MUHAMMED MUSTAFA 1

Ahmed Hulûsi

Efendimiz AleyhisSelâm’ın Rasûllüğünü haber vermek istediği ilk insan, en yakın arkadaşı Hazreti Ebu Bekir idi… Hazreti Ebu Bekir o sıralarda bir kervanla birlikte ticaret için Yemen seyahatine gitmişti… O seyahatte iken de Efendimiz AleyhisSelâm Risâlet vazifesini almış ve icaplarını yerine getirmeye başlamıştı… 

Hazreti Ebu Bekir Yemen seyahatinden döndükten sonra Mekke’nin eşrafı kendisine hoşgeldin ziyaretinde bulundular… Mekke’liler bu ziyaret sırasında kendisine haber verdiler. Hazreti Ebu Bekir gelenlerden sordu: 

− Hayrola? Ben seyahatte iken Mekke’de neler olup bitti, ne yeni haberler var? 

− Yâ Ebu Bekir, sen gittikten sonra olanları hiç sorma? Öyle bir şey oldu ki, aklının ucundan bile geçmez! 

Mekke’lilerin bu cevabı karşısında Hazreti Ebu Bekir oldukça hayrete düşmüştü. Sordu… 

− Hayrola dedik ya, hâlinizden büyük bir şey olduğu belli… 

− Sen gittikten bir zaman geçti ki, Ebu Talib’in yetimi olan Muhammed-ül Emin var ya, işte Rasûllüğünü ilan etti… 

− Sahi mi söylüyorsunuz? 

− Elbette sahi ya! Eğer ki senin en yakın arkadaşın olmasaydı, onu çoktan bu davasından vazgeçirtecek işleri yapardık! Ancak senin dostun olması sebebiyle, hatırın için, dönmeni ve senin onu ikaz etmeni istedik… 

Ve bu gibi birkaç meseleden sonra misafirler kalkıp gittiler… Hazreti Ebu Bekir, seyahate gitmeden evvel, Efendimiz AleyhisSelâm’a ilk vahiy geldiğinde Varaka bin Nevfel’e bereber gitmişti… O zamandan hâdiseye vâkıftı… Ancak o zaman Efendimiz AleyhisSelâm’a risâlet görevi tevdi edilmemişti… 

Hazreti Ebu Bekir o gece hep bunları düşünerek yattı… Sabahın ilk saatleriydi, horozlar yeni ötmeye başlamıştı… Hazreti Ebu Bekir yatağından kalktı, giyindi ve sokağa çıktı… Efendimiz AleyhisSelâm’ın evine gidiyordu… Aynı saatlerde Efendimiz AleyhisSelâm da evinden çikmış, Hazreti Ebu Bekir’e geliyordu hoşgeldine… 

Birbirlerini uzaktan gördüler… Zaten yol tenha idi… Yüzleri tebessüm etti, adımları hızlandı…Ve birbirlerini kucakladılar… 

Dünya tarihinde en yakın iki kişiyi göstermek gerekirse, hiç şüphesiz ki en rahat bir şekilde EfendimizAleyhisSelâm ile küçüklüğünden beri arkadaşı olan Hazreti Ebu Bekir misal gösterilebilir… 

− Merhaba yâ Ebu Bekir! Hoş geldin! 

− Merhaba yâ Muhammed… Ben de şimdi sana geliyordum… 

− Haydi gidelim öyleyse! Nasıl geçti Yemen seyahatin? 

− Fena geçmedi… Hatta iyi diyebilirim… Fakat önemli olan o değil… Öğrendiğime göre sen Allâh’ın Rasûlüolduğunu söylemişsin… Doğru mu bu öğrendiğim şey? 

− Doğrudur yâ Ebu Bekir! Sen seyahatte iken Allâhû Teâlâ benim Rasûlü olduğumu vahyetti ve insanlarıAllâh’a davet etmemi emretti… Şimdi ben de seni davet ediyorum. Kabul eder misin? 

