MUHAMMED MUSTAFA 2

Ahmed Hulûsi

Efendimiz AleyhisSelâm Medine’ye geldiği zaman Medine ahalisi tam bir karışıklık içinde bulunuyordu… Evs kabilesi mensupları ayrı bir cemaat hâlinde yaşıyor ve Medine’nin tek söz sahibi kabilesi olmak iddiası güdüyordu… Hazrecliler ise aynı iddiayı gütmekle kalmıyor başlarına bir de Abdullah bin Übeyye’yi geçirip, başına da hükümdar sarığı sararak bir devlet hâline gelmek istiyordu… Diğer taraftan yahudiler de bir grup olmuş, hiçbirisini çekemiyordu…

İşte böylesine karışık bir ortamda Medine’nin, dışarıdan gelecek ve başa geçecek tam bir otorite sahibi bir kimseye ihtiyacı vardı… Efendimiz AleyhisSelâm’ın böyle bir sırada Medine’ye teşrifi bu beldede pek çok makbûle geçmişti… Her iki kabileden de müslüman olanlar O’nun çevresinde toplanmış, olmayanlar da, azınlıkta kaldıklarından ister istemez O’na tâbi olmuşlardı…

Bütün bunların cabası olarak bir de Mekkeli müşriklerin Medine’deki bütün ahaliyi katliamla korkutmaları, ister müşrik olsun, ister yahudi, ister müslüman hepsini Efendimiz AleyhisSelâm’ın etrafında toplanmaya mecbur bırakmıştı. Zira Mekkeli müşrikler Medinelileri, Rasûlullâh’ı teslim etmeye zorluyorlar, bunu yapmadığı takdirde, kim ve ne olurlarsa olsunlar, öldüreceklerini ihtar ediyorlardı… İşte bu şartlar altında Medine’deki Evs ve Hazrec Kabilesi mensupları ile yahudiler ve diğer gayrı müslimler Efendimiz AleyhisSelâm’ın çevresinde toplanarak siyasî ve dinî bir bütün hâline geldiler…

Bundan sonra Medine halkının haklarını koruyan ve bugünkü anlamda tam bir anayasa hüviyetinde olan ilk yazılı anayasa meydana geldi… Özetle ilk İslâm Anayasası şöyle idi:

1. Bu yazı, Rasûl Muhammed tarafından Kureyşli ve Yesribli mümin ve müslümanlar ile onlara bağlanmış veya katılmış yahut da onlarla beraber savaşacaklar için tanzim edilmiştir…

2. Bu (yukarıda bahsedilen) kişiler diğer insanlardan ayrı bir ümmet (cemiyet) teşkil ederler…

3-4-5-6-7-8-9-10-11. maddeler: Kureyş’ten olan Muhacirler: Benü Avf’lar; Benü Haris’ler; Benü Saide’ler; Benü Cu’şem’ler; Benü Neccar’lar; Benü Arm ibn Avf’lar; Benü Nebit’ler; Benü Evs’ler kendi aralarında âdet olduğu vechile, kan diyetlerini ödemeye iştirak ederler ve onlar harp esirlerinin fidye-i necatını müminler arasındaki iyi ve makûl bilinen esaslara ve adalet umdelerine göre tediyeye iştirak edeceklerdir…

12/a. Müminler, kendi aralarında ağır mali mesûliyetler altında bulunan hiç kimseyi (bu hâlde) bırakmayacaklar!.. Fidye necat veya kan diyeti gibi borçlarını iyi ve mâkul bilinen esaslara göre vereceklerdir…

12/b. Hiçbir mümin, diğer bir mümin ile onun mevlâsı aleyhinde anlaşma yapmaz…

13. Müttekîler, kendi aralarından olan mütecavize, veyahut aralarında karışıklık çıkarmak isteyen kimseye, yahut haksız bir fiil veya cürüm tasarlayan kişiye, bu onlardan birinin evladı bile olsa; hep birden karşı çıkacaklardır…

14. Hiçbir mümin, bir kâfir için, bir mümini öldüremez yahut bir kâfire yardım edemez…

15. Allâh’ın zimmeti (himaye ve teminatı) bir tektir.

Müminlerin en ehemmiyetsizlerinden birinin himayesi, onların hepsi için bir hüküm ifade eder.

Zira, müminler diğer insanlardan farklı olarak, birbirlerinin mevlâsı durumundadırlar…

16. Yahudilerden bize tâbi olanlar, zulme uğramaksızın, ve onlara muarız olanlarla yardımlaşılmaksızın, yardım ve müzaharetimize hak kazanacaktır…

17. Sulh, müminler arasında bir tektir. Hiçbir mümin Allâh yolunda girişilen bir harpte, diğer müminleri hariç tutarak, bir sulh anlaşması akdedemez; bu sulh anlaşması onlar (müminler) arasında umumiyet ve adalet esaslarına göre yapılır…

18. Bizimle beraber harbe iştirak eden bütün askeri birlikler birbiriyle münavebe edeceklerdir…

19. Müminler birbirinin Allâh yolunda akan kanlarının, intikamını alacaktır…

20/a. Takva sahibi müminler en iyi ve en doğru yol üzerinde bulunurlar.

20/b. Hiçbir müşrik, Kureyşli bir kişinin mal ve canını himayesi altına alamaz ve hiçbir mümine bu hususta mâni olamaz. (Yani müminin Kureyşliye karışmasına engel olamaz.)

21. Herhangi bir kimsenin bir müminin ölümüne sebep olduğu kati delillerle sâbit olur da, maktûlün velîsi (yani hakkını müdafaa eden) rıza göstermezse, kısas hükümlerine tâbi olur… Bu hâlde bütün müminler, ona karşı olurlar. Ancak, bunlara sadece (bu kaidenin) tatbiki için hareket helal olur…

22. Bu sahife-yazının muhteviyatını kabul eden, Allâh’a ve âhiret gününe inanan bir mümin, bir katile yardım eder ve ona sığınacak bir yer gösterirse; kıyamet günü ona Allâh’ın lâneti ve gazabı nasip olacaktır ki, o zaman artık ne bir para ödemesi ne de başka bir taviz alınır…

23. Üzerinde ihtilafa düştüğünüz herhangi bir şey, Allâh’a ve Muhammed’e götürülecektir…

24. Yahudiler, müminler gibi muharebe ettiği müddetçe, kendi harp masraflarını karşılamak mecburiyetindedirler…

25/a. Benü Avf Yahudileri, müminlerle birlikte bir ümmet (cemiyet) teşkil ederler. Yahudilerin dinleri kendilerine, müminlerin de dinleri kendilerinedir. Buna gerek mevlâları ve gerekse bizzat kendileri dâhildir…

25/b. Yalnız kim ki haksız bir fiil irtikab eder, veya bir cürüm ika eder, o sadece kendine ve aile efradına zarar vermiş olur.

26-27-28-29-30-31-32-33-34. Benü Neccar, Benü Haris, Benü Saibe, Benü Cu’şem, Benü Evs, Benü Salebe, Cefne, Benü Şuteybe, Salabe’nin mevlâları olan Yahudiler de, Benü Avf Yahudileri gibi aynı haklara sahip olacaklardır. Yalnız kim ki haksız bir fiil irtikab eder, o sadece kendisine ve ailesine zarar vermiş olur. (Yani bunun yaptıklarından kabilesi mesûl olmaz.)

35. Yahudilere sığınmış olan kimseler (Bitane’ler) bizzat yahudiler gibidir.

36/a. Bunlardan (yahudilerden) hiçbir kimse (müslümanlarla birlikte askeri bir sefere) MuhammedAleyhisSelâm’ın müsaadesi olmadan çıkamaz.

36/b. Bir yaralamanın intikamını almak yasak edilemeyecektir. Muhakkak ki bir kimse bir adam öldürecek olursa, neticede kendi aile efradını mesûliyet altına sokar; aksi hâlde haksızlık olacaktır. (Yani bu kaideye riayet etmeyen bir kimse, haksız duruma düşmüş olacaktır.) Allâh, bu yazıya en iyi riayet edenlerle beraberdir.

37/a. (Bir harp vukusunda) yahudilerin masrafları kendi üzerine, müslümanların masrafı da kendi üzerinedir. Muhakkak ki, bu sahifede (yazıda) gösterilen kimselere karşı harp açanlara, onlar (bu sahifede belirtilenler) ortaklaşa harp açacaklardır. Onlar arasında hayırhahlık ve iyi davranış yer alacaktır. (Kaidelere) riayet edilecek, bunlara aykırı davranışlar olmayacaktır.

38. Yahudiler, müslümanlarla birlikte, beraberce harp ettikleri müddetçe masrafta bulunacaklardır.

39. Bu sahifenin (yazının gösterdiği kimseler için, Yesrib vadisi dâhili (cevf), mukaddes (haram) bir yerdir.

40. Himaye altındaki kimse, (Câr) bizzat himaye eden gibidir; ne zulm edilir ve ne de (kendisi) cürüm ika edebilir.

41. Himaye verme hakkına sahip kimselerin izni müstesna, bir himaye hakkı verilemez.

42. Bu sahifede (yazıda) gösterilen kimselerin arasında, zuhurundan korkulan bütün öldürme yahut münazaa vakalarını Allâh’a ve Rasûlullâh Muhammed’e götürmeleri gerekir. Allâh, bu en kuvvetli ve en iyi riayet edenlerle beraberdir…

43. Ne Kureyşliler ve ne de onlara yardım edecek olanlar, himaye altına alınmayacaklardır.

44. Onlar (yani müslümanlar ve yahudiler) arasında Yesrib’e hücum edecek kimselere karşı yardımlaşma yapılacaktır.

45/a. Şayet onlar, (müslümanlar tarafından) bir sulh akdetmeye veya akdin iştirake davet olunurlarsa, bunu doğrudan doğruya akdedecekler veya ona iştirak edeceklerdir. Şayet onlar (yahudiler), (müslümanlara) aynı şeyleri teklif edecek olursa, müminlere karşı aynı haklara sahip olacaklardır; din mevzusunda girişilen harpler müstesnadır…

45/b. Her bir zümre kendilerine ait mıntıkadan (gerek müdaafa ve gerekse sair ihtiyaçlar hususunda) mesûldür.

46. Bu sahifede (yazıda) gösterilen kimseler için ihdas edilen şartlar, aynı şekilde Evs Yahudilerine yani onların mevlâlarına ve bizzat kendi şahıslarına, bu sahifede (yazıda) gösterilen kimseler tarafından sıkı ve tam bir muhafazakârlık ile tatbik olunur. (Kaidelere) muhakkak riayet edilecek, bunlara aykırı hareket olmayacaktır ve haksız şekilde kazanç temin edenler, sadece kendi nefsine zarar vermiş olurlar. Allâh bu sahifeye (yazıya) en doğru ve en mükemmel riayet edenlerle beraberdir…

47. Bu kitap, (yazı) haksız fiil ika eden veya cürüm işleyen ile (ceza) arasına giremez. Kim ki bir harbe çıkar, emniyette olur veya kim ki Medine’de kalırsa, yine emniyet içindedir. Haksız bir fiil ve cürüm ika hâlleri müstesnadır. Allâh ve Rasûlü Muhammed himayelerini, (bu sahifeyi) tam bir sadakat ve dikkat içinde muhafaza eden kimseler üzerinde tutacaklardır.