MUHAMMED MUSTAFA 2

Ahmed Hulûsi

Şimdi de biraz Efendimiz AleyhisSelâm’ın en küçük ve en sevgili kızı olan Hazreti Fâtıma (r.a.)’dan bahsetmek istiyorum… Hazreti Fâtıma’nın evlenişiyle birlikte aynı zamanda İslâmî evliliğin nasıl olduğunu da bu arada zannediyorum ki görmüş olacağız, bir nebze de olsa…

Hazreti Fâtıma bir rivayete göre, Kâbe’nin yeniden inşası yılında doğmuştu ki, o zaman RasûlullâhAleyhisSelâm henüz 35 yaşında bulunuyordu… Diğer bir rivayete göre de Efendimiz 41 yaşında iken doğmuştu…

Ancak Hazreti Abbas (r.a.)’dan nakledildiğine göre, Hazreti Âli aşağı yukarı üç yaş kadar Hazreti Fâtıma’dan büyüktü.

Hazreti Fâtıma evlenecek çağa geldikten sonra ashabı kiramdan ilk defa Hazreti Ebu Bekir es Sıddîk (r.a.) tâlip olmuştu…

Ancak Efendimiz AleyhisSelâm ona şu cevabı vermişti:

− Yâ Eba Bekr, ben onu evlendirmek için hakkında zuhur edecek olan ilâhî hükmü beklemekteyim…

Hazreti Ebu Bekir bunu daha sonra Hazreti Ömer’e anlatınca, o bunu şu şekilde tâbir etti:

− Yâ Eba Bekr, Rasûlullâh seni reddetmiş!..

Bunun üzerine Hazreti Sıddîk, Ömer (r.a.)’a teklif etti:

− Fâtıma’yı bir de sen iste bakalım Rasûlullâh’tan?..

Hazreti Ömer, Rasûlullâh AleyhisSelâm’dan Hazreti Fâtıma’yı istemeye gittiği zaman hemen aynı cevabı aldı:

− Fâtıma’yı evlendirmek için hakkında zuhur edecek olan ilâhî hükmü bekliyorum, yâ Ömer!..

Hazreti Ömer bunu dönüp geldiği Hazreti Sıddîk’a anlattığı zaman aynı tâbirle karşılaştı:

− Rasûlullâh seni reddetmiş yâ Ömer!..

Hazreti Sıddîk ve Hazreti Faruk’dan sonra Hazreti Fâtıma’yı istemesi için Hazreti Âli (r.a.)’a teklifte bulundular…

− Fâtıma’yı bir de sen iste bakalım Rasûlullâh’tan…

Hazreti Âli bir an için çekindi:

− Ebu Bekir ve Ömer gibi zevâtı reddettikten sonra ben nasıl buna cesaret edebilirim ki?.. Benim elimde reddedilmemek için bir garanti yok ki?..

Bu defa akrabalık bağını ileri sürdüler. Zira Arap kavmi arasında umumiyetle amca kızıyla evlenmek tamamıyla riayet edilir bir kaideydi…

− Fâtıma senin amcanın torunu olur… Rasûlullâh umarız ki Fâtıma’yı sana verir!..

Hazreti Âli bu konuşmalardan sonra evine gitti, kölesiyle dertleşmeye başladı…

“Kölem bana şöyle konuştu:

− Seni, Fâtıma’yı Rasûlullâh’tan istemekten alıkoyan şey nedir?..

Ben de ileri sürdüm:

− Onunla evlenmek için hiçbir şeyim yok ki!..

O ısrar etti:

− Eğer gider onu Rasûlullâh’tan istersen, mutlaka seni reddetmez!..

Bunun üzerine cesaretimi toplayıp Rasûlullâh’ın huzuruna gittim… İçeri girdiğimde bütün heybet ve haşmetiyle oturuyordu… Ağzımı açacak hâli kendimde bulamadım ve susakaldım!.. Öylece kalakaldım…

Bu defa konuştu:

− Niye geldin yâ Âli, bir isteğin mi var?..

Ağzımdan bir tek kelime güçlükle çıkabildi:

− Evet!..

Devam etti:

− Herhâlde Fâtıma’yı istemeye geldin?..

Bu defa da ancak aynı kelimeyi tekrar edebildim:

− Evet!..

Bunun üzerine Rasûlullâh AleyhisSelâm bana sordu tekrar:

− Peki, Fâtıma’ya mihir olarak verebilecek neyin var?..

Yanımda mihir olarak verilebilecek bir şey yoktu ki:

− Mihir olarak verebilecek bir şeyim yok, yâ Rasûlullâh!..

O zaman üstünde durdu:

− Sana vermiş olduğım Hutami’nin yaptığı zırhlı gömlek ne oldu?

O gömlek duruyordu…

− Evde yâ Rasûlullâh!?.

− Öyleyse mihir olarak onu ver Fâtıma’ya!..

Bundan sonra Hazreti Âli kalkıp gitti… Efendimiz AleyhisSelâm Hazreti Fâtıma’nın fikrini sorduğunda Hazreti Fâtıma sükût etmişti… Daha sonra Hazreti Âli ile nikâhlanacağını anlayınca da ağlamaya başlamıştı… Ancak onun bu ağlamasına karşılık Efendimiz AleyhisSelâm şöyle buyurdu:

− Yâ Fâtıma, ne diye ağlıyorsun?.. Ben seni, isteyenlerin en âlimine, yumuşak huylulukta ve akıllılıkta en üstün olanına ve ilk defa bana tâbi olarak müslüman olanına nikâhlıyorum…

Hazreti Âli bu konuşmadan sonra Efendimiz AleyhisSelâm’ın yanından ayrılarak doğruca eve gitti… Hutami’nin yapmış olduğu enli ve ağır zırhlı gömleği aldı ve Hazreti Osman’a gitti… Hazreti Osman’da bu arada evlenme işinden haberdar olmuştu…

Hazreti Âli’yi elinde zırhlı gömlekle görünce sordu:

− Hayrola yâ Âli, ne yapacaksın o gömleği?.. Hazreti Âli anlattı:

− Rasûlullâh AleyhisSelâm Fâtıma ile evlenmemize müsaade etti… Fâtıma’ya mihir verebilmek için bu gömleği satmaya karar verdim!.

Hazreti Osman meseleden daha evvelden haberdar olduğu için hemen teklif etti:

− Bana satar mısın yâ Âli?..

Zaten Hazreti Âli’nin niyeti de oydu…

− Elbette!..

− Sana o zırha karşılık 480 dirhem verebilirim…Kabul mü?.. Zırhın değeri idi bu fiyat…

Hattâ cömertçe bir alıştı bile…

− Kabul!..

Hazreti Osman (r.a.) hemen parayı saydı Hazreti Âli Kerremallâhu veche’nin eline ve zırhlı gömleği aldı… Tam Hazreti Âli oradan ayrılacaktı ki, Hazreti Osman şöyle konuştu:

− Yâ Âli, artık evliliğiniz kesinleşmiş sayılır… Bu sebeple ben de sana bir hediye vermek isterim…

− ………..?

− Lütfen bu zırhlı gömleği düğün hediyesi olarak kabul et!..

Ve böyle diyerek Hazreti Âli’nin satmak üzere getirdiği zırhlı gömleği kendisine uzattı…

Hazreti Âli çok şaşırmıştı… Bir şey diyemedi bir an… Sevinmişti çok!..

−Teşekkür ederim yâ Osman!.. diyebildi…

Sonra eline aldığı dirhemler ve zırhlı gömlek olduğu hâlde Efendimiz AleyhisSelâm’ın yanına döndü. Hazreti Âli olanları anlattığı zaman, bu durum Efendimiz AleyhisSelâm’ın çok hoşuna gitmişti… Hazreti Osman’a birçok dua etti bu hayırlılığından dolayı…

Hazreti Âli ile Hazreti Fatıma (r.a.)’nın evleneceği haberi etrafa yayıldığı zaman, bu iş bazıların hoşuna gitmemişti… Efendimiz AleyhisSelâm onları şu sözlerle susturuverdi:

− O’nu Âli’ye ben nikâhlamadım, Allâh nikâhladı!..

Bundan sonra derhâl düğün hazırlıklarına başlandı…

Efendimiz AleyhisSelâm 480 dirhemin üçte ikisinin yiyecek, süs ve koku için; üçte birinin de giyecek için harcanmasını emir buyurdu… Bu arada Esma Hatun’a da, Hazreti Fâtıma’nın evinin hazırlanmasını söyledi…

Hazreti Fâtıma’nın ev eşyası ve çeyizi olarak üç minderi, içi hurma lifi dolu bir yüz yastığı, saçaklı bir halı, iki el değirmeni, bir su tulumu, toprak su testisi, meşinden su bardağı, bir havlu, bir elek, tabaklanmamış koç postu, Yemen dokuması eski alacalı kilim, hurma yaprağından bir sedir, bir kadife yorgan ve Yemen işinden alacalı elbisesi bulunuyordu…