KENDİNİ TANI

Ahmed Hulûsi

Cinlerin de insanları etkilemesi aynı yoldandır!..

Yani, içinizde cinnî-şeytanî ilhamı bulursunuz!.. Ama elbette o ilhamın cinnî bir ilham olduğunu fark edemezsiniz!..

Dışarıdan, karşınızdan beş duyuya hitap eder şekilde size hitap etmez cinler!..

Onların mesajlarını, beyninizin içinde hissedersiniz!.. Âdeta içinize girmiş hissedersiniz!..

Bu sebeple de “cinnî-şeytânî ilhamlar” konuya yabancı olanlar tarafından rahatlıkla karıştırılıp, “melekî ilham” sanılır!..

Oysa, bu melek dediğimiz sınıf, cinlerle hiç kıyasa gelmeyecek kadar çok farklı bir sınıf!..

Melek sınıfından gelen ilhamlar asla Hz. Muhammed (aleyhisselâm)’ın tebliğ etmiş olduğu itikat sisteminden farklı olmaz; ve öğreti kesinlikle Kur’ân-ı Kerîm’e ters düşmez!.. Helali haram; haramı helal olarak değiştirmez!.. Zaman değişti bahanesiyle Kur’ân hükümlerini yürürlükten kaldırmayı önermez!.. Bu hususlara çok dikkat etmek gerekir.

Evet, Melek sınıfının içinde, bu “Ruh” dediğimiz varlık da!.. Fakat melek sınıfının içindeki sayısız daha düşük kapasiteli güçlü meleklerden ayırma gayesi ile onu, hasseten “RUH” ismi ile anıyor. Zira O, sistemdeki “Halifetullâh”tır!

Ancak bütün bu açıkladıklarımızı, her şeyden önce boyutsal olarak düşünüp idrak etmek zorundayız!..

Dünya’nın ruhu da, tek bir “Ruh”tur!.. Tek bir yapının, tek bir Ruhu…

“Onların hepsi, kıyamet sürecinde O’na TEK olarak gelir.” (19.Meryem: 95)

Diyor, âyeti kerîmede…

Burada önemli bir olaya işaret var!..

Zira bir “insan ruhu” vardır, bir de “insanlık ruhu” vardır!.. Bir de “Sistemin RUHU” vardır!..

Konu derine girdikçe karışıyor ve detaylanıyor. En iyisi biz bu konuyu şimdilik daha fazla deşmeyelim…

Evet, “Ruh-u Â’zâm”ın fevkinde hiçbir şey yoktur!..

O, son noktadır!.. O, tüm varlığın Özü, aslı, hakikati olan boyut!.. O’nun ötesi diye bir şey yok!..

Gerisi, “ALLÂH’ın İLMİDİR”!..

O’nun iç dünyası, bâtını var, Ahadiyet!..

Dış dünyası var; Vâhidiyet ve de Rahmâniyet, Melikiyet, Rubûbiyet gibi dediğimiz Efâl âlemine kadar uzanan bir sıralama söz konusudur.

İnsan-ı Kâmil, Hakikat-i Muhammediye isimleriyle işaret edilen, varlığın özü olan; ve kemâlâtı Hz. Muhammed (aleyhisselâm)’dan açığa çıkan varlıktır.

Boyut farkı, otomatikman bileşim farkını meydana getirir…

“Ruh-u Â’zâm” dediğim, “İnsan-ı Kâmil” dediğim varlık, özü “Zât”a dayanan Sıfat mertebesi; ve Sıfat mertebesine sahip Zât ile alâkalı…

Diğer taraftan bizim burada bahsettiklerimiz ise, bunların hep Efâl’deki, yani fiiller âlemindeki ortaya çıkış şekli ile alâkalı!..

Bunları birbirine karıştırmayalım… Bunlar tamamen apayrı olaylar…