− Elbette kabul ederim! Senin mutlak olarak hakikati konuşacağına inanırım… 

− Öyle ise Allâh’ın tekliğine, Ahadiyetine iman eder ve benim de O’nun Rasûl’u olduğumu tasdik eder misin? 

− Eşhedü en lâ ilâhe illAllâh ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve Rasûlühû… 

Ve böylece Hazreti Ebu Bekir (r.a.) da İslâm Dini’ne girmiş oldu… 

Efendimiz AleyhisSelâm bu hâdiseye dair sonraları bir sırası geldiğinde ashabına şöyle konuştu: 

Hak dinine girmeleri için kendilerine davette bulunduğum insanların hepsi de ilk anda tereddüt ettiler,zorluk çıkardılar; ancak Ebu Bekir istisna! Kendisine teklif ettiğim zaman, bir an dahi teredddüt etmeden İslâm’ı kabul etti…” 

Efendimiz AleyhisSelâm’ın bu hadîs-î şerîfi yanı sıra Allâhû Teâlâ da Hazreti Ebu Bekir’i Kur’ân-ı Kerîm’de şu âyetiyle methetmişti: 

Sıdkı getiren ve onu tasdik eden; işte bunlar müttakilerin (korunanların) ta kendileridir…” 

Hazreti Ebu Bekir İslâm’ı kabul ettikten sonra bir zaman bunu kimseye açıklamadı… Ancak yakınlarına, samimiyetine inandığı kişilere İslâmiyetin güzelliklerinden bahs açıyor ve onların içine ilk tohumları atıyordu… 

Hazreti Ebu Bekir İslâmiyeti kabul ettiği zaman daha hiçbir Mekke’li bu dini kabul etmemişti… Buna rağmen bir gün İslâm Dini’ni kabul ettiğini açıklama kararı aldı ve açıkladı… Bu açıklamadan sonra Kâbe’de yalnız başına namaz kılmaya, evinin önünde namaz kılıp Kur’ân okumaya başladı… 

Ancak bu davranışlar Mekke’lileri son derece kızdırmaya başlamıştı… 

Hazreti Ebu Bekir evinin önündeki bahçesinde namaz kılar, Kur’ân okurken Mekke’lilerin kadınları ve çocukları toplanır ve itişe kakışa onu seyrederlerdi… Buna, Hazreti Ebu Bekir’in Kurân’ı son derece içli bir şekilde okuması da eklenince Mekke’liler büsbütün galeyana gelmeye başladılar… Zira kadın ve çocukları bu rikkat vesilesiyle gitgide İslâmiyete yaklaşmaya başlıyorlardı… 

Nihayet Mekke’liler aralarında anlaştılar ve Hazreti Ebu Bekir’e bir elçi yollayarak namazını ve Kur’ân okumasını evinde yapmasını rica ettiler… Bundan sonra Hazreti Ebu Bekir onlarla bir zaman için arası açılmasın diye ibadetlerini evinde yapmaya başladı… 

Ne var ki Hazreti Ebu Bekir (r.a.), bir gün dayanamamış ve müşriklerin arasına girerek Haremi Şerif’te İslâm’ın yüceliğinden bahsetmeye koyulmuştu… Bu durum karşısında müşrikler dayanamamış ve derhâl üzerine hücum ederek onu dövmeye başlamışlardı ki, yere düştüğü hâlde, başına, yüzüne tekme atıyorlardı… Nihayet Hazreti Ebu Bekir’in dövüldüğü haberi sülalesi olan, Teymoğullarının kulağına gitti ve onların koşarak gelmesi üzerine Hazreti Ebu Bekir kurtuldu… 

Akrabaları onu bitab bir hâlde alıp bir çarşafın içine koyarak evine götürdüler… Bu vaziyette bir zaman yatakaldı… Ayıldığı zaman ilk sorduğu ise Efendimiz AleyhisSelâm olmuştu… 

− Rasûlullâh nasıl, ne âlemde? İyidir ya? 

Baş ucunda iyileşmesini bekleyen annesinin ise hiçbir şeyden haberi yoktu… O zaman, Hazreti Ebu Bekir, Hattaboğlu Ömer’in kızkardeşi Ümmü Cemil’in çağırılmasını istedi… Bunun üzerine annesi Ümmülhayr Selma doğruca Ümmü Cemil’in evine giderek kendisini çağırdı… Ancak Ümmü Cemil, Hazreti Ebu Bekir’in annesine bu meseleyi açıklamadı. Zira onun daha müslüman olmadığını biliyordu… Bu sebeple ona bilgi vermek yerine, evlerine beraber gitmeyi teklif etti… Ve beraberce çıkıp Hazreti Ebu Bekir’in evine döndüler… 

Ümmü Cemil, Hazreti Ebu Bekir’i harap bir hâlde görünce büyük üzüntü duydu… 

− Sana bunu nasıl reva görürler? diye konuştu… 

Hazreti Ebu Bekir’in ise o hâlde dahi bütün düşündüğü Efendimiz’di… Sordu: 

− Yâ Ümmü Cemil, Rasûlullâh nasıldır, ondan ne haber? 

Ümmü Cemil cevap vermekten kaçınarak annesini işaret etti. 

− Sen aldırma ona, duymaz, kulakları ağır işitir… diye konuştu Hazreti Ebu Bekir. Bunun üzerine konuştu Ümmü Cemil: 

− İyidir, sıhhattedir! 

− Şimdi nerede? 

− Erkam’ın evinde… Safa’dalar! 

− Öyle ise beni şimdi hemen O’nun yanına götürün… 

− Yâ Ebu Bekir, bu saatte seni nasıl oraya götürebiliriz ki? Herkes ortalıkta, O’na zarar vermiş olmaz mıyız? 

Bunun üzerine Hazreti Ebu Bekir geceye kadar beklemeye razı oldu… Bu sıralarda Ömer’in kızkardeşi olan Ümmü Cemil müslüman olmuştu… Ancak Hazreti Ömer’in bundan haberi yoktu… 

Nihayet karanlık basmıştı… Hazreti Ebu Bekir, annesi Ümmülhayr Selma’nın ve Ümmü Cemil’in kollarına girerek Efendimiz’in kalmakta olduğu Safa tepesindeki Erkam’ın evine gittiler… Bu sırada EfendimizAleyhisSelâm içerde birkaç arkadaşıyla oturmakta idi… Hazreti Ebu Bekir’i bu hâlde görünce hepsi de büyük üzüntüye kapıldılar… Hepsi ayağa kalktılar, birbirlerine sarıldılar, kucaklaştılar… 

Gözlerinden yaşlar geliyordu hepsinin de… Hazreti Ebu Bekir’in uğradığı bu muamele hepsini de üzmüştü… Hazreti Ebu Bekir bu hâlde iken bile, kendisine bu kötü davranışta bulunanlar için hiçbir kötü istekte bulunmadı… Buna karşılık, onun tek isteği vardı: 

− Yâ Rasûlullâh, şu beni buraya kadar getiren yaşlı kadın, benim ihtiyar anamdır. Lütfen onun hakkında Allâhû Teâlâ’ya dua etsen de, cehennemden kurtulmuşlardan olsa o da… 

Efendimiz, dünya üzerindeki en yakın arkadaşını kırar mıydı hiç? DOST idi kendisine Hazreti Ebu Bekir; hiç onun isteği geri çevrilir miydi? Öyle bir DOST ki, bütün hâlleri ile hâllenen, dertleri ile dertlenen, yolculukla yollanan bir DOST! 

Ve sonra Efendimiz AleyhisSelâm’ın duası… Ümmülhayr Selma’nın İslâm Dini’ne girişi… Ve Hazreti Ebu Bekir (r.a.)’ın her şeyi ile İslâm için çalışmaları… 

Hazreti Osman (r.a.)’ın; Hazreti Zübeyr bin Avvam (r.a.)’ın; Hazreti Abdurrahman bin Avf (r.a.)’ın; Hazreti Sad bin Ebi Vakkas (r.a.)’ın; Hazreti Talha bin Ubeydullah (r.a.)’ın İslâm ile müşerref olmaları…