HZ. MUHAMMED’İN AÇIKLADIĞI ALLAH

Ahmed Hulûsi

Evet, şimdi İHLÂS Sûresinde bize anlatılan Hz. MUHAMMED’in açıkladığı “ALLÂH”ı özetle tekrar ede­lim…

Bakalım bizim kafamızdaki “TANRI” anlayışıyla Kur’ân­-ı Kerîm’de anlatılan “ALLÂH” anlayışı birbirine uyuyor mu?..

“ALLÂH”, “AHAD” oluşu dolayısıyla, sınırsız-sonsuz, zerrelere cüzlere ayrılmaktan berîdir!

“ALLÂH”, “SAMED” oluşu dolayısıyla öyle bir tümel varlıktır ki, ne kendisine bir varlığın girmesi veya katılması söz konusu olabilir; ne de kendisinden ikinci bir varlığın çıkışı, meydana gelişi! Hiçbir eksiği, noksanı ve bu yüzden de bir şeye muhtaciyeti düşünülemeyecek olandır “ALLÂH”!

“ALLÂH”, “LEM YELİD” oluşu dolayısıyla, kendisinden meydana gelecek ikinci bir varlığın mevcudiyetinden söz edilemez.

“ALLÂH”, “LEM YÛLED” olması dolayısıyla, ken­disinin meydana geldiği öne sürülecek ne bir tanrı ne de herhan­gi bir şey olarak, ikinci bir varlık mevcut değildir.

“LEM YEKÛN LEHU KÜFÜVEN AHAD” oluşu dolayısıyla da mikro ya da makro planda O’nun dengi, misli benzeri ikinci bir varlık yoktur… “AHAD”dır!

Bilelim ki, ilâhiyat ile, din ile ilgili bütün konuların başlangıç noktasını “ALLÂH NEDİR?” sorusunun cevabı oluşturur…

Bu sorunun cevabını verenler ise, ya hayallerinde tasavvur ettikleri bir “TANRI”ya göre konuşurlar; ya da Hz. MUHAMMED’in açıkladığı “ALLÂH”a göre düşüncelerine yön verirler.

Biz, Hz. MUHAMMED’in açıkladığı “ALLÂH”a göre bu konunun içyüzünü göstermeye çalıştığımıza göre; gene Hz. Muhammed (aleyhisselâm) tarafından yapılan tanımla­malar ile “ALLÂH”ı anlamaya çalışalım… Ki böylece “ALLÂH”ın, bugüne kadar ve günümüzde bahsedilen TANRI ile hiçbir benzerliği olmadığını vurgulayalım!

Yukarıda anlatmaya çalıştığımız “AHAD” olan “ALLÂH”, gene Hz. Muhammed (aleyhisselâm) tarafından bize ulaştırıldığına göre…

HAYY’dır;

ALİYM’dir;

MÜRİYD’dir;

KAADİR’dir;

SEMİ’dir;

BASIYR’dir; KELİYM’dir;

Evet, demek oluyor ki “AHAD” olan “ALLÂH” adıyla İŞARET EDİLEN aynı zamanda yukarıdaki isimlerle açıklan­maya çalışılan vasıfların da sahibidir!

“ALLÂH adıyla işaret edilen AHAD”dır gibi…

“ALLÂH adıyla işaret edilen HAYY”dır; sınırsız-sonsuz, bölünmez, parçalanmaz “CAN”dır!..

“ALLÂH adıyla işaret edilen ALİYM”dir; sınırsız-sonsuz, bölünmez, parçalanmaz “İLİM”dir!..

“ALLÂH adıyla işaret edilen MÜRİYD”dir; boyutsal sınırsız-sonsuz, cüzlere ayrılmaz “İRADE”dir!..

“ALLÂH adıyla işaret edilen KAADİR” dir; sınırsız­-sonsuz, bölünmez, cüzsüz, tek bir “KUDRET”tir…

“ALLÂH adıyla işaret edilen SEMİ”dir; sınırsız-sonsuz, bölünmez, cüzleri olmayan “VUKUF”tur!..

“ALLÂH adıyla işaret edilen BASIYR”dir; sınırsız-­sonsuz, cüzleri olmayan, bölünmeyen, mevcut tek “DEĞERLENDİRİCİ”dir!..

“ALLÂH adıyla işaret edilen KELİYM”dir; sınırsız­-sonsuz, bölünmez, sayısız “MÂNÂLAR”dır!..

Evet, bu anlatımı kavramaya çalışırken, şu hususa da çok dikkat etmemiz gerekecektir…

“AHAD” ile “HAYY”; “ALİYM” ile “MÜRİYD”; “HAYY” ile “KAADİR”; ve tüm kompozisyonlarla anlatılanlar, hep aynı, tek, “ALLÂH” adıyla İŞARET EDİLEN’dir!..

Yani, bütün bu anlatılanlar ile tarif edilen aynı Tek “ZÂT”tır! O Tek “ZÂT”ın değişik vasıflarıdır, özellikleridir bu isimlerle işaret edilenler…

Öyle bir TEK “ZÂT” ki, baş-son gibi kavramlardan berî; sınırsız-sonsuz; bölünmesi, cüzlerinin var olması muhal; sayısız mânâlara sahip; sonsuz-sınırsız, cüzleri olmayan irade; sınırsız­sonsuz cüzü olmayan kudrettir; varlığının dışında ikinci bir varlık düşünülemez; içi ve dışı yoktur, merkezi, özü olmaktan münezzehtir! Kısacası, “AHAD”dır… TEK’tir!

İşte öyle bir ALLÂHtır ki Hz. Muhammed’in açıkladığı “ALLÂH”; O’nun dışında ya da içinde kavramı olmaksızın; bir ikincisi; ya da ikinci bir varlık, mevcut bir şey düşünülemez!

Bu arada, konuya vukufu olmayanların düşecekleri bir hatayı önleme amacıyla, şu hususu da belirtmeden geçmeyelim…

Kur’ân-ı Kerîm’de çeşitli yerlerde “İlâhımız”, “İlâhınız” gibi ifadeler geçmekte; ancak akabinde de “İLÂH”ın, “ALLÂH” olduğu vurgulanmaktadır.

Peki bu duruma göre, “ALLÂH”ın, bir “İlâh” yani “tanrı” olduğu ileri sürülemez mi?.. Sürülemez! Bu gibi tanımlamalar, “İlâh”a yani “tanrı”ya tapanlara yapılan açıklamalardır. Tıpkı uyuklayacağı düşünülen tanrıya inanan ilkellere verilen “Allâh uyuklamaz” cevabında olduğu gibi!

Yani onlara denilmektedir ki;

“Sizin, ilâh sandığınız, tanrı dediğiniz şey mevcut değildir; gerçekte var olan SADECE ALLÂH’tır! Sizin ve bizim ‘İlâh’ımız hep aynı ve Tek’tir… Ve dahi o da ALLÂH’tır!”

Evet, bu açıklamalardan gaye, o kişilerin belirli bir “tanrı” varsayımından kurtulup, “ALLÂH”ı idrak etmeye çalışmalarıdır.

Zira, Kur’ân-ı Kerîm’de, şayet dikkatle tetkik edilirse görülecektir ki, bu tür hitaplar hep “müşriklere”, yani “ALLÂH” kavramı dışında bir “TANRI” varsayıp, ona tapan­lara yapılmaktadır. Tâ ki, onlarda mevcut olan “İlâh-Tanrı” varsayımı, “ALLÂH” anlayışına dönüştürülsün.