İSLÂM’IN TEMEL ESASLARI

Ahmed Hulûsi

“Sıratalleziyne en’amte aleyhim; Ğayril’mağdûbi aleyhim; ve laddaalliyn”

“O yola ki senin in’amını hâvîdir, bağışladın onlara; gazaplandırdıklarının ve sapmışların yoluna değil!..”

“İn’am” yani nimetleri hâvî sırat neleri ihtiva eder:

Bunda dikkat çeken üç nokta mevcuttur:

Evvela, bizzat yol ve sırat en önemli nimet olan azametli bir nimettir…

Sâniyen, in’amı sırat, çok önemli bir yardım olarak anlaşılır…

Sâlisen, onlara izafe kılınan bu sırat, kendi vazıları olmayıp; vazı ve in’amı ilâhî olduğu ve onların sıratı olması mazhariyet ve sülukları itibarıyla bulunduğu, anlaşılır…” (Cilt: 1; Sayfa: 130)

Esasen, “Rahmân”ın “rahmet”i sonucu oluşan bu “in’am olan yol”, elbette ki kişiyi, Rabbine kulluğunun bilincine kavuşturacaktır, ki bundan da daha büyük mutluluk olamaz!

Allâh’ın bu genel “in’am”ı dışında bir de özel “İn’am”ı vardır… Buna erenler kimlerdir?..

Bunlar gene Kur’ân açıklamasına göre, derece derece “sâlihler, şehîdler, velîler ve Nebilerdir”… Bu nimetler ile derece derece Allâh’a yakîn ve kurbet eylemişlerdir. Ki, “İHDA”yı “yakîne ve kurbete götüren yol” anlamında da anlayabiliriz.

İçlerinde olunmaması uyarılan “mağdûbi” ve “daalliyn” kimlerdir?..

“Mağdûbi”, “gazaba uğramışlar” anlamına kullanılmıştır…

“Zulmedenin fiilinin neticesini oluşturma düşüncesi”, “gazap” olarak tanımlanır…

En büyük zulüm de, kişinin, “nefsine olan zulmüdür”; ki buna “şirk” denir!..

“ŞİRK”, “özellikleri ve sıfatlarıyla sonsuz-SINIRSIZ” ve “Vâhid-ül AHAD” olup “ALLÂH İsmiyle İşaret Edilen’in yanı sıra bir tanrı kabullenme” anlamını meydana getirecek şekilde, gerçeği örten fikir ve kabulleniştir!

Ki bu hâl netice itibarıyla “gazap”ı doğurur…

Bu durumda “mağdûbi” diye işaret edilenlerin “şirk” ehli olan “müşrik”ler yani “tanrı kavramına inananlar”olduğu mânâsı anlaşılır…

“Daalliyn”e gelince…

“Dalâl ve dalâlet”, doğru olan yoldan hataen veya kasden “sapmak”tır…

Yani, doğru yol üzere iken, hata yapmak suretiyle veya kastı mahsusa ile, yürüdüğü istikametten başka bir yöne yönelmektir “dalâl”…

Şayet bir kişi gerçeği bulmuşken, o gerçek üzere iken, gerçekten ayrılmasına yol açan fikri kabullenir ve o görüşe yönelirse, buna “dalâlete sapma” denir…

Doğrusu Allâh indîndedir elbet; ancak, bizim anladığımız kadarıyla, âyette geçen “MAĞDÛBİ” denilenler, “şirk” yollu, baştan beri “tanrı kavramını kabul edenler”dir ki bunun da din terminolojisinde karşılığı “müşrikler”dir…

“DAALLİYN” ise, “ehli kitap” denilen; kendilerine işin doğrusu bildirilmiş, ALLÂH indîndeki tek DİN’den yani İSLÂM’dan, yani Hz. Musa veya Hz. İsa öğretisinden “SAPANLAR”dır!

Evet, “FÂTİHA” Sûresi’nin derinliklerine olan müşahedemizden şimdilik anlatabileceklerimiz bu kadar…