MUHAMMED MUSTAFA 1

Ahmed Hulûsi

İşte Efendimiz AleyhisSelâm Cibrîl’in bu şekilde namazı talim etmesinden donra doğruca eve geldi ve Hazreti Hatice (r.a.)’a ne şekilde abdest alınacağını öğretti… Bundan sonra da beraberce namaza durdular… Böylelikle Efendimiz’e tâbi olarak ilk namaz kılan Hazreti Hatice oldu… 

Artık Efendimiz ve Hazreti Hatice evde namazlarına devam ediyorlardı ki; bir gün gene namaz kılarken, onları Hazreti Âli gördü… Hazreti Âli o zamanlar 9-10 yaşlarında bir çocuktu… Efendimiz AleyhisSelâm’a sordu: 

− Bu nedir? Ne yapıyorsunuz öyle?.. Efendimiz AleyhisSelâm cevap verdi: 

− Yâ Âli, bu Allâh’ın dilediği dindir… Ben seni Ahad olan Allâh’a iman etmeye çağırır; insanlara ne faydası ne de zararı dokunmayan Lât ve Uzzaya tapınmaktan sakındırırım… 

Hazreti Âli bunları işitince bir an duraladı… Ve sonra şöyle konuştu: 

− Bu dini şimdiye kadar hiç duymamıştım… Babama bir danışayım da ondan sonra cevabımı sana bildireyim… 

Hâlbuki o ana kadar Efendimiz meseleyi daha hiç kimseye açmamıştı… 

− Ya Âli, eğer sana söylediklerimi yapacaksan yap… Yok eğer yapmak istemiyorsan, bu takdirde gördüklerini saklı tut, kimseye açma! 

Bundan sanra Hazreti Âli meseleyi düşünerek Efendimiz AleyhisSelâm’ın yanından uzaklaştı… Hazreti Âli o gece hep ilk defa gördüğü ibadet şeklini, Efendimiz AleyhisSelâm’ın yaptıklarını düşündü. Kendisi de acaba bu yeni dine girse miydi? Nihayet kararını vererek gözlerini kapadı… 

Ertesi sabah doğruca Efendimiz’in yanına geldi ve şöyle konuştu: 

− Dün bana teklif ettiğin o şeyi tekrar söylesene… Efendimiz AleyhisSelâm bu duruma çok sevindi ve Hazreti Âli’ye Kelime-i Şehâdeti telkin etti: 

− Eşhedü en lâ ilâhe illAllâh ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve Rasûluhû! 

Hazreti Âli aynı cümleyi tekrar etti: 

− Şehâdet ederim ki Tanrı yoktur, sadece ALLÂH vardır, Muhammed O’nun kulu ve Rasûlüdür… 

Bundan sonra bir süre Hazreti Âli müslümanlığı kabul ettiğini babasından gizledi… Efendimiz AleyhisSelâm namaz kılmak istediği zaman Mekke’nin dışına çıkardı… Bu arada Âli de kendisi ile beraber giderdi… Bundan ne Ebu Talib’in ne de başkalarının haberi oluyordu… 

Bir gün Ebu Talib’in zevcesi Fâtıma Hatun kocasına şöyle konuştu: 

− Âli hep Muhammed’in yanında duruyor… Başına geri dönmesi güç bir iş gelirse diye korkarım… Sen ne dersin? 

− Demek oğlum bunun için ortalarda görülmüyor! Dur bakalım, anlarız elbette ne yaptıklarını… cevabını Verdi.

Ebu Talib, o gün öğleden sonra onların peşine takıldı. 

Efendimiz Ebu – Düd vadisinde namaz kılıyordu ki, Ebu Talib yanlarına doğru yürüdü. Bu arada Hazreti Âli de Efendimiz AleyhisSelâm’a uymuştu. Ebu Talib sordu: 

− Ey kardeşim oğlu, edindiğinizi gördüğüm bu din nedir? Ne yapıyorsunuz böyle Âli ile birlikte? 

Efendimiz cevap verdi: 

− Ey amcam… Bu Allâh’ın bize emrettiği dindir… Meleklerin, Nebi ve Rasûllerin, ceddimiz İbrahim’in dinidir… Allâh beni bu dini yaymak üzere bütün kullarına yolladı… Bu yoldaki davetime en ziyade lâyık olan da sensin… 

Ebu Talib bu cevap üzerine bir an için duraladı ve düşündü… Acaba kabul etse miydi bu dini? Ya kendisine ne derlerdi sonra! 

− Ey kardeşim oğlu, elde değil. Atalarımın sâlik oldukları dinden ayrılmaya kuvvet bulamıyorum… Fakat sen, ne üzere gönderilmiş isen devam et… Ben sağ olduğum sürece, kimsenin de sana müdahale etmesine müsaade etmeyeceğim… 

Ebu Talib sonra Hazreti Âli’ye döndü: 

− Ey oğlum, sen ne hâldesin, ne yapmak istersin? 

Hazreti Âli babasına şu cevabı verdi: 

− Allâh’a ve Rasûlüne iman ederek, O’nu da, Rabbinden getirdiklerini de kabul ettim… O’nunla birlikte namaz kılıyor ve O’nunla birlikte Rabbime ibadet ediyorum… 

Ebu Talib bu cevap üzerine bir an duraladı ve düşündü… Sonra konuştu: 

− Ey oğlum, amcaoğlunun girmiş bulunduğu bu dine senin de isteyerek girmen güzel bir seydir… O seni ancak hayırlı olan bir şeye davet eder… O’nun tavsiyelerine uymakta devam et!.. 

Ebu Talib’in bu sözleri Efendimiz AleyhisSelâm’ı çok sevindirmişti…