İNSAN VE SIRLARI 1

Ahmed Hulûsi

Herhangi bir konuda bir fikir geliyor aklına… Bu fikir, ya beynin çeşitli konularda dışarıdan aldığı bilgileri değerlendirmesi sonucu ortaya çıkan yeni bir fikirdir, ki bu daha evvelce düşündüğün, “daha evvel düşünmüştüm ben bunu” dediğin bir olaydır… Veya hiç düşünmeden, birdenbire o anda senin beyninde bir lamba yanışı gibi parlayan bir fikirse bu, Merkür’ün veya herhangi bir ışınsal etkinin sende meydana getirdiği yeni fikirdir…

Bu fikir daha sonra hayal yoluyla daha belirgin bir hâle sokulur ve şekillendirme özelliği yani musavviregücü ile belli bir şekil içinde düşünülerek daha anlaşılır hâle gelir.

Bundan sonra bunun değerlendirilmesine geçilir…

Değerlendirilmesi, ya akıl yoluyla olur, ya da vehim yoluyla olur. Eğer bu fikir üzerinde vehim yoluyla bir değerlendirme yapılırsa, bu fikir kişinin benliğine dönük bir netice ortaya çıkarır!.. Bu fikrin benliğe dönük bir netice doğurması, o kişinin kendisini, bir beden veya müstakil varlığı olan bir ruh olarak kabulüne yol açar.

Şimdi burada müstakil bir ruh dedik; Hakk’tan ayrı bir ruh, kendine has varlığı olan bir ruh!

Her ne kadar burada; beynin oluşturmuş olduğu bir ruh söz konusu ise de, yüklenişi itibarıyla beyindeki özelliklerin hâsılası olması hasebiyle; ve beynin orijini ve özündeki kudsî ruhun hâsılası olması sebebiyle bu ruh, mutlak “Ruh”tan ayrı bir ruh değildir!.. Fakat beyin vasıtasıyla meydana gelmiş olması hasebiyle de, mutlak “Ruh”tan ayrı bir ruh anlamındadır!.. Çünkü mutlak Ruh’taki mânâlar belli bir terkip hâlinde beyni ve beyindeki mânâları oluşturmuş; beyin bundan sonra, kişilik ruhunu meydana getirmiş ve bu ruhta küllî mânâların belli bir terkipte devamını sağlamıştır!.. Dolayısıyla bir kişinin ruhundaki mânâlar, mutlak Ruh’taki mânâların aynıdır… Mahiyet olarak!.. Fakat terkip olarak tamamıyla farklı ve ayrıdır.

İşte aynılığı ve ayrılığı konusu buradan ileri gelmektedir. Ruh’taki özellikler, belli isimlerin mânâlarının beyin tarafından ruha aksettirilmesi ile oluşmuyor mu?.. Beyindeki özelllikler, oluşma sırasında belli isimlerin mânâlarının beyne aksederek kendi türünde mânâları orada aşikâre çıkarmasıyla oluşmadı mı?.. Dolayısıyla beyin, belli isimlerin mânâlarının terkibi olmadı mı?.. Oldu!..

Beyindeki bu terkip de, aynen ruha yansıdı mı?.. Bu sebeple ruhtaki mânâ, bir terkipten başka bir şey değildir!.. Yani, isimlerin mânâlarının bir terkibidir!.. Ayniyet bakımından! Fakat, buradaki bir terkip hükmündedir! Terkiptir!.. Mutlak Ruh’ta, bunlar bir terkip hükmünde değil, küll olarak mevcut!..

Birimsel ruh terkibiyeti yönüyle, yaratılmıştır!.. Mahiyeti yönüyle, yaratılmaktan münezzehtir!..

İlâhî isimlerin mânâlarının değişik terkiplerle aşikâre çıktığı, zâhir olduğu mahal, demektir “İnsan”…

Diğer varlıklardan farklı olarak, insan 99 ismin mânâsını aşikâre çıkartabilecek istidat ile yaratılmıştır. Bu 99 ismin mânâsını ortaya koyabilecek istidat, takdir hükmü ile tam olarak kullanılabilirse, bu isimlerin mânâsı çeşitli yönleriyle aşikâre çıkar… Diğer hiçbir varlıkta, insandaki gibi câmi olarak bütün isimlerin mânâsının ortaya çıkması söz konusu değildir. Bu şekildeki bir ortaya çıkış için, insan meydana getirilmiştir.

İnsan dendiği zaman, bu kelimenin mânâsı, “bütün isimleri aşikâre çıkartıp seyredebilen” demektir.

Her ne kadar diğer varlıklarda da ortaya çıkartma durumu söz konusu ise de, bu ortaya çıkartışın tabii sonucu olarak seyredebilme hâli, onlarda bu genişliğiyle söz konusu değildir!..