilgili olabilir mi?

Üstad

-Fiziksel bir oluşum değildir… Melekî boyuttan bir tenezzülâttır

Kavram hakkında henüz bir not alınılmadı.

Afuv

Anlamı El AFÜVV… Şirk dışında işlenmiş bütün suçların tövbesini kabul edip, affedendir. Şirk hâli yaşamında bu ismin özelliği açığa çıkmaz. Burada fark edilmesi…

Oku »

Selâm

Anlamı ES SELÂM… Yaratılmışlara (beden ve tabiat kayıtlarından; tehlikeden; boyutlarının kayıtlarından) selâmet ihsan eden, yakîn hâlini oluşturan; iman edenler…

Oku »

Arınmışlar

Kur’ân-ı Kerîm’i anlamak için önce “tâhir’ olmak, yani -arınmış” olmak gerekir. Çünki, “Arınmamış olanlar dokunmasınlar” deniliyor. Bu âyeti mâalesef yanlış anl…

Oku »