KENDİNİ TANI

Ahmed Hulûsi

Dikkat edile… Kim ne fiil ortaya koyarsa, o fiilin neticesi kaçınılmaz bir şekilde onun için oluşacaktır!..

Kim zerre kadar müspet bir şey işlerse, neticesi onun için oluşur. Kim zerre kadar menfi bir şey işlerse, neticesi gene onun için oluşur. Dolayısıyla, kişi Rasûlullâh (aleyhisselâm) dahi olsa, kendisinden ortaya konan fiilin neticesi kendisi için oluşacaktır.

İşte bu idrake gelen kişi, Bakara Sûresi’nin başlarında anlatılan:

“Ve leneblüvenneküm Bişey’in minelhavfi velcû’ı ve naksın minel emvâli vel enfüsi vessemerat* ve beşşirisSabiriyn; elleziyne izâ esabethüm musıybetün kalû innâ Lillâhi ve innâ ileyhi râci’ûn;”

“Sizi, korkacağınız bir şeyle, açlıkla, malınızı, canlarınızı (canınız gibi sevdiklerinizi), çalışmalarınızın mahsulü olan şeyleri eksiltmekle sınarız. Bu olaylara karşı sabredenleri (tepki koymayıp olayın nasıl sonuçlanacağını bekleyenleri) müjdele! Onlar, kendilerine hoşlanmadıkları bir olay isâbet ettiğinde, ‘Biz Allâh (Esmâ’sının açığa çıkması) içiniz ve O’na dönücüyüz (sonuçta bu gerçeği yaşayacağız)’ derler.” (2.Bakara: 155-156)

Yani, işin sözüyle yetinmezler, kendi varoluş gayelerini, niye var olduklarını bilir; olayın görünen yanı üzerinde durmaz; “Ben Allâh için varım ve bunun gereğini yaşamaya devam ederim” der ve o şeyi siler geçer!..

Çünkü, zaten o birimin nelerle karşılaşacağı; o birime nelerin isâbet edeceği; o birimin başından nelerin geçeceği; o birim var olmadan önce programlanmıştır… Ve o programın gereği olarak, o programı uygulayacak şekilde meydana getirilmiştir!..

NitekimKur’ân-ı Kerîm’in Hadiyd Sûresi’nde şöyle der:

“Arzda (bedeninizde – dış dünyanızda) ve nefslerinizde (iç dünyanızda) size isâbet eden hiçbir musîbet yoktur ki, bizim onu yaratmamızdan önce, bir kitapta (ilim boyutunda oluşmuş) olmasın! Muhakkak ki bu Allâh üzerine çok kolaydır! (Bunu bildiriyoruz) ki elinizden kaçana üzülmeyesiniz ve size verdiği ile de sevinip şımarmayasınız! Allâh çok övünen kibirli hiçbir kimseyi sevmez!” (57.Hadiyd: 22-23)

Yani, o olay meydana gelmeden önce, biz o olayın öylece olmasını takdir etmişizdir. Bunu, yani bu olayın böylece önceden size takdir edilmiş olduğunu ve olmasının yazılmış olduğunu bilip de elinizden çıkan şeylerden dolayı üzülmemeniz ve elinize giren şeylerle sevinip şımarmamanız için açıklıyoruz.

İşte, KUR’ÂN burada da en büyük ifşaatı yapıyor

Yani, seni biz ne için meydana getirmişsek, o meydana getirdiğimiz işe uygun olaylarla karşılaştıracağız. Bu olayları biz, seni meydana getirmeden evvel takdir ettik. Sisteme sevk ettik. Sistem içinde bunlar oluşuyor. Ve oluşuma göre de senin varlığın meydana geliyor. Senin varlığın, bu gereken olayları meydana getirecektir.

Sen, bu olayların içinden geçeceksin!.. Bunun böyle olduğunu bil…

Dolayısıyla bu işlerin içine girdiğin zaman, sana zarar geliyor gibi gözükürse o zarardan dolayı üzülme, sıkılma!.. Veya sana bir menfaat gibi geliyorsa, o menfaat, benim yaptığım çalışmalardan dolayı geldi diye, sevinip şımarma!..

Bunlar senin programının gereği, sende oluşması gereken şeylerdir. Sana, hayır gibi gözükür, hâlbuki şerr olabilir. Şerr gibi gözükür, hayır olabilir, sen bunu bilemezsin.

Nitekim, Bakara Sûresi’nde:

“…Sizin için hayır olan bir şeyden hoşlanmayabilir; sizin için şerr olan bir şeyi sevebilirsiniz. Allâh bilir, ne var ki siz bilmezsiniz!” (2.Bakara: 216)

Yani, sizin oluş programınızda bunlar meydana gelmiştir.

Ancak, sizin terkibî yapınıza göre; size uygun düşmeyen şeylere siz, “şerr” adını verirsiniz. Hâlbuki bileşiminize uygun olmaması dolayısıyla o şey sizin hakkınızda gerçekte hayırlıdır. Sizi, terkibinizin oluşturduğu kayıtlardan çıkarmak için olay oluşturulmuştur. Şuurunuzu, terkibinizin kaydından kurtarmak için o olay düzenlenmiştir…

Ve…

Size birçok şeyler “hayır” gibi gelebilir. Çünkü o oluşan şey, senin bileşimine uygun olan şeydir. Ne var ki o olay esasında “şerr”dir!..

Senin terkibine uygun geldiği için, senin hoşuna gider, ona devam edersin ve o şey seni bedenselliğe, birimselliğe bağlar; ve yine o olay seni şuur boyutundan uzaklaştırır!..

Şuur boyutundan uzaklaştırdığı için de o şey sana hayır gibi gelmesine, gözükmesine, o şeyi hayır gibi düşünmene rağmen, esasında o şey senin için şerrdir!..

Hayır ve şerrin gerçeği şudur…

Seni, yani şuurunu, isimler bileşiminin yapısından ve kayıtlarından kurtarmaya çalışan şey, hayırdır.

Seni terkipsel yapına, bedensel yapına çeken, kendini beden gibi, birim gibi kabullenmene yol açan şey de şerrdir!.. Gerçek böyledir!..

Buna karşın bedensel çıkarlarına göre ise; senin bedenine, tabiatına uygun gelen şey, hayırdır. Seni bedeninden uzaklaştıran, bedenin istek ve arzularına cevap vermeyen şey de sana şerrdir!..

Hemen burada, şunu anlamalıyız!..

Senin bedenine uygun gelen; bedenin istek ve arzularına cevap veren, seni bedenselliğe çeken istek ve arzular, demek ki gerçekte “şerr”dir…

Eğer bunları anlayıp, idrak edersen, artık kendini buna göre düzenlemek zorundasın!..

Çok önemli hususlardan biri de; anlatılan olayın “TEK”lik konusuyla bağlandığı nokta neresi?..

Şimdi oraya gelelim…