GAVSİYE AÇIKLAMASI

Ahmed Hulûsi

Ve dahi sordum…

Yâ Rabbî, melâikeyi hangi şeyden halkettin?

Dedi ki Hak Teâlâ:

İnsanın nûrundan halkettim; ve insanı da nûrumun zuhurundan halkettim.

 

Önce şu hususu iyi anlamalıyız;

Yukarıda anlatılan “İNSAN”; birimsel mânâda insan değil, daha önce tafsilâtlı bir şekilde anlattığımız “İNSAN-I KÂMİL”dir. Yani, Evrensel İnsan!

Esasen “İnsan-ı Kâmil” ismini İngilizceye çevirenler hep, “Universal man” diye çevirmişlerdir. Yani Evrensel İnsan!

“İNSAN-I KÂMİL”in ne olduğunu anlatmak üzere yazılmış en tafsilâtlı ve ehliyetli eser, Abdülkerîm El Ciylîveya Geylâni ismiyle tanınan, Abdülkâdir Geylânî’nin torunlarından olan zâtın kaleme aldığı “İnsan-ı Kâmil”isimli eserdir.

Bugün Kozmik Bilinç diye ifade edilen “Evrensel İnsan”; esası itibarıyla, madde bir varlık değildir!

Tasavvufta, İnsan-ı Kâmil’in bir diğer adı da “RUH-U Â’ZÂM”dır! Yani, tüm boyutlarıyla evrenin kendisinden meydana geldiği öz cevher!

Hayatiyet vasfı, CANlılık kaynağı oluşu itibarıyla RUH-U Â’ZÂM…

İlmi itibarıyla, AKL-I EVVEL…

Benliği itibarıyla Hakikat-i Muhammedî ismini alan bu İNSAN, kâinatın özü, cevheri, ana hammaddesidir.

Kâinatta her ne var ise, hepsi de O’nun cevherinden, O’nun varlığı ile, O’nun istek ve iradesiyle meydana gelmiştir… Elbette ki O’ndan meydana gelen her şey de Allâh’ın ilmi, iradesi ve kudretiyle ortaya çıkmaktadır…

İşte bu sebepledir ki, elbette melâike, “İnsan”ın nûrundan meydana gelmiştir!

İnsan ise, Rabbin nûrunun zuhurundan meydana gelmiştir. Yani İnsan-ı Kâmil; Rabbin nûrunun zuhurundan başka bir şey değildir. Rabbin nûru ise elbette ki kendisinden gayrı bir şey değildir. Öyle ise İNSAN, Rabbanî zuhurdan meydana gelmiş NÛR’dur! Ki, evrenin aslı, orijini de gene bu nûrdur! Evrenin boyutlarında var olan bütün canlılar, melekler de hep bu nûrdan meydana gelmiş varlıklardır.

Bir diğer izah şekli ile İNSAN; Allâhû Teâlâ’nın kendisindeki sonsuz – sınırsız mânâları seyretmek üzere meydana getirdiği isimlerinin terkibi olarak yaratılmış varlıktır!

Ancak fark ve idrak edilmelidir ki, burada yaratılmış olan gerçekte “insan” ismidir! Bu ismin müsemması ise, Zâtıyla, isim ve vasıfları ile hep HAK Teâlâ’dır!

İlâhî isimlerin mânâlarının zuhur mahalli olan evren, tüm boyutları ile Hakk’a ayna olmakta ve onun yüzünde seyredilen hep ilâhî mânâlar olmaktadır.

Bu sebeple basîreti örten perdeler kalktığında görülür ki, her türlü şekil ve kayıttan münezzeh varlık, her an, her yerde yalnızca kendisi olarak mevcuttur!

Netice; İNSAN, Allâh’ın “Nûr”unun zuhurudur